Analiz
Rejim Geri Dönüşleri Zorlaştırıyor
Dünyanın muhtelif ülkelerine dağılmış Suriyeli mültecilerin geleceği, olası geri dönüş senaryoları son yıllarda uluslararası gündemin önemli konu başlıklarından biri haline gelse de henüz Suriye sınırları içinde ikamet eden yerinden edilmiş kişilerin (IDP) dahi geri dönüş süreçlerine ilişkin belirsizlik devam ediyor. Esed rejimi ve müttefiklerinin uzun süreli kuşatması ve devamındaki tahliye sürecine maruz kalan Guta bölgesi sakinleri geri dönüş sürecinde çözüm bulamayan kitlelerin yalnızca biri. Syria Report’un haberine göre, 2011 öncesi 700 haneye sahip Doğu Guta’daki Bahariye köyü, o dönemde askeri üsler başta olmak üzere rejim unsurlarının bulunduğu pek çok stratejik noktaya yakın konumdaydı. 2013’ün ortalarında rejim güçlerinin tekrar kontrolü ele geçirmesinin ardından,  köyün kuzey ve batı bölgelerindeki bir kısım bina hariç diğer tüm binalar rejim tarafından yıkıldı. Yıkılmayanlar ise muhaliflerle çatışmada rejim güçlerince kullanıldıkları için ağır hasar gördü. Büyük yıkımın ardından 2018’e kadar bölgeye sivillerin geri dönüşü yasaklandı.[1] 2018’den bu yana sadece 30 hane Bahariye’ye geri dönebildi. Rejim yetkilileri geri dönen sivillerin hasar gören evlerini tamir etmelerine izin verseler de tadilat süreçlerinde demir ve çimento harici madde kullanılmasına izin vermeyerek, tadilatları bir nevi makyajlama seviyesinde tuttular. Ayrıca rejim tarafından savaş yıllarında kurulan Terör Mahkemesi de Bahariye sakinleri içerisinde muhalif hareketlerle ilişkisi olduğunu öne sürdükleri onlarca vatandaşın mülklerine el koyulması kararını vererek çok sayıda Bahariyelinin köylerine geri dönüş ihtimallerini kesin bir şekilde yok etti.[2] Bölgedeki Baas idaresi sivillerin kendilerine ait tarım arazilerine yatırım yapmalarına izin verirken evi yıkılanların ise ev enkazlarını aramaları ve enkazları kaldırmalarını engelledi. Rejim yetkilileri sivillerin konutlarına duvar ve tel örgüler ile sınırlar çizmelerine de izin vermiyor. Savaş öncesi dönemde kamu arazisi üzerinde gayri resmi bir yerleşim olarak kayıtlarda bulunan köydeki konutların Tapu Kadastro kaydı olmaması, rejimin bu engellemede öne sürdüğü dayanak. Syria Report’a göre, bahsi geçen durumla 2011 öncesi dönemde taşra yerleşimlerinde çokça karşılaşılmaktaydı ve o dönemde de sorunlara yol açmaktaydı. O dönem kamu arazilerinin merkezi yönetimden yerel yönetime devri ve oradan da arazi sahiplerine satılması şeklinde cereyan eden çözüm ise artık gündemde değil.  Rejim, güvenlik endişelerini de bahane göstererek evlerine geri dönmek isteyenlerin önüne kendi yasalarınca tıkamakta. Elektrik ve su başta olmak üzere temel kamu hizmetlerinin hiçbirinin temin edilemediği Bahariye bölgesinde savaş sonucu “insansızlaşan” pek çok köy ve kasabadan sadece biri. Esed rejimi Bahariye örneğinde de görüleceği üzere, mültecilerin evlerine dönmesi ve bu bölgelerin yeniden inşası konularında inisiyatif almamakta ve bu yönde bir eğilim göstermemektedir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.syria-report.com/east-ghouta%E2%80%99s-al-bahariyeh-no-houses-or-services-returnees , Erişim Tarihi: 2 Nisan 2021. [2] https://www.syria-report.com/east-ghouta%E2%80%99s-al-bahariyeh-no-houses-or-services-returnees , Erişim Tarihi: 2 Nisan 2021.
Rejimin Kara Propagandasının Yeni Hedefi: “Kastal Maaf Türkmenleri”
Esed rejiminin sistematik şiddet uygulamaları sebebiyle ülke sathında kitlesel göçler yaşanırken bu durum da pek çok şehir, kasaba ve köyde nüfusun ciddi şekilde azalmasına neden oldu. Uluslararası alanda demografik mühendislikle suçlanan Esed rejimi, bu iddialara tatmin edici cevaplar vermezken rejimin medyası da bu konuda yalan propaganda üretmeye devam ediyor. Rejime bağlı medya uzantıları, Lazkiye’ye bağlı ve Türkmen çoğunluğu ile bilinen Kastal Maaf kasabasına vatandaşların geri dönmeye başladıklarını duyurdu.[1] Lakin Syria Report’a göre, Lazkiye Valisi ve bölgedeki Baas Partisi yetkililerinin de hazır bulunduğu kutlamalara katılan sivillerin Kastal Maaf’ın yerlileri olmadığı yönünde. Lazkiye’deki Türkmen yoğunluk bölgelerin merkezi konumundaki Kastal Maaf’ın yerli Türkmen nüfusu ülkede savaşın patlak verdiği 2011’den sonra ekseriyetle rejim karşıtı bir pozisyon aldı. Syria Report’un iddiasına göre, ilk bir yıl içerisinde çok sayıda Türkmen muhalif, silahlı muhalif gruplara katılırken bir kısım Türkmen ise yaşadıkları bölgeleri koruma amacıyla yerel milisleşme yolunu seçtiler. Bölgedeki bu muhalif ayaklanma üzerine Esed rejiminin müdahalesi geldi. Rejime bağlı Ulusal Savunma Güçleri (USG) milisleri 2012 ve 2013 boyunca Kastal Maaf’ı hedef alan saldırılar gerçekleştirdi. Saldırıların yoğunluğunun artmasıyla eş zamanlı olarak sivil Türkmenlerin önemli bir kısmı soy ve aile bağlarının bulunduğu Türkiye sınırına doğru hareket ederek bölgeyi terk etti. Syria Report’a göre, bu dönemde bir kısım sivil ise Lazkiye şehir merkezinde bulunan Türkmen çoğunluklu Ali Cemal mahallesine göç etti. 2013-2018 arası dönemde muhalifler Lazkiye kırsalındaki bu bölgeleri kontrol altında tutsalar da Rusya’nın savaşa dahli ve İran destekli milis güçlerin Ruslarla koordineli olarak Lazkiye kırsalındaki operasyonları sonucu, bölge rejim hakimiyetine geçti. Rejimin bölge halkının kasabadaki yoğun hasar görmüş mülk ve arazilerini görmelerine 2020’ye kadar izin verilmedi. Syria Report’a konuşan kaynaklar, Lazkiye Türkmenlerinin etnisitelerinden dolayı, 2011’den bu yana ayrımcı politikaların hedefi haline geldiklerini iddia ediyor. Kaynaklara göre, Rejim kontrolündeki bölgelerde ikamet eden pek çok Türkmen sivil, geçen süre zarfında muhalif gruplarla veyahut Türkiye ile ilişkili olmak suçlamalarıyla tutuklandı. Bölgedeki yerel Türkmen kaynaklar, rejimin Kastal Maaf’tan diyerek servis ettiği görüntülerde kasabaya döndükleri ileri sürülen kişilerin bölge sakinlerinden olmadıklarını iddia ediyor. Syria Report, görüntülerdeki kişilerin kimliklerini teyit edemezken yerel kaynaklar ise söz konusu kişilerin bölge sakini Türkmenler değil Kastal Maaf’a yakın Nusayri köylerinde mukim Nusayriler olduklarını ileri sürüyor.[2] Bölgede bulunan Nusayri köyleri Baskin, Beyt Faris, Meydan ve Ramadiye’de mukim olan Nusayri sivillere de aynı bölgede faaliyetlerde bulunan insani yardım kuruluşları destek veriyor. Bu kuruluşlara bağlı kaynakların Syria Report’a ilettiği iddiaya göre, Kastal Maaf’a şimdiye kadar çoğunluğu yaşlılardan oluşan sadece 20 aile geri döndü. Türkiye ile soy ve tarih bağları sebebiyle rejim gözünde olağan şüpheliler arasında bulunan Türkmenler, Halep ve Humus’ta da savaş boyunca rejimin doğrudan saldırılarına hedef oldu. Bu sebeple Lazkiye’de Türkmenlerin merkezde olduğu ve rejimin iyi niyetini gösteren haberlere şüphe ile yaklaşmak gerekiyor. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.syria-report.com/state-media-broadcast-misleading-videos-idps-returning-turkmen-town , Erişim Tarihi: 28 Mart 2021. [2] https://www.syria-report.com/state-media-broadcast-misleading-videos-idps-returning-turkmen-town , Erişim Tarihi: 28 Mart 2021.
Esma Esed İngiliz  Vatandaşlığından Çıkarılma Tehdidiyle Karşı Karşıya
İç savaşın 10.yılının geride bırakıldığı bu günlerde, İngiliz makamları Beşar Esed’in eşi Esma Esed ile alakalı önemli bir kararın arifesinde. Londra Metropolitan Polis Teşkilatı, Suriye rejimi tarafından işlenen savaş suçlarının işlenmesine yardım etme, teşvik ve kışkırtmada bulunduğu gerekçesiyle Esma Esed hakkında bir ön soruşturma açtı.[1] Bu hamlenin arka planında Esma Esed’in, rejim ve ordusunun yasa dışı uygulamalarına destek amaçlı konuşmaları etkili oldu. Bilhassa Uluslararası Adalet Adalet Odalarından olan “Guernica 37”ye bağlı avukatlar, Esma Esed’in kendisini rejimden uzak tutmayıp rejim ordusunun askerleri ve ailelerine yönelik moral ve destek temalı konuşmalarını, “savaş suçlusu” rejimin eylemlerini onay ve teşvik kapsamında olduğunu belirtmişlerdir. Guardian’ın iddiasına göre, ön soruşturma ile gündeme gelen bu dosyayla alakalı Metropolitan Polis Teşkilatı Savaş Suçları birimi sene başından beri mesai harcamaktaydı ve elde edilen deliller ışığında soruşturma kararı verdiler. Metropolitan Polis Teşkilatı’nın soruşturmaya varan çalışmalarının başlangıcı ise emniyet kaynaklarının ifadelerine göre Temmuz 2020’de Savaş Suçları birimine yapılan müracaata dayanmakta[2]. Soruşturmanın genişlemesi ve neticesinde Esma Esed’in suçlu bulunması durumunda, Esma Esed’in İngiliz vatandaşlığının düşürülmesi ve hakkında uluslararası tutuklama emri çıkarılması ihtimaller dahilinde.  İngiltere, AB ve ABD tarafından mali yaptırımlar listesine alınan Esma Esed’in, rejim içerisinde yükselen etkisi bu yeni soruşturmayla da bir nevi İngiliz makamlarınca da teyit edilmiş olacak. ABD tarafından “eşi ve kendi ailesinin desteğiyle Suriye savaşından büyük kazanç elde ettiği” suçlamasıyla Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası kapsamında yaptırım listesine alınan[3] Esma Esed, 2016’dan sonra rejim içi siyasette etkisini arttıran bir figür olarak her zamankinden daha fazla ön plana çıktı. Kurduğu Souria Holding üzerinden rejim ekonomisi üzerinde etki sahibi olmak isteyen Esma Esed  son dönemde bu sebeple rejimin uzun yıllardır müttefiki olan Rami Mahluf ile ters düşerek Mahluf’un rejim tarafından istenmeyen bir figür haline gelmesinde etkili olmuştu. Finans kurumlarındaki tecrübesi ve son dönemde daha da ortaya çıkan hırsı ile rejim içerisinde yeni bir aktör olarak kendini konumlandırmaya çalışan Esma Esed, önce uluslararası yaptırımlara hedef olarak şimdi de savaş suçlarıyla bağlantılı olduğu iddiasıyla kendisine uluslararası kamuoyu nezdinde rejimin bir parçası imajını kazanmış durumda.  Soruşturma sonucu suçlu bulunması halinde ise savaş suçları ve terörizm ile ilişkili dosyalarda vatandaşlık hakkının kaybı konusunda emsal teşkil edecektir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.theguardian.com/world/2021/mar/14/asma-al-assad-syria-risks-british-citizenship-loss-possible-terror-charges , Erişim Tarihi: 15 Mart 2021. [2] https://syrianobserver.com/news/64584/assads-wife-could-be-prosecuted-in-uk-have-citizenship-revoked.html , Erişim  Tarihi: 15 Mart 2021. [3] https://www.suriyegundemi.com/esed-e-iskence-sebebiyle-yeni-yaptirimlar-sezar-yasasi-1
Ekonomik Kriz Filistinli Milisleri Vurdu
Ekonomik sıkıntılar sebebiyle Suriye rejim ordusunun savaşa hazırlık seviyesini savaş öncesi konuma getirmeye çalışması ve küçülme yoluna gitmesi geçtiğimiz günlerde gündeme gelmişti.[1] Rejimin kriz döneminde ayakta kalabilmek adına her türlü tasarruf yoluna başvurduğu bu dönemde, Suriye dışında paralı asker olarak savaşma fikri de zor şartlar altındaki Suriyeliler arasında trende dönüştü.[2] Rejim ordusunda yansımaları yaşanan maddi kriz, rejim yanlısı milis güçlerini de etkilemiş gözüküyor. Esed rejimi yanlısı Filistinlilerden oluşan milis gücü Filistin Kurtuluş Ordusu, bu ekonomik krizden tasarruf yoluyla çıkmaya çalışan grupların başında gelmekte. Muhalif haber sitelerinin Filistinli kaynaklarına dayandırdığı bilgiye göre, örgüt içerisinde militanların aylık maaşlarında 4-5 bin Suriye lirası kesintilere gidildi. Buna göre yedek kuvvetlerin maaşları aylık 43 bin Suriye lirasından 38 bin Suriye lirası seviyesine indirildi. Tasarruf tedbiri aktif militanların maaşlarını da etkiledi. Habere göre, aktif personelin maaşları ise 65 bin Suriye lirasından 60 bin Suriye lirasına indi.[3] Filistinli kaynakların iddiasına göre, 6000 üyesi olan ve Suriye’nin 16 farklı noktasında 3000 üyesi bilfiil çatışmalara katılmış FKO, son dönemde cephe hattında yaralanan, sakat kalan ve ailelerine muhtaç duruma düşen üyelerine herhangi bir destekte bulunmayarak onları yüz üstü bıraktı. Yine aynı kaynaklar FKO’nun etkin olduğu bölgelerden çok sayıda Filistin asıllı gencin FKO saflarında savaşmaya zorlanmamak adına son dönemde kaçtığını iddia etmekte.[4]  Başta başkent Şam’daki çatışmalar olmak üzere rejimin yanında çok sayıda cephede savaşan FKO unsurları, son dönemde muhtelif hırsızlık olayları sebebiyle rejim unsurları tarafından gözaltına alınırken bu hadiseleri ekonomik krizden bağımsız okumak zordur.[5] Ekonomik olarak Filistinli mültecilere ne savaşırken ne de yaralanmaları durumunda tatmin edici bir karşılık vaat etmeyen FKO yapılanması, aynı zamanda Esed rejiminin Filistinli mülteciler üzerindeki kontrol mekanizması işleviyle de pek çok Filistinli için güvenlik tehdidi konumunda. Siyaseten rejim yanlısı olmakla birlikte savaş sürecinde FKO safından ayrılmak isteyen çok sayıda Filistinlinin rejim tarafından işkencelerle öldürüldüğüne dair çalışmalar ve iddiaların yenileri[6] her geçen gün ortaya çıkıyor.[7] Savaş öncesi dahi mültecilik hayatının zorluklarını yaşayan, savaş ile birlikte taraf tutmak durumunda kalıp savaşın yıkıcılığını en üst perdeden hisseden Filistinlilerin en az birlikte yaşadıkları Suriyeliler kadar çaresiz ve yıpranmış oldukları aşikâr. Radikalleşme için maalesef oldukça uygun bir zemine sahip Filistinli kitlenin üzerinde FKO’nun etkisinin azalması İran veya Rusya fonlamasıyla bu kitleyi hedef alan yeni bir milis gücün ortaya çıkma ihtimalini güçlendirdiği kadar Filistinli genç erkekleri paralı askerlik başta olmak üzere illegal çıkış yollarını aramalarına yol açacak gibi gözüküyor. Suriye iç savaşındaki pek çok Suriyeli olmayan unsurun aksine Filistinliler, Suriye’ye “yabancı” değildiler. Savaş öncesinde Suriye’de yaşayan Filistinli mültecilerin nüfusunun yarım milyonu geçtiği biliniyor. Günümüzde ise birlikte yaşadıkları sayısız Suriyeli gibi 100 binin üzerinde Filistinlinin de yeniden mülteci konumuna düşerek ülkeyi terk ettiği ve geriye Suriye’de yaşayan 450 bin civarında Filistinlinin kaldığını düşünülüyor. Filistinliler arasında savaşa taraf olanlar sadece rejim yanlıları olmayıp binlerce Filistinlinin muhalif gruplara da katıldığı biliniyor. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.suriyegundemi.com/rejim-ordusu-maddi-sorunlar-sebebiyle-kuecuelueyor [2] https://www.suriyegundemi.com/rusya-nin-suriye-den-libya-ya-parali-asker-sevkiyati-suerueyor [3] https://syrianobserver.com/news/64327/pro-regime-militia-cuts-salaries.html , Erişim Tarihi: 9 Mart 2021. [4] https://syrianobserver.com/news/64327/pro-regime-militia-cuts-salaries.html , Erişim Tarihi: 9 Mart 2021. [5] https://www.actionpal.org.uk/en/post/10859 , Erişim Tarihi: 8 Mart 2021. [6] https://www.actionpal.org.uk/en/post/10658 , Erişim Tarihi: 8 Mart 2021. [7] https://www.actionpal.org.uk/en/post/10688 , Erişim Tarihi: 8 Mart 2021
Rusya’nın Suriye’den Libya’ya “Paralı Asker” Sevkiyatı Sürüyor
Rejim kontrolündeki bölgelerde ekonomik krizin geldiği nokta, yaşamı zorlaştırırken Suriyeliler de hayatlarını kazanma hususunda farklı alternatiflere yönleniyor. Enflasyon ve işsizliğin her geçen gün daha trajik oranlarda arttığı rejim bölgesinde, “paralı askerlik” ciddi bir kazanç kapısı haline geldi. Rusya’nın teşvik ve sevki ile Libya’da Hafter saflarında savaşmak için binlerce Suriyeli gönüllü olurken, Rusya’nın paralı askerlik ön şartları alternatif bir ekonominin de doğmasına yol açtı. Humeymin Askeri Üssü’ndeki kayıt bürosu tarafından yapılan duyuruya göre, halihazırda zorunlu askerlik hizmeti tamamlanmamış olan Suriyelilerin başvuruları kabul edilmeyecek.[1]  Bu ön şart, paralı askerlik için gönüllü olmak isteyen Suriyelilerin kimlik satın almalarına yol açıyor. Halab Today’in iddiasına göre, bilhassa Humus bölgesinde yükselen bu yeni trend ile paralı asker olmak isteyen ama ön şartlar gereği başvuru yapamayan Suriyeliler bu engeli, para karşılığında askerlik hizmeti zorunluluğu olmayan başka kişilerin kimliklerini satın alarak aşmaya çalışıyor. Bu süreçte rejimin güvenlik birimleri de doğrudan rol alarak ortaya çıkan kayıt dışı ekonomiden paylarını alıyor. Kişi başı ortaya çıkan maliyetin 1500 doların üzerinde olduğu bu süreç ile birlikte rejim saflarından çok sayıda asker ve milisin Libya’da savaşmak adına firar ettiği ve bu firarların rejime desteğin kuvvetli olduğu beldelerde de benzer şekilde gerçekleştiği Halab Today’in iddiaları arasında. Şubat ayı içerisinde 7 parti milisin Humeymim üzerinden Libya’ya gönderildiği ve mevcut trendin  engellenmesi yönünde henüz bir sinyal olmadığı düşünüldüğünde, Libya’ya giden Esed yanlısı paralı askerlerin sayılarının artarak devam etmesi oldukça muhtemel görünüyor. Geçtiğimiz aylarda Şark’ül Evsat tarafından yapılan haberlerde Rusya’nın Humus ve Deyr ez-Zor’da Libya’da savaşmak için milis devşirme politikasına önem verdiği, Humeymim’in merkez olarak kullanıldığı bu süreçte Libya’ya ek olarak Venezuela’da muhafızlık yapmak üzere de paralı asker devşirilmeye çalışıldığı iddia edilmişti.[2] Keza STJ’nin ileri sürdüğü Rusya’nın Karabağ savaşında Ermenistan’a destek adına rejim yanlısı milisleri bölgeye göndermesi iddiası da Humeymim’in merkezde bulunduğu bir başka proxy milis hikayesi.[3] Ülkenin mevcut ekonomik gidişatı ve buna ek olarak Esed rejiminin tasarruf kaygısıyla ordu güçlerinin mobilizasyonunu savaş öncesi dönem seviyesine indirme çabaları da göz önüne alındığında[4] başta yaşamını askerlik ile kazananlar olmak üzere çok sayıda rejim yanlısı Suriyelinin Rusya tarafından organize edilen paralı askerlik programlarına kanalize olması beklenebilir. Bu süreç aynı zamanda Esed rejiminin İdlib başta olmak üzere yeni ve yoğun bir çatışma için ordu bazında pek de hevesli olmadığını şayet böyle bir harekat gerçekleşirse öncü unsurların Rusya ya da İran destekli milis güçler olacağını da kuvvetli bir ihtimal olarak görünüyor. Rusya ve İran arasında milis unsurlar üzerinden gerçekleşen Suriye rekabetinde tarafların sürekli el yükseltmesi rejimin dönemsel olarak lehine olan bir gelişme olarak gözükmekte ve rejimin ekonomik zorluklar yaşadığı bu dönemde ordu üzerinden tasarruf yapma imkanı vermekte. Ama zaten yaşadığı büyük yıkım ve işlev kaybıyla eski günlerinden uzakta kalan ordunun, rejim güvenliğinde milislerin gerisinde kalması ve rejim yanlısı Suriyelilerin ordu yerine milis güçlerini tercih eder hale gelmesi orta vadede Şam’ın zaten epey hırpalanmış iktidarını daha da zorlayabilir. Ömer Behram Özdemir [1] https://halabtodaytv.net/archives/180630 , Erişim Tarihi: 3 Mart 2021. [2] https://www.suriyegundemi.com/rusya-suriye-den-venezuela-ya-insan-ticareti-agi-mi-kuruyor [3] https://www.suriyegundemi.com/rejim-yanlisi-milisler-ermenistan-a-destek-icin-karabag-a-mi-goenderildi [4] https://www.suriyegundemi.com/rejim-ordusu-maddi-sorunlar-sebebiyle-kuecuelueyor
Rejim Güçlerinin Disiplinsizliği Suhne’de DEAŞ’a Alan Açıyor
Deyr ez-Zor’a ulaşan yol üzerindeki stratejik konumuyla Suhne kasabası, Esed rejimi, İran, Rusya ve DEAŞ için önemli bir role sahiptir. M20 karayolu üzerinde Tedmür’ün 70 km kadar doğusunda bulunan kasaba, Esed rejimi ve müttefiklerinin Deyr ez-Zor ile orta ve Batı Suriye’deki kontrol alanlarına ulaşımında kilit konuma sahiptir. Bölge, DEAŞ için tercih edilen hedeflerden biri konumundadır. Gregory Waters’ın verilerine göre, son 3 senede Suhne’de 29 DEAŞ saldırısı gerçekleşti. Bu saldırılarıda Rejim ordusuna bağlı birliklerin yanısıra Ulusal Savunma Güçleri (USG), Liva el-Kudüs, Liva Muhtar el-Tıkfi unsurları ve muhtelif siviller hedef alındı.[1] Suhne’nin çevresindeki alanlara yapılan saldırılar da hesaplandığında sadece 2020’de DEAŞ’ın 38 saldırıda  170’ten fazla can kaybına yol açan eylemler gerçekleştirdiği görülmektedir.[2] 2021’de saldırılarda vites yükselten DEAŞ’ın rejim konvoylarına ve İran yanlısı unsurlarca kurulan kontrol noktalarına gerçekleşen saldırılarını önlemek için rejim helikopterleri de bölgedeki gözetleme görevlerinde kullanılmaya başlandı. Suhne ile Kebacib arasındaki yaklaşık 100 kilometrelik mesafede helikopterlerce hava devriyeleri atılırken, bölgedeki İran güçlerinin de 5’er kilometre arayla yol üzerinde kontrol noktaları kurdukları rapor ediliyor. Bu yeni kontrol noktaları henüz DEAŞ tarafından hedef alınmamakla birlikte bölgede başka unsurları hedef alan saldırıların devam etmesi, söz konusu kontrol noktalarının bölge güvenliğine katkısı noktasında şüphe doğuruyor. DEAŞ’ın silahlı milisler dışında bölgede ticaret yapan sivilleri ve araçlarını da hedef alması Humus-Deyr ez-Zor yolunun ticari etkinliğini de baltalamaktadır. Enab Baladi’ye konuşan yerel kaynaklar, DEAŞ sadırıları yüzünden sivil araçların yol güvenliğinin en düşük seviyede olduğunu sitemle anlatırken, bölgede siviller için tek tehdidin DEAŞ olmadığını, İran ve rejim güçlerinin de hırsızlık ve yağma gibi suçlara çokça karıştıklarını ifade etmekteler.[3] Hırsızlık ve gasp tehlikesinin her an hissedildiği Suhne’de rejim güçlerinin kontrolü DEAŞ’ın elinden aldığı Ağustos 2017’nin üzerinden üç buçuk sene geçmiş olmasına rağmen o dönem kasabayı terk eden nüfusun önemli bir kısmı geri dönmedi. Enab Baladi’ye konuşan yerel kaynaklar, bu durumun temel sebebini rejimin bölgeyi ele geçirdikten sonraki sürede halen elektrik, gaz, su ve iletişim gibi temel altyapıyı yeniden kullanılabilir hale getirmemesi olarak görüyor. Keza hırsızlık olaylarında olağan şüpheli olarak görülen USG güçleri ve 4.Zırhlı Tümen’e bağlı unsurların herhangi bir şekilde gerçekleşen suçlardan ötürü soruşturma dahi geçirmemeleri de bu güvensizlik ortamını katmerleştiren başka bir sebep. DEAŞ ile mücadelede Badiye’de ciddi zaafiyet gösteren ve tüm çabalara karşın bu cephede ciddi bir değişim sağlayamayan rejim güçleri ve İran unsurları, kendileriyle özdeşleşen çok parçalı/disiplinsiz milis yapıları sebebiyle bölgenin “insansızlaşmasına” sebep oluyorlar. Zaten seyrek yerleşimli yapısı ile savunması zor olan çöl bölgelerinde bulunan az sayıdaki köy ve kasabanın nüfus konusunda sıkıntılar yaşaması, bu bölgelerin savunulması açısından dezavantaj oluştururken rejim ve müttefiklerinin disiplinsiz uygulamaları DEAŞ’ın bölgede yaşayan yerel Bedevi unsurlar ile işbirliği yapmalarına yol açabilecek bir zemin sağlıyor. Yerel unsurların ciddi şekilde desteğini almadan bölgede bir süredir sonuç alınamayan DEAŞ ile mücadelede başarının sağlanması oldukça zor görünüyor. Ömer Behram Özdemir [1] Waters tarafından oluşturulan Daeş’in saldırı haritası için bknz: https://www.google.com/maps/d/u/0/viewer?mid=1VubVoZdI1rnqMlfAkmBECat-mpWZOEIA&ll=35.16156981375043%2C39.83544621589509&z=12 [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/al-sukhna-predominated-by-security-chaos-as-regime-and-iranian-forces-grapple-with-is/ , Erişim Tarihi: 25 Şubat 2020. [3] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/al-sukhna-predominated-by-security-chaos-as-regime-and-iranian-forces-grapple-with-is/ , Erişim Tarihi: 25 Şubat 2020.
Esed Rejimi Arazi Düzenlemesi adı altında Muhaliflerin Arazilerini Yağmalıyor
İnsan hakları gözlem kuruluşu SNHR’nin yeni çalışmasına göre, Esed rejimi zorla yerinden edilen Suriyelilerin topraklarına müzayede yoluyla el koyarak ciddi genişlikte bir alanın mülkiyetini ele geçirdi. Rapora göre, rejim bu yolla 440 bin dönüm tarım arazisine sahip oldu.[1] SNHR’ye göre Hama ve İdlib kırsallarında son 2 sene içerisinde çatışmalar sonucu rejimin kontrolüne geçen bölgelerde, güvenlik komitelerinin düzenlediği müzayedeler ile toprakların sahipleri değişti.  SNHR tarafından sahada gerçekleştirilen mülakatlarda, bölgede arazi sahibi olan bazı çiftçilerin kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadan arazilerinin ellerinden alındığına dair beyanları yer alıyor. SNHR Başkanı Fadel Abdul Ghani’ye göre Esed rejimi Hama ve İdlib’de izlediği bu yeni siyaseti, başta Doğu Guta ve Deraya olmak üzere bombardıman ve kuşatmalar sonucu insansızlaştırdığı başka bölgelerde de izleyebilir. Ghani’ye göre, BMGK ve uluslararası toplumun tepkisizliği, rejimi bu siyaseti izlemeye devam hususunda cesaretlendiriyor. Rapora göre, Hama’ya bağlı 134 köy ve kasaba ile İdlib’e bağlı 88 yerleşim yerindeki araziler için şimdiye kadar 22 müzayede gerçekleşirken müzayedelere konu olan alanlar ekseriyetle buğday ve zeytin gibi ürünlerin de yetiştirildiği bereketli tarım arazileri. Arazi sahiplerinin büyük çoğunluğunun geçimini tarım arazilerinden sağlayan çiftçiler olduğu düşünüldüğünde, ekonomik krizin dayanılmaz bir hal aldığı ülkede, rejim bu toprak sahiplerini açlığa mahkum ediyor. SNHR’ye göre müzayedeler ile yaşanan süreç her ne kadar rejimin kimi kanunlarına dayandırılarak gerçekleştiriliyor olsa da aynı zamanda mevcut rejim hukuku ile de kimi yerlerde ters düşmekte. Rapora göre, Suriye Anayasası’nın 15. Maddesi ile Medeni Kanunu’nun 768 ve 770. Maddelerine göre, söz konusu müzayedeler hukuksuz uygulamalar konumunda. Ayrıca yine SNHR’ye göre uluslararası hukuk uygulamaları açısından da yasadışılık söz konusu. Beşar Esed imzalı çeşitli kanun hükmünde kararnameler bu müzayedelere zemin oluştururken müzayede için farklı gerekçler öne sürülmekte. 2012 tarihli 63 sayılı KHK ile rejimin “teröristlere” ait malları müsadere hakkı olduğu iddia edilmekte.[2] Esed rejiminin oldukça geniş bir terörist tanımlaması olduğu düşünüldüğünde müsadere süreci için hukuki dayanak bulmakta zorlanmayağı aşikar. Yine 2012 tarihli 66 sayılı KHK ise “zarar görmüş bölgelerin” yeniden düzenlemesini amaç olarak gösterilirken rejim kendi askeri müdahalesiyle yıktığı bölgelerde arazi düzenlemesi için bu KHK’yı kullanıyor. Bunların haricinde 2015 tarihli 19 sayılı KHK, 2016 tarihli 11 sayılı KHK, 2016 tarihli 12 sayılı KHK, 2018 tarihli 3 sayılı KHK Esed rejiminin ülke içine zorla yerinden edilmiş kişiler, mülteciler ve rejim tarafından alıkonulmuş kişileri hedef aldığı topraksızlaştırma politikasının diğer araçları olarak raporda kendine yer buldu. Uyguladığı Orta Çağ usulü kuşatmalar ve savaş suçlarıyla milyonlarca Suriyeli’nin ülke içi ve dışında mülteci konumuna düşmesine yol açan Esed rejimi, tarım arazileri ve gayrimenkullerin sahiplerini hedef alan siyasetiyle mültecilerin geri dönüş yollarını tamamen kapatıyor. Böylece kendi kontrolündeki nüfus ve toprakları yeniden dizayn etmeyi amaçlıyor. Şayet bu uygulamalar uluslararası baskılarla durdurulamazsa savaş sonrası dönemde zaten oldukça zahmetli ve maliyetli olacak olan yeniden inşa süreci iyice içinde çıkılmayacak bir sorunlar yumağı haline gelecektir. Ömer Behram Özdemir [1] https://sn4hr.org/blog/2021/02/14/55943/ , Erişim Tarihi: 15 Şubat 2021. [2] https://sn4hr.org/blog/2021/02/14/55943/ , Erişim Tarihi: 15 Şubat 2021.
Dera’da Rusya’nın Arabuluculuğuyla Anlaşma Sağlandı
Güney Suriye’de Dera’ya bağlı Tafas merkezli patlak veren gerginlik ve karşılıklı saldırılar Rusya’nın dolaylı müdahalesine yol açtı. 7 Şubat Pazar günü Dera’nın batı kırsalındaki Nahac kasabasında konuşlanmış 4.Zırhlı Tümen’e ait karakola kimliği belirsiz kişilerce roketli saldırı düzenlendi.[1] Nahac’ta gerçekleşen saldırıda 4.Zırhlı Tümeni’nden bir kişi yaralanırken olayın ardından tümene bağlı hafif silahlı unsurlar el-Salem bölgesine konuşlandı. Rejimin silahlı unsurlarını Dera bölgesinde hedef alan saldırılar sadece Pazar günkü karakol saldırısı ile sınırlı değildi. Aynı gün Dera’nın kuzey kırsalındaki Inkhil kasabasındaki rejim güçlerine motosikletle bombalı saldırı düzenlenirken bu saldırıda da iki rejim milisi yaralandı.[2] 3 Şubat’ta ise 4.Zırhlı Tümen’in Muzayrib’de bulunan karargahının yakınlarında patlayan bomba sonucu yine iki milis yaralanmıştı. Bölgede 4.Zırhlı Tümen ile eski muhalif unsurlar arasındaki yaşanan gerginlik  üzerine 6 Şubat’ta 4.Zırhlı Tümen Dera’nın batı kırsalındaki kontrol noktalarında görev yapan eski muhalif milislere bu görevlerinden el çektirdi. Ayrıca Enab Baladi’de aktarıldığına göre, 4.Zırhlı Tümen’e bağlı 200 milis de Muzayrib ve el Sa’ka Kampı’nda konuşlanmak için bölgeye intikal etti.[3] Aynı tümenden geçtiğimiz hafta bölgeye intikal eden ek kuvvetler ise başta üniversite binaları olmak üzere çeşitli tesislerde mevzilendi. İlk ek kuvvetlerin bölgeye intikalinin ardından Dera’nın batısı ile Muzayrib ve Yaduda arasındaki yolları keserek ulaşıma kapadılar. Rejimin hedefinde olan ve rejime teslim ya da kuzey Suriye’ye zorunlu göç edilmelerini talep edilen bazı eski muhalif unsurların varlığı, 4.Zırhlı Tümen eliyle rejimin Tafas kasabasına olası saldırısına gerekçe olarak gösterilmekteydi. Eski muhaliflere dair taleplerin haricinde rejim kasabadaki hükümet binalarının devredilmesi ve hafif silahların teslim edilmesini talep etmekteydi. Bölgedeki eski muhaliflerin silah bırakması sürecinde aktif rol oynayan ve Dera ve çevresinde İran nüfuzu ile de rekabet halinde olan Moskova, tüm gelişmelerin ardından gerginliğin Tafas’a yönelik topyekun müdahale olmadan çözülmesi için adım atarak taraflar arasında arabulucu oldu. Eski muhaliflerden oluşan merkezi komite ile rejimin bölgedeki temsilcileri, Rusya’nın garantörlüğünde şimdilik anlaştılar. Bu anlaşmaya göre, rejimin kendisine verilmesi veyahut kuzey Suriye’ye sürgün gitmesini talep ettiği bazı eski muhalif figürler bu iki talebe de uymayacak lakin Dera’nın batısından ayrılıp vilayet içindeki başka bölgelere yerleşecekler. Bu yerleşme süreci hem Rusya’nın hem de söz konusu şahısların bağlı oldukları aşiretlerce garanti altına alındı.[4] Yine anlaşmaya göre, 4.Zırhlı Tümen’e bağlı unsurlar Tafas güneyindeki çiftlikleri güvenlik amacıyla arayacak bu arama görevinde yerel unsurlar da olası provokasyonlara karşı arama ekibinin yanında bulunacak. Rejim ayrıca bölgede Zubi ve Kivan aşiretleri arasındaki çatışmalarda kullanılan hafif silahlar ile bölgedeki devlet kurumlarını devralacak. Buna karşılık ise bölgeye herhangi bir askeri harekat yapmayacak. Son tahlilde Rusya’nın böyle bir gerginlikte yine arabulucu olması ve en azından şimdilik de olsa gerginliği sona erdirmesi Rusya’nın Dera’daki etkisi için artı puan olarak gözükebilir. Yine de Rusya’nın arabulucu rolüne soyunmasının İran destekli 4.Zırhlı Tümen’in baskılarıyla gerçekleşmesi İran’ın başkente yaklaştıkça artan etkisini göstermesi açısından oldukça manidar. Ömer Behram Özdemir [1] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/second-attack-on-4th-armoured-division-posts-in-daraa/#ixzz6m3uo4Ij7 , Erişim Tarihi: 10 Şubat 2021. [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/second-attack-on-4th-armoured-division-posts-in-daraa/#ixzz6m3uo4Ij7 , Erişim Tarihi: 10 Şubat 2021. [3] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/second-attack-on-4th-armoured-division-posts-in-daraa/#ixzz6m3uo4Ij7 , Erişim Tarihi: 10 Şubat 2021. [4] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/02/daraa-new-agreement-stops-regimes-intended-offensive-against-the-area/ , Erişim Tarihi: 10 Şubat 2021.
PKK’nın Dağ Kadroları Suriye’de Kamufle Olmaya Çalışıyor
PKK’nın Suriye yapılanması SDG ve sözde özerk yönetiminin, daha önce örgütün Kandil’de yer alan üst yönetimde yer aldığı basına ve açık kaynaklara yansımıştı. Son dönemde, SDG ve PKK’nın Suriye’deki varlığı üzerine araştırma yazılarıyla gündeme gelen Hedwig Kuijpers’in “PJAK lideri Kobani Üniversitesinde tarih hocası oluyor” başlıklı çalışması, PKK kadrolarının Suriye içerisinde nasıl yuvalandığını bir kez daha gözler önüne serdi. Bir dönem PJAK, koordinasyon merkezi üyesi olan Amir Karimi’nin PKK içerisinde “Mezdek” kod adıyla anılan bir örgüt mensubu olduğunu belirten Kuijpers, Mezdek’in yaklaşık 5 yıldır Kobani’de bulunduğunu ve Kobani Üniversitesi’nin kuruluşunda yer aldığını belirtiyor. Karimi’nin soyadı olarak da Malek’i kullandığını ve Kürdistan Tarihi hocalığı yaptığını anlatılan çalışmada, Karimi’nin PJAK dönemindeki fotoğrafları ve Kobani Üniversitesindeki fotoğrafları da yer alıyor. Kuijpers çalışmasında, ABD-SDG/PKK arasındaki ilişkiyi ele alarak ABD’nin Sabri Ok’un Suriye’den çıkmasına yönelik istekte bulunduğunu ve Ok’un da bu nedenle ülkeden ayrıldığını belirtti. Bununla birlikte Mazlum Abdi’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı açıklamada, PKK kadrolarının bir takvim içerisinde Suriye’den ayrılacağı ifadelerini hatırlatarak Suriyeli olmayan PKK üyelerinin sosyal medya hesaplarının son süreçte ortadan kaybolduğunu ifade etti. Ancak bunun bir aldatmaca olduğunu ve PKK kadrolarının askeri aktivitenin de üzerinde faaliyet göstererek yaklaşık yedi yıldır bölgeyi yönettiğini belirtti. PJAK kadrolarının Suriye içerisinde faaliyet gösterdiğine üç farklı örnek daha gösteren Kuijpers, Naseh Yousefi ve Emir Ehmedi isimli PJAK üyelerini açık kaynaklarla PKK’ya bağlı Ronahi TV’nin Kamışlı ofisinde çalıştıklarını, Kaveh Saqzi’nin ise “Şehitler Komitesi”nde çalıştığını ortaya koydu. Hedwig Kuijpers aşağıdaki görsellerde de Yousefi, Ehmedi ve Saqzi’nin hem PJAK/PKK içerisindeki görüntülerini hem de Suriye’de aldıkları örgütsel görevleri deşifre etmiştir. SDG lideri Mazlum Abdi’den başlayarak birçok PKK’lının Suriyeli olsun ya da olmasın Suriye’de faaliyet gösterdiği açıkça bilinmektedir. Açık kaynaklara yansıyan birçok örnek bulunsa da medyaya yansımayan çok sayıda “şahitlik” örneği de bulunmaktadır. Mazlum Abdi, Salih Müslim, Polat Can, Redur Halil, Mustafa Bali, Filiz Aslan, Ayşe Hiso, İham Amed, Asya Abdullah, Şahoz Hasan, Aldar Halil, Nuri Mahmud gibi isimler bulunmaktadır. PKK’nın Irak’ta etkinlik gösterdiği alanların giderek TSK tarafından kısıtlanması, PJAK elemanlarının da Suriye’de görev almaya başlaması, örgütü bir nevi Suriye’de toplanmaya itmektedir. Bu nedenle çeşitli sahalarda görev yapan örgüt elemanları, özellikle de kıdemli sayılabilecek isimler, kendilerine Suriye’de bir örgüt işi edinerek dağ yaşamına son vermek istemektedir. Örgütün kıdemli kademesi başta olmak üzere Suriye’de sivil bir işte görev almak, birçok örgüt üyesinin isteği olarak karşımızı çıkmaktadır. Aynı zamanda örgüt üyeleri için bir rüyanın gerçekleşmesi olarak görülen “Rojava Devrimi”nin pratik tatbikinin ve işleyişi tüm örgüt için farklı bir deneyim sunmaktadır. Bu bakımdan da Suriye’de yönetim görevinde bulunmak ve toplum önünde “legal” görüntü içerisinde olmak oldukça kıymetli bir deneyim olarak görülmektedir. Kutluhan Görücü Kaynak: https://hedwigkuijpersjournalism.wordpress.com/2021/01/30/pjak-leader-becomes-kobani-history-teacher/
Kuzey Doğu Suriye’de Gerilim Artıyor: YPG, Rejimi Baskılıyor
Yeni Amerikan yönetiminin, Suriye politikasına dair henüz net bir çerçeve görülmediyse de YPG’nin daha çok destekleneceği bir döneme dönüş olası gibi görünüyor. Ufuktaki bu olasılıklar YPG başta olmak üzere bölgedeki aktörlerin yeni döneme hazırlık mahiyetinde manevralarına yol açıyor. YPG öncülüğündeki SDG unsurları ile rejim unsurları arasındaki doğu ve kuzey doğu Suriye’de son günlerde yaşanan gerginlik de bu yeni dönem öncesi hazırlıklar gibi gözüküyor. Gerginliklerin çatışma ve can kaybına yol açtığı Haseke’de rejim güçlerinin kontrolündeki bölgelerde yaşayan siviller, YPG öncülüğündeki SDG güçlerine tepkili. YPG’nin Haseke vilayet merkezinde, rejim kontrolündeki bölgeleri kuşatma altına alarak giriş çıkışları kısıtlaması ve bu uygulamanın gıda başta olmak üzere temel ihtiyaç malzemelerinin bu bölgelere girişini engellemesi protesto edildi. Protestoları güç kullanarak dağıtma yolunu seçen[1] YPG’nin bu tavrı kan dökülmesine yol açtı. YPG’ye bağlı Asayiş polis gücü noktasına yürüyen göstericilere YPG unsurlarının müdahalesi bölgedeki YPG unsurları ile rejim yanlısı USG unsurlarını karşı karşıya getirdi. YPG tarafından açılan ateş sonucu 1 USG unsuru ölürken yine rejim yanlılarından en az 3 kişi yaralandı.[2] Bu hadiseden henüz bir hafta önce Amude’de 3 rejim unsurunu gözaltına alan[3] YPG, yine aynı günlerde Kamışlı’da çıkan çatışmada 1 USG unsurunu öldürmüştü.[4] Müzakereler sonrasıYPG’nin kuşatmasının 2 Şubat gibi kaldırılmaya başlanacağı duyurulsa da 3 Şubat itibariyle rejim kaynakları halen söz konusu bölgelere temel ihtiyaç malzemesi girişinin engellendiğini iddia ediyor. YPG öncülüğündeki SDG’nin rejim ile arasındaki husumet sadece kuzey doğu’daki Amude-Kamışlı-Haseke hattında tehlikeli sinyaller vermiyor. Rejimin iddiasına göre YPG, Rakka’nın rejim kontrolündeki güney bölgelerine neredeyse iki haftadır elektrik verilmesini engelliyor.[5] YPG ile rejim arasındaki husumet iki aktörün karşı karşıya geldiği Deyr ez-Zor’da da rejim yanlısı/YPG karşıtı gösterilerin yapılmasına sebep oldu.[6] Bölgede rejim yanlıları, YPG’yi aynı zamanda adam kaçırmakla da suçluyor.[7] Taraflar arasındaki gerilim bölgedeki kaçakçılık ekonomisini de vurdu. YPG’nin Deyr ez-Zor’daki rejim kontrolündeki bölgelerle iş yapan kaçakçı unsurları engellediğine dair iddialar son dönemde çoğaldı.[8] Lakin tarafların söz konusu ticaretteki rollerini göz önünde tutarak bu iddiaların doğruluğuna temkinli yaklaşmak faydalı olacaktır. Zira YPG bölgelerinde ABD desteği ile çıkarılan petrolün, bölgede Esed rejimiyle de işbirliği yapan aracılarca satıldığı bilinmekte.[9] Bölgede petrol yatakları başta olmak üzere enerji ve lojistikte hayati kaynak ve yolları kontrol altında tutan YPG öncülüğündeki YPG’nin maddi olarak zor günler geçiren Esed rejimini bu yolla baskılayacağı ve Biden yönetimi döneminde vites arttıracağı beklenilebilir. Yine de eski tecrübelerin aksine maddi ve siyasi maliyetleri fazla, geniş çaplı bir çatışmadan sadece Esed rejimi değil YPG’nin de uzak durmak isteyeceği aşikar. Aksi takdirde Esed rejimini Ankara ile yakınlaştırma riski ortaya çıkacak ki bu riski YPG’nin şu aşamada tercih etmesi rasyonel olmayacaktır. Ömer Behram Özdemir [1] https://syrianobserver.com/EN/news/63384/sdf-disperses-protesters-over-demonstration-against-siege-of-hassakeh-city.html , Erişim Tarihi: 2 Şubat 2021. [2] https://nrttv.com/En/News.aspx?id=26158&MapID=1 , Erişim Tarihi: 2 Şubat 2021. [3] https://twitter.com/IdlibEn/status/1353034785191567361, Erişim Tarihi: 1 Şubat 2021.  [4] https://twitter.com/OGNreports/status/1353275103010807811 , ErişimTarihi: 1 Şubat 2021. [5] https://twitter.com/Karam__Shaar/status/1355914942948417542 , Erişim Tarihi: 2 Şubat 2021. [6] http://sana.sy/en/?p=220394 , Erişim Tarihi: 2 Şubat 2021. [7] https://twitter.com/SANAEnOfficial/status/1355826960430149632 , Erişim Tarihi: 2 Şubat 2021. [8] https://twitter.com/riskmap_/status/1355897766870831107 , Erişim Tarihi: 3 Şubat 2021 [9] American entrepreneurs wade into murky Syrian oil business , Financial Times, Ocak 2021.