Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa ile Röportaj
02 Nisan 2020

Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa, hükümet çalışmalarına ilişkin Suriye Gündemine önemli açıklamalarda bulundu.

Suriye Geçici Hükümetinin son zamanlarda yerel ve uluslararası düzeyde yaptığı faaliyetler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Malumunuz üzere Suriye Geçici Hükümetin yeni kadrosu sadece 6 ay gibi kısa bir sürede güvenoyu kazanmıştır. Hükümet bildirgesinde verilen vaatlerin yerine getirilmesi için özverili bir şekilde çalışan hükümet kabinesinin çalışmaları bu süreçte çok yoğun bir şekilde gelişmiştir.

Üzerimize düşen görevlerin ve başa çıktığımız zorlukların hacmine nazaran çok kısıtlı imkanlarla yola çıktık. Yerel düzeyde en önemli icraatlarımızdan birisi Suriye Milli Ordusunu birleştirmek ve kolordu teşkilatlarını yeniden düzenlemek oldu. Hakeza bu düzenlemeler ardından hazır ve düzenli yeni teşkilatıyla ordumuz ve Türk kardeşlerimizin desteği ile ‘’Barış Pınarı’’ ve ‘’Bahar Kalkanı’’ gibi iki büyük harekata katılmıştır. Yaptığımız icraatlar kapsamında; mesleki ve bilimsel kriterlere uygun sivil ve askeri polis merkezleri, mahkemeler, Eğitim ve İyileştirme Akademisi, Terörle Mücadele ve Hızlı Müdahale birimi, Milli Güvenlik idaresi kurulup ve Tel Abyad sınır kapısı tekrardan faaliyete sokulmuştur.

Hakeza sağlık çalışmalarının bütün yönleriyle düzlenmesi çalışmaları kapsamında sağlık ruhsatlarının ve uzmanlık belgelerinin düzenlenmesi sağladık, son zamanlarda dünyayı sarsan tehlikeli COVİD-19 virüsüyle mücadele dairesi kurup, virüsün yayılamasın engellemek için birtakım tedbirler alındı. Başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere birden fazla uluslararası kuruluşla virüsle mücadelede destek alınması ve çalışmaların koordine edilmesi için görüştük.

Eğitim alanında Yüksek Öğretim Kurulunun kurduk. Rejimin vahşi askeri operasyonlarının neticesinde zorunlu göç mağdurları olan çocukların eğitimden kopmamalarını sağlamak için ücretsiz takviye eğitimi sunduk. Ayrıca 2020 yılı eğitim öğretim dönemi genel sınavlar hazırlık çalışmalarına da devam etmekteyiz.

Suriye kuzeyinde ikamet eden vatandaşlarımızın gıda barınak ve güvenliklerini sağlamak için, El-Bab ilçesine bağlı Bizaa merkezde günlük 45 ton un üretim kapasitesine sahip bir un değirmenin açılışını ve zorunlu göç mağduru vatandaşlarımıza barınak sağlamak için kamp alanı inşaatı yapılması için arazi tahsis ettik.

İlaveten Tel Abyad ve Sülük ilçelerine elektrik hizmeti götürülmesi için ‘”Al Kantari” elektrik trafo istasyonun bakımı yapıldı. Rasulayın ilçe merkezi ve kırsalına elektrik verilmesi için Tişrin barajında bulunan “Al Mabruke” üretim istasyonun çalıştırılması için gerekli adımları attık. Al Rai merkeze içme suyu verilmesi için su şebekesi yapımı çalışmalarını da başlattık.

Hava durumu tespit ve zeytinyağı test laboratuvarı projelerini uygulamaya koyduk. Hayvan kaynakları üretim iyileştirilmesi soğutmalı sebze meyve depolama ünitesi inşaatı, fidanlık yapılması ve birden fazla tarım ürünüyle ilgili projeleri başlattık.

Uluslararası çevrelerde, çeşitli düzeylerde Türk kardeşlerimizle periyodik bir şekilde görüşmelerimiz devam etmektedir. Hakeza ABD, Avustralya, İngiltere ve diğer ülkelerle birden fazla yabancı ülke temsilcileriyle görüşmeler yaptık. İnsani yardım kuruluşları ve uluslararası heyetlerle sürekli koordinasyon halindeyiz.

Yakın geçmişte kardeş Katar Devletine ziyarette bulunduk, oradaki resmi mercilerle Suriye halkının meselelerini ve ızdırabının hafifletilmesi için atılabilecek adımları istişare ettik.

Genel olarak zikrettiğim icraatlarımızın tamamı,  kurumsal yapılandırmanın tamamlanması, rejim ve müttefiklerimizin üzerimize açtığı soykırım savaşının Suriye halkı üzerindeki kötü etkilerinin hafifletilmesini hedefleyen stratejimiz kapsamında olmuştur.

 

Suriye Milli Ordusunun Bahar Kalkanı harekatındaki rolü ve ateşkes sürecini nasıl yönettiğiniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz?

Suriye Milli Ordusu mensupları, her zaman bildiğimiz gibi kahramanca ve cesurca çocukları ve kadınları korumak için, gaddar rejimin unsularından, Iraklı, Lübnanlı, İranlı mezhepsel mislilerden aralarında Rus askeri şirketlerinde bulunduğu farklı uyruklarda paralı askerlerden oluşan büyük sayıda düşmana karşı hiç tereddütsüz mücadeleye koşmuştur.

Suriye Milli Ordusu mensubu askerlerimiz, “sivil seyreltme” taktiği uygulayan Rusya’nın, aralıksız bir şekilde seyir eden Rus hava ve deniz kuvvetlerinin bombardımanı altında savaşmıştır.

Bu soruya cevaba, Halep ve İdlib kırsallarına düzenlen bu son vahşi saldırının boyutunu anlatarak başlamamın sebebi düşmanın bu bağlamda hazırlıklarının ve hedeflerinin boyutuna dikkatinizi çekmek istememdir.

Özgürleştirilmiş bölgelerin müdafaasında kilit rol oynayan Suriye Milli Ordusu, düşmana çok sayıda can ve araç-gereç zayiatı verdirmiştir. Çocukların ve kadınların korunması, bölgenin işgalini ve orta çağlarda yaşanan gibi toplu katliamların yaşanmasını engellemek adına, bu savaş boyunca Milli Ordu mensuplarımız Türk kardeşlerimizle birlikte omuz omuza mücadele verip kutsal kanlarını akıtmışlar böylece iki kan Suriye toprağına birleşmiştir.

5 Mart’ta imzalanan ateşkes anlaşmasını birden fazla açıdan değerlendiriyoruz.

Birincisi, Türk kardeşlerimiz bütün yönetmeleri kullanarak Suriyeli sivillerin can güvenliğinin sağlanması ve özgürleştirilmiş bölgelerin korunması için ne kadar hassasiyet ve önem gösterdiklerinin tamamen farkındayız. Sadece siyaset ve diplomasi kanallıya değil aynı zamanda gerektiğinde askeri kanallarla da gerekli müdahaleleri yapacağının en somut örneği ‘Bahar Kalkanı Harekatı’ olmuştur.

Türkiye’nin bu süreç içinde uğradı baskıların ve uluslararası tarafların Türkiye’yi nasıl yalnız bıraktığını ve hatta işbirlikçi bir tavır sergilediğinin farkındayız, nitekim bütün dünyanın göz önünde 9 yıldır kıyıma uğrayan Suriye halkına destek olamayan, NATO üyesi olan müttefik Türkiye’ye dahi bazı sözel açıklamalardan öteye gitmeyen gerçekçi bir destek vermediler.

Öte yandan, özgürleştirilmiş bölgelerde hayata dair bütün temelleri hedef alan sürekli hava bombardımandan dolayı halkımızın günlük olarak çektikleri acı, ızdırap, zorunlu göç, şiddetli soğuk altına barınak ve gıda yokluğu ve başka bir sürü trajedi yaşanmakta olduğuna dikkatinizi çekmek isterim.

Ateşkes anlaşmanın en önemli şartı olan Soçi anlaşmasının çerçevesinde zorunlu göç ettirilen sivillerin güvenli bir şekilde bölgelerine geri dönemleri olmuştur. Bütün dünyanın bildiği gibi biz de biliyoruz ki geçen yıllarda olduğu gibi göçe maruz kalan Suriyeliler rejim milislerinin bulunduğu bölgelere geri dönmek istemiyorlar.

Bütün bunlar ateşkesin tarafımızca kabul edilmesine sebep olmuştur. Ancak Rus tarafının herhangi bir anlaşamaya veya mutabakata bağlı kalmayacaklarında da eminiz zira onları alıkoyan hiçbir ahlaki anlayış, siyasi taahhüt veya uluslararası mekanizma olmadığını biliyoruz. Ancak güç dengesinin değişimi onların hesaplarını yeniden yapmaya ve davranışlarını değiştirmeye ittiğini de herkes biliyor.

Dolayısıyla bir elimiz hizmet götürmeye çalışırken diğer elimiz de tetikte hazır beklemekte. Sürekli Türk kardeşlerimizle koordine ediyoruz. Saf ve işleri gevşek tutan bekleyişle değil sabırlı bir şekilde tetikte hazır olarak Suriye rejiminin durdurulmasını ve ciddi bir siyasi sürecin başlatılmasını bekliyoruz. Nitekim biz hiçbir zaman kan akıtılması ve savaş çıkartılması taraftarı olmadık.

Altyapı ve sosyal yapı acısından Barış Pınarı harekatı bölgesindeki durum nedir?

Barış Pınarı harekatı başarılıyla sonuçlanmasından hemen ardından bölgenin altyapı durumunu değerlendirmek amacıyla kapsamlı bir tarama yaptık. Maalesef ortaya çıkan sonuç dehşet vericiydi. PYD terör örgütünün çeteleri, terörü yayma amacıyla altyapıya büyük çapta tahribat verip birçok kamu binasını ve anayolu mayın tuzaklarıyla döşemişti.

Bölgenin terör çetelerinden arındırılmasından hemen sonra aziz vatanımızın o parçasında hayatın normalleştirilmesi için hızlı bir şekilde hükümetimiz enkaz ve savaş kalıntıları temizleme, yol açma, başta sivil ve askeri polis, yerel idare ve yargı gibi devlet kurumların yapılandırılması ve Tel Abayda sınır kapısının tekrardan faaliyet sokulması çalışmalarına başladı.

İkinci aşamada uyguladığımız etkin yönetişim ve ortak planlama ilkelerine göre sahada yaptığımız araştırmalara, vatandaşlarla düzenlediğimiz görüşmemelere dayanan önceden hazırlanan ve geliştirilen çalışma planına göre tarım, tahıl, elektrik, kamu hizmetleri, altyapı restorasyonu gibi birden fazla kurum ve müdürlüğü aşamalı olarak yapılandırılmasını sağladık.

Tabi süreçte her zaman olduğu gibi yine Türk devleti tüm kurumlarıyla görevlerimiz yerine getirebilmemiz için gerekli tüm destekleri sağladı bu vesile ile tekrardan Türkiye’ye teşekkürlerimi sunarım. Hakeza modern hastanelerin inşaatların ve birçok okulun restorasyonunu yaptılar.

Yoğun çalışmalarımıza rağmen açıkçası henüz bölgenin hizmet ve düzen açısından istediğimiz ve arzuladığımız seviyeye geldiğini söyleyemem. Hala yapılacak çok işimiz var altyapı onarımı çok büyük bütçelere ihtiyacı var. Örneğin çok sayıda okul halen hizmet dışı, aynı şekilde elektrik ve su şebekesi kötü durumda, bölge alanın büyük olması ve daha önce anlattığım terör örgütü tarafından sistematik bir şekilde çok büyük çapta tahribata uğramış olmasından dolayı çalışmaların tamamlanması için büyük imkanlara ve uzun zamana ihtiyacımız var. Sosyal yapı aynı altyapıda olduğu gibi PYD terör çetelerin işgali süresinde gecen karanlık günlerden nasibini almıştır.

Öyle ki bölge, derin toplumsal sarsıntılara maruz kalmıştır. Terör örgütü yerel toplumun dokusunu değiştirmeye toplum arasında fitne tohumları ekmeye, vatandaşlık ilkesini vurmaya çalışmış ve yerel toplumlara yönelik zorunlu göç politikası uygulamıştır.

Hakeza örgüt kendi emellerine hizmet eden projeler uygulamıştır. Zorunlu askerlik politikası uygulayan örgüt kadın ve çocukları da zorunlu bir şekilde örgütleyip militanlaştırmaya çalışmıştır. Bütün bunlar bölgenin toplumsal yapısının negatif bir şekilde etkilemiştir.

Ancak emin bir şekilde bölgenin durumu iyi bir derecede pozitife doğru değiştiğini söyleyebilirim. Zira farklı etnik kökenlerden Kürt, Türkmen ve Araplardan oluşan bölgelerinden zorunlu bir şekilde göç ettirilen yerellerin büyük kısmı evlerine geri dönmüş ve halen bölgeye yönelik geri dönüş devam etmektedir.

Barış Pınarı harekatının başarıyla sonuçlanmasından sonra bölge, Suriye’nin bütün köşelerinden gelen Suriyelilere güvenli bir sığınma alanı haline gelmiştir. Nitekim başka bölgelerde yaşanan çatışmalardan dolayı zorunlu bir şekilde göç eden insanlarımız bu bölgeye sığınmıştır. Burada asıl önemli olan vurgulanması gereken mesele, kadim medeniyetlerin temsilcisi asil Suriye halkının sahip olduğu yüksek ahlaki değerler toplumsal düzeyde yaşanan zorlukların ve sıkıntıların etkisinin daha az olmasına neden olmuştur.

AB ve Yunanistan’ının Suriyeli mültecilere yönelik davranışlarının nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üzülerek belirtmeliyim ki, genel olarak Avrupa’nın duruşu ve özellikle de Avrupa’ya kalkan olan Yunanistan’ının duruşu, ölümden kaçan insanlara karşı uygulamış oldukları merhametsizce ve acımasızca davranışlar açıkça uluslararası hukuku ihlal etmiştir.

Şu gerçeği her zaman ve uzun süreden beri söylüyorduk, Avrupa Birliği, eğer yeni mülteci dalgası istemiyorsa Suriye dosyası ile ilgili gerekli ahlaki sorumluluğu alması ve olumlu adımlar atması gerekmektedir.

Türkiye’nin, BM’ye 4 yıldan bu yana ”Güvenli Bölge” çağrısı yapmaktadır. Bizim de umudumuz sevdalısı olduğumuz ülkede güvenli bir şekilde yaşayabilmemiz için Suriye’nin kuzeyinde Esed ve Rus çetelerinin roket ve varil bombalarından temizlenmiş bir güvenli bölge kurulmasıdır.

Lakin BM’nin ”Güvenli Bölge” için yardım elini uzatmaması ve bu suç örgütünün sivilleri katletmesine seyirci kalması nedeniyle Suriyelilerin önünde tek bir seçenek kalmıştır. O da ailelerinin ve çocuklarının hayattaki mukaddes hakkı için başka bir yerde yeni bir  hayat kurmaktır.

Mülteci konusunda en büyük yükü Türkiye’ye bırakmak kesinlikle etik değildir. Türkiye bu konuda elinden gelenin fazlasını yapmakta fakat BM’nin bu durumu umursamadığı ya da görmezden geldiği görülmektedir. Suriyeliler tekrar deniz yolculuğuna yöneldiler arkalarında vatanlarını bırakarak zulümden, ölümden, umutsuzluktan, kesin bir çözümün olmayışından kısacası yarın belirsizliğinden kaçıyorlar. Bu zorlu umut yolculuğuna bu yüzden katlanıyor Suriyeliler.

Yunanistan çok çeşitli ihlalleri acımasızca işlemiştir. Gerçek mermi kullanımı, insan onurunu aşağılayan işkenceler, elbiselerin ve bagajların çalınması, sert koşullarda gözaltı, cinsel saldırı, zorla tahliye edilme dahil olmak üzere çeşitli yollarla kasten öldürmeye teşebbüs etmiştir

Tüm bunlar bize şu soruyu sordurmaktadır. Tüm bu davranışlar Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkenin askeri ve emniyet güçlerinin davranışı mı, yoksa faşist sağcı gruplar bu resmi elbiseleri mi giymişler?

Öyle görünüyor ki, alınan karar, kullanılacak yöntem ne kadar gaddarca olursa olsun, ölümden kaçan Suriyelilerin geçişi engellemeye yöneliktir. Bu eylemler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa Birliği Temel Hakları ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolünde korunan sığınma hakkını ihlal etmektedir.

Suriyeli sivillere ve sığınmacılara yapılan saldırıların durdurulması için buradan tüm merkezlere, hukuki komisyonlara, sivil toplum örgütlerine, Mülteciler Yüksek Komiserliğine ve Avrupa’daki bağımsız medya örgütlerine çağrıda bulunmak istiyorum. Acıların dinmesi için, sivillerin katledilmesine önlemek için, çocuklar denizlerde boğulmasın diye sesinizi yükseltin katil Esed rejimine baskıları arttırın ve bu vahşeti sona erdirin. Siyasi çözümü uygulayın ve katilleri yargılayın.