Analiz
YPG Minak ve Çevresini Askeri Bölge Haline Getiriyor
YPG’nin Menbic, Rakka, Haseke ve Deyr ez-Zor gibi Arap yoğunluklu şehirlerdeki yönetimi, yerel halkın ve bölgesel aktörlerin tepkisini çekmeye devam ederken örgüt, Halep kuzeyinde Türkiye’ye tehdit oluşturan askeri varlığını da tahkim etme çalışıyor. Syria Report’un haberine göre, terör örgütü YPG’ye bağlı milis “Afrin Özgürlük Güçleri” grubu Minak kasabası ve çevresindeki köyleri askeri bölge haline getirdi.[1] 2012-2013 yıllarında muhaliflerce ele geçirilen Minak kasabası ve Minak Askeri Havaalanı 2016’da Rus hava destekli YPG milislerince ele geçirilmişti. Çatışmaların ardından pek çok Arap sivil YPG kontrolündeki bölgeyi terk ederek nüfusun seyrekleştiği bir süreç başladı. Kasabanın el değiştirmesinin ardından geçen süreçte sözde Afrin Özgürlük Güçleri’nin Minak ahalisinden geriye kalan konutları kendi milislerinin yerleşimi için kullandığı aynı zamanda silah ve mühimmat için depo olarak kullanılan konutların olduğu da Syria Report’un iddiaları arasında. Syria Report’un bölgedeki yerel muhabirlerinin aktardığına göre, kasabanın tarihi camiisi olan el-Ömeri Camii de YPG milislerince mühimmat deposu olarak kullanılıyor. Bölge Minak kasabası, Ayn Dakna, Maranaz, Mezra ve Malikiye köyleri olmak üzere bir dönem 20 binin üzerinde insana ev sahipliği yapmaktaydı. Bu nüfusun neredeyse tamamı bölgeyi terk ederek Eymen, Reyyan, Salame, Siccu kampları ve Azez şehrine göç ederken kasaba bu haliyle YPG unsurlarının direnç görmeden yerleşebileceği bir üs hale dönüşmüştür. Muhalif yerel konseylerin iddiasına göre, YPG’ye bağlı milisler kasabadaki konutların yarısından fazlasını yıkarken yıkım sonrası evlerden çıkan demir başta olmak üzere yeniden kullanılabilir inşaat malzemelerini de muhalif güçlerle cephe hattını paylaştıkları mevkilerde tahkimat için kullandılar. Aynı yerel kaynaklara göre, YPG unsurları Minak ve çevresinde yoğun şekilde siper ve tünel kazıyor. Yerel muhabirler bölgedeki YPG’ye bağlı unsurların bölgeden çekildiği bir senaryoda dahi sivil halkın geri dönüşünün düşük bir ihtimal olduğunu zira yıkılan pek çok konuta ek olarak başta zeytinlikler olmak üzere tarım arazileri ve ağaçların da önemli kısmının zarar gördüğünü ifade ediyorlar. Keza yıkılmayan pek çok evin ise bölgenin YPG kontrolüne geçmesi sürecinde YPG militanlarınca yağmalanması ve Minaklılara ait pek çok eşyanın Tel Rıfat’ta mukim olan YPG militan yerleşimlerine peşkeş çekilmesi de geri dönecek Minaklıların ev ve eşyalarından pek bir şeyi bulamayacaklarını gösteriyor. Türkiye ve desteklediği muhalifler için Tel Rıfat ve Minak çevresi, senelerdir öncelikli bir tehdit olarak önemini korurken YPG’nin bu bölgeye militanlar ve ailelerini yerleştirmesi, mevcut yapıları askeri binalara çevirmesi, siper ve tüneller inşa etmesi gibi fiilleri kendilerinin de olası bir TSK-SMO müdahalesine hazırlandıklarını gösteriyor. Keza geçtiğimiz günlerde Halep kırsalındaki Basufan’da bulunan TSK mevzilerine YPG tarafından gerçekleştirilen ve 1 askerin şehit olmasına yol açan ATGM saldırısı da terör örgütü  YPG’nin bölgedeki varlığıyla Türkiye için oluşturduğu tehdidi bir kez daha göstermiştir. Rusya’nın hamiliği altında uzunca bir süredir Türkiye’nin müdahalesinden korunan bu bölgedeki YPG yapılanmasının sivil Arap nüfusun terk ettiği köy ve kasabalarda sivil direnç görmemesi bir avantaj gibi gözükse de çatışma olasılığında Türkiye’nin karadan ve havadan müdahalesinin şiddetinin artması açısından da YPG için bir dezavantaj olduğu bir gerçektir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.syria-report.com/ypg-converts-town-mennegh-military-zone , Erişim Tarihi: 7 Haziran 2021.
Menbiç’te Ne Oldu?
Terör örgütü PKK/YPG’nin işgali altında ki Suriye’nin Halep ilinin Menbiç ilçesinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından Menbiç’te ki Arap nüfusuna yönelik 31.05.2021 tarihinde ‘’Meşru Müdafaa Görevi’’ adı altında zorla silah altına alma ve zorunlu askerlik uygulamaları gerçekleştirildi. YPG’nin uygulamalarına karşı çıkan halkın protestolarının boyutunun büyümesine cevaben sivil halka ateş açıldı. Çok sayıda yaralıların ve ölülerin olduğu bildirildi. SDG Uygulamalarını protesto etme amacı ile Halep’in doğusunda Menbiç kentindeki esnaflar dükkanlarının ve pazarlarının kapılarını kapattılar[1]. Protestolar sürecinde bölge halkı, teröristlerin ikmal hattını kesmek için Menbiç-Karakozak yolunu kapattılar, Halep-Haseke yolunu kestiler ve YPG/SDG’nin kontrol noktalarına saldırılar düzenlediler.[2] Aynı zamanda göstericiler Menbiç’in doğusunda yer alan El-Farat karakoluna ve El-Hataf kontrol bölgesine saldırarak ateşe verdiler, böylelikle YPG/SDG unsurlarının bu bölgeden uzaklaşmasını sağladılar. Sivil halka desteklerini veren Menbiç’li aşiretler de bu süre zarfında Tişrin barajına giden ‘’Furs Sagir’’ bağlantı yolunu kestiler. Olaylar üzerine terör örgütü YPG, Menbiç ve kırsalında daha fazla can kaybını önlemek amacı ile 48 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan etti ancak sokağa çıkma yasağına rağmen gösteriler devam etti. PKK/YPG durumu kontrol altına almak için bölgeye 4000 militan sevk etti. Suriye Geçici Hükümeti, Menbiç’te SDG’ye karşı düzenlenen protestolara destek verdiğini belirtti. Açıklamalarında yapılan ihlallerin (baskınlar, tutuklamalar, zorunlu askerliğe almalar) uluslararası hukuka ve insan hakları ilkelerine aykırı olduğunu bildirdi. Açıklamalarında SDG’ye destek veren uluslararası kuruluşlara ‘’Menbiç ve Fırat’ın doğusunda halka yönelik ihlal ve suç uygulamalarına ayrıca zorla askere alma gibi uygulamalara son verilmesi için’’ harekete geçme çağrısında bulundu.[3] Menbiç’te ki Sivil yönetim ve Askeri Konsey, can kayıplarının olduğu protestoların ardından durumu düzeltmek için harekete geçti. Bölgenin ileri gelen sivil hareket liderleri, sivil yönetim ve Askeri Konsey arasında geçen görüşmelerde zorunlu askerlik hakkındaki özel yasa geri çekildi.  Menbiç Askeri Konsey Komutanı Muhammed Ebu Adil, Şarku’l Asvat adlı haber kanalına yaptığı açıklamalarında şehrin ileri gelenleri ve bölge halkı ile bir toplantının düzenlendiğini açıkladı. Toplantıda, yaşanan olaylarda tutuklananların serbest bırakılması, olayın koşullarının araştırılması ve ihlallere dahil olanlardan hesabın sorulması şartlarıyla faaliyetleri durdurma ve durumun incelenmesi hakkında karar aldıklarını bildirdi. [4]   Gürkan Demirhan   [1] https://halabtodaytv.net/archives/189930 [2] https://www.criturk.com/suriye-menbicte-ypgye-isyan/#.YLddMJCPAxg.twitter [3] https://halabtodaytv.net/archives/190029 [4] https://www.iznewsagency.com/menbicte-anlasma-saglandi/
“PBS’den Culani Belgeseli: Jihadist”
HTŞ lideri Ebu Muhammed el-Culani Şubat 2021’de İdlib’de Amerikan PBS kanalının Frontline belgesel serisi için program yapımcısı Martin Smith’in sorularını yanıtlamıştı. Aylardır beklenen röportaj PBS tarafından Haziran 2021’in ilk günlerinde yayınlandı. Culani röportajda, Suriye ve HTŞ’ye dair önemli açıklamalarda bulunurken kendisiyle alakalı da önemli detaylar verdi. Smith’in DEAŞ, el-Kaide, HTŞ’nin Suriye vizyonuyla alakalı sorularına cevaplar veren Culani, dış aktörlere olası işbirlikleri için sinyaller vermeye devam etti. HTŞ’nin bölge ve Batı için bir güvenlik tehdidi oluşturmadığını söyleyen Culani, geçmişte de Batı’yı hedef alan eylemlerin parçası olmadıklarını bu sebeple HTŞ’nin ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edilmesinin altı boş siyasi bir karar olduğunu iddia etti. Amerika tarafından dönem dönem hedef alınmalarına karşın ABD’ye karşı eleştirilerin, ABD’nin bölge siyasetine ilişkin olduğu lakin ABD’yi askeri olarak hedef alma gibi bir tercihte bulunmadıklarını söyleyen Culani, bölgedeki el-Kaide ve DEAŞ yapılanmalarıyla ilişkisine dair sorularda da ABD eleştirilerine yer verdi. Bölgede binlerce insanın yıllar içerisinde el-Kaide’ye katıldığını dile getiren Culani, ABD’nin bölge politikalarının kitlelerin el-Kaide’ye yönlenmesinde etkili olduğunu belirtti. Silahlı faaliyetlerine Irak’ta başladığını söyleyen Culani, Irak’ta yıllardan beri yaşanan muhtelif saldırıların “ABD bölgeye gelmese hiç gerçekleşmeyeceğini” söyleyerek kaos sürecinin başlangıcı olarak ABD’nin sorumluluğunu ön planda tuttu. Nusra Cephesi döneminde DEAŞ ile sivillerin hedef alınması hususunda ciddi şekilde ayrıldıklarını ve bu usul farkının önce ayrışmaya ardından da çatışmaya yol açtığını ifade eden Culani, kendisine intihar eylemleri ile alakalı sorulan soruda ise bu eylemlerde sivil kayıpların yaşanmaması yönünde hedef belirlediklerini ve ellerinde savaş uçakları ve uzun menzilli füzeler olmadığı için bu tercihi yaptıklarını öne sürdü. Nusra Cephesi’nin kuruluşunda Bağdadi ile görüşmek de dahil olmak üzere inisiyatif aldığını ve hareketin kendisi hariç sadece 6 kişinin Suriye’ye geçmesiyle başlamasından aylar sonra onbinlerce milise ulaştığını söyleyen Culani, DEAŞ’ın yöntemleri ve tercihleriyle Suriye Devrimi’ni baltaladığını dile getirdi. Kendisi ve örgütünü ise Suriye Devriminin bir parçası olarak tanımladı. Medyada şahsi bilgileriyle alakalı çok sayıda iddia bulunan Culani röportajda kendisi ve ailesi ile alakalı da çeşitli bilgiler verdi. Gerçek adının Ahmed el-Şaraa olduğunu teyit eden Culani ailesinin köken olarak İsrail işgalindeki Golan bölgesinden olduğunu söyledi. Büyük dedesinin Suriye’deki Fransız işgal güçlerine karşı bir direniş lideri olduğunu, babasının ise bir dönem Filistinli gerillalarla birlikte hareket etmiş, Nasırcı ve Baas karşıtı bir Arap milliyetçisi olduğu bilgilerine de değinmiştir. Kendisinin İslamcılık tercihi ile Müslüman kimliğini Arap kimliğinin önünde tutarak aile büyüklerinden ayrıştığını lakin direnişçiliğin bir aile genetiği olarak kendinde de bulunduğunu ifade ederek Suriye kökenli oluşunu tarihsel bağlarla da destekledi. Irak’a gençlik yıllarında ilk gidişinin işgalden iki ya da üç hafta önce gerçekleştiğini belirten Culani o dönemde Ramadi, Bağdat ve Musul’da bulunduğunu söylerken o günlerdeki faaliyetlerine dair detay vermedi. ABD işgal kuvvetlerince gözaltına alınıp tutuklanmasının ardından Ebu Gureyb, Cropper ve Bucca hapishanelerinde yargılanmaksınız tutuklu kaldığını ardından Iraklı yetkililere teslim edilip tutuklu son günlerini Taci hapishanesinde geçirdiğini söyleyen Culani 5 sene boyunca yargılama olmaksızın tutuklu kalmasının kendisini Irak’ta en fazla etkileyen olaylardan biri olduğunu vurguladı. Irak günlerinin ilk döneminde iddiaların aksine güç sahibi bir figür değil sıradan bir milis olduğunu, haliyle de Ebu Musab ez-Zerkavi ile hiç görüşemediğini çünkü gerilla taktikleri uygulanan bir savaş ortamında Zerkavi’nin de sıkı bir güvenlik protokolü ile hareket ettiğini ifade eden Culani, kendisinin Zerkavi komutası altına girmesinin Zerkavi’nin el-Kaide’ye biatı sonrası gerçekleştiği detayını da paylaştı. El-Kaide ile bağlarınından pişman olup olmadığına dair sorulara ise bahsi geçen dönemin hayatının bir parçası olduğunu, ve dönemin şartları ve zorunlulukları sebepli yapmış olduğu bu tercihlerinden pişman olmadığını dile getiren Culani, geçmişiyle yargılanmasının doğru olmadığını da sözlerine ekledi. Culani Bağdadi’nin İdlib’de öldürülmesi ile alakalı sorulara ise Bağdadi’nin İdlib’de olduğunu bilmediğini, öğrendiğinde ise buna şaşırdığını söylerken yakalanıp Suriye Devrimine karşı işlediği suçlardan ötürü yargılanmadan Amerikalılar tarafından öldürülmesinden ötürü de pek memnun olmadığını ifade etti. PBS’nin Culani röportajının tam halinin uluslararası alanda alacağı tepkiler merakla bekleniyor. Bununla birlikte belgeselde de ifade edildiği gibi Culani’nin kendisini makul bir partner olarak vitrine çıkarma çabalarına Batı’dan kimi aktörlerden de olumlu yaklaşımlar gelebilir.     Ömer Behram ÖZDEMİR
Membic’te YPG Karşıtı Gösteriler Artarak Devam Ediyor
YPG/SDG’nin Arap nüfusun yoğunluklu yaşadığı bölgelerde yerel kitle ile süregelen gerginlikleri vites yükselterek devam ediyor . Reuters’e göre salı günü gerçekleşen ve Arap sivillerin Menbic şehrindeki YPG yönetiminin uygulamalarını protesto ettiği gösterilerde açılan ateş sonucu 8 sivil ölürken çok sayıda sivil de yaralandı.[1] Göstericilerin YPG/SDG’nin Arap yoğunluklu nüfus üzerindeki azınlık iktidarını bırakmasına yönelik protestolarında bir önceki gün de 1 sivil yaşamını yitirirken yüzlerce göstericinin şehirdeki YPG/SDG kontrol noktalarına doğru yürümesi ölü ve yaralı sayılarının artmasına yol açtı. Baladi News’in haberine göre, göstericiler el-Hataf kontrol noktası ve Menbic doğusunda bulunan el-Farat polis karakolunu ateşe vererek bu mevkilerdeki YPG/SDG unsurlarının bölgeyi terk  etmesini talep etti.[2] Ayrıca sahadaki aktivistler tarafından yayınlanan görüntülerde, doğu Menbic’deki Karsan köyündeki eylemlerde göstericiler M4 karayolunu işgal ederek bloke etti. Daha önce de dönem dönem YPG/SDG idaresi kaynaklı gerginlikler yaşanan Menbic’de bu gösteriler ve can kayıpları beş senelik YPG/SDG idaresindeki en kanlı günlerden birinin yaşanmış olduğu anlamına geliyor. Bölgedeki yerel halk ve Arap aşiret liderlerinin ifadelerine göre, Menbic’de YPG/SDG hakimiyetine yönelik kızgınlık artıyor. Bu gelişmede Arap çoğunluğun YPG/SDG tarafından uygulanmak istenen bölgedeki genç erkeklerin zorunlu silah altına alınması ve YPG/SDG üst komuta kademesinin Araplara karşı ayrımcılığının etkili olduğu rapor edilyor.[3] Geçtiğimiz cumartesi   YPG/SDG tarafından zorunlu askerlik hizmeti sebep gösterilerek gerçekleştirilen 30 Menbicli gencin gözaltına alınması hadisesi gösterilerin fitilini ateşleyen en önemli olay oldu.[4] Aynı kaynaklara göre, YPG/SDG hapishanelerinde tutulan binlerce Arabın kaderine dair belirsizlik de bir başka güçlü hoşnutsuzluk sebebi. Olayların akabinde YPG/SDG tarafından şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edilirken ana yolların çevresindeki kontrol noktaları arttırıldı. Şehirdeki pek çok iş yeri ise protesto amacıyla kepenk indirdi. Gerginliğin yatışması adına bölgede etkin olan aşiretlerin önde gelenleriyle YPG/SDG arasında temaslar yoğunlaştı. YPG/SDG bir yandan bu müzakereler vesilesiyle şehrin ateşini düşürmek isterken öte yandan yaşananlar ile alakalı Türkiye ve Esed rejiminin sorumlu olduğunu iddia ederek dikkatleri hukuksuz gözaltı uygulamalarından uzağa çekmek istiyor.[5] Menbic’de sokaklar şimdilik yavaş yavaş durulsa da Deyr ez-Zor’da da görüldüğü üzere YPG/SDG’nin Arap çoğunluklu şehirlerdeki hakimiyeti ve zorunlu silah altına alma başta olmak üzere ceberut uygulamaları bölgede kısa ve orta vadede YPG/SDG’ye duyulan tepkinin artmasına ve örgütün bu bölgelerde kalıcı olmasının daha da zorlaşmasına yol açıyor.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.reuters.com/world/middle-east/eight-killed-protests-against-kurdish-led-forces-northern-syrian-city-2021-06-01/ , Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021. [2] https://syrianobserver.com/news/66484/protesters-in-manbij-face-syrian-democratic-forces-which-brings-reinforcements.html , Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021. [3] https://www.reuters.com/world/middle-east/eight-killed-protests-against-kurdish-led-forces-northern-syrian-city-2021-06-01/ , Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021. [4] https://syrianobserver.com/news/66484/protesters-in-manbij-face-syrian-democratic-forces-which-brings-reinforcements.html , Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021. [5] https://npasyria.com/en/60321/ , Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021.
Rejimin Seçim Tiyatrosu Tamamlandı
Suriye’de Baas rejiminin sahneye koyduğu Cumhurbaşkanlığı seçim mizanseni nihayet sonuçlandı. Babası Hafız Esed’in onlarca yıllık iktidarına müteakip 2000’den bu yana Suriye’yi yöneten Beşar Esed, mayıs 2021 itibariyle kendisini bir dönem daha rejimin Cumhurbaşkanı yapan seçimleri gerçekleştirdi. Rejim Yüksek Mahkemesinin başvuruda bulunan 51 adaydan sadece 3 adayın başvurusunu onayladığı seçimlerde,[1] rejimin resmi organlarına göre, Beşar Esed oyların %95,1’ini alarak seçimin galibi oldu.[2] Meclis sözcüsü Hammouda Sabbagh, ülke içi ve dışarısında oy verme hakkına sahip seçmen sayısının 18.107.109 olduğunu seçimde 14.239.140 seçmenin oy kullandığını ve böylece seçime katılım oranının %78,64’e ulaştığını belirtti.[3] Sözcünün beyanına göre, seçimdeki diğer adaylardan Mahmud Marei 470.276 oy (%3,3) alırken Abdullah Salloum Abdallah ise 213.968 (%1,5) oy aldı. Mülteci dalgasıyla büyük nüfus kaybı yaşayan aynı zamanda farklı güçlerin ülke sathındaki otoritelerinden dolayı tek merkezden yönetilmeyen Suriye’de sözde seçimlerde YPG kontrolündeki bölgelerde yaşayan nüfus ile muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan nüfus oy kullanmadı. Barış Pınarı Harekatı bölgesi, Zeytindalı Harekatı bölgesi, Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi ve İdlib’de tahminlere göre 5,4 milyon sivil yaşarken 3 milyon kişi de YPG kontrolündeki bölgelerde yaşamakta.[4] UNHCR verilerine göre, 6,5 milyonun üzerinde bir nüfus ülke sınırları dışında mülteci konumunda yaşıyor[5] ve gözlemlere göre bu nüfusun ekseriyeti de seçimlerde oy kullanmak için yurt dışındaki diplomatik temsilciliklere gitmedi. Zaten 3,6 milyon Suriyeli mültecinin yaşadığı Türkiye ve 860 bin mültecinin yaşadığı Almanya seçimlerin konsolosluk üzerinden yapılmasına izin vermedi. Ülke vatandaşlarının neredeyse dörtte biri  sınır dışında yaşayan, kendi hakimiyetindeki topraklarda 8,5 milyon insanın yaşadığı tahmin edilen Esed rejiminin, seçimlerde 14 milyonu aşkın oyun kullanıldığına dair iddiası da yine rejimin pek çok iddiası gibi şüpheyle yaklaşılması gereken bir konu olarak karışımıza çıkıyor. Bu şüpheler uluslararası aktörlerin tepkilerini de şekillendirdi.  Sözde seçim Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere ve ABD Dışişleri Bakanları tarafından “adil ve özgür” olmaktan uzak olarak tanımlanarak reddedildi.[6] Seçimlere müteakip 2011’den bu yana Beşar Esed rejimine uygulanan Avrupa Birliği yaptırımlarının 1 yıl süreyle uzatıldığı duyuruldu.[7] Türkiye de seçimlere benzer şekilde tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “serbest ve adil olmayan şartlar altında” düzenlenen seçimlerin Suriye’deki çatışmanın çözümüne dair BM Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı karar ile ters düştüğü dile getirilirken bu seçimin rejim tarafından inşa edilmeye çalışan suni meşrutiyet çabalarından öteye geçmediğini ve rejimin siyasi çözüm hususundaki gayri samimi tavrının yansıması olduğu vurgulandı.[8]  Yarım aşırı aşan bir süredir Esed ailesinin başta olduğu Baas rejimince yönetilen Suriye’de seçimlerin uluslararası kamuoyu nezdinde “ciddilik”ten uzak ritüeller olarak görüldüğü aşikar. Bu sebeple Suriye’deki düşmanlık ve ittifakların bu seçim mizanseninden etkilenmeleri de pek mümkün gözükmemektedir. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.dw.com/tr/cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-se%C3%A7imi-i%C3%A7in-51-adaydan-%C3%BC%C3%A7%C3%BCne-izin-%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1/a-57411656 , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021. [2] http://www.sana.sy/en/?p=235531 , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021. [3] http://www.sana.sy/en/?p=235531 , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021. [4] https://www.suriyegundemi.com/suriye-deki-nuefus-rakamlari [5] https://www.suriyegundemi.com/suriye-nufusu-ve-multeciler [6] https://www.france24.com/en/middle-east/20210525-syrian-presidential-election-won-t-be-free-nor-fair-warn-us-europeans , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021. [7] https://syrianobserver.com/news/66367/24-hours-after-the-elections-play-off-the-eu-deals-a-major-blow-to-the-assad-regime.html , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021. [8] https://www.mfa.gov.tr/no_-200_-suriye-rejimi-tarafindan-bugun-(26-mayis)-yapilan-secimler-hk.tr.mfa , Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2021.
Rejimin Demografik Yapısını Değiştirdiği Hayyan’da Uyuşturucu Tarlaları İddiası
Rejim hükümeti Halep’in kuzey kırsalında bulunan Hayyan kasabasını ele geçirmesinin üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesinin ardından kasabada altyapı ve yerel hizmet süreçlerinin rehabilitasyonlarının sona erdiğini ve hayatın normale döndüğünü duyurdu.[1] Benzer iddialar rejim yanlısı medyada da yer buldu. Lakin Syria Report’a göre sahadaki gerçekler rejim yanlısı kaynakların aktardıklarından oldukça farklı. Syria Report’un sahadaki muhabirinin aktardıklarına göre, Hayyan ahalisinin ekseri çoğunluğu Şubat 2020’de bölgeden zorla çıkarıldı. Şu an ise kasabanın bazı kısımlarında yerleşim görülürken, buralarda ikamet edenler ise rejim yanlısı militanların aileleri ve rejim yanlısı başka aileler. Söz konusu mukim kitlenin Hayyan ahalisi bölgeden çıkarıldıktan sonra Hayyanlıların konut ve tarlalarına illegal şekilde yerleştikleri de Syria Report muhabirinin bölge yerleşimine dair bir başka iddiası. 2011 öncesi Hayyan’da 25bin sivilin yaşadığı tahmin edilirken yerlerinden edilen bu sivillerin önemli kısmının Halep ve İdlib’de muhaliflerin kontrolündeki kamplara göç ettikleri biliniyor. Şubat 2020’de bölgeyi hedefleyen son rejim saldırısı esnasında başta Nubl-Zahra hattındaki milisler ve Hizbullah olmak üzere İran Devrim Muhafızları kontrolündeki mezhepçi militanlar ve Rusya destekli Liva Kudüs unsurları, evlerin yağmalanıp yakılması ve de bölgedeki mezarların tahrip edilmesi gibi vahşi eylemlerde bulunmuştu. Syria Report’a göre bu saldırılarda bilhassa muhalif pozisyonlarıyla bilinen “Hayyanlı Ousu” ailesinin konut ve mezarları hedef alındı. Bu süreçte, Liva Kudüs içerisinde yer alan Hayyan kökenli rejim yanlısı milislerin oynadığı aktif rol, kasaba içi gerginlik ve çatışmalara da yol açıyor. Halep’te ayaklanmanın başlangıç günlerinde ve özellikle Bedir Şehitleri Tugayı’nda yer alarak ayaklanmada aktif rol oynayan Hayyanlı muhaliflerin varlığı göz önüne alınırsa bu iç hesaplaşmaların kasabanın düşüşü sürecindeki eylemlere de etki ettiği söylenebilir. Rejimin kasabayı ele geçirmesinin ardından yaptığı idari atamalar da Hayyan’ın devrim sürecindeki mikro tarihiyle bağlantılı. Mart 2020’de rejim tarafından kasabanın belediye başkanı olarak atanan Hayyanlı Hamid el-Bacc kasabanın muhalif güçlerin kontrolü altına girmesi ardından bölgeyi terk ederek Nubl-Zahra bölgesine yerleşen rejim yanlısı bir aileye mensup. El-Bacc’ın ailesinden pek çok kişinin Nubl-Zahra’daki mezhepçi milislerin saflarına katılarak çatışmaya taraf olduğu da biliniyor. Rejim yanlısı milislerin koruması altında Bacc ve Kasehu aileleri, Hayyan’dan çıkarılmış sivillerin konutlarını işgal ederken Nubl-Zahra bölgesinden gelen mezhepçi milisler de tarım arazilerini kontrol ediyor. Rejim öncesi Hayyan bölgesi buğday, baklagiller, meyve ve baharat üretimiyle bilinmekteydi. Buna karşın rejimin bölgede tekrar hakim olmasının ardından Hizbullah’ın bölgeye gelmesiyle Hayyan ile Hreitan arasındaki arazilerde yoğun bir kenevir ekimi yaşandığı Syria Report tarafından bildiriliyor. Syria Report’un iddiasına göre, Hizbullah kenevir üretimi için bölgeye yevmiye usulü çalışan çiftçiler getirerek bölgeyi bir kenevir üretim merkezi haline getirmeyi amaçlıyor. Lübnan-Suriye-Ürdün hattı üzerinden bölgede son dönemdeki illegal narkotik hareketlenmenin merkezinde olduğu bilinen Hizbullah’ın Hayyan’da da uyuşturucu hammaddesi üretimi hususunda inisiyatif aldığı düşünülüyor. Muhalif Hayyan yerel konseyinin eski bir yetkilisine göre, Hayyan’da 40 civarında aile mukim durumda. Hayyan yerlisi Bacc ve Kasehu ailelerinin haricinde Hayyanlı olmayan milislerle ilintili ailelerden oluşan bu 40 civarı ailenin dışında kasabanın dış kısımlarında kimi arazi ve konutlar ile Halep-Antep yolu üzerindeki kimi sanayi tesislerinde de Hizbullah üyelerinin yerleşik olduğu iddialar arasında. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.syria-report.com/aleppo-who-residing-displaced-peoples%E2%80%99-properties-hayyan , Erişim Tarihi: 12 Mayıs 2021.
YPG, Suriye’deki Eğitim Sistemi Üzerinden Militan Devşiriyor
YPG, Suriye’deki eğitim sistemini, PKK ideolojisine inanan ve savunan, gerektiğinde uzun vadede örgüte militan kaynağı oluşturabilecek bir alan olarak kullanmaktadır. YPG, kontrolü altındaki bölgelerde gençleri zorla silah altına alarak, eğitim binalarını yıkıp askeri karargahlara dönüştürerek, okullardaki eğitim müfredatını değiştirip öğretmenleri zorla bünyesine katmaya çalışarak, eğitim sistemine müdahalelerde bulunmaktadır. YPG’nin bölgedeki eğitim sistemi değiştirmeye yönelik ilk adımları, 2011’in sonundan itibaren hayata geçirilmeye başlanmıştır. Kürt nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde Kürtçe dil eğitimi veren kurslar açılmış ve müfredatta ufak çaplı değişiklikler yapılmıştır. 2013’de Kürtçe dili dersi resmi olarak müfredata katılmıştır. 2016’da  ise ilkokul öğrencilerine eğitim vermek üzere yaklaşık 2.600 öğretmene eğitim verilmiştir.[i]  2016-2017 eğitim yılında birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar ilkokulun bütün sınıflarında ders içerikleri değiştirilmiştir. Eğitim sisteminin değişim süreci, Suriye rejimi müfredatının askıya alındığının ve YPG müfredatının Kürtçe olarak uygulanmaya başlanacağının duyurulması ile hız kazanmıştır. Örgütün, 2017-2018 eğitim yılında müfredat değişikliği kapsamını genişlettiği; kendi ideolojisini yansıtan müfredatın yedinci, sekizinci ve dokuzuncu sınıfları da kapsar hale getirildiği gözlemlenmiştir. Sonraki eğitim döneminde ise onuncu ve on birinci sınıflara yönelik oluşturulan özel bir müfredat uygulanmıştır. On ikinci sınıfların müfredata dahil edilmesi 2020 içerisinde gerçekleştirilmiştir. YPG müfredatında, eğitimin “ideolojiye hizmetin bir parçası” olarak görüldüğünü ortaya koyan birçok husus vardır. Müfredatta yer alan “Siyasi Eğitim” dersinin adının “Demokratik Ulus” olarak değiştirilmesi ve öğrencilere Arap tarihinin öğretilmemesi dikkat çeken bir husustur.[ii] Örgüt tarafından basılarak öğrencilere dağıtılan tarih kitaplarının içerikleri incelendiğinde, Abdullah Öcalan ve PKK lider kadrosundan teröristlerin fotoğrafları ile doldurulduğu görülmektedir. Kitapların içinde yer alan parçalarda ise “PKK’nın Kürt tarihindeki önemi ve bir dönüm noktası olduğu” ifadesi sıkça geçmektedir. Örgüt eliyle gerçekleştirilen sistematik değişiklikler sadece müfredat ve kitaplar üzerinden ilerlememiş, eğitim kurumu personeli ve öğretmenler üzerinde de etkisini göstermiştir. Bu kapsamda, özerk yönetim tarafından okullarda eğitim vermek üzere sonradan görevlendirilen öğretmenlerin çoğunun YPG’nin dayattığı dil ve tarih üzerine yoğunlaştığı tespit edilmiştir. Bölgedeki Esed rejimine bağlı okullara el konulmuş ve böylelikle ilkokuldan liseye kadar olan tüm sınıflarda örgütün belirlemiş olduğu müfredat uygulanmaya başlamıştır. YPG, ayrıca öğretmenlere zorunlu askerlik uygulamasına dahil olmaları için baskı uygulamıştır. Baskının yasal dayanağı olarak da sözde özerk yönetim tarafından 13 Temmuz 2014’te ilan edilen “meşru müdafaa görevi”[iii] yasası gösterilmiştir. 2020’nin son aylarında YPG tarafından bölgedeki öğretmenlere “Suriye rejiminin eğitim müfredatını öğretmeme taahhüdü” imzalatılmaya çalışılmış ve bazı öğretmenler tarafından bu girişime karşı çıkmıştır. Buna karşılık YPG tarafından öğretmenlere yönelik tutuklama girişimleri arttırılmış ve tutuklama esnasında herhangi bir gerekçe sunulmamıştır. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından hazırlanan ve mağdurların aileleri, tanıklar ve gözaltı merkezlerinden sağ kalanlar dahil olmak üzere birden fazla kaynaktan elde edilen veri tabanına göre; YPG’nin 659’u çocuk ve 176’sı kadın olmak üzere en az 3.784 kişiyi keyfi olarak göz altına aldığı belgelenmiştir.[iv] Tüm bu keyfi tutuklamaların içinde Ocak 2021'in başından 15 Şubat 2021'e kadar olan süreçte 61 öğretmen, Suriye rejiminin müfredatını uygulamaya devam ettiği veya zorunlu askerlik uygulamasına katılmayı reddettiği için tutuklanmış, yüzlerce öğretmen maruz kaldığı baskı nedeniyle mesleğini bırakmak zorunda kalmış veya görevden alınmıştır. 27 öğretmen YPG’nin dayattığı müfredatı uygulamayı reddettiği ve rejimin müfredatını uygulamaya devam ettiği gerekçesiyle tutuklanmıştır. 34 öğretmen, zorunlu askerlik kapsamında YPG saflarında yer almayı reddettiği için tutuklanmış; aynı nedenle yaklaşık 550 öğretmen gördükleri baskı nedeniyle mesleklerini bırakmak zorunda kalmış veya görevden alınmıştır.[v] YPG eliyle eğitim sisteminde gerçekleştirilen değişiklikler, Suriye’nin kuzeyinde yaşayan yaklaşık yarım milyon öğrencinin geleceğini belirsiz bir hale sokmaktadır. Uygulanan politikalar neticesinde okulu bırakan öğrenci sayısında endişe verici artış yaşanmış, birçok aile çocuklarını resmi bir diplomaya sahip olabilmesi adına rejimin kontrolü altındaki okullara göndermeyi tercih etmiştir. Mevcut durum, rejim kontrolündeki okullarda sınıfların aşırı kalabalık olmasına ve Covid-19 salgınının yaygınlaşmasına yol açmıştır.   Sibel Dündar   [i] Mohammed Al Hessan, Stephanie Bengtsson, Judith Kohlenberger, “Understanding the Syrian educational system in a context of crisis”, Vienna Institute of Demography, 2016, https://www.econstor.eu/bitstream/10419/156317/1/875728065.pdf. [ii]Mohammed Al Hessan, Stephanie Bengtsson, Judith Kohlenberger, “Understanding the Syrian educational system in a context of crisis”, Vienna Institute of Demography, 2016, https://www.econstor.eu/bitstream/10419/156317/1/875728065.pdf, [iii] Dia Odeh, Mohamed Homs, Ninar Khalifa, “Compulsory military recruitment in Jazira Region: SDF imposing their authority” Enab Baladi, 12 July 2019, https://english.enabbaladi.net/archives/2019/07/compulsory-military-recruitment-in-jazira-region-sdf-imposing-their-authority/#ixzz6nweCB3rr. [iv] “Syrian Democratic Forces Have Arrested/ Detained at Least 61 Teachers Over Educational Curricula and for Forced Conscription Since the Beginning of 2021”, The Syrian Network for Human Rights (SNHR),  19 February 2021https://sn4hr.org/blog/2021/02/19/55948/. [v] A.g.e
Ahrar el Şam’da Yeni Komuta Konseyi
Suriye muhalefetinin önemli gruplarından Ahrar el Şam’da 2020’nin ikinci yarısından itibaren yaşanan idari gerilimler, örgütün liderliğini ve işleyişini tartışmaya açarken liderlik için yarışan klikler de bu dönemde güç gösterileriyle yarışta öne geçmeye çalıştı. Eski lider Hasan Sufan ve askeri kanadın önemli isimlerinden Ebu el Munzir’den oluşan kliğin, dönemin lideri Cabir Ali Paşa ve Ahrar el Şam yönetim kademesine meydan okudu. Liderliğin kimi emirlerini uygulamamalarıyla başlayan ve örgüt içi “darbe girişimi” olarak yorumlanan süreç[1] bir süre sonuçsuz gerilime yol açtı. Bu gerilim sonucu, fiilen iki parça halinde hareket eden Ahrar el Şam’da ilk mutabakat Ocak 2021’de gerçekleşti. Cabir Ali Paşa ve Hasan Sufan’ın da teyit ettiği gelişmeye göre, Ahrar el Şam’ın yeni lideri olarak Amir el Şeyh (Ebu Ubeyde) seçildi.[2] Bu mutabakatın ardından Nisan aynını son günlerinde ise Ahrar el Şam’ın yeni komuta konsey yapılanmasına dair haberler gündeme düştü. Amir el Şeyh, fikir ayrılıklarına sahip tarafların mutabakatı sonucu yeni bir komuta konseyinin kurulduğunu ilan etti.[3] Hasan Sufan’ın içinde bulunduğu kliğe yakın kaynakların muhalif haber sitelerine aktardığına göre, yeni komuta konseyinin içerisinde bu kliğin parçası olan Binbaşı Hüseyin Ubeyd (Ebu Suheyb),  Yarbay Ebu el Munzir ve Ebu Ömer el Sahel gibi isimler bulunmakta.[4] Habere göre, Ebu el Munzir ve Ebu Suheyb’in listede yer almalarında Türkiye’nin de etkisi oldu. Komuta konseyinin yeni liderlik kadrosu içerisinde şu isimlerin bulundu iddia ediliyor :  Ebu Bekr el Faruk, Ebu Selman el Hamavi, Ahmed el Rifai (Şeyh Ebu Ubeyde), Alaa Cuudi (Ebu Ömer el Tevbe), Ebu Hassan el Hamavi, Ebu el Hayr el Şami, Velid Süleyman (Ebu Hamza) ve Ahmed el Dalati (Ebu Muhammedd el Şami) Bahsi geçen mutabakat haberleri Ahrar el Şam içindeki ayrışmanın azaldığı yönünde olduğuna dair sinyaller olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte, Ahrar el Şam içerisindeki ayrışmanın sadece makam kavgası olmadığı, örgütün tercihlerine dair farklılıkların da etkili olduğunu göz önüne aldığımızda bu mutabakatın kırılgan bir tarafının olduğu gözüküyor. Türkiye’nin bölgedeki nüfuzu ve Ahrar el Şam üzerindeki etkisi sebebiyle Ankara’nın gözetimi altında olası yeni bir gerginliğin büyük bir çatışmaya evrilmeden yine engellenmesi mümkün. Lakin bu mutabakatın her an yeniden bozulma ihtimali Ahrar el Şam’ı hem bölgedeki diğer muhaliflerle ilişkide hem de Ankara ile ilişkilerde zayıflatan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Son yıllarda gücünden oldukça fazla kayıp veren örgüt için, içeride yeni bir gerginliğin çıkma ihtimali sıkıntılı bir sürece işaret ediyor. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.suriyegundemi.com/ahrar-el-sam-da-darbe-girisimi-ve-olasi-senaryolar [2] https://twitter.com/aronlund/status/1348040562939727874 , Erişim Tarihi: 1 Mayıs 2021. [3] https://syrianobserver.com/news/65828/ahrar-al-sham-is-reshaping-its-leadership.html , Erişim Tarihi: 1 Mayıs 2021. [4] https://syrianobserver.com/news/65828/ahrar-al-sham-is-reshaping-its-leadership.html , Erişim Tarihi: 1 Mayıs 2021.
Özbek Yetkililerin İkinci Suriye Ziyareti
DEAŞ’ın Suriye topraklarında kontrol ettiği son yerleşim yerini de kaybetmesinin  ardından, binlerce yabancı savaşçının ailesi SDG’nin kontrolündeki kamplarda yaşamaya başladı. Bu yabancı savaşçı aileleri içerisinde Avrupalı aileler kadar Türki Cumhuriyetlerinden ailelerde bulunuyor. Bu aileler zaman içerisinde bölge ülkelerinin girişimleriyle ülkelerine geri gönderildi. Bu noktada bazı ülkelere Rusya veya ABD aracılık ederken bazıları da direkt olarak SDG’nin sözde özerk yönetimi ile temasa geçti. Bu ülkeler içerisinde yer alanlardan biri de Özbekistan’dır. Sözde Özerk Yönetim Dış İlişkiler Ofisi Eş Başkanı Abdulkerim Ömer ile verdiği sıcak pozlarla Türk kamuoyunda büyük tepki toplayan Özbek diplomat ise eski Moskova Başkonsolos’u Mehriddin Khairiddinov[1]du. Kasım 2020’de gerçekleşen ziyaretin ardından bu kez de Özbekistan’ın Kuveyt Büyükelçisi Bahramjan Alayov liderliğinde bir heyet, sözde Özerk Yönetim Dış İlişkiler Ofisi Eş Başkanı Abdulkerim Ömer’e yeni bir ziyaret gerçekleştirdi. Özbek Diplomat Mehriddin Khairiddinov’un ziyaretinde olduğu gibi Kuveyt büyükelçisi Bahramjan Alayov da samimi pozlar verdi. Geçtiğimiz ziyaret Türk kamuoyunda büyük tepkiye neden olmuş, Özbekistan’ın Ankara Büyükelçisi Alişir Azamhocayev Habertürk köşe yazarı Kürşad Zorlu’ya bir açıklama yaparak Türkiye’nin terörle mücadelesinde yanında olduklarını aktarmış, aynı zamanda söz konusu ziyaretin bölgede kalan vatandaşların geri getirilmesi amacıyla olduğunu belirtmişti.[2] Söz konusu ikinci ziyaretten de anlaşılıyor ki, Özbekistan’ın temel motivasyonu SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde kalan vatandaşlarını geri getirmekten ötesi değil. Nitekim bu ziyaret sonucunda da 24’ü kadın ve 68’i çocuk olmak üzere 92 Özbek vatandaşın teslim alınarak Özbekistan’a götürüldüğü açıklandı.[3] Hatırlarsak ilk ziyaretin ardından da çok sayıda Özbek kadın ve çocuk teslim alınarak ülkelerine geri götürülmüştü. [4] Özbekistan’ın iyi niyetli yaklaşımın aksine YPG/PKK medyası söz konusu ziyaretleri kendi meşruiyetlerini arttırmaya ve Türkiye’yi suçlamaya yönelik söylemlerde bulunmayı sürdürüyor. Özbekistan’ın bu duruma fırsat vermemesi gerekir. Özbekistan vatandaşlarına, özellikle de çocuklara sahip çıkarak ülkelerine geri götürmesi ve bunun için de diplomasi faaliyetleri yürütmesi oldukça anlaşılabilir bir durum. Ancak Özbek yetkililerinin her ziyaretlerini basın önünde gerçekleştirmeleri ve bu yönüyle SDG’ye ve onun sözde özerk yönetimine meşruiyet atfetmeleri Türk kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratıyor. Bu durumun bir an önce önüne geçilerek görüşmeler istihbarat kurumları vasıtasıyla gerçekleştirilmelidir. Sözde Özerk Yönetim’e meşruiyet atfedilerek tutanak imzalanması ve bununla basın karşısına çıkılması Özbekistan’ın Türkiye’nin hassasiyetlerini görmezden geldiği anlamına gelebilir. Özellikle de Türkiye ile Özbekistan’ın ilişkilerinin giderek iyileştiği, Özbekistan’ın Türk Konseyi’ne katıldığı ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında oldukça sağlıklı bir iletişim yakalandığı bir dönemde Özbekistan’ın bu özensiz ve dikkatsiz tutumu ilişkileri kötü etkileyebilir. Kutluhan Görücü [1] Suriye’de Sözde Özerk Yönetimi Ziyaret Eden Özbek Diplomat: Mehriddin Khairiddinov, Suriye Gündemi, 3 Aralık 2020, https://www.suriyegundemi.com/suriye-de-soezde-oezerk-yoenetimi-ziyaret-eden-oezbek-diplomat-mehriddin-khairiddinov [2] Kürşad Zorlu, Özbekistan’dan Suriye’nin kuzeyine yapılan ziyaret ve arka planı…, Habertürk, 29 Kasım 2020, https://www.haberturk.com/yazarlar/prof-dr-kursad-zorlu/2885603-ozbekistandan-suriyenin-kuzeyine-yapilan-ziyaret-ve-arka-plani [3] Uzbekistan repatriates 92 women and children with ties to ISIS from Syria, K24, 30 Nisan 2020, https://www.kurdistan24.net/en/story/24402-Uzbekistan-repatriates-92-women-and-children-with-ties-to-ISIS-from-Syria [4] Uzbekistan repatriates 98 people from Syrian camps, Reuters, 8 Aralık 2020, https://www.reuters.com/article/uzbekistan-syria-repatriation-int-idUSKBN28I1LX
CENTCOM’dan YPG Kontrolündeki Kamplarda “Radikalleşme” Uyarısı
YPG’nin ABD desteğiyle Kuzey Suriye’deki hakimiyeti devam ederken ABD, bölgede olası yeni “radikalleşme” dalgasına dair endişelerini askeri kaynaklar üzerinden dile getirmeye devam ediyor. Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) komutanı General Kenneth Mc Kenzie geçtiğimiz günlerde American Enterprise Institute tarafından düzenlenen bir programda YPG kontrolündeki el-Hol kampının doğurabileceği olası tehditleri dile getirdi. Mc Kenzie’ye göre, kamplarda bulunan binlerce çocuk günden güne radikalleşiyor. Şayet bu kamptaki çocukların vatandaşı olduğu ülkeler, bu çocukları kamplardan ülkelerine aldıktan sonra deradikalizasyon ve yeniden entegrasyon siyaseti izlemezlerse beş ile yedi yıl içerisinde bu çocuklar yeni nesil radikal savaşçılar olarak ortaya çıkacak.[1] Söz konusu çocukların radikal propaganda haricinde kampların kötü şartları sebebiyle kolera ve koronavirüse karşı da korunaksız olduğunu dile getiren Mc Kenzie, bu sözleriyle her ne kadar Avrupalı hükümetler başta olmak üzere yabancı unsurlara “ellerini taşın altına koyma çağrısı” yapmış olsa da aynı zamanda YPG’nin kamplar üzerindeki kontrolünü ve bundaki başarısını da dolaylı olarak sorgulamakta. İnsan hakları gözlem kuruluşlarının “radikal eğilimler ve hastalıkların kol gezdiği bir yer” olarak tarif ettikleri Hol kampında ekseriyeti çocuklardan oluşmak üzere DEAŞ militanlarının ailelerinden müteşekkil on binlerce sivil bulunuyor. Şubat ayında BM’ye bağlı insan hakları uzmanları YPG kontrolünde bulunan ve 64 binden fazla sivilin yaşadığı Hol ve Roj kamplarının ciddi güvenlik ve insani riskler taşıdığını vurguladı.[2] Uzmanlara göre, nüfusun %80’lik kısmının kadın ve çocuklardan oluştuğu bu kamplarda, 57 farklı ülkenin vatandaşları bulunuyor.  Risklerin daha da büyümemesi adına kamplarda vatandaşları bulunan ülkeler harekete geçmesi gerekiyor. Bahsi geçen ülkelerden özellikle binlerce vatandaşı kamplarda bulunan Batı Avrupa ülkelerinin söz konusu vatandaşları geri alma, deradikalizasyon ve yeniden entegrasyon yoluyla ıslah etmeye yönelik ciddi ve istikrarlı işleyen programları henüz yok. Kendi vatandaşlarının ıslahına dair maliyetlerden kaçınarak büyümekte olan trajediye göz yumma veyahut vatandaşlıktan çıkararak üzerindeki sorumluluktan kurtulmayı tartışan Avrupa hükümetleri göz önüne alındığında bu sorunun kısa vadede çözülmeyeceği ve daha da katmerlenerek korkulan yeni radikalleşme dalgasına insan kaynağı yaratacağını söylemek mümkün. Yeni radikallerin varlığı ise bölgede “terör” ve “radikaller” gibi konu başlıkları üzerinden varlığını meşrulaştıran YPG ve Esed rejimi gibi aktörlerin ekmeğine yağ sürerek bölgenin istikrarsızlığını büyütecektir. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.al-monitor.com/originals/2021/04/centcom-chief-warns-children-risk-radicalization-syrian-al-hol-camp , Erişim Tarihi: 28 Nisan 2021. [2] https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=26730&LangID=E , Erişim Tarihi: 28 Nisan 2021.