Röportaj / Söyleşi
Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Abdurrahman Mustafa gündeme ilişkin soruları yanıtladı
FİLİSTİN MESELESİ İslam dünyasının ve Filistin devletinin başkenti Kudüs-i Şeriftir. Filistin halkının maruz kaldığı ihlallerden üzüntü duyuyoruz. Hükümet olarak İsrail’in işlediği suçları kınıyoruz. İsrail’in Müslümanların manevi değerlerine saldırıları yeni değildir. 70 yıldır devam ediyor. Suriye Geçici Hükümeti olarak Suriye halkı olarak meşru mücadelelerinde Filistin halkıyla dayanışmamızı sürdürüyoruz. İslam dünyasının Suriye’ye yönelik acımasız saldırılar karşısında yaşadığı çaresizlik durumu, bugün Filistin halkına Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırıların karşısında da aynı şekilde sürüyor. Bu üzücü bir durumdur. Bu Siyonist terör, 70 yıldır, Filistin halkını öldürüyor, yerinden ediyor. Dünya, Filistin halkına karşı her türlü adaletsizlik ve zulme karşı sessiz kalıyor. Birleşmiş Milletler kararları olmasına rağmen hiçbir tavır alınmadı. Aksine Trump döneminde Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıttılar.  Bizim yapmamız gereken uluslararası toplumu ve örgütleri Filistin halkının meşru haklarını iade etmeye ve İslam mirasını korumaya davet etmektir. Burada büyük etken Müslüman ülkelerin pasifliğinden kaynaklanıyor. Bugün Körfez ülkeleri başta olmak üzere İslam dünyasının liderliğine oynayanlar, yarışa girenler maalesef İsrail’le normalleşme ve ilişkileri düzeltme yolundadır. İran her zaman İsrail’e karşı mücadele ettiğini söylüyor. Ama işte bugün Kudüs Tugayları’nın nerede savaştığını kimleri katlettiğini görüyoruz. Kasım Süleymani Suriye’de on binlerce insanı katletti. Bugün Hizbullah “Kudüs” diyor ama 10 senedir, Suriye halkını katlediyor. Sanki Kudüs yolu Halep’ten Hama’dan veya Guta’dan geçiyormuş gibi. Tabi uluslararası toplumun sessizliği karşısında İsrail terör devleti, kendini durduracak kimse olmadığı için bu katliamları dünyanın gözü önünde işliyor. Suriye halkı olarak Filistin’le birlikte durmamızın 3 temel nedeni vardır. Halkın Arap olması Müslümanlar için çok büyük bir manevi değeri olan Mescidi-i Aksa’nın olması üçüncüsü de insani boyutudur. İsrail, oradaki meşru toprakların hakiki sahiplerinin 70 yıldır topraklarına dönmesini engelliyor. Suriye Geçici Hükümeti olarak direnişi destekliyoruz. İDLİB MESELESİ Hükümetin İdlib bölgesini HTŞ’den kurtarma gibi bir politikası var mı? sorusu üzerine; İdlib’le Gazze’nin karşılaştırılması çok sağlıklı değildir. Bugün Suriye’nin tüm bölgelerinden sürülen 4 milyon Suriye vatandaşının toplandığı yerdir İdlib. Hizbullah ve İran’a bağlı olan milisler maalesef Suriye’deki demografik yapıyı değiştirdi. Sunni Araplar ve Sunni Türkmenleri kuzeye doğru itti. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı bölgelerine sürdü. Yani bunları Gazze ile karşılaştırmak sağlıklı olmaz. Suriye Geçici Hükümeti olarak, biz hep merkezi hükümet Esed’in kontrolü dışındaki bölgelerin tek bir hükümet altında birleşmesini, yönetilmesi noktasında politikalar istedik. Fırat’ın doğusunda emri vaki ile kurulmuş sözde bir PKK/PYD hükümeti mevcuttur. Bugün Suriye’nin Kuzey batısında Birleşmiş Milletler tarafından sınıflandırılmış örgütler tarafından yönetilmeye çalışılıyor. 122 ülke tarafından tanınan ılımlı bir muhalefet olarak, bizim halkımız buraları yönetiyor. Uluslararası toplumun birçok uzantıları vardır sahada. Rejimin Rusya ve İran’ın İdlib’e karşı saldırılarına devam etmesi bu projeyi gerçekleştirmeyi zorlaştırıyor. Orada 4 milyon Suriyeli yaşıyor. 2 buçuk milyon da zorla göç ettirilen Suriyelilerden oluşuyor. Oradaki insanlara hizmet götürmek için sağlık ve milli eğitim müdürlüklerimiz Suriye Geçici Hükümetine bağlı. Bölge bizim kontrolümüzde olmamasına rağmen Koronavirüs olayında hükümetimizin Sağlık Bakanlığına bağlı olan bölgedeki müdürlüğümüz vasıtasıyla testler ve aşı hizmetleri götürdük. Bizim arzumuz Esed rejiminin kontrolü dışında olan tüm bölgelerini bir merkezi hükümet tarafından yönetilmesidir. ULUSLARARASI TANINMA Suriye Geçici Ulusal Koalisyonu çatı örgüttür. 122 ülke tarafından 2013’de tanınan Suriye’nin meşru temsilcilerinden oluşan bir koalisyondur. 1,5 yıl başkanlığını yaptım. Hükümet’te onun yürütme organıdır. Hükümet de uluslararası alanda tanınan bir kurumdur. 2013’de ne PKK/PYD’nin ne de terör örgütlerinin hâkim olduğu bir yer vardı. Bir rejim vardı, bir de muhalifler. Ondan sonra ülkelerin müdahil olmasıyla birlikte, rejim dünyadaki bütün teröristleri Suriye’ye çekerek, “muhalefetin tamamı teröristtir” diye niteledi. DEAŞ, PKK  El-Kaide terör örgütlerini Suriye muhalefetine  musallat etti. Esed’den gördüğümüz zarardan daha çok bu terör örgütlerinden zarar gördük. Bu terör örgütleri hiçbir zaman Esed’e karşı mücadele etmediler. Biz Esed’e karşı mücadele ederek Suriye topraklarının %70’ine hakim olmuşken, bu terör örgütleri muhalefetin hakim olduğunu bölgelere Esed ve uluslararası istihbarat örgütlerinin etkisiyle muhalefeti zayıf düşürmeye çalıştı. REJİM BÖLGESİNDE SEÇİMLER Suriye’de tek partili totaliter, askeri darbeyle gelen bir rejimden bahsediyoruz. Bugünkü rejim de onun devamıdır. 1963’den beri Suriye’de meşru seçimler yapılmıyor. Hiçbir zaman bir seçim olmadı. Şimdi Suriye’de bir siyasi süreç devam ediyor. Suriye muhalefeti olarak Suriye Ulusal Koalisyonu olarak, Suriye Geçici Hükümeti olarak, Suriye’deki çözümün ancak siyasi bir çözüm olacağına inandık. Uluslararası toplum nezdinde gerçekleşen ve Birleşmiş Milletler eliyle yürütülen tüm süreçlere pozitif olarak katkıda bulunduk. Esed halksız bir seçime gidiyor. 12 milyon insan Esed kontrolü dışında dünyanın her yerinde mülteci halindeler. Yeni anayasanın oluşturulması ve referanduma getirilmesi ile bir seçim yapılması gerekmektedir. Ancak Suriye’de hiçbir şey yokmuş gibi seçime gidiliyor. Amerika’ya yeni başkan geleli 100 günü geçti Suriye ile ilgili bir şeyden bahsetmedi. Amerika’nın Suriye meselesine mesafeli yaklaşımından İran, Rusya ve rejim faydalanıyor. Ancak bu Esed’e meşruiyet kazandırmayacaktır, bizim mücadelemiz devam edecektir. Tabii ki bu seçimleri saymıyoruz kendi halkını katleden, yerinden yurdundan eden, geçmişini tarihini yok eden bir rejimden bahsediyoruz ne seçimidir bu? YPG’nin gücü kendisine verilen güç kadardır. Afrin’de ne kadar dayandığını gördük. Barış Pınarı Harekatı’nın hedefi Suriye’nin kuzeyini ve Türkiye’nin milli güvenliğini sağlamak, bölgeyi terörden arındırmaktı. Türkiye’nin milli güvenliği önemlidir. Türkiye bizi destekleyen ve mültecilerimiz barındıran tek ülkedir. Ayrıca orada Suriye’yi bölmek isteyen bir örgüt vardı. Amaç sadece Tel Abyad ve Resulayn değildi. Operasyon devam ederken güçleniyor denilen teröristlerin bir mukavemet gösteremediklerini gördük. Barış Pınarı Harekâtı bitmiş değildir, Amerika Menbiç’i sözde arındıracaktı ama yine sözünde durmadı. EKONOMİ Kalkınma politikaları izlemek için istikrar olması lazım. Güvenlik ve kanunlarla pekiştireceğimiz bir istikrar olmalı. Bizim birden fazla düşmanımız var. Bu bölgelerde refahı ve istikrarı bozmak için planlar yapıyorlar, bomba yüklü araçlar patlıyor, siviller öldürülüyor. Biz Suriye yönetimi olarak bölgemizi örnek bölgeler yapmak için uğraşıyoruz. Rejimden çıkıp bizim bölgemize gelen çok sayıda insan var. Burada da çok fazla nüfus yoğunluğu oldu, pandemiden sonra kapıları kapattık bu sayede vaka sayılarıda de düşüş gerçekleşti. Suriye’de yolsuzluk çok, silaha yatırım var. Parası olan da benzin, gaz kuyruklarında ama Allah’a şükür bizim bölgemizde istikrar var ancak istediğimiz seviyede değil. Avrupa’daki, Türkiye’deki Suriyeli iş adamları bölgemizi ziyaret ediyorlar ama hala istediğimiz seviyede değil. EĞİTİM Suriye Geçici Hükümetinin sorumlulukları büyük imkânları kısıtlıdır. Eğitim çok önemli, Suriye’deki çocuklar DEAŞ döneminde, PKK/PYD döneminde eğitimsiz kaldılar. Oradaki okulların restorasyonu yapıldı, eğitimlere başlandı. Maalesef 2 yıldan fazladır geçici hükümete destek yok. Geçici hükümet kontrolü altındaki bölgelerde ve İdlib’te faaliyet gösterdiğimiz için oradaki sağlık ve milli eğitim müdürlükleri bize bağlı. Suriye’nin resmi müfredatı işleniyor bazı bölgelerde Türkçe dersleri de var. Fırat’ın doğusunda ise müfredatı değiştirdiler. Oradaki durum çok tehlikeli, Marksizm ve Abdullah Öcalan’ın fikirleri ideolojileri dayatılıyor. Kürt Ulusal Konseyimiz de bu durumdan çok rahatsız. Özgür Halep üniversitesinde 7 bin öğrencimiz vardı. Birçoğu zaten mezun oldu. Onların diplomalarının uluslararası tanınırlığı için uğraşıyoruz. Tabi şu anda bizim tanınmış bölgelerde 20 bine yakın üniversite öğrencimiz vardır.  Özel üniversiteler de vardır. Antep Üniversitesi El-Bab da ve Cerablus da üniversiteler açacaktır. Tıp fakültesi açılacaktır, onun için de uğraşıyoruz. Oradan mezun olan öğrencilerimizi lise diplomaları tüm dünyada geçerlidir. Ben üniversiteden bahsediyorum şuana kadar Esad rejimi Birleşmiş Milletlerde hala meşru gözüktüğü için bizim diplomalar tanınmıyor ama bizim lise diplomalarımız geçici hükümet tarafından onaylanan tüm diplomaları dünyanın her yerinde tüm üniversitelerde Türkiye’deki üniversiteler dahil olmak üzere geçerlidir. SONUÇ Suriye Gündemi’ne teşekkür ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletiyle Suriye halkının kaderi birleşmiştir. Biz Türkiye’nin feryadını bunu bugün Kudüs’te de görüyoruz. Biz Arap ülkelerinin Suriye dosyasında rol oynaması için uğraşıyoruz. Tabi ki Türkiye’ye her zaman her konuda ister siyasi olarak Birleşmiş Milletler kararlarında olsun ister askeri destekler ister hizmet olarak çok teşekkür ediyoruz. Türkiye ile ortak menfaatlerimiz Suriye halkı olarak çıkarlarımız örtüşüyor. İnşallah stratejik ortaklığımız, demokratik ortaklığımız sürecek diye düşünüyorum.
Manevi Rehberlik Ofisi Başkanı ve Dünya Müslüman Alimler Birliği Üyesi Hasan el Dağim Suriye Gündemi'nin Sorularını Yanıtladı
Röportajı Gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Kendinizi tanıtabilir misiniz? Suriye Milli Ordusu’na bağlı Manevi Rehberlik Ofisinin başkanıyım. Suriye İslami Alimler Meclisi üyesiyim, Dünya İslam Alimler Birliği’nde üyeyim ve DEAŞ gibi aşırıcılıklarla mücadele eden “Münahasa” projesinin de başkanıyım. Suriye devriminden önce Şam Üniversitesinde İlahiyat Fakültesinden mezun oldum. Sudan’da İslami İlimler üzerine yüksek lisans yaptım ve şuan doktoramı yapıyorum. Aynı zamanda camilerde hatiplik yapıyordum ve okullarda şeriat dersi öğretmenliği yapıyordum. Devrimin ilk başlarında barışçıl gösterilere katıldım ve İdlib ilindeki gösterileri organize ettim. Rejimin barışçıl gösterilere ateşle karşılık vermesi üzerine, Esed rejiminden bazı subaylar ayrıldı ve halka katıldı böylece Özgür Suriye Ordusu kuruldu.  Özgür Suriye Ordusu kurulduğunda bölgeleri yönetmek için din adamlarına ihtiyaç vardı. Biz dini bazı kuruluşlar kurmayı başladık. Rejimden özgürleştirilen bölgelerde insanlar arasında çıkan sorunları çözmekle görevliydik. Ayrıca, Özgür Suriye Ordusu’nun bölgedeki insanlarla ilişkisini denetler ve insan haklarını korumaları için yönlendirirdik. 2013’te DEAŞ’ın gelmesiyle durumlar tamamen değişti. DEAŞ kurulduktan sonra bizi hedef almaya başladı ve din adamları öldürmek için birçok özel tim kurdu. Birçok dini lideri şehit ettiler.2014’te DEAŞ’ı İdlib’ten çıkardıktan sonra Nusra İdlib’te güçlenmeye başladı ve bu sefer Nusra bizi hedef almaya başladı. Maalesef iki örgütten dolayı Özgür Suriye Ordusu’na yakın dini liderler Türkiye’ye kaçmak zorunda kaldı. Türkiye’de aşırıcılık ile mücadele etmek için birçok faaliyet yürüttük. Ben iki örgüte karşı ‘’Siyasi Aşırıcılık’’ adıyla bir kitap yazdım ve bu kitap Özgür Suriye Ordusu içerisinde dağıtıldı. Fırat Kalkanı Harekatı ile kuzey Halep’in DEAŞ’tan temizlenmesi ile tekrar Suriye’ye geri döndüm ve devrimin ilk yıllarındaki gibi sahada çalışmaya başladım. Özgür Suriye Ordusu ile Fırat Kalkanı Harekatı, Zeytin Dalı Harekatı ve Barış Pınarı Harekatında beraberdik. Suriye Milli Ordusu bünyesinde Manevi Rehberlik Ofisi kurulma kararı alındı ve beni başkan olarak seçtiler. Manevi Rehberlik Ofisi nedir? Manevi Rehberlik Ofisi, Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı’na bağlı bir idaredir. Suriye Milli Ordusu içerisinde savaş inancını ve savaş düşüncesini doğru bir yere getirmekle görevlidir. Manevi Rehberlik Ofisi Suriye Milli Ordusu askerlerine düşmanları hakkında bilgilendiriyor ve onlarla nasıl mücadele edileceğini öğretiyor. Aynı zamanda Manevi Rehberlik Ofisi’nin diğer bir görevi de Türkiye’nin Suriye’de Suriyeliler için yaptıklarını göstermek ve anlatmaktır. Siyasi açıdan işlerimiz budur. Ancak dini açıdan görevlerimizin arasında Suriye Milli Ordusu askerlerin suç işlememelerini, insanların mülklerine saygı duymaları, insan haklarını korumak, dini ve toplumsal liderlere ve figürlere saygı göstermeleri için çalışmaktayız. Aynı zamanda biz kültürel ve hukuka da çok önem veriyoruz. SMO askerleri ve subayları için savaş hukuku ve uluslararası hukuk dersleri veriyoruz. Şu ana kadar 500 askere ve subaya 13 farklı sınıfta ders verdik. SMO’nun her askeri merkezinde Manevi Rehberlik Ofisi’nde bir kişi bulunmaktadır.  Ofis’in yayınlarını oradaki askerlere ve subaylara dağıtmaktadır.   Manevi Rehberlik Ofisi’nin hukuk derslerin içeriği nedir? Biz “davranış kodu” adı altında bir belge yayınladık ve Cenevre ve Viyana anlaşmasına ve birçok farklı uluslararası anlaşmayı kaynak alarak SMO için davranış kodunu belirledik. Hukukçularımız uluslararası hukuk hakkında dersler vermektedir. Davranış kodunu Arapça hazırladık ve İngilizcesi de yayınladık. Yaptığınız derslerin etkisi nedir? İlk başta çok olumlu bir etki bıraktığımızı düşünüyoruz. Her kurs bittiğinde o merkezin albayı ve askerleri bize teşekkür ediyor ve dersi duyan diğer merkeze bizi davet ediyor. Onların söylemesine göre askerler arasında çok olumlu bir etki olmuş. Aynı zamanda ahlaki bakımında olumlu bir etki bıraktık. SMO askerleri arasında birçok kişi insan haklarını tam bilmiyorlardı. İnsanlarla ilişki anlamında veya yeni özgürleştirilen alanlarda bazı hatalar oluyordu. Onu büyük oranda düzelttik. Şuana kadar sadece 500 kişiye ders verdiniz ama SMO’da çok daha fazla insan var. Bu sorunu nasıl çözmeyi düşünüyorsunuz? Kurslara katılan kişilerin 90% liderlik sınıflarında. Birinci, ikinci ve üçüncü derece subaylardır. Derslerdeki içerikleri alıp kendi askerlerine öğretiyorlar. Yani 500 kişiye değil SMO’nun çoğunluğuna ulaşmış durumdayız. Bizim Manevi Rehberlik heyetinde koordinasyon ve takip adında bir ofis var. Onlar subayların öğrendiklerini askerlere aktarıp aktarmadıklarını kontrol ediyorlar. Manevi Rehberliğin kurulmasından sonra SMO askerleri tarafından işlenen suçlarda bir azalma var mı? Biz askeri polis ile işbirliği yapmaktayız ve birlikte hareket etmekteyiz. Bu kurslardan sonra SMO askerleri, daha önceden yanlış anlaşılmadan kaynaklı yaptıkları hataları yapmıyor. Örneğin, bilgisizlikten gasp edilen eşyaların asıl sahiplerine iade edilme süreçleri başladı. Manevi Rehberlik kurulmadan önce gruplar arasında daha çok çatışma yaşanıyordu. Manevi Rehberlikten sonra iç çatışmalarda ciddi azalma var. Hatırladığım kadarıyla en son iç çatışma üç ay önce Rasulayn bölgesinde yaşanmıştır. Davranış kodunu neden hazırladılar ve nasıl bir etki yarattı? Davranış kodu Manevi Rehberlik heyetinin çalışanları için bir kaynak metin oluşturmuştur. Manevi Rehberlik heyetinin düşüncelerinin temelini oluşturmaktadır. Bildiğiniz gibi Suriye’de DEAŞ, Nusra, PKK ve mezhepçi düşünceler de bulunmaktadır. Bu davranış kodu SMO’nun düşüncelerini anlatmaktadır. Davranış kodunu özellikle aşırıcılık ile mücadele etmek için çıkardık. Münasaha projesi hakkında bahsedebilir misiniz? Münasaha projesi ilmi ve fikri bir kuruluştur. Manevi Rehberliğe benzer bir yapıdır ama sivildir ve askeri değildir. 5 bölümü bulunmaktadır. İran projesine karşı içerik hazırlamaktadır. DEAŞ’ın aşırıcılık fikirleri ile mücadele etmek için bir bölüm vardır. YPG’nin düşünceleri ile mücadele etmek için de bir bölüm de var. Onun haricinde “Madhali” ile mücadele etmek için bir bölüm var. Medhaliler Suudi Arabistan’a yakın bazı taraflar ve BAE tarafından desteklenen bir düşüncedir. Beşinci bölüm ise Esed rejiminin zulümlerine karşıdır. Münasaha projesi bağlamında nasıl çalışmalar yapmaktadırlar? Münasaha projesi kitaplar ve makaleler yayınlamaktadır. Online dersler organize etmektedir. Aşırıcılık ile mücadele etmektedir. Aynı zamanda özgürleştirilmiş bölgelerdeki hapishaneleri ziyaret etmektedir ve aşırıcı fikirlerden dolayı içeride olanlarla konuşmaktadır. Onları rehabilite etmeye çalışmaktadır. Bu hapishanelerde DEAŞ’tan ve YPG’den esir olanlar vardır. Akıllarında bu grupların öğretileri bulunmaktadır ve beyinleri yıkanmıştır. Bu yüzden biz onlarla konuşup tartışıp o görüşlerin yanlış olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Birçoğunda etki bıraktığımızı düşünüyoruz. DEAŞ üyesi ile de konuşuyoruz. Birçoğu DEAŞ ideolojisini bıraktılar. Rehabilite olup mahkumiyeti biten kişilerin tekrar topluma kazandırıldığını görüyoruz. Munasaha projesinin Diyanet İşleri Başkanlığı ile nasıl bir işbirliği var? Birçok konuda Diyanet ile beraber hareket etmekteyiz. Diyanet ile beraber Türkiye ve Suriye’de birçok konferans gerçekleştirdik ve işbirliği anlaşması imzalamaya yakınız. Manevi Rehberlik olarak çalışmalarınızdaki karşılaştığınız zorlukları nelerdir? En büyük yaşadığımız zorluk, SMO askerlerin birçoğunun ailelerinden en az biri Esed rejimi tarafından öldürülmesidir. İnsan hukukundan ve ulusal birlikten bahsettiğimizde onlar için bu zor oluyor. ‘Bizim ailelerimiz Rus ve rejim bombaları altında öldürüldü’ diyorlar. Biz onları anlıyoruz. Bu büyük bir acıdır ama biz onlara doğruları gösterip ikna etmeye çalışıyoruz. Onun haricinde en büyük sorun “maaş” sorunudur. Maaşları çok düşüktür. Bir hafta ancak yetiyor. Savaşta düşmanın mallarına el konulmasının yasak olduğunu anlattığımızda bize maaşların yetmediğinden bahsediyorlar. Bizde onlara sabretmeleri gerektiğini ve bu durumun onların günahlarını meşrulaştırmadığını anlatıyoruz. Manevi Rehberlik Ofisi olarak bir mesajınız var mı? İlk önce bizim devrimi başlattığımız için pişman olmadığımızı ve kararımızın doğru olduğunu söylerim. Özellikle Arap halkları diktatörlere karşı devrim başlatmalarını gerektiğini anlatırım. Örneğin Libya’daki diktatör Hafter’e karşı çıkmaları gerektiğini izah ederim ve ulusal düşünceler üzerinden ilerlemeleri gerektiğini ve radikal ideolojilerden uzak bir yaklaşım sergilemelerini tavsiye ederim. Tabii bütün Arap halklarında ve bütün devrim yapılarında Manevi Rehberlik gibi bir yapının olmasının gerek olduğunu söylerim. Devrimcilerin çoğu Müslümandır ve dini hitaplar onların üzerinde daha etkili olmaktadır. Manevi Rehberlik gibi yapılar onlar üzerinde daha etkili olmaktadırlar.
SMDK Başkanı Nasır el Hariri Suriye Gündemi'nin Sorularını Yanıtladı
Öncelikle bizlere SMDK’nın Suriye sahasındaki varlığını ve faaliyetlerini anlatabilir misiniz? SMDK’nın sahayla & halkla bütünleşmek adına attığı adımlar nelerdir? SMDK olarak, özgürleştirilmiş bölgelerde doğrudan doğruya varız. Aynı şekilde Suriye Geçici Hükümeti (SGH) tarafından temsil edilen icra kurumlarımızla da çalışmalar yürütüyoruz. SGH’nin çalışmaları çoğunlukla hizmet ve eğitim sektörüyle ilgilidir. Bununla beraber SGH Savunma Bakanlığı da Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) idaresi hususunda sorumluluklarını yüklenmektedir. Öte yandan Yardım Koordinasyon Birliği (ACU) ise buğday, zeytin ekimi, gıda eksikliği programı ile çevre, içme suyu ve salgın hastalıklarla mücadele gibi meselelerde sağlanan yardım projelerini koordine ederek yerel halkın temel ihtiyaçlarını tespit etmektedir. Son dönemde çabalarımızı, bahsettiğimiz kurumlarımızın daha aktif olmasına yoğunlaştırdık. Çalışma gücümüzü mümkün olan en üst seviyeye çıkarmaya ve Suriyelilere daha iyi hizmet sağlamak için mevcut uzmanlıklardan ve imkanlardan faydalanmaya çalışıyoruz. Siyasi ve idari alanda bir örneklik oluşturmayı ve SMO’yu düzenli bir askeri güç haline getirmeyi hedefliyoruz. Bununla beraber dünyaya Suriye’ye ilişkin sorumluluklarını hatırlatmamız ve Esed rejiminin yıkılmasına dair bütün korku ve endişelerin yersiz olduğunu ortaya koymamız gerekir. Özgürleştirilmiş bölgelerdeki idari çalışmaları SGH çatısı altında birleştirmeye çalışıyoruz. Bu kapsamda SGH’nin güçlendirilmesi için bütün kurumlarımızla üzerimize düşen rolü yerine getirmek için uğraşıyoruz. Suriye’nin geleceği için iyi bir örneklik teşkil edecek bir güvenli bölge oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu bölge, Suriyelilerin siyasi çözüm süreci tamamlanana kadar kendilerini, ailelerini ve geleceklerini emniyet altında hissedecekleri cazip bir bölge olmalıdır. Devrim kurumlarının (SMDK ve icra kurumları) Suriye’de tek muhatap olmasını istiyoruz. Türkiye ve diğer dost ülkelerdeki kardeşlerimizden aldığımız her destek bizim açımızdan memnuniyet verici olacaktır. Anayasa görüşmeleri de bir yandan devam ediyor. Siz Yüksek Müzakere Heyeti Başkanlığı görevinde de bulundunuz, süreci nasıl görüyorsunuz? SMDK’nın siyasi tavrı, müzakereleri desteklemek ve bu müzakerelerde SMH’nin yanında durarak, SMH’ye siyasi ve diplomatik destek sağlamakla şekilleniyor. Ayrıca, uluslararası topluma Suriye’ye ilişkin sorumluluklarını hatırlatmak için çabalıyoruz. Başta Anayasa Komitesi çalışmaları olmak üzere, Esed rejiminin siyasi sürece katılması için uluslararası toplumun rejime baskı kurmasına ihtiyaç duyuyoruz. YPG/PKK’ya bağlı Suriye Demokratik Konseyi, Moskova’yı ziyaret etti, Lavrov ile de görüşme gerçekleştirdi. Rusya’nın bu hamlesini nasıl değerlendirirsiniz? Suriye’de herhangi bir terör örgütüyle yapılan herhangi bir anlaşmayı reddediyoruz. Bu adımların Suriye’deki siyasi çözüm sürecine hiçbir katkısının olmayacağını düşünüyoruz. Siyasi çözüme katkı sunma hedefi güden her adım, terör örgütlerinin Suriye’den çıkarılması ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ile barışının korunmasına yönelik olmalıdır. Söz konusu örgüt, PKK terör örgütüyle doğrudan bağlantılıdır. Suriye halkına yönelik çeşitli insan hakları ihlalleri ve savaş suçları işlemiştir. Buna ek olarak, örgütün Suriye’deki tasarrufları ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne halel getirecek yönelimler içinde olması da bizce kabul edilemezdir. Rusya, Esed rejimini destekleyerek ve rejimin savaş suçlarına ortak olarak, Suriye’deki felaketin doğrudan sorumlusu haline gelmiştir. Zira Rusya’nın Esed rejimine verdiği diplomatik ve askeri destek Suriye’deki bu krizin uzamasına sebep olan başat sebeplerdendir. Bu şu anlama geliyor; Suriye halkına düşmanlık eden ve geleceğinin önünde duran iki taraf söz konusudur. Bu ikisi arasındaki işbirliği her halikuarda olumlu olmazken, Suriye meselesine olumsuz etki edecektir. ABDli Delta Crescent Energy şirketi ile YPG/PKK arasındaki petrol anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce ABD’nin Suriye siyaseti nasıl şekillenecek? ABD tarafıyla yaptığımız görüşmelerde, bu konudaki tavrımızı açık ve net olarak kendilerine ilettik. Atılan bu adımdan duyduğumuz endişeyi kendilerine bildirdik. Bu adımın nelere sebep olabileceğini ve Suriye’nin egemenliğinin yanı sıra, uluslararası kanunları da ihlal ettiğini anlattık. Kanun çıkarmak, eğitim sistemini değiştirmek ya da yabancı ülkelerle anlaşma imzalamak gibi egemenliği ilgilendiren bütün meseleler, Suriye’nin öz kaynaklarıyla ilgilidir. Dolayısıyla bu konularda atılan adımların Suriye’nin geleceğini tehdit etmesi kabul edilemezdir. Bahar Kalkanı Harekatı ile birlikte TSK ve SMO İdlib’te önemli görevler üstlendi. Mevcut Moskova mutabakatını ve İdlib’in geleceğini nasıl görüyorsunuz? Ateşkes kalıcı olabilir mi? Suriye’de gerçek ve kapsamlı bir ateşkes olmasını, ciddi ve fiili müzakerelerin yolunun en kısa sürede açılmasını umuyoruz. Meseleye ciddiyetle yaklaşılması halinde müzakere aşamasına geçmemiz mümkündür. Bundan bütün taraflar sorumludur. Herkes daha önce yapılan bütün ateşkes ve anlaşmaların Esed rejimi ve destekçileri tarafından yeni saldırılar için kullanıldığını biliyor. Rejim ateşkesleri, Suriye halkına silah zoruyla dayatmalar yapmak için kullanıyor. İdlib ve Halep’in kuzeyindeki özgürleştirilmiş bölgeler, Suriye devriminin kaleleridir. Buradaki çatışmalar oldukça farklı oldu ve Esed rejimi, Rusya ve İran’a bağlı mezhepçi militanların beklemediği gibi seyretti. Türkiye’nin bu yılbaşında Bahar Kalkanı operasyonuyla ortaya koyduğu tavır, siyasi çözümü tek seçenek olarak masaya getiren bir denge sağlanmasına sebep oldu. Operasyon, ateşkese ulaşılması noktasında aslan payına sahip olmuştur. Bu ateşkes sayesinde bölgede uzun süredir devam eden bir sükunet hali yaşanmaktadır. Esed rejimi daha önce görülmedik şekilde uzun zamandır kapsamlı saldırılara girişmemektedir. Son olarak, yeni dönem hedefleriniz nelerdir? 2021 yılında bizi nasıl bir Suriye bekliyor? Vakit kazanmak, akan kanı durdurmak ve Suriye’de yıllardır ekonomik, toplumsal, insani ve sağlık alanlarında yaşanan krizi hafifletmek mümkündür. Savaştan başka bir şey görmeyen yeni nesli bu felaketten kurtarmak istiyoruz. Bölgenin geleceği Suriye’de siyasi çözümde acele edilmesine bağlıdır. Bölgesel güçler, çıkarlarının ortak olduğunu ve Esed rejiminin bölge halklarının çıkarlarının önünde engel olduğunu idrak etmelidir. Olayların evrilmesini istediğimiz nokta budur. Suriye içinde ve dışında bütün taraflarla iletişim kurarak yapmak istediğimiz şey budur. Suriye’nin hiçbir parçası ve diğer ülkeler için gerçek bir siyasi çözüme ulaşılmadan olumlu bir gelecek mümkün değildir. Herkes bunun için çabalamalı.Röportajı gerçekleştiren: Kutluhan Görücü
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa Suriye Gündemi'nin Sorularını Yanıtladı
Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa, Suriye’de yaşanan son gelişmeleri Fırat Kalkanı Harekatı’nın 4. yılında ülkesindeki değişimi Suriye Gündemi’ne anlattı. Öncelikle bizlere Suriye Geçici Hükümeti’nin (SGH) Suriye sahasındaki varlığını ve faaliyetlerini anlatabilir misiniz?   Suriye Geçici Hükümeti, katil Esed rejimi DEAŞ ve PKK/PYD gibi terör örgütlerinden kurtarılarak muhalefetin kontrolüne geçen bölgelerde (Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekat bölgeleri) hizmet vermektedir.   Türkiye Cumhuriyeti’nin ilgili kurumlarıyla işbirliği içinde çalışan SGH, 7 Bakanlık ve bunlara bağlı kurum ve müdürlükler aracılığıyla vatandaşlarımıza hizmet vermektedir.   Kısıtlı imkanlara ve terör örgütlerinin yol açtığı büyük yıkıma rağmen SGH birçok alanda faaliyet göstermektedir. Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı öncülüğünde askeri gruplar Milli Ordu çatısı altında birleştirildi. Bu sayede grupların askeri yapısı düzenli ordu yapısına dönüştü ve bu yapıyla Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekatları icra edildi. Aynı zamanda, sivil ve askeri polis teşkilatları, sivil mahkemeler, terörle mücadele özel harekat birlikleri, emniyet müdürlükleri kuruldu, Tel Abyad sınır kapısı açıldı. Resulayn sınır kapısının açılması adına da çalışmalarımız sürmektedir.   Sağlık alanında, farklı uygulamalar birleştirildi, sağlık çalışanlarına çalışma belgesi verilmeye başlandı.  Covid-19 salgını ile ilgili gelişmeleri anbean takip etmek ve bu bağlamdaki tüm çalışmaları, ilgili tüm makamlar ve Dünya Sağlık Örgütü ile koordine etmek amacıyla Sağlık Bakanlığımızın öncülüğünde kriz masası kuruldu. Bu bağlamda ayrıca, FKH, ZDH ve BPH bölgeleri ile Suriye’nin diğer bölgeleri arasında bulunan tüm geçiş noktaları tamamen kapatıldı.     Öte yandan, vatandaşlarımızın ekmek ihtiyacını karşılamak amacıyla diğer değirmenlerin yanı sıra günlük 45 ton üretim kapasitesiyle El Bab değirmeni açıldı. Tel Abyad ve Suluk bölgelerine elektrik sağlamak için Kantari elektrik santralinde gerekli bakım çalışmaları yapılmış olup, benzer çalışmalar Resulayn bölgesinde de yapılmaktadır. Çobanbey beldesinde ise; içme suyu ulaştırma, meteoroloji merkezi kurma, zeytinyağı analiz, hayvan yetiştirme, sebze ve meyve depolama, fidan yetiştirme gibi birçok proje yürütülmektedir.           Fırat Kalkanı Harekatı’nın 4. yıldönümünü geride bıraktık, değişimi nasıl değerlendirirsiniz?   Kahraman Mehmetçik ve devrimci askeri gruplarımızın omuz omuza vererek icra ettiği FKH, katil rejim ve DEAŞ, PKK/PYD terör örgütlerinden temizlenen bölgeyi savunmasız halkımız için güvenli bölge haline getiren, terör koridoruna neşter vuran bir harekat olarak tarih sayfalarında hak ettiği yeri alacaktır.   Bu uğurda canlarını feda eden tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.   Harekat öncesinde bölgede hayat durmuştu. Ölüm, yıkım, zorla göç, insan hakları ihlalleri, ayrımcılık, etnik temizlik, demografik değişim en ağır şekliyle uygulanıyordu terör örgütleri tarafından. Ancak, Suriyeli ve Türk kardeşlerin yürüttüğü bu harekat sayesinde bölge ilelebet terörden kurtarıldı. Halkımız evlerine geri döndü. Bölge zulüm ve terörden kaçan tüm insanlarımız için güvenli bir yaşam alanı haline geldi ve terör koridoru projesi sonsuza dek yok edildi.   Bölgenin kurtarılmasıyla SGH, Türk kardeşlerimizin desteğiyle yerel meclisler kurarak gerekli ve temel hizmetleri sunmaya başladı. Bugün bölge capcanlı, hayat kokuyor. Hastaneler, okullar, yollar inşa edilerek birçok alanda hayati öneme sahip projeler yürütüldü ve yürütülmeye de devam edilmektedir. Bölgeyi ziyaret etmek, Türkiye ve Milli Ordumuza karşı yürütülen algı operasyonunun foyasını meydana çıkartmaya yeterli olacaktır. Bu vesileyle, terör örgütlerine karşı Türk kardeşlerimizle başlattığımız ortak mücadelemiz, bu örgütleri işgal altında kalan topraklarımızdan söküp atana kadar devam edeceğini vurgulamak isteriz. Zira bunu yapmazsak gelecek kuşaklarımıza huzur, güven ve barış içinde yaşama olanağını sağlamamış oluruz.           Terör örgütlerinin 3 bölgeden de temizlenmesi kontrol sahalarını bitirse de terör eylemlerini durdurmadı. YPG/PKK’nın özellikle sivilleri hedef alan saldırılar karşısında Batılı diplomatların tutumu ne oluyor?   Bilindiği üzere, başta ABD ve Fransa olmak üzere bazı ülkeler PKK/PYD terör örgütüne her türlü askeri, maddi ve teknik desteği sunmaktadır. Bu ülkeler, terör örgütünün kontrol ettiği bölgelerde Suriyelilere karşı işlediği suçları (adam kaçırma, zorunlu askerlik, soygun, adam öldürme, demografik değişim, bomba yüklü araçlarla eylem düzenleme...vs) görmektedirler. Diplomatlarla görüşmelerimizde ve yayınladığımız bildirilerde terör örgütünün bu ihlallerini ve suçlarını dile getirdik ve bu terör örgütünü desteklemelerinden dolayı bu eylemlerin hukuki ve ahlaki sorumluluğunu üstlenmelerini talep ettik.   Örneğin, yalnızca geçtiğimiz temmuz ayında, azılı terör çeteleri, kurtarılmış bölgelere yönelik 22 saldırı düzenleyerek insanlık ve savaş suçları işlemiş, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 36 kişi şehit olmuş, 147 kişiyi yaralanmıştır.               ABD’li Delta Crescent Energy şirketi ile YPG/PKK arasındaki petrol anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?   Bu anlaşma, çok net bir biçimde gayrimeşru ve yok hükmündedir. Söz konusu yeraltı kaynakları Suriye halkının mülküdür. Dolayısıyla hiç kimsenin, bu kaynakları çıkartıp pazarlama veya anlaşma imzalama yetkisi ve hakkı bulunmamaktadır. Bu yetki ve hak sadece Suriye halkının meşru temsilcisine aittir.   ABD’nin bu çeteleri Suriye halkının temsilcisi olarak görmesi hakikaten ilginçtir. ABD bu anlaşma sayesinde Suriye halkının kaynaklarını çalan bu çetelerin işini kolaylaştırmaktadır. Zira anılan şirket, ABD yönetiminin onayı olmadan böyle bir anlaşmayı imzalamaya yeltenemezdi.   Burada, bu anlaşmadan doğacak maddi gelir nereye gidecek ve nasıl harcanacak, göçe zorlanan ve zor şartlarda çadırlarda ve tarlalarda yaşayan vatandaşlarımız bu gelirden nasıl yararlanacak sorularını sormamız lazım.  ABD, bir taraftan Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu söylerken bir taraftan da egemenlik hakkı çerçevesine giren bu denli önemli bir anlaşmayı imzalama hakkını bölücü örgütüne nasıl tanıdığını anlamakta zorlanıyor insan.        Akaydat aşireti ile YPG/PKK ve Uluslararası Koalisyon arasında yaşanan derin ihtilaflara ilişkin görüşünüz nedir? Hükümet olarak bir çağrınız veya iletişiminiz oldu mu?   Suriye’nin işgal altındaki çeşitli bölgelerinde yaşayan vatandaşlarımıza yönelik tutumumuz açık ve nettir. PKK/PYD terör örgünün işlemeye devam ettiği insanlık suçları yüzünden insani dram tavan yapmış ve mevcut durum patlak vermiştir. Hal böyle devam ederse durum daha da kötüleşecektir. Zira Suriyeliler ne pahasına olursa olsun zulme asla boyun eğmezler.  Akaydat aşiretinin karşılaştığı soruna ilişkin olarak uluslararası taraflarla iletişime geçtik ve kendilerini sorumluluk üstlenmeye çağırdık.    Son olarak, yeni dönem hedefleriniz nelerdir? 2021 yılında bizi nasıl bir Suriye bekliyor, Geçici Hükümet terör örgütlerine karşı yeni adımlar atacak mı?   Birçok plan ve hedefimiz mevcuttur. Kurtarılmış bölgelere saldırı teşebbüslerini ortadan kaldırma ve bölgelerimize sızma eylemlerini önleme yönündeki gayretimiz devam edecektir. Gerek rejim ve destekçi milislerinin, gerek terör örgütü PKK/PYD’nin olası saldırılarına karşı koymak amacıyla daima hazırlıklı olacağız.     Ayrıca, üzerinde çalıştığımız birçok kalkınma projesi var. Bunlar, SGH kurumlarını sahada güçlendirmeye, vatandaşlarımızın refah seviyesini ve yaşam standartlarını iyileştirmeyi amaçlayan kalkınma projelerini hayata geçirmeye yöneliktir.   Terör örgütleriyle mücadele konusunda ise, bizler Türk kardeşlerimizle sürekli istişare ve işbirliği içinde her platformda birlikte hareket etmekteyiz. Suriye’yi bu çetelerden kurtararak vatandaşlarımızın evlerine dönmelerini sağlamaya ve özgür Suriye’yi inşa etmeye kararlıyız.   
Akaydat aşiretinin önde gelen mensuplarından eski general İsmail Askar El-Hifl ile Röportaj
Suriye’nin en büyük Arap aşiretlerinden biri olan Akaydat aşiretinin önde gelen mensuplarından eski general İsmail Askar El-Hifl, bölgede yaşanan son gelişmeleri Suriye Gündemi’ne değerlendirdi.  Suriye gündemi: Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Adım İsmail Askar El-Hifl, Suriye ordusunda eski bir generaldim. Askeri okul yüksek lisans mezunuyum, Çek Cumhuriyeti Brno Askeri Akademisi'nden tank mühendisliği bölümünü iyi derece ile bitirdim.  Akaydat aşiretinden olmakla birlikte kabilemizin ileri gelenlerindendir. Öldürülen Akaydat aşiret lideri kimdir ve neden öldürülmüş olabilir? Şeyh Mutşar El-Hifil, doğu bölgesinde tanınan bir şahsiyettir. Zubyid aşiretinden Akaydat kabilesinden, tolumda vatanperver birisi olarak biliniyordu. Toplumsal bir karşılığı ve kabulü olan bir kişiliği vardı. Toplumda güvenilirliği ile bilinir ve bölge halkı arasında çıkan anlaşmazlıklara ve sorunlara çözüm bulup her zaman iki taraf arasında arabuluculuk yapardı. Esad rejimi, DEAŞ ve SDG gibi Suriye halkının meşru görmediği bu yapılardan uzak durmuş onlarla herhangi bir görüşme yapmamış ve  onlara katılmayı kabul etmemiştir. Bu örgütlerin kendisini taciz etmelerine rağmen bölgeyi terk etmedi.  Akaydat kabilesi, Suriye'deki en büyük Arap kabilelerinden biri ve hatta Deyr El-zoz’un en büyük kabilesidir. Mazlum Abdi, bölgedeki aşiret şeyhleriyle toplantı düzenledi. Abdi, aşiret şeyhlerinden bölgeyi yönetmelerini ve Amerika ile petrol yatırım sözleşmesi için destek vermelerini istedi. Yalnız Şeyh Mutşar, PKK terör örgütüne herhangi bir meşruiyet alanı vermeyi  düşünmediği için görüşmeyi reddetti.  PKK'yı bölgenin zenginlik kaynaklarını çalan, bölgeyi işgal eden, halkını tehcir eden, istilacı ve işgal gücü olarak kabul ettiğini deklare ettikten sonra suikasta maruz kalmıştır.    YPG'nin bölgede kurduğu Deyr Ezzor Askeri Konseyi nedir, ne kadar etkilidir? SDG'nin kurmuş olduğu askeri konsey, bölgenin Arap kabilelerinden kuruldu. Kabile gençleri maddi ihtiyaç ve çıkar amaçlı askeri konseye katılım sağladı. SDG’nin Arap unsurlarını askeri konseye katmalarının diğer nedeniyse,  bölge halkında karşılığı olması ve kendi güvenliğini sağlamasıdır. Böylece SDG'nin kurmuş olduğu askeri konseyin, bölge insanı üzerinde kabul görmesi ile birlikte askeri konsey aracılığıyla kabileleri yönetimine katıldığına dair uluslararası koalisyona da göstermiş olacaktı. Gerçekte ise bu basit nedenlerle askeri konseye bağlı olanlar, pamuk ipliğiyle bağlıdır. Komuta kademesinde yer alanlar, çıkarcı ve toplumsal itibari olmayan kişilerdir.  SDG, aşiret şeyhi  Mutşar’e  suikast düzenledikten sonra ve  Esad rejimiyle işbirliği yaptığında Arap askeri unsurların çoğu  silahlarıyla SGD'nin kurmuş olduğu askeri konseyin saflarından kaçtığı ve ailelerine döndüğü görülmüştür. YPG'ye karşı gösterilerin amacı nedir? YPG, katil, savaş sucu işlemiş bir çetedir. Bölge halkına karşı katliamlar düzenledi, evlerini yıktı, birçok kişiyi kaçırıp ortadan kaldırdı.  Birçoğunu tutuklayıp, toplumun sembolü olan isimlere suikast düzenledi. Bölgenin zenginlik kaynağı petrol ve diğer servetini kontrolü altına alıp kendi aralarında paylaştırıp bölge halkını mahrum bıraktı. Halk, PKK’nın bölücü projesine karşı çıktığında ise DEAŞ yaftasıyla bastırıp herkese karşı baskı ve terör politikası uygulamıştır. SDG, bölge halkın İslami inancını değiştirmek, inançsızlığı yaygınlaştırarak, toplumun ahlakını yozlaştırma amaçlı eğitim müfredatını değiştirmiştir. Öğrencilerin tarih ders kitaplarında Suriye topraklarının Kürdistan ülkesi olduğuna dair dersler veriliyor. Bölücü, YPG'nin bu uygulamalarına karşı çıkan bölge insanların gösteri, protesto düzenlemeleri en doğal haklarıdır.   Bu canavarca uygulamalarla artan YPG terörizmidir. İster İran ister PKK, ister Rus olsun, işgal ve terörizmin her türlüsünü reddediyoruz. Akaydat Aşiretinin SMO'da birlikleri var mıdır? Özgür Suriye Milli Ordusu, devrimin ve Suriye halkının ordusudur. Doğu bölgede ve Daraa'dan El-Bukamal'a uzanan Akaydat kabilesinden çok sayıda kişi SMO'ya katılım sağlamış ve onlarla temas halindedir. Gençlerimiz, terör unsurlarına karşı verdiği mücadelede bir kısmı şehit oldu ve bir kısmı yaralandı. Evet, büyük bir kısmı Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Fırat Kalkanı operasyonlarında şehit olmuştur. Tel Abyad ve Rasülayan’da  sivil polis olarak çalışan subayların çoğu ve bunların arasında Afrin, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde doğulu savaşçıların çoğunluğu Akaydat kabilesindendir. Deyr Ezzor'un geleceğini nasıl görüyorsunuz? Deyr Ezzor şehrinin nüfusunun tamamı, Sünni mezhebi ve Arap ırkından oluşmaktadır.  Azınlıklar ve diğer toplumsal unsurların bulunmadığın tek özelliğe sahip şehirdir. Kürt nüfusu, Deyr Ezzor şehrinde bulunmamaktır,  sakinleri vatansever ve tutarlı toplumsal bir yapıya sahiptir. PKK, Rusya ve İran, Deyr Ezzor’dan Sünni Arap unsurları söküp, demografik yapıyı değiştirerek bölgeyi sömürmeyi hedeflemektedir.  Suriye petrolün en çok bulunduğu şehir olmasının yanında su ve insan kaynağının olduğu zengin bir kenttir Deyr Ezzor.  Bu nedenle İran, rejim, PKK, ve Ruslara neye mal olursa olsun bedeli ne olursa olsun Deyr Ezzor’u işkal etmeye devam edecekler. Bölgenin iç dinamikleri, bölgeyi yönetebilme yeteneğine sahip,  halkın çıkarlarını koruyacak ve dost ülkelerin menfaatlerini gözetecek  askeri ve siyasi yeterliliğe sahiptir. Dost Türk devleti aracılığıyla, Uluslararası koalisyondan,  Deyr Ezzor şehirde barış ve huzurun yeniden kazanılması için yönetimin halka teslim edilmesini ve bölgeden Kandil çetelerinin ve paralı askerleri kovulmasını talep ediyoruz. Deyr Ezzor işkal altında,  binlerce kişi yerinden edilerek demografik değişim gerçekleşmesiyle birlikte ayını zamanda bölge soykırım altındadır.  Bizim, Allah’tan ve Türkiye dışında kurtuluşumuzun umudu yoktur. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı? Bizim sesimizi dünyaya durduğunuz için Suriye Gündemine teşekkür ederiz.  
Suriye Milli Ordusu 1. Kolordu Komutanı Muataz Reslan ile Röportaj
Suriye Milli Ordusu (SMO) 1. Kolordu Komutanı Muataz Reslan, Suriye’deki askeri ve politik durumu Suriye Gündemi’ne değerlendirdi. Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Muataz Reslan hakkında detaylı bilgi için Suriye Gündemi tarafından hazırlanan biyografiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz: Muataz Reslan  Sizi tanıyabilir miyiz?İsmim Muataz Reslan, Birinci Kolordu’nun komutanıyım. Daha önce pilottum. 2012’de rejim ordusundan ayrılarak Devrimci Özgür Suriye Ordusu’na katıldım. 2012’den şimdiye kadar Suriye’den hiç ayrılmayarak rejim ile savaştım. Benim için ayrı bir şeref olan da DEAŞ ve YPG’ye karşı savaşmış olmam. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatlarına katıldım. SMO’nun hedefleri nedir ve Suriye’nin geleceğinde kendilerini nerede görüyorlar?SMO, Esed rejimin, diktatörün zulmüne karşı çıkan halkın bir uzantısı, SMO’nun hedefi özgürlük, adalet ve eşitlik gibi sloganlarımıza ulaşıncaya kadar rejime ve diğer terör örgütlerine karşı savaşmaya devam edeceğiz. Suriye’de bir barış olursa SMO’ya ne olacak?Şuan Suriye’de bizim de en çok istediğimiz barışın ve huzurun Suriye’ye yerleşmesi ve en öncelikli hedefimiz Beşar Esed rejiminin sona ermesidir. İktidarı devam ettikçe hiç bir şekilde barış olamaz. Bu yaşadığımız serüvenden dolayı Beşar Esed’i Suriye toplumunu kabul edeceğini kesinlikle düşünmüyorum. Esed bir savaş suçlusu olarak yüzbinlerce insanın işkence ile ölmesine ve milyondan fazla insanın ortadan kaybolmasına sebep olan bir kişidir. Savaş uçakları ile uluslararası hukuka göre yasak olan birçok silahı halka karşı kullandı. Bundan dolayı bizim en küçük hedefimiz Esad’ın Suriye’den çekilmesi veya yönetimi tamamen bırakmasıdır. Bunu askeri olarak gerçekleştirebileceğinize inanıyor musunuz?Bizim hedefimiz bir zalim ve diktatör bir rejim var. Bu rejimi yıkmak için barışçıl ve siyasi yolları ile askeri yolları kullanacağız. SMO’nun sahadaki mevcudiyeti ne kadar büyük ve önümüzdeki dönemde operasyon yapmayı öngörüyor mu?Biz şuan Suriye meselesinin barışçıl yollarla çözülmesini temenni ediyoruz ama biz SMO olarak silah ve ekipman olarak savaşa hazırız. Bizim asıl hedefimiz bu zafere ulaşmaktır. Bu zafere ulaşana kadar her yönüyle mücadeleye devam edeceğiz. UÖC’nin SMO’ya katıldığı ilan edilmişti, an itibariyle UÖC’nin SMO’ya katılma süreci ne durumdadır?UÖC bizimle birlikte. 6 ay önce SMO’ya katıldılar ve sahadaki tüm devrimci gruplar bir çatı altında toplandı. Şuan sahadaki şartlardan dolayı SMO’yu düzenli ve hiyerarşik bir yapıya dahil olmadı. Operasyondan operasyona koştuğumuz için bir türlü istenilen yapıyı tamamen kuramadık. Askeri gruplar kendilerinin SMO’ya bağlı olduklarını ilan ettiklerinden itibaren sürekli çatışmalar yaşandı ve bundan dolayı şuana kadar ciddi bir çalışma yapılmadı. Bazı iddialara göre HTŞ kendisini lağvedip SMO’ya katılacağı söylendi. Bu iddialar hakkında ne diyorsunuz?Benim görüşüme göre onlar kendilerini lağvetmeyecek ve onlar bölgedeki varlıklarını devam ettirecektir. Yok, hiçbir şekilde onlarla görüşmemiz, diyaloğumuz veya buluşmamız gerçekleşmedi. Türkiye’deki Suriye mültecilerin savaşmadığına yönelik eleştiriler var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?Şuan ben Türkiye’de kalan buradan sizin aracılığınızla Suriyeli mültecilere bir mesaj vermek istiyorum. Suriye’ye dönün, özgürleştirilmiş bölgelere dönün. Herkes kendi kapasitesine göre çalışsın, isteyenler bize katılsın ve böylelikle ülkemizi beraber özgürleştirelim. İkinci mesajım da Türkiye halkına ve eleştiri yapan insanlara olacak. Her Suriyelinin arkasında acı ve dramatik bir hikayesi var. Bu acı hikayeyi unutmasınlar. İnsanlar ailelerinden kardeşlerini anne ve babalarını kaybettikleri için kaçmak zorunda kaldılar. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı ve Suriye politikası hakkındaki görüşünüz nedir?Bizim Suriye’deki varlığımız ve hayatta kalmamız Türkiye sayesinde devam ediyor. Şuan en son yapılan Bahar Kalkanı Harekatı ile ilgili değerlendirme yapacağım. Rusya büyük bir devlettir ve uluslararası bir güçtür. Türkiye’nin bize vermiş olduğu destekle bizim onlara karşı verdiğimiz mücadele adeta bir destandır. Türkiye’ye müteşekkiriz, onların desteği olmasaydı İdlib olmayacaktı. İdlib İranlı Şii milislerin ve rejim milislerin eline geçecekti. Türkiye’nin onlara vermiş olduğu hezimet tüm İslam dünyası için önemli bir mesaj oldu. İnşaAllah bu darbe Esed’i bitirecek bir vurucu darbeydi ve Esed’i bitirecek vuruşun bir ön hazırlığı oldu. Türkiye’nin yapmış olduğu en son operasyon ile Suriye halkının “Muhammedi” ordu olarak bildiği Türk ordusuna güveniyor. Türkiye bölgeyi koruyacağını tüm dünyaya mesaj olarak verdi. İdlib’ten BPH bölgesine geçecek olursak, son dönemde SMO’nun özellikle Rasulayn bölgesinde demografik değişim yapıldığı ve SMO savaşçıların aileleri bölgeye taşındığı iddia ediliyor. Bunun hakkında ne diyorsunuz?BPH bölgesinde sizin de daha önce verileriniz var ve bu veriler bize gösteriyor ki 80%’i Arap’tır. Irkçı bir tablo çizilmeye çalışılsa da bölge insanı Arap’tır. Özellikle Tel Abyad Kürt olarak gösterilmeye çalışılsa da, o bölge de Arap’tır. Eğer biz şuan aileleri getirecek olursak, sadece o bölgenin insanların ailelerini getirecek oluruz. Biz bölgenin halkını geri dönmesini istiyoruz. Bölge halkı geri döndüğünde onun Arap, Türkmen veya Kürt olup olmadığını sormayız ve bizim kimsenin etnik aidiyeti ile sorunumuz yoktur. Otobüsler ile Rasulayn’a gidenler kim?Rasulayn’ın köylerinde sadece bölgenin insanı yaşıyor, ancak Rasulayn şehrinde bölgede görev yapan ve bölge insanlarından olan kişilerin aileleri en son otobüsler ile bölgeye taşındı. Sayıları da çok az. SMO’nun içerisinde zaman zaman yasadışı faaliyetlerin yaşandığı aktarılıyor. SMO bunları engellemek için ne yapıyor?Yasadışı faaliyetlerin ve iç çatışmaların yaşanmadığını söyleyemem ama bunların sayısı çok az. Ancak bize karşı düşman olanların basın gücü güçlü olduğundan, olayı alıp büyütüp sunuyorlar. Biz SMO olarak bunları önlemeye çalışıyoruz. Öncelikle “Manevi Rehberlik” ofisimiz ile SMO’daki tüm askerlere değerler eğitimi veriyoruz. Fakat bir suçun işlenilmesi durumuna karşı, Askeri Polis Teşkilatı’nı ve Askeri Yargı’yı kurduk. SMO’dan birisi suç işlediği takdirde polis gözaltına alıyor ve suçlu Askeri Yargı’daki hukuki süreç sonucunda gerekli olan cezayı alıyor.
Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Lideri Abdulkerim Aga ile Röportaj
“Önce İsrail’in sonra Esed rejiminin zulmüne maruz kaldık” Suriye Türkmenlerinin hak ve çıkarlarını korumak amacıyla kurulan Suriye Demokratik Türkmen Hareketi’nin lideri Abdulkerim Aga, Golan Türkmenlerinin yaşadığı sıkıntılardan Bahar Kalkanı harekatına kadar birçok konuyu Suriye Gündemi’ne değerlendirdi. Golan Türkmenlerin olan Aga, 1954’de şuan İsrail işgalinde olan Kadriye köyünde dünyaya geldiğini işgal sırasında Aşiret lideri olan babası Faiz Aga öncülüğünde İsrail’e karşı topraklarını koruyabilmek adına mücadele ettikleri anlattı. O dönem bölgede 30 Türkmen köyü bulunduğu belirten Aga, sözlerini şöyle sürdürdü: “İsrail 1967’de Golan Tepelerini işgal ettikten sonra Türkmen ve Arap köylerini boşaltı. O zaman Suriye’de 250 bin kadar nüfusumuz vardı. Golan’da kimse kalmadı. Bizi Şam’a kovdu. Şam’da ilk okulu, liseyi ve üniversiteyi okudum. Makine mühendisi olduktan sonra 13 yıl çeşitli şirketlerde çalıştım. 1992’de Türkiye’ye geldim. Türkiye’de çeşitli mühendislik firmalarında çalıştım. Suudi Arabistan’da makine mühendisi olarak 1994’den 1998’e kadar çalıştım. Rakka tarafına döndüm. Süleyman Şah türbesinin restorasyon çalışmalarında da görev yaptım.” Suriye iç savaşı başladıktan sonra Golan Türkmenlerinin büyük bir çoğunluğunun Türkiye’ye göçtüğünü ifade eden Aga, “Şam’da rejim bizim mahalleleri yıktı, dağıttı. Orada kalan Türkmenler de Şam’ın çevrelerinde yaşıyorlar. Ekonomik şartları da çok kötü. O insanlar şimdi çok ızdırap çekiyorlar. Türkiye’ye gelenler Osmaniye Antakya Gaziantep’e yerleşti Bir bölümü de Avrupa’ya gitti. “Önce İsrail’in sonra Esed rejiminin zulmüne maruz kaldık.” diye konuştu. “Biz Türkmenler, Türkiye’nin uzantısıyız” Suriye’de çatışmalar başladıktan sonra Suriye’ye döndüğünü dile getiren Aga, şunları ifade etti: “Suriye’de 3.5 milyon Türkmen olmasına rağmen, muhalifler hep bizi görmezden geldi. Konuştukları zaman Araplar Kürtler Çerkezler derlerdi ama Türkmenlerin adını dile getirmezlerdi. Ben de orada sorardım ‘Niye Türkmen’leri gündeme getirmezsiniz?” diye. Biz 2012 Mart’ta Suriye Demokratik Türkmen Hareketi adında bir örgüt kurduk. Türkmenlerin hakkını savunmak için kurduk. Suriye Ulusal Konseyi’nde o dönem bizim Türkmenler’den kimse yoktu. Muhalifleri temsil eden bir kuruluştu. Koalisyon kuruldu o dönem bizim arkadaşlardan 3 üye verdik. Muhalefetin sözlüğünde Türkmenlerin adı anılmaya başladı. Biz Türkmenler, Türkiye’nin uzantısıyız. Muhalefet, Türkiye’den lojistik destek almalarına rağmen bizi gözardı ettiler. Suriyeli muhalif Araplardan izin almadan bir yere gidemezdik. Türkmenlere ‘bizim çocuklar’ dedikleri için bize yeterli önemi vermediler. Araplara Kürtlere başka gruplara daha çok önem verdiler. Uzun süre Türkmenler olarak muhalefetin içinde güçlü değildik. Türkmenler, Araplara Kürtlere referans olacakken, diğer gruplar Türkmenlere referans oluyordu.” Aga, İran’ın mezhepçi politikalar izleyerek Hizbullah’ı bölgeye getirdiğini belirterek, “Türkiye istese bölgede Lübnan’da bir sürü Türk vardır. Türkiye bunlara önem vermesi lazım. Filistin’de bir sürü Türk var ancak kimsenin haberi yoktur. İsrail’in içinde Türkler vardır. Orada yaşayan Türkler için okul açılması lazım. Irak’ta olsun Filistin Lübnan’daki Türkler için okul açılmalı dillerinin yok olması önlemeli.” değerlendirmesinde bulundu. “Biz Türklüğümüze önem verirsek dünyaya barış ve insanlık getiririz” İsrail lobisinin dünyada çok güçlü olduğunun altını çizen Aga, şunları söyledi: “İsrail, bu işi çok iyi yapıyor. Gittikleri ülkede bir Yahudi varsa destek veriyor, yetiştiriyor, para veriyor onu iş adamı yapıyor. Daha sonra kendisinin mümessili olarak atıyor o ülkeye. Biz Türklüğümüze önem verirsek dünyaya barış ve insanlık getiririz. Biz insana insanca bakan bir toplumuz. Bin sene yönetmişiz Ortadoğu’yu kimsenin diline dinine karışmamışız. Her insanın hayatına saygılı olduk. Dünya’nın yeniden Türklere ihtiyacı var. Bakın Suriye’de 1 milyon kişi ölüyor. Türkiye’den başka kimse elini uzatmıyor. Dünya, sanki uzayda olan bir hadise olarak yaklaşıyor. İdlib’e kimse elini uzatmıyor. ‘Durdurun bu katliamı’ kimse demiyor. Bakın Maarat El Numan’da 80 bin nüfus vardı. Rejim yıktı orayı şehri yok etti. Kimse de demedi ‘Bu milleti niye öldürüyorsun?’ Dünya’nın bizim adaletimize ihtiyacı var.” Abdulkerim Aga, Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Başkanı olarak kısıtlı imkanlarla hala hareketi ayakta tutmaya çalıştığını Suriye meselesi üzerine çalışmalar yaptığını, Türkiye ve Avrupa’da Türkmenlerini sesini duyurmak için çeşitli programlara katıldığını bildirdi.“İmkanlarımız kısıtlı, kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz.” diye konuşan Ağa, sözlerini şöyle sürdürdü: “Suriye’de Türkmenlerin varlığını devam ettirmek için, toplantılara katılıyoruz. Bazı muhalifler bizim görüşlerimizi alıyor. Başka oluşumlar dünyayı dolaşıyor. Amerika’ya Avrupa’ya gidiyor konuşuyor. Uluslararası kuruluşlar bizim için “Bunlar Türkiye’nin sözünden çıkmazlar, bunların görüşünü almaya da gerek yok” şeklinde yaklaşımları oluyor. Suriye’de Kürtler Fransa’yla ABD ile görüştü. Ama bu devletler Türkmenleri yok sayıyor. Muhatap almıyor. Biz 3.5 milyon Türkmeniz, Türkmenler, istedikleri hakkı alamıyorlar. Suriye Türkmenleri bir meclis kurdu. Bu mecliste Türkmenlerin ileri gelin insanları var. Suriye Türkmen Meclisinin yanında diğer Türkmen hareketleri de muhatap alınmalı. Biz burada büyük bir toplumuz. Geldik Türkiye’ye dil öğreniyoruz köklerimizi öğreniyoruz. Devlet kurumlarından biz pozitif ayrımcılık istiyoruz. Biz demiyoruz ki ‘Araplara ve Kürtlere bir şey yapılmasın’ ancak Türkmenlere daha özen gösterilmesini talep ediyoruz.” Bahar Kalkanı Harekatıyla rejim ve Rusya’nın olası katliamlarının önüne geçildiğini vurgulayan Aga, Türkiye’nin bölgede var olmasının tarihsel bir sorumluluk olduğunu belirtti. Bu harekatla birlikte yoğun bir göç hareketliliğinin engellendiğini ifade eden Aga, bölgedeki Türkmen, Arap ve Kürtlerin Türkiye’ye minnettar olduğunu kaydetti.
Bağımsız Kürt Meclisi Kurucu Başkanı Nebih Musa Taha Ebu Salih ile Röportaj
Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben, Nebih Musa Taha Ebu Salih. Halep Kürtlerinden, lise mezunu bir çiftçiyim. Azez bölgesinden Kürt Didi aşiretine mensubum ve aynı zamanda bu aşiretin lideriyim. Aşiretimizin nüfusu 40-45 bin arasındadır. Bunun yanında Suriye’nin geneline yönelik kurulan Suriye Kürt Aşiretleri Topluluğu Başkanı ve Bağımsız Kürt Meclisi Kurucu Başkanı’yım. Bağımsız Kürt Meclisi nedir? Bağımsız Kürt Meclisi, Kürt halkının isteği doğrultusunda 2020’nin ilk gününde kuruldu. Meclisimiz sadece özgürleştirilmiş bölgelerde bulunuyor. Özgürleştirilmiş bölgelerde diğer halklara baktığımız zaman Kürt halkına sunduğumuz hizmetleri ve imkânları hissetmedikleri inancı ile Bağımsız Kürt Meclisini kurma gereksinimi duyduk. Genel olarak şu ana kadar Kürtlere yönelik kurulan organizasyonlar ve STK’lar sadece Kürt halkı üzerinden pazarlık yapıyor. Dokuz yıl boyunca birçok Kürt oluşum, rejime yakın olmalarından ötürü Kürt halkına fayda sağlayamadı. Bu gibi kuruluşlar ve partiler sadece kendilerini destekleyen devletlerin ajandalarını ve emirleri uyguluyorlar. Kürt halkı ile herhangi bir bağları bulunmamaktadır. Buna binaen biz de Bağımsız Kürt Meclisinin gerekli olduğunun inancını taşıyarak, Kürt halkının isteklerini önceleyerek ve onların talepleri doğrultusunda bu meclisi kurduk. Biz aynı zamanda dünyaya şu mesajı vermek istedik; Kürtlerin geneli PKK sempatizanı değildir. Kürtler vatansever bir halktır. PKK Kürtleri temsil edemez. Kürtlerin haklı taleplerini ifade etmek üzere bizler de güçlü bir şekilde varız. Bizler Suriyeli Kürtlerin çıkarlarını savunan ve gözeten bir oluşumuz. Tabi bizim ilk ve en önemli hedefimiz PKK/YPG ve SDG gibi Kürtleri temsil ettiğini iddia eden kişilere karşı mücadele etmektir. SDG örtüsü altında varlıklarını gösteren bu gibi partilere karşı mücadele ediyoruz. Söz konusu yapılar gibi ayrılıkçı hedefleri olan bütün gruplara karşı savaşımız devam edecektir. Bizler Afrin’in özgürleştirilmesinde rol aldık ve savaştık. Şu an bizim askeri grubumuz var ve bu askeri grubumuz SMO’nun bileşenlerinden birisi. Bizim Türkiye’deki kardeşlerimizle aramızda çok güçlü bir bağ bulunmaktadır. Bu doğrultuda bir ofis oluşturduk ve şu an sürekli Türk kardeşlerimiz ile bu ofis üzerinden iletişim halindeyiz. Özellikle Afrin’in özgürleştirilmesinde ZDH’de ve BPH’de Türk kardeşlerimiz bize öncülük ederek çok özel imkânlar sundular. Türk kardeşlerimiz bizim topraklarımızda şehit verdi, bizler de bu topraklarda şehit verdik. Bizim şehitlerimizin kanları birbirine karıştı. PKK ve tüm bölücü terör örgütlerine seslenmek istiyorum; bizim Türk kardeşlerimiz ile çok güçlü ve kopmaz bir bağımız mevcuttur. Biz burada herkesle şunu paylaşıyoruz; PKK bir terör örgütüdür. Vatanperver Kürtler olarak bizim PKK ile savaşmamız farzdır. Ayrıca şunu da vurgulamak isteriz ki Türkiye’nin düşmanı bizim de düşmanımızdır. Ortak noktamız PKK’nın terör örgütü olduğudur. Türkiye Devleti ve hükumetiyle iyi bir ilişki içerisindeyiz. Bağımsız Kürt Meclisi nerelerde bulunmaktadır, kaç kişidir ve bahsettiğiniz Kürt askeri yapılanma Hamza Tümeni’ne bağlı Kürt Şahinler Tugayı mıdır? Hamza Tümeni’ne bağlı Kürt Şahinler Tugayı. Meclisin kurucu üyeleri 41 kişi. Hepsi eğitim seviyesi yüksek Kürtlerden oluşuyor. Önümüzdeki günlerde kurucu üye ve yönetim kadrosu ile bir kongre gerçekleştireceğiz ve binlerce kişinin katılmasını bekliyoruz. Meclisimiz daha yeni ve sürekli gelişiyor. Verdiğim sayı meclisin kurulması için gerekli olan kurucu komisyon. İnşallah ileride bizim, buradaki tüm halklar ile Araplar, Türkmen ve bütün etnik gruplarla kardeş olduğumuzu gösteren ve herkesin katıldığı bir kongre gerçekleştirerek bütün dünyaya kardeşliğimizi göstereceğiz. PKK’nın ideolojisi Arap halklarını ve Türkiye’yi sürekli Kürtlere ve Kürt halkına düşman olarak gösteriyor ve bunun propagandasını yapıyor. Biz kongremizde bizim kardeş olduğumuzu ilan edeceğiz ve bu mesajı tüm dünyaya vereceğiz. PKK toplumlarımızın arasına sürekli kin ve düşmanlık tohumlarını ekmektedir. PKK’ya yakın bazı oluşumlar ve partiler de aynı düşünceyi dillendiriyorlar. PKK dünyanın her neresinde olursa olsun sürekli aynı düşünceyi ve ideolojiyi taşıyor; kin, nefret ve düşmanlık tohumlarını toplumlarımızın arasına ekmeye çalışıyor. Bağımsız Kürt Meclisi’nin ambleminde üç bayrak bulunuyor. Özgür Suriye bayrağı, Türk bayrağı ve Kürdistan bayrağı var. Neden böyle bir seçimde bulundunuz? Bu bayraklar halkları temsil ediyor. Kürt, Arap ve Türk halkının kardeşliğini sembolize ediyor. Barzani ile yakınlığı veya ilişkileri var mı? Bizim Barzani dahil hiçbir kişi veya oluşumla ilişkimiz bulunmamaktadır. Biraz önce ifade ettiğim gibi amblemimizdeki bayraklar milletleri temsil ediyor. Kürdistan bayrağı sadece bir kişiyi temsil etmiyor. Kürt halkını temsil ediyor. Bu tablo bölgedeki halkların kardeşliğini temsil ediyor. ENKS ile ilişkileri nedir? ENKS ile ilişkimiz yoktur. Bizim hiçbir parti ile ilişkimiz yoktur. Barzani ve ENKS hakkındaki görüşleriniz nedir? Biz Suriyeli Kürtler olarak kendimizi temsil ediyoruz. Irak’tan veya dışarıdan gelen herhangi bir Kürt bizi temsil edemez. Temmo ile ilişkileri nedir? Bizim aramızda bir dostluk var, o dostluk dışında hiçbir siyasi bağımız yok. Hatta siyasi olarak onunla uyuşmadığımız birçok nokta mevcut. Bağımsız Kürt Meclisi’nin hedefi nedir? Örneğin SMDK’ya katılmayı düşünüyorlar mı? Birinci hedefimiz Suriye’nin bütünlüğü. İkincisi beraber huzur ve barış içerisinde yaşamak. Suriye’deki Kürtlerin ve bütün halkların barış ve huzur içerisinde yaşamasından başka hiçbir siyasi amaç gütmüyoruz. Bizim tek hedefimiz burada barış içerisinde bir yaşamı mümkün kılmaktır. Biraz önce bahsetmiş olduğunuz ENKS ve SMDK gerçek manada Suriye halkına hizmet edemediler. Bizim, Türkiye’deki kardeşlerimizin tecrübelerinden de faydalanarak ortaya koyduğumuz bir duruşumuz mevcut. Afrin’deki Kürtlerin durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazı kişisel bazı hak ihlalleri oluyor. Onu da herhangi bir gruba veya topluluğa atfetmeden münferit suçlar olarak değerlendiriyoruz. Münferit olarak gerçekleşen bu suçları ne Türklere, Suriyelilere, Araplara veya Türkmenlere mal etmiyoruz. O suç sadece o kişiyi bağlar. Afrin bölgesinde ne kadar Kürt yaşıyor, bölgedeki Kürtler bölgeyi terk etti mi? Bölgedeki nüfusun yarısından fazlası Kürtlerdir. Şu an biz, evlerini bırakıp PKK’nın işgalindeki bölgelere gidenlerle iletişim kuruyoruz ve tekrar evlerine gelmelerini talep ediyoruz ve yardımcı olmaya çalışıyoruz ama maalesef PKK onların evlerine dönmelerine müsaade etmiyor. YPG Kürtlerin Afrin’e dönüşü nasıl engelliyor? SMO Afrin’e geldiğinde bu insanlar savaş ortamından dolayı diğer bölgelere gittiler. Geri dönmek istediklerinde ise PKK bunlara izin vermedi. PKK bu insanları siyasi bir koz olarak kullanıyor. Medya’da sürekli Kürt halkının evlerine geri dönmelerine izin verilmediği pompalanıyor ama aslında kendileri engelliyor. Böylelikle Türkiye’ye karşı bu aileleri siyasi bir koz ve propaganda aracı olarak kullanıyor. Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Ben buradan özellikle bu mesajımı iletmenizi istiyorum. Türkiye devletine, hükümetine ve halkına çok teşekkür etmek istiyorum. Kendi adıma ve temsil ettiğim meclis adına Türkiye’ye teşekkür ederim. Biz sizinle biriz. Bizim ve sizin kanlarımız Suriye topraklarında birleşti. İki halkın güvenliği ve huzuru için beraber şehit verdik. Suriye’nin özgürlüğü için şehit olan tüm Kürtlere, Araplara, Türkmenlere, Türklere ve herkese saygımı ifade etmek istiyorum. Kürt, Arap ve Türk halkları el ele dayanışmak istiyor.
Interview with Kinan al Nahhas
This interview was conducted by Ömer Özkizilcik Kinan al Nahhas is an independent member of the Syrian opposition, close to the armed groups in Idlib, and former member of the Leadership Council of the National Liberation Front. What do you think about the agreement? Actually, we don’t know the details of the agreement yet, we hope to have a more detailed understanding soon. It’s clear that they stopped the bombing of Idlib. It is a problem for us not knowing the details, at the least the part that affects us in Idlib and Aleppo. A lot of the people are worried about the details. We have 1 million refugees and they won’t go back to their homes to stay under the regime’s control. Until we know the details, we can’t know the benefits or the risks and threats of this agreement. The Turkish government announced several times that they demand the withdrawal of the regime to the frontlines of the Sochi agreement. After they announced the latest agreement, no one talked about it anymore. This is an issue that needs clarification. Are the security corridor and the joint patrols implementable? This is the second point that raised concerns. The agreement talks about the M4 but didn’t mention the M5 highway which is under regime control. There will be a security corridor for the M4 but there is no mention of the M5 road. It will be difficult for Syrians in Idlib to welcome Russian patrols and the idea of a security corridor only on the M4, which the M5 was captured by the Russians and the regime despite the Sochi agreement, there must be a balance and the Sochi agreement in regards to the demarcations has to be respected. At the moment we have a security corridor for M4 but nothing for M5. What will the armed groups in Idlib do in regards to the agreement? There is great coordination between Turkey and the revolutionary armed groups, and they will come to an agreement but all this will be closely linked to the future of our lands and if the Sochi agreement will be respected or not. Recovering the M5 is a necessity for us, and our Turkish partners perfectly understand that and take it into account. What is the position of HTS? I think HTS is in a sticky situation. They are the major responsible for the last loss in the battle against the regime and I think they are not in a situation to negotiate or impose conditions. They are currently trying to find a way out, but they made it very difficult due to their actions. People in Syria see them as the main responsible party for weakening the revolutionary armed groups and by providing excuses to Russia to bomb Idlib. So they don’t have any allies left in Syria, and the vast majority of the population is against them. But they need a way out, and they are trying to change their narrative. Turkey can play a big role in deciding the fate of HTS, in a way that minimizes the damage. Do you see HTS dissolving itself soon? I hope that but I don’t think they will do it now. It is difficult for them to do it after what they have done in the recent 3-4 years but, but if this was to happen, it will have to be as part of a Syrian led initiative to dissolve and absorb HTS. We have to take into account that the group is not keen on the ideology anymore. Does HTS fear revenge? Maybe in some cases duo the elevated number of injustices and crimes they have committed against Syrians, but this isn’t the reason why they rejected offers in the past to dissolve. Their priority is control and power. Do you think the current ceasefire is a fragile or a lasting one? Turkey is trying its best to make it a real ceasefire, but the problem is Russia. Russia never respected any ceasefire agreement before, in fact, they didn’t respect any agreement at all. The information that we have about the agreement does not reflect any details about how it will be monitored and protected, and it leaves the door open for attacks from the Russian side. I think it is very possible that a confrontation might happen soon due to the actions of the regime, Russia and Iran. Turkey and we should be ready for that. After the Turkish drone strikes why could the regime recapture Saraqip? The Turkish attack was very effective, and shocked the regime; for the first time since the beginning of the revolution the regime had to face airstrikes, and we all realized how weak they are. In just 3 days the regime lost control over its command structure in the battlefronts but they have received heavy help from Hezbollah and Iranian militias on the ground, and the Russian air cover. We know that Hezbollah has sent 500 elite forces, the Radwan forces, only to Saraqip. Meanwhile, Russia continued its airstrikes against the armed groups. Therefore we have seen the retake by the Russian and the militias. We are talking about two different types of attacks. The Turks were attacking with drones; the Russians used Sukhoi, tanks, and everything. Why was the armed Syrian opposition so weak? It is not correct to say they were weak. What we have seen last month was the ninth month of continuous battle. Our groups remained steadfast at the frontlines for several months. After losing the fronts we had many military and human difficulties. The Syrian revolution is the only army in the world that consists only of volunteers. The majority of these volunteers have their families close to the frontline. A lot of them were forced to leave the front to save their families and went back to the war. We are fighting against the regime, Russia and Iran and sectarian groups from Lebanon, Iraq and elsewhere simultaneously. What we have seen the last month is not one month but the last month of a long battle. If we look from a different point of view, the regime army was severely shaken and damaged after 3 days of drone strikes. We sustained 8 years of airstrikes from the regime and later Russia. The resistance of the Syrian people is a true miracle. What should be done in Idlib? Idlib cannot be seen in isolation from the Syrian conflict as a whole. The problem is not only Idlib, but it’s also the regime and the future of the entire country. For Idlib, and in the short term, we need to achieve the ceasefire but according to the demarcations before the last wave of attack, and create the necessary conditions for the return of displaced people to their homes in Idlib. This should be the first step before any discussion about reactivating the political track or the opening of the M4 and M5 highways. We need to think about the people and their security first. We also need to be aware that Russia is and has always been keen on achieving a military victory rather than a negotiated solution, and they will continue in their efforts until they see sufficient resilience and strength from our side, Turkey and the Syrian revolution. Turkey must see that their real strategically in this war are the Syrian rebels and opposition, and we should work on making this alliance stronger and more effective.
Kenan el Nahhas ile Röportaj: İdlib’te ateşkes kalıcı mı? Ömer Özkizilcik  
Röportajı gerçekleştiren: Ömer Özkizilcik Kenan el Nahhas Suriye muhalefetinin özellikle İdlib’teki askeri gruplara yakın bağımsız bir üyesidir. Önceden Ulusal Özgürleştime Cephesi’nin yönetim kadrosunda yer alan Nahhas, Suriye Gündemine özel açıklamalarda bulundu. Anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz? Aslında biz anlaşmanın detaylarını bilmiyoruz ve anlaşmanın detaylarını yakında öğrenmeyi ümit ediyoruz. Şuan için mutlak olan İdlib’e yönelik bombardımanın durmuş olması. Bizim için anlaşmanın detaylarını, en azından İdlib ve Halep ile alakalı bizi doğrudan ilgilendiren kısımları bilmemek bir sorun. Birçok insan anlaşmanın detayları noktasında endişelidir. An itibariyle 1 milyon yeni mültecimiz var ve bu insanlar rejim kontrolündeki bölgelerde olan evlerine geri dönemeyecek. Detayları öğrenene kadar, bu anlaşmanın avantajlı yönlerini, riskli ve tehlikeli kısımlarını bilemeyiz. Türk hükümeti birçok kez rejimin Soçi sınırlarına geri dönmesini talep etti. Ancak anlaşmanın imzalanması ile beraber artık kimse bunun hakkında konuşmuyor. Bizim için bu meselenin aydınlığa kavuşturulması lazım. “Güvenlik kuşağı” ve “ortak devriye” maddeleri sahada uygulanabilir mi? Bu endişe uyandıran ikinci konudur. Anlaşma M4 hakkında konuşuyor ama rejimin kontrolünde olan M5 otoyolundan bahsetmiyor. M4 için bir güvenlik kuşağı oluşturulacak ama M5 yolu hakkında hiçbir ibare yok. İdlib bölgesinde Rus devriyelerini olumlu karşılamak zor olacaktır, özellikle güvenlik kuşağının sadece M4 otoyolu için uygulandığı bir denklemde. Soçi anlaşmasına rağmen M5’i ele geçiren Rusya ve rejime karşı bir denge oluşturulmalı ve Soçi sınırlarına saygı gösterilmelidir. Şuan M4 için güvenlik kuşağı var ama M5 için hiçbir şey yok. İdlib’teki silahlı gruplar anlaşma bağlamında ne yapacaklar? Türkiye ve devrimci askeri gruplar arasında çok iyi bir koordinasyon var ve mutlaka iki taraf bir anlaşmaya varacaktır ama bu durum Soçi sınırlarına saygı gösterilip gösterilmemesi ile doğrudan bağlantılı olacaktır. M5’in tekrar kontrol altına alınması bizim için bir zarurettir ve Türk ortaklarımız bunu tam manasıyla anlamaktadır ve değerlendirmektedir. HTŞ’nin tutumu nedir? Bence HTŞ zor bir durumda. Rejime karşı yapılan en son savaştaki kayıpların birincil sorumluları onlardır ve öyle düşünüyorum ki şuan müzakere edebilecek veya şart koşabilecek bir konumda değiller. Şuan kendilerine bir çıkış yolu arıyorlar ama yaptıklarıyla kendilerini zor duruma soktular. Suriye’deki insanlar onları devrimci grupları zayıflatan ve Rusya’ya İdlib’i bombalamak noktasında bahane sunan en önemli yapı olarak görüyorlar. Bundan dolayı Suriye’de müttefiklerinin kalması ve halkın büyük çoğunluğu onlara karşıdır. Bir çıkar yolu arayışı içerisindeler ve bu bağlamda algıyı değiştirmeye çalışıyorlar. Türkiye HTŞ’nin kaderini belirlemek ve bunu en az maliyet ile yapmak için çok büyük bir rol oynayabilir. HTŞ’nin yakında kendisini lağvedeceğini mi düşünüyorsunuz? Bunu umuyorum ama şuan yapacaklarını zannetmiyorum. Son 3-4 sene içerisinde yaptıklarından sonra bunu yapmaları onlar için oldukça zor olacaktır, fakat bunu yaparsalar bu süreç Suriyelilerin kontrolünde olan bir inisiyatif bağlamında HTŞ’nin lağvedilmesi ve absorbe edilmesi ile olacaktır. Bu bağlamda örgütün artık eskisi gibi ideolojisinde ısrarcı olmadığını da değerlendirmek gerekir. HTŞ kendisine yönelik intikamdan mı endişe ediyor? Belki bazı durumlarda Suriyelilere karşı yapmış oldukları cürümler ve suçlardan dolayı böyle olabilir ama bu onların daha önceden kendilerini lağvetme taleplerini ret etme sebepleri değildi. Onların önceliği bölgeyi kontrol etmek ve güç sahibi olmaktır. Şuan yürüklükte olan ateşkesi kırılgan mı yoksa kalıcı olarak mı görüyorsunuz? Türkiye ateşkesin kalıcı olması için elinden geleni yapıyor ama sorun Rusya. Rusya hiçbir zaman ateşkes anlaşmalarına riayet etmedi, hatta genel olarak hiçbir anlaşmaya sadık kalmadı. Anlaşma hakkında elimizde olan bilgiler ateşkesin nasıl gözlemleneceği ve nasıl korunacağı hakkında detaylar içermiyor ve Rusya tarafının saldırı yapması için açık kapı bırakıyor. Ben yakında rejimin, Rusya’nın ve İran’ın tutumları dolayısıyla yeni bir saldırının olmasını bekliyorum. Türkiye ve biz buna hazırlıklı olmalıyız. Türk SİHA operasyonları sonrasında Esed rejimi neden Serakip’i tekrar kontrol altına alabildi? Türk saldırıları çok etkiliydi ve rejim güçlerini şok etti. Devrimin başlangıcından beri ilk defa rejim hava saldırıları ile karşı karşıya kaldı ve biz hepimiz rejimin aslında ne kadar güçsüz olduğunu gördük. Rejim sadece 3 gün içerisinde cephelerdeki emir-komuta zincirini kaybetti, fakat Hizbullah ve İran’ın desteği ile yoğun Rus hava desteği aldılar. Biz Hizbullah’ın 500 özel kuvvet, Rıdvan güçlerini Serakip’e gönderdiğini biliyoruz. Aynı zamanda Rusya askeri gruplara karşı hava saldırılarına devam etti. O yüzden Serakip’in Rusya ve milisler tarafından tekrar geri alındığını gördük. Biz bu bağlamda iki farklı saldırı biçiminden bahsediyoruz. Türkler SİHA’lar ile saldırdılar, Ruslar da Sukhoi tank ve her şeyi kullandılar. Suriye muhalefeti neden rejim karşısında bu kadar güçsüz kaldı? Bizim güçsüz kaldığımızı söylemek doğru değil. Geçen ay gördüğümüz aslında dokuz aydır devam eden bir çatışmanın son ayı idi. Bizim gruplar aylarca dayandılar. Ancak ön cephenin düşmesi ile askeri ve insani zorluklar yaşadık. Suriye devrimi dünya üzerinde sadece gönüllülerden oluşan tek ordudur. Bu gönüllülerin çoğunluğun aileleri cephelere yakın noktalarda yaşıyorlar. Birçoğu ailelerini korumak adına cepheyi terk edip sonra tekrar savaşa dönmek durumunda kaldılar. Biz rejime, Rusya’ya, İran’a Lübnan’a Irak ve dünyanın farklı yerlerinden gelen mezhepçi gruplara karşı aynı anda savaşıyoruz. Farklı bir açıdan bakacak olursak, rejim 3 günlük SİHA saldırıları ile çok ciddi anlamda sarsıldı. Biz ise 8 senedir rejim ve Rus hava saldırılarına rağmen ayakta duruyoruz. Suriye halkının direnişi aslında tam manasıyla bir mucizedir. Sizce İdlib bağlamında ne yapılmalıdır? İdlib Suriye savaşından ayrı olarak değerlendirilemez. Sorun sadece İdlib değil, rejim ve tüm ülkenin geleceğidir. İdlib ve kısa vaade de ateşkesi saplamalıyız ama bu son saldırı öncesi sınır hatlarında olmalıdır ve İdlib’teki insanların evlerine geri dönebilmesi için gerekli şartları oluşturmalıdır. Bu ilk adım olmalıdır. M4 ve M5’in açılması ve siyasal sürecin aktifleştirilmesinden önce gelmelidir. Biz önce insanları ve onların güvenliğini düşünmeliyiz. Ayrıca Rusya’nın her zaman askeri çözümden yana olduğunu ve siyasi çözümü engellemek için bu yönde bizim ve Türkiye’nin gücünü ve kararlılığını göresiye kadar devam edeceklerinin farkında olmalıyız. Türkiye bu savaştaki gerçek stratejik kazanımının Suriyeli muhaliflerle beraber olduğunu görmeli ve biz aramızdaki ittifakı güçlendirmek ve daha etkin kılmak için beraber çalışmalıyız.