Analiz
Trump’ın Terör Örgütü Olarak İlan Edeceği Örgüt Antifa’nın YPG ile İlişkisi
25 Mayıs’ta ABD’nin Minneapolis kentinde Afroamerikan George Floyd’un beyaz polis memuru Derek Chauvin tarafından boğularak öldürülmesinin ardından Minneapolis başta olmak üzere onlarca Amerikan şehrinde geniş katılımlı protestolar baş göstermiş hatta kimi yerlerde bu protestolar polis ile göstericiler arasında gerilime ve bazı dükkanların yağmalanmasına kadar varmıştır.  Minneapolis’teki yağma ve şiddet olayları ile alakalı ABD Başkanı Trump twitter hesabı üzerinen faillerin %80’nin eyalet dışından geldiğini ve bilinçli olarak bu görüntülere yol açtıklarını vurgularken gösterilerin geldiği noktayla alakalı sorumlu olarak radikal sol ve Antifa’yı hedef gösterdi. Trump “Antifa anarşistlerine” karşı Minneapolis’te konuşlanan Ulusal Muhafızları tebrik ederken diğer eyaletlerde de “Antifa anarşistlerine” karşı Ulusal Muhafızların görevlendirilme ihtimalini dile getirmiştir. Trump’ın twitter hesabından attığı en sansasyonel mesaj ise ABD’nin Antifa’yı bir terör örgütü olarak tanıyacağı mesajı olmuştur.[1] ABD Kongre Araştırma Merkezi’ne göre  (CRS) merkezilikten ve hiyerarşiden uzak bir yapıya sahip radikal, aşırı sol çizgideki[2] Antifa üyelerinin eylemlerle gündeme gelmesi Minneapolis merkezli halihazırda devam eden eylemlerle sınırlı değil. 2017 ve 2019’da Portland’da ırkçı gruplar ile çatışmaya varan sürtüşmeler taraf olan Antifa üyeleri bu dönem siyasetin gündeminde yer almışlardır. Trump Ağustos 2019’da Antifa’nın bir “terör örgütü” olarak adlandırılmasını twitter hesabından dillendirirken[3] yine aynı günlerde Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick Adalet Bakanlığı’ndan Antifa’nın “yerel terör örgütü” olarak tanınması talebinde bulunmuştur.[4] Yakın dönemde Amerikan gündemini meşgul eden Antifa unsurların Suriye iç savaşında yer almış olmaları ise hem ABD’yi hem de Türkiye’yi ilgilendiren bir sorun konumundadır. PKK’nın Suriye kolu YPG’ye Batı’dan katılan yüzlerce militanın ekseriyeti radikal sol örgütlerin sempatizanları olup Antifa çizgisindedirler. ABD vatandaşları özelinde baktığımızda ise eski askerler de dahil olmak üzere pek çok farklı profilin Suriye’de YPG saflarına katıldığı görülmektedir. Başta Facebook olmak üzere sosyal medya platformlarını radikal sol networklerin sempatizanlarına ulaşmak için oldukça etkili kullanan YPG[5] söz konusu örgüt propagandası olduğunda da bu figürleri propaganda malzemesi olarak kullanmıştır. ABD ve Avrupa’dan örgüte katılan militanlardan oluşan Antifa Taburu[6] nicelik olarak kısıtlı fakat sembolik olarak görünürlüğü fazla bir yapı olarak kayıtlara geçmiştir. Rakka ve çevresindeki çatışmalarda rol alan Antifa unsurlarının Türkiye ile karşı karşıya gelmeleri de Zeytindalı Harekatı ile olmuştur. Harekat esnasında İngiltere, Fransa, İspanya, Arjantin ve ABD gibi pek çok farklı ülkenin vatandaşı terörist unsurlar  TSK tarafından etkisiz hale getirilmiştir.[7]  Antifa çizgisindeki militanlar Enternasyonalist Özgürlük Taburu adıya Türkiye merkezli pek çok radikal sol örgüt ile aynı çatı altı altında buluşmuşlardır. Bu unsurlar hem askeri sahada hem de temas halinde oldukları radikal örgütler sebebiyle Türk vatandaşları için hem Türkiye içinde olası eylemler hem de gurbetçi vatandaşlarımıza karşı yurt dışında PKK öncülüğünde gerçekleşebilecek eylemler göz önüne alındığında tehdit oluşturmaktadırlar. Pandemi süreci ve akabinde gerçekleşen George Floyd’un ölümü ve Minneapolis merkezli gösteriler Trump yönetimine gelen eleştirilerin sesinin yükselmesine yol açarken bir sonraki Başkanlık seçimine kısa bir süre kalmışken Trump yönetimini seçim sürecinde de kullanacağı bir eylem ve söylem rotasını tercihe zorlayabilir. Trump’ın doğrudan isim vererek hedefe koyduğu radikal sol ve Antifa unsurların YPG ile var olan organik bağları üzerinden Ankara YPG etrafındaki Washington kalkanını tamamen kaldıramasa da zayıflatma yolunu tercih edebilir. Keza Türkiye merkezli radikal sol örgütlere bağlı terörist unsurların kuzey Suriye’den tasfiyesi için de Ankara radikal sol ve Antifa kozunu kullanmak isteyecektir. YPG’nin etrafındaki kalkanın kısmen de olsa kalkması YPG bölgelerinden Türkiye kontrolündeki Suriye topraklarına gelen saldırı ve tacizlerin azalmasına yol açacaktır. YPG içindeki Türkiye merkezli radikal sol militanların tasfiyesi ise orta vadede Türkiye iç güvenliği için oluşabilecek  kimi sorunları engelleyebileceği gibi uluslararası radikal sol militanların Suriye’yi bir eğitim sahası olarak kullanmasını da eskiye nazaran zorlaştırabilir. Ömer Behram Özdemir [1] https://twitter.com/realDonaldTrump/status/1267124501361369091 , https://twitter.com/realDonaldTrump/status/1267126801186394118 , https://twitter.com/realDonaldTrump/status/1267129644228247552?s=19 , Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. [2] https://crsreports.congress.gov/product/pdf/IF/IF10839/2, Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. [3] https://twitter.com/realDonaldTrump/status/1162726857231544320, Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. [4] https://fitzpatrick.house.gov/media-center/press-releases/fitzpatrick-condemns-antifa-and-political-violence, Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020. [5] https://www.npr.org/2018/03/15/593895655/dozens-of-westerners-join-kurds-to-fight-isis-in-syria, Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020 [6] Bedir Mulla Rashid, Military and Security Structures of the Autonomous Administration in Syria, Omran Studies, 2018. [7] https://www.theguardian.com/world/2018/mar/19/briton-kurds-anna-campbell-dies-fighting-turkey-syria-afrin , https://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdli-terorist-afrinde-olduruldu-40772783 , https://t24.com.tr/haber/izlandali-hilmarsson-afrinde-olduruldu,574836 , https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/02/18/son-dakika-3-avrupali-terorist-olduruldu , Erişim Tarihi: 31 Mayıs 2020.    
Suriye’de Kürt Siyasi Oluşumlar
Suriye’de Kürt Siyasi Oluşumlar Bu infografik Ömer Özkizilcik ve Jerry Crowley’in çalışmaları sonucu hazırlanmıştır.
Russian Frustration with Hafter’s Weakness Despite Support Channels From Syria
The capture of Libyan Al-Watiya airbase by the Government of National Accord (GNA) gave an incentive to assume that Khalifa Haftar’s foreign allies have reduced their support to the Libyan National Army (LNA). Russia is an essential part of Haftar’s “foreign support” group. Yanvarev states that this defat gave an impetus for experts to set for stipulation a prospect of Haftar losing the support of players such as Russia, Egypt, and UAE. Meanwhile, the Syrian sources are trying to raise doubts regarding such a conclusion. Hence, TV channel Deir Ezzor 24 stated that Russian military commanders are training 35 people from the Syrian north-eastern province of Deir Ez-Zor to be sent to Libya. According to the source, Russian troops promise a salary of two thousand dollars for recruits. Furthermore, the Foreign Policy outlet states that Colonel Alexander Zorin is responsible for the recruitment process. Zorin represented the Russian Ministry of Defence in the Geneva process in 2016. He is also known as a mediator for reconciliation between government forces and oppositional groups in the Southern provinces of Syria. According to Foreign Policy’s source, in April 2020, Zorin visited Southern Syria in search of new militants for Haftar. The rapidly impoverished region of Deir ez-Zor is referred to as the cradle of mercenaries for the Libyan on-going turmoil. In July 2018, with Russian assistance, several opposition groups reached a consensus with Damascus after the US withdrew its support from them. However, this development added complications to Damascus’ long-lasting economic problems – it is not able to provide material support to the local population. The News.ru sources say that the transfer of Syrian mercenaries to Libya started in 2019. Moreover, the first group included captive (by the regime) militants of the ISIS, with whom otherwise Damascus did not know what to do. The fact that Russia could have been overseeing the transfer is not excluded by the sources. The Foreign Policy interlocutors regard recruitment of Damascus-loyal Syrians a bad idea since they are unaware of peculiarities of Libyan hostilities as well as of territories. The outlet also notices the lack of enthusiasm behind Wagner, which is known to support Haftar. Sources of Arabic Post state that there are serious disagreements between Wagner and Haftar’s commanders regarding the fulfilment of obligations and regular payments. Moreover, it is believed that after Haftar refused to observe the ceasefire agreed by Russia and Turkey, the Wagner fighters stopped participating in several “hot spots” on the Haftar’s side. As of now, they are supposedly deployed in Tobruk and Dern. Besides, the UN experts believe that currently Wagner fighters assist LNA in the repair of the technical equipment, perform the tasks of artillery officers and front-line air traffic controllers, and provide recommendations on radio-electronic countermeasures. Yanvarev concludes that the attempts of the self-proclaimed Libyan field marshal Khalifa Haftar to call for a truce in the month of Ramadan were nothing more than an acknowledgment of his weakness in the face of GNA’s increasing strength due to Turkish support. It was of crucial importance for Haftar to win time to consolidate his ground troops and convince Moscow (despite the existing misunderstandings) that he is need of help. To some extent Haftar’s failures are capable of proving wrong the hypothesis that Russia closely assists him. Moreover, Yanvarev states that the only thing LNA’s leader might account for is new cadres from Syria, since the direct Russian support is too much of a price. Source: Январёв. И, “Хафтар ставит зарубежных союзников в глупое положение”, 19 May, 2020, from https://news.ru/world/haftar-stavit-zarubezhnyh-soyuznikov-v-glupoe-polozhenie/ (Access date: 23 May, 2020)
Hasat Yaklaşıyor: YPG-Rejim Buğday Savaşı Yakın
Suriye’de tarım, 2011 öncesinde ülkenin en büyük ihracat unsurlarından biriydi. Yaklaşık 2 milyar dolarlık ihracat rekoltesi, savaşın başlamasıyla kendini yasadışı veya silahlı grupların etkin olduğu ticarete bıraktı. Güvenlik kurumlarının çöküşü, hasatların düşüşünü de beraberinde getirdi. Bunun yanında Esed rejimine yönelik uygulanan yaptırımlar, tüm ticari sahaları vurduğu gibi tarımı da etkiledi. Tüm bunlarla birlikte savaşın tarım sahalarına yansıması, silahlı gruplar ve çetelerin alan bulması nedeniyle üreticiyi zor durumda bıraktı. Suriye’nin toplam tarım arazileri 18 milyon hektar, ekilebilir tarım arazileri 6 milyon hektar ve sulanabilir tarım arazileri ise yalnızca 1,5 milyon hektardır. Sulanabilir alanlar kentlere göre analiz edildiğinde Haseke, Halep, Rakka ve Hama ön plana çıkarken bu şehirleri Deyrizor, Şam, Humus ve İdlib izlemektedir. Bunların arasında YPG kontrolü altında olan Haseke yaklaşık 480 bin hektar (toplam sulanabilir arazilerin yaklaşık üçte biri) ile en geniş sulanabilir araziye sahiptir. Aynı şekilde YPG’nin kontrol ettiği Rakka ülkenin en büyük üçüncü sulanabilir arazilerine (200 bin hektar) sahiptir. Son olarak Deyrizor bölgesinde bulunan (100 bin hektar) sulanabilir araziler de YPG’nin elindedir. Kısacası, sulanabilir tarım alanlarının yarısı YPG/PKK’nın kontrolündedir. [1] Özellikle de Haseke, Suriye’nin buğday ambarıdır. Bu nedenle YPG/PKK unsurları, buğday üretimi konusunda ülkedeki tüm aktörlerden daha avantajlı durumdadır. Söz konusu durum da rejim ile PKK arasında yıllardır süren bir buğday savaşını tetiklemektedir. PKK’nın bölgeyi kontrol etmesine karşılık, rejimin daha yüksek fiyat vermesi buğday savaşını kızıştırmaktadır. Hasat döneminin yaklaşması ile birlikte buğday piyasasına ilişkin aktörlerden gelen açıklamalar dikkat çekmektedir. Medyaya yansıyan bilgilere göre de rejimin bu yıl da daha fazla fiyat verdiği belirtilmektedir ancak Suriye lirasının son dönemde yaşadığı dramatik değer kaybı da ülke ekonomisini derinden etkiledi, şüphesiz buğday piyasasını da etkileyecektir. Son dönemde bazı tarım arazilerinin sabotaja uğraması da göstermektedir ki, tarım da Suriye savaşının bir parçası olmayı sürdürmektedir. Medyaya da yansıyacak şekilde bölge çiftçilerinin daha yüksek fiyat vermesine karşın buğdayını bölgedeki mukim güce satmasının çatışma ortamının tarım sektörünü nasıl etkilediğini de gösteren çarpıcı örneklikleri teşkil etmektedir. Syria Direct’in 18 Mayıs 2020 tarihli haberinde de Süleyman isimli Kamışlı bölgesinden bir çiftçi, rejimin kendisine daha iyi fiyat teklif etmesine karşın buğdayını YPG’ye satmayı tercih ettiğini ifade etmiştir.[2] Esed rejimine bağlı Tarım Bakanı Ahmed Kadri, 16 Mart’ta yaptığı açıklamada 200-225 Suriye Lirası üzerinden buğday alımı gerçekleştireceklerini bunun 2019 yılındaki fiyatlara oranla %21.6’lık bir artış ile olduğunu ifade etti.[3] Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere Suriye Lirasının yaşadığı dramatik kayıplarla birlikte bu fiyatların güncellenmesi gündeme gelebilir. Buna karşılık YPG’nin de fiyatlarını Şam’ın fiyatlarına yükselttiği ifade ediliyor. Geçtiğimiz yıl, YPG bölgelerinde üretilen buğdayın %50’sini satın alan SDG yönetiminin bu yıl ne denli bir alım gerçekleştirebileceği ve muhtemel Şam rekabeti de merak ediliyor. [1] https://setav.org/assets/uploads/2019/09/A293.pdf [2] https://syriadirect.org/news/damascus-struggles-to-secure-wheat-supply-amidst-coronavirus-crisis/ [3] https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2020/04/syria-regime-opposition-prices-wheat-crops-farmers-imports.html   Kutluhan Görücü
The Economy in Regime-Controlled Syria: Hit by the Lebanese Crisis and Covid-19 pandemic
In the holistic view, the Syrian economy is suffering from conflict-related hyperinflation for years now.  The World Bank estimated that Syria’s overall GDP loss from 2011 to 2016 is at $ 230 billion, while the reconstruction cost is at $390 billion.[1] From the beginning of this year, the economic situation in the regime-held territories has significantly worsened. One year from now one American dollar equaled 600 Syrian pounds. With the inflation rate having spurred further these days, one US dollar has been traded for 1940 Syrian pounds, while the official rate announced by the Central Bank holds at 514 SYP for a dollar.[2] Two major reasons contributed to a further devaluation of a Syrian pound and a meltdown of Damascus’ economy: The first one being the collapse of a Lebanese banking sector and the second being a COVID-19 pandemic. Regime’s economy hit by Lebanon’s Crisis Syrian currency was relatively stable for over three years following the Russian intervention at the end of 2015, yet it has never recovered to its pre-civil war value of 50 pounds for a dollar.[3] With the U.S. and EU sanctions having been imposed on Damascus for its immense human rights violations back in 2011, the Assad regime’s access to hard currency had been largely constrained. Consequently, the dollarized economy of a neighboring Lebanon remained its sole stronghold. The Assad’s government, as well as ordinary Syrian citizens, have long-lasting ties with the Lebanese banking sector since the 1960s, when Syrian private capital fled to the country once Damascus nationalized its banks.[4]  With a political turmoil in Syria starting in 2011, even more, capital outflow from Damascus to Beirut. To elaborate, in July 2011 The Economist reported that over $20 billion had been transferred from one country to another. Furthermore, The Financial Times stated that over 80 percent of wealthy Syrians kept their financial assets in Beirut. However, after over two decades of pegging its currency to the US dollar, Lebanon is mired in debt to a point it is no longer able to peg. Moreover, the pressure put on Beirut by the West, which is fully aware of Lebanon’s non-compliance with the sanctions imposed on Damascus, should not be overlooked.[5]  As a result, Damascus is no longer able to use Lebanon to evade sanctions as it did before. This dynamic left the regime suffocating with nearly zero access to hard currency left. With such a development in Lebanon, Syrian imports became more expensive since the hard currency is needed to pay for them. This led to a fall of a Syrian pound. Despite the regime’s attempts to increase salaries and minimum wages to the citizens in regime-held areas, not much of a difference has been made to improve the lives of ordinary people. Damascus’ Economy further suffocated by COVID-19 Another problem faced by the regime’s economy is the spread of coronavirus since mid-March when the first case of disease had been officially reported. Due to the regime’s Ministry of Health’s systematic cover-ups, only 58 cases are reported and the optimistic forecast is made regarding the crisis: as of today, 36 recoveries and only 3 deaths.[6] Despite such a rosy picture presented by Damascus regarding a spread of a global pandemic on its territories, a further economic meltdown provides a rather different reading of a situation. With the Syrian pound holding at 1000 pounds for a dollar on a black market in January 2020, it has already reached 1300 pounds for a dollar in March. It has also been reported that as a result of a spurred inflation in the last couple of months, the groceries varied in prices in 40-75 percent. Another implication of the coronavirus on the regime’s economy comes from abroad.  Syria is largely dependent on the worker transmittals from some neighboring countries that are major sources of remittances to Syria, such as Saudi Arabia (29%), Lebanon (17%), Jordan (15%), and Turkey (14%).[7] Since the lockdowns to prevent the spread of virus were declared in almost all of these countries, a disruption inflow of remittances from Syrians living abroad occurred. Already shattered by the Western sanctions and recent developments in Lebanon, Damascus’ economic condition had been further jeopardized by the social distancing measures as a result of the world pandemic. This makes some of the prominent pro-regime crony entrepreneurs lobby for a partial lifting of the restrictions. Yet, the regime’s health-care system’s devastating conditions will not be able to bear such potential risk. The regime’s Finance Minister, Mamoun Hamdan stated that Damascus will spend 100 billion pounds to fight the pandemic.[8] With the drop in the value of a national currency, such a statement only demonstrates regime’s desperation, since the amount mentioned equals approximately $75 million (i.e. only $5 to be spent on the health of an ordinary Syrian).[9] Such a comprehensive economic condition even led Damascus to call the US and EU for a suspension of sanctions on humanitarian grounds in the UN.[10] Paradoxically, the latter issued a report confirming the regime’s use of chemical weapons, as well as its bombing of civilians earlier this month. Conclusion Currently, the collapse of the Lebanese banking sector, the spread of a novel coronavirus as well as previously imposed Western sanctions are major factors leading the Bashar al-Assad regime’s already dried out the economy from bad to worse. Both, the crash of Lebanese financial sector and global pandemic resulted in Damascus’ further inaccessibility to hard currency, from which it suffers from the beginning of 2011 when sanctions were imposed on it by the West. The pandemic has negative imprints on its economy from the outside rather than from within with disruption of the flow of remittances it has brought. Thus the lockdowns in many countries have shattered already hardly breathing regime’s economy by further constraining its grip on hard currency. [1] “Syria.” Syria Economy: Population, GDP, Inflation, Business, Trade, FDI, Corruption. Accessed May 18, 2020. https://www.heritage.org/index/country/syria [2]“COVID-19 and the Economy in Regime-Held Syria.” FDD, April 29, 2020. https://www.fdd.org/analysis/2020/04/21/covid-19-and-economy-in-syria/ [3] Danny Makki. “Damascus Battles Economic Collapse as the Syrian Pound Plummets.” Middle East Institute, May 18, 2020. https://www.mei.edu/publications/damascus-battles-economic-collapse-syrian-pound-plummets [4] “Syria’s Economy Goes from Very Bad to Worse as Lebanon’s Crisis Hits.” Middle East Eye, January 11, 2020. https://www.middleeasteye.net/news/bad-worse-syrias-financial-crisis-hit-lebanons-economic-free-fall [5] Cochrane, Paul. “Syria’s Economy Goes from Very Bad to Worse as Lebanon’s Crisis Hits.” Middle East Eye, January 11, 2020. https://www.middleeasteye.net/news/bad-worse-syrias-financial-crisis-hit-lebanons-economic-free-fall [6] “ Syria.” Worldometer. Accessed May 18, 2020. https://www.worldometers.info/coronavirus/country/syria/ [7] Christou, Will. “Economic Disaster Looms as Coronavirus Lockdowns Reduce Remittances to Syria.” Syria Direct, April 12, 2020. https://syriadirect.org/news/coronavirus-reduces-remittances-and-threatens-to-upend-syria’s-economy/ [8] Enab Baladi. “Syria’s Economy amidst Coronavirus Crisis…supporting Traders as Unemployment Increases and Prices Hike.” Enab Baladi, April 19, 2020. https://english.enabbaladi.net/archives/2020/04/syrias-economy-amidst-coronavirus-crisissupporting-traders-as-unemployment-increases-and-prices-hike/ [9] Adesnik, David. “COVID-19 and the Economy in Regime-Held Syria.” FDD, April 29, 2020. https://www.fdd.org/analysis/2020/04/21/covid-19-and-economy-in-syria/ [10] “Al-Jaafari: Syria Demands That Washington Immediately and Unconditionally Lift All Coercive Economic Measures Imposed on It.” Syrian Arab News Agency, April 1, 2020. https://sana.sy/en/?p=189198
Suriye’de Türkmen Siyaseti: İstifalar, İhtilaflar ve Sorunlar Kutluhan Görücü  
Suriye Türkmenlerinin çatı örgütlenmesi olan Suriye Türkmen Meclisi (STM) başkanı Muhammed Vecih Cuma’nın istifa etmesi, Suriye Türkmenlerini ve Türkmen siyasetini yeniden bir cenderenin içine soktu. Şubat 2018’de 4. Olağan Genel Kurul toplantısında ilk kez başkanlığa seçilen Cuma, geçtiğimiz yıl yapılan genel kurulda yeniden başkan seçildikten bir süre sonra istifa ederek başkanlık makamından ayrıldı. Vecih Cuma’nın yerine henüz bir başkan seçilemedi. Ayrıca mevcut meclis üyeliklerinin düşürülmesini isteyen parti ve sivil toplum kuruluşları bulunuyor. Süreç giderek karmaşık bir hal alırken, Türkmen siyaseti oldukça sancılı bir dönemin kapılarını aramanın da ötesine geçti. Peki bu duruma nasıl gelindi? Tarihi Çobanbey Kongresi Suriye Türkmen Meclisi, 24 Kasım’da 5. Olağan Genel Kurul toplantısını gerçekleştirerek geçmiş dönemde de meclis başkanlığı görevini yürüten Muhammed Vecih Cuma’yı yeniden meclis başkanlığına seçti. İlklere sahne olan kongrede, Vecih Cuma ikinci kez meclis başkanlığına seçilen ilk başkan olurken, kongrenin Halep’e bağlı Çobanbey kasabasında gerçekleştirilmesi de bir ilk olarak kayda geçti. Suriye Geçici Hükümeti Başbakanı Abdurrahman Mustafa ve SMDK Başkanı Enes el Abde’nin katılım sağladığı kongreye, Türkiye’den de Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran katıldı.[1] Bu açıdan da yıllar sonra ilk kez Türkiye’den Dışişleri Bakan Yardımcısı seviyesinde bir isim, Suriye topraklarına girerek bir siyasi faaliyete katılmış oldu. Kongreye Nasıl Gidildi ve Sonuçları Ne Oldu? 8 Temmuz 2019’da kamuoyuyla paylaşılan yeni meclis tüzüğü[2]ne göre meclis çatısı altında faaliyet gösteren siyasi partiler kongrelerini Suriye’de gerçekleştirmesini zorunlu hale gelmişti. Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi, Suriye Türkmen Kitle Partisi, Suriye Türkmen Kalkınma (Nahda) Partisi ve Suriye Türkmen Milli Vefa Partisi’nin kongrelerini Çobanbey’de gerçekleştirmesinin ardından meclis başkanlığı seçimlerine geçilmişti. 5. Olağan Genel Kurul, Barış Pınarı Harekatı’nın başlamasıyla ertelendi. Bu nedenle 24 Kasım’a sarkan toplantı yeni meclis tüzüğü doğrultusunda Halep’e bağlı Çobanbey beldesinde gerçekleştirildi. Yaklaşık 500 delegenin katılım sağladığı toplantıda, delegeler meclis üyelerini, meclis üyeleri de meclis başkanını seçti. Tek aday olan Vecih Cuma, bağımsız üye olarak yeniden meclis başkanlığına seçilmiş oldu. Kongre sonucunda 34 bağımsız, 16’ı da partili isim meclis üyeliğine seçildi. Bağımsız üyelerin %35’i Halep’ten, %26’sı Hama-Humus-İdlib’ten, %21’i Lazkiye-Tartus’tan, %12’si Golan-Şam’dan ve %2’si de Rakka eyaletlerinden seçildi. Partili üyelerde ise Milli Hareket Partisi 6 meclis üyesiyle, 4’er üye ile Kalkınma Partisi ve Kitle Partisi, 2 üye ile de Vefa Partisi meclis bünyesinde kendisine yer buldu. 25 Ağustos 2019’da[3]  kurulan ve Humus’luların  çoğunlukta olduğu Vefa Partisi, Türkmen Meclisi’nde yer aldı. Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı Harekatı bölgelerinde yaşayanlar ve Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Humus kökenli Türkmenlerin oluşturduğu parti, aslında Türkiye’nin bölgedeki varlığının ne derece hayati öneme sahip olduğunun da bir göstergesi olarak karşımızda duruyor.[4] Kendi şehirlerinde olmasa da göç ettikleri bölgelerde yaşayan Türkmenler, siyasi faaliyetlere başlarken Barış Pınarı Harekatı (BPH) ile PKK/YPG’den kurtarılan Tel Abyad & Resulayn Türkmenlerine de öncü rol oynamış oluyor. Nitekim BPH ile özgürleştirilen Tel Abyad & Hamam Türkmen bölgesinde Türkmen nüfusun mukim olduğu biliniyor.[5] Yakın bir dönemde bölge Türkmenlerinin de siyasi ve kültürel alanlarda örgütlenerek Türkmen Meclisi içerisinde Rakka Türkmenlerini daha güçlü bir şekilde temsil edebileceğini öngörebiliriz. Vecih Cuma Dönemi Türkmen Siyaseti, İhtilaflar ve Kronik Sorunlar Yukarıda anlatılan kongre öncesi dönem, yaşanan gelişmeleri aktarmakta ancak yaşanan siyasi gelişmeleri ele almamaktaydı. Bu bölümde hem Vecih Cuma dönemi siyasete kısaca değinilecek hem de ihtilaf ve kronik sorunlar ele alınacaktır. Özellikle de kronik sorunlara dikkat çekilerek, mevcut durumun analizi ve pek tabii olarak izahı yapılmaya çalışılacaktır. Vecih Cuma, göreve geldiği Şubat 2018’den itibaren kısa sürede Türkmenler açısından önemli ve tartışmalı kararlara imza attı. Kasım 2018’de gerçekleştirilen Sancak Kongresi ile Temmuz 2019’da kamuoyuyla paylaşılan tüzük değişikliği ve yeni tüzük uyarınca Suriye’de faaliyet gösterme iradesi bu kararlardan bazılarıydı. Türkmen siyasetinin kronik sorunları, geçmiş ihtilaflar ve siyasi çekişmeler ise meclisin bagajı olarak Vecih Cuma döneminde de sürdü. Vecih Cuma’nın yaklaşık 2 yıllık yönetiminin en belirgin farklılığı ise faaliyetleri Suriye sahasında gerçekleştirme kararlılığıydı.[6] Esasen bugünü oluşturan siyasi gelişmeleri ve tabii olarak siyasi ihtilafları, Vecih Cuma döneminde gerçekleştirilen Sancak Kongresine kadar götürmek mümkündür. O dönemde seçilen sancağa ve kongrenin yapılış şekline gerçekleştirilen muhalefetten başlayan süreç, ilan edilen yeni tüzüğe karşı ve ardından gerçekleştirilen parti kongrelerinde de devam etti. Yeni tüzük gereği yapılan parti kongreleri neticesinde Vefa ve Milli Hareket partileri dışındaki Kitle ve Nahda partileri ikiye bölündü. Gerçekleştirilen 5. Olağan Genel Kurul sonrasında Milli Hareket Partisi Başkanı Ziyad Hasan ile Vecih Cuma arasındaki ihtilafta, yeni bir bölünmenin önünü açtı. Vecih Cuma taraftarı partililer, Ziyad Hasan’ın başkanlığını düşürerek, yeni bir yönetim tanzim etti. Bu durum da meclis bünyesindeki partiler arasındaki son bölünme olarak kayda girdi. Bunun yanında Ziyad Hasan ve bazı meclis üyelerinin meclis üyeliklerinin düşürülmesine kadar süreç devam etti. Gelişmeler boyunca Vecih Cuma’nın sahadaki askeri gruplarla olan ilişkisine de yansıyan süreç; Vecih Cuma’yı siyaset yapamaz, hatta Suriye sahasında faaliyet gösteremez hale getirdi. Nitekim tüzük gereği Suriye’de yapılması gereken meclis toplantısı, Gaziantep’te yapılmak durumunda kaldı. Sonunda da Vecih Cuma’nın istifasına neden oldu. Tarihsel Perspektif ve Kronik Sorunlar Yaşanan gelişmeleri anlamlandırmak ve bir bağlama oturtmak için Suriye’de Türkmen siyasetinin ne olduğunu kısaca da olsa hafızanın bir köşesinde tutmak gerekir. Bu nedenle aşağıdaki paragraflar bu ihtiyacı karşılamak ve kronik sorunları anlamlandırmak üzere yazılmıştır. Suriye savaşı başlayana kadar herhangi bir örgütlenmesi bulunmayan Suriye Türkmenleri, savaşa müteakip olarak örgütlenmeye başlamıştır. Siyasi, askeri ve kültürel alanlarda faaliyetlerde bulunma fırsatı yakalayan Türkmenler, ilk kurumlarını savaş şartları nedeniyle Türkiye’de oluşturmuştur. Bu noktada, 2011 yılını dahi başlangıç olarak kabul ettiğimizde, Türkmen siyasetinin henüz 9 yıllık bir tecrübeye sahip olduğunu çarpıcı bir gerçek olarak not etmek gerekir. Savaşın ilk yıllarından itibaren Türkmenlerin yaşadığı bölgelerin hedef haline gelmesi ve rejim unsurlarının Türkmenlere yönelik izlediği şiddetli askeri hamleler, Türkmen toplumunu göçe zorladı. Başta Halep ve Bayır-Bucak olmak üzere Humus, Şam gibi bölgelerden Türkmenler göç ederek, başta ve çoğunlukla Türkiye olmak üzere çevre ülkelere göç etmek durumunda bırakmıştır. Bu durum Türkmen nüfusun hem Suriye hem de Türkiye içerisinde tamamen dağılmasına yol açmıştır. Modern manada Suriye’de Türkmen siyasetinin halk ayaklanması ile başladığını ifade etmenin mümkün olduğu bir zeminde, Türkmenlerin siyaseten kat ettiği gelişim kayda değerdir. Ancak Suriye’nin dinamik seyri göz önüne alındığında mevcut durumun yeterli olduğunu ifade etmekte de güçtür. Bölgeselcilik, elitsizlik, kurumsallıktan uzaklık, finans eksikliği, ideolojik ayrılık, medya zayıflığı, eğitimli nüfusun yetersizliği, anadil sorunu, demografik dağınıklık ve uzaklık Türkmen siyasetinin başlıca sorunlarıdır. Bu sorunların aşılması adına kapsamlı bir program gerekirken en büyük önceliğin, kurumsallaşmaya, nepotizm ve bölgeselcilikle mücadeleye, Suriye’ye geri dönüşe ve eğitime verilmesi gerekliliği ortadadır. Yazının ana temasını oluşturan günümüz sorunlarını, Vecih Cuma dönemini ve yaşanan siyasi gelişmeleri anlamlandırmak adına bu tarihsel aralığı yeniden hatırlatmak ve önemini vurgulamak hayatidir. Nitekim bugün yaşanan sorunlar, bu tarihsel perspektiften beslenmektedir ve sorunun temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle, bahsi edilen sorunlar ortadan kaldırılmadan yeni meclis başkanı, yönetim, partiler veya üyelerin göreve gelmesinin herhangi bir katkısı olmayacaktır. Yukarıda siyaset kurumunu toparlamak adına belirtilen kapsamlı bir program ihtiyacı yadsınmaz bir gerçektir. Söz konusu programında ötesinde Türkmen siyasetinin hatta Suriye Türkmenlerinin bir toplum olarak kabul görmesi, öncelikle Türkmenlerin yeniden yapılandırılması ve teşkilatlandırılmasıyla gerçekleşebilir. [1] Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran: Türkmen davası daha da güçlenerek yoluna devam edecek, Anadolu Ajansı, 25 Kasım 2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/disisleri-bakan-yardimcisi-kiran-turkmen-davasi-daha-da-guclenerek-yoluna-devam-edecek/1655000 [2]Suriye Türkmen Meclisi’nden ‘vatana dönüş’ kararı, Haber7, 8 Temmuz 2019,  https://www.haber7.com/dunya/haber/2876632-suriye-turkmen-meclisinden-vatana-donus-karari [3] Suriye Türkmen Meclisi, Twitter, 25 Ağustos 2019, https://twitter.com/meclisturkmen/status/1165702940973240322?s=20 [4] Kutluhan Görücü, Suriye’de yeni anayasa süreci ve Türkmenler, Anadolu Ajansı, 7 Ekim 2019,  https://www.aa.com.tr/tr/analiz/suriyede-yeni-anayasa-sureci-ve-turkmenler/1604532 [5] Ayrıntılı bilgi için bknz: Kutluhan Görücü, Tel Abyad ve Çevresindeki Türkmen Köy ve Yerleşimleri, 29 Kasım 2019, http://www.suriyegundemi.com/2019/11/29/tel-abyad-ve-cevresindeki-turkmen-koy-ve-yerlesimleri/ [6] Ayrıntılı bilgi için bknz: Can Acun & Kutluhan Görücü, Suriye Krizinde Göz Ardı Edilen Aktör: Türkmenler, 31 Aralık 2018, https://www.setav.org/perspektif-suriye-krizinde-goz-ardi-edilen-aktor-turkmenler/    
YPG-ENKS Görüşmeleri: Nereye Doğru?
Suriye savaşının neredeyse başından itibaren çeşitli görüşmelerde bulunan PYD-ENKS ikilisinin vardığı anlaşmalardan bu zamana kadar somut ve kalıcı bir çözüm çıkmamıştır.  2012’de varılan “Erbil Anlaşması” ve 2014’deki “Duhok Anlaşması” söz konusu durumun en somut örneklerdir. 2012’de Esed rejiminin Kürt nüfusun yoğun olduğu Afrin, Ayn el Arab ve Kamışlı bölgesini YPG’ye bırakmasının ardından bu bölgelerde tesis ettikleri yönetim, kendisine alternatif herhangi bir oluşuma izin vermemiştir. Bu oluşumlar içerisinde silahlı gücü de bulunan Barzani destekli ENKS ilk sırada yer almıştır. Süreç içerisinde ENKS büroları kapatılmış, önde gelen isimleri  ya tutuklanmış ya da suikasta kurban gitmiştir. Irak sahasında görülen PKK-KDP ihtilafı ve güç savaşı, Suriye sahasında söz konusu yapıların Suriye uzantıları olan YPG ve ENKS arasında da artarak devam etmiş ve nihayetinde iki grubunda ‘Rojava’ olarak adlandırdığı bölgelerde YPG/PKK tek hakim güç olmasıyla sonuçlanmıştır. ENKS ise İKBY, Türkiye, Almanya, ABD ve diğer Avrupa ülkelerindeki ofisleri ve varlıkları üzerinden siyasete devam etmiş ve Suriyeli muhaliflerin çatı oluşumu olan SMDK’nin bir üyesi olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. ENKS’nin silahlı yapısı olan Suriye Peşmergeleri ise İKBY’de Barzani’ye bağlı Zerevani Peşmergeleri tarafından eğitilip komuta edilmiştir. Bugün de medyaya yansıdığı şekliyle YPG-ENKS arasında devam eden görüşmeler, yukarıda da bahsi edildiği üzere, genellikle YPG/PKK’nın güç kaybettiği dönemlerde gerçekleşmiştir. Özellikle YPG, DEAŞ’ın  Ayn el Arab’a  saldırdığı süreçte sıkışmış bölgeye Suriye Peşmergelerin girişine izin vermek zorunda kalmıştı. Yine TSK’nin gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekatı (ZDH) ve Barış Pınarı Harekatı (BPH) operasyonları sonrasında da bu tip görüşmelerin gerçekleştiği basına yansımıştı. Geçmişteki görüşmelerde de dış baskının olduğu bilinse de hiçbiri bu dönem olduğu kadar açık ve bu denli baskıcı değildir. Özellikle ABD ve Fransa söz konusu görüşmelerden somut sonuçlar elde etmeyi planlayarak,  ENKS’yi de SMDK’dan ayırıp müstakil ve müşterek bir “Kürt” siyaseti ortaya çıkarmayı hedeflediği görülmektedir. Barzani yönetiminin de Suriye’de yeniden kazanımlar elde etmek istediği sarih bir gerçeklik olarak karşımızdadır. -“YPG, ENKS üzerinden kendisine Türkiye’ye karşı bir meşruiyet sağlama arayışındadır” Her ne kadar bir anlaşma sağlanamamışsa da oldukça basit ve temel sonuçlar ortaya çıkmaya başladığı görülüyor. ENKS’nin Suriye’deki büroları tekrar faaliyete geçerek, özgür siyaset yapmaları konuşulmaya başlanmıştır. Yönetimde de ENKS’ye alan açılmasının prensipte anlaşıldığı ancak henüz somutlaşmadığı ve konu üzerinde müzakerelerin sürdüğü ifade edilmektedir. Bunun yanında en temel problemlerden birisi de Suriye Peşmergeleri olmuştur. Bu konuya ilişkin de müzakerelerin ötelendiği ve ortak yönetime odaklanıldığı belirtilmektedir. Nitekim YPG elinde bulundurduğu askeri hegemonyayı tehdit edebilecek, Suriye Peşmergelerin bölgeye gelmesini istememektedir. ENKS ise Suriye Peşmergelerin Suriye’ye geçmesini ve Kürt bölgelerinde konuşlanmasını istemektedir. ENKS’nin diğer bir talebi ise Suriye’deki Kürt bölgelerindeki yönetim modelin tekrar yapılandırılması olmuştur. YPG ve ENKS arasında gerçekleşen bu görüşmeler Suriye’deki siyasi ve askeri denge açısından son derece önemlidir. Nitekim Suriye’deki üç Kürt bölgesinden birisi Suriyeli muhalifler tarafından kontrol edilmektedir. Diğer ikisi ise YPG’nin kontrolündedir. ENKS ise SMDK’nin üyesi olmasına rağmen ZDH ve BPH’ye karşı çıktığı için Suriyeli muhaliflerin kontrol alanlarında varlığı bulunmamaktadır. Ancak Astana süreci bağlamında Türkiye, Rusya ve İran’ın kurduğu anayasa komitesinde ENKS, Kürtleri temsilen katılmaktadır. Diğer taraftan YPG’nin sahada kontrolü bulunmakla birlikte tek parti yönetimine dayalı bir yapı inşa etmeyi başarmıştır. Ne var ki, Türkiye’nin gerçekleştirdiği BPH, YPG’nin Suriye’deki varlığının ne denli kırılgan olduğunu göstermiştir. Bu bağlamda YPG, ENKS üzerinden kendisine Türkiye’ye karşı bir meşruiyet sağlama arayışındadır. Nitekim ENKS’nin makyaj unsuru olarak Suriye’ye YPG bölgesine gelmesi ve ABD ile Fransa’nın da diplomasi desteğiyle “YPG, PKK değildir” tezinin Türkiye’ye karşı kullanılması amaçlanmaktadır. Genel olarak değerlendirildiğinde ENKS ve YPG arasında olası bir anlaşmada, ABD, Fransa, İKBY, ENKS ve YPG’nin ortak çıkarı olduğu görülmektedir. Fakat anlaşma zemininin oluşması son derece zordur. Nitekim YPG’nin ENKS’ye karşı işlemiş olduğu suçlar ve ENKS ile güç paylaşımında bulunmak istemeyişi anlaşmanın önünde en büyük engeldir. ENKS ise elindeki siyasi gücün farkında olarak müzakerelerden olabildiğince bir sonuç elde etmeden anlaşmaya yaklaşmayacaktır. İki tarafın maksimalist talepleri ABD ve Fransa’nın zorlaması ile aşılabilmesi mümkün görünmektedir.   Kutluhan Görücü
Turkey protects and trains up to 14,400 fighters in its bases in Idlib
Turkey’s strategy to make Idlib ‘green’ again and to bolster the armed opposition against a possible future offensive by the Assad regime backed by Russia and Iran is continuing. In this context, Turkey has established a new ‘train & equip’ program for the rebels in Idlib, mainly the Syrian National Army (SNA). For example, Liwa al Shimal, the 111. Brigade of the SNA has currently 600 fighters in Idlib. 300 of them are trained in the Batbo base and the other 300 are trained in the Kafr Nasah base. In total, Turkey has 48 bases in opposition-controlled areas of Idlib but it is not clear if all of the bases have such a training program. If all of the bases are used for training, a total of 14,400 of fighters are been trained Despite the arrival of thousands of SNA fighters in Idlib over the recent period, most of them aren’t visible in Idlib’s daily life and HTS continues to dominate the region. This is due to the Turkish decision to avoid a confrontation between the Turkish-backed opposition and HTS while the first is weak. Turkey has used the momentum in Idlib to inject the SNA into Idlib, but apparently, Turkey wants to build up a proper fighting force directly under the command control of Turkey. Turkey is using its new military bases to build up a solid, structured, and trained force to balance the extremists in Idlib and to fight off against a possible future regime offensive. The Turkish ‘train & equip’ program does not only include the first three legions of the SNA, but also the NLF of the SNA. With this training program, the NLF in Idlib will be bolstered with the SNA and the NLF will become more structured to implement the unification process which was torpedoed by the clashes in Idlib with the Assad regime. The training program includes discipline training, physical exercise, and military training with weapons followed by an ideological training based upon the principles of the SNA set by the Moral Guidance Office of the SNA. This step in line with the recent steps taking by the Turkish military indicated that Turkey is aiming to transform Idlib into a de-facto safe zone. During the Operation Spring Shield, Turkey had used an ‘air-denial’ strategy against the regime forces. The deployment of MANPADS into Idlib and Atilgan air-defense systems has denied regime helicopters to fly over Idlib. Other regime air vehicles such as SU-24 an L-39 were shot down by the Turkish air force without crossing into the airspace over Idlib. Additionally, Turkey has destroyed eight regime-operated Russian air defense systems during its drone campaign against the Assad regime weakening the regime air-defense capabilities. Since the announcement of a ceasefire in Idlib on March 5, the Turkish army has strengthened its position in Idlib by further fortifying its bases, creating new bases, and sending additional reinforcements to the region. Most importantly, Turkey has deployed the HAWK air defense systems into Idlib. The most advanced operable air-defense systems Turkey has. With this deployment, Turkey’s ‘air denial’ strategy expanded from the low-attitude to the mid-attitude flights as well. However, high attitude flights still require the involvement of Turkish F-16 fighter jets.   Ömer Özkizilcik
Suriye’nin kıymetlisi: Petrol
Suriye petrolü, 2011 yılında başlayan protesto gösterilerini takiben 2012 yılından itibaren çoğunlukla Suriye muhalefetinin kontrolüne girmiştir. Ardından DEAŞ’ın bölgeyi ele geçirmesi ile petrol el değiştirmiş ve yine DEAŞ’ı takiben de bölgeye YPG/PKK hakim olmuştur. Suriye’de enerjinin temelini oluşturan ve ciddi bir gelir kaynağına tekabül eden Suriye petrolü, dünya piyasaları karşısında etkisiz kalsa da ülke içi ekonominin önemli dinamiğini teşkil etmektedir. Bu nedenle devlet dışı silahlı aktörler ve terör örgütleri için yıllar boyunca en önemli gelir kaynağını sağlamış ve günümüzde de YPG’ye sağlamaya devam etmektedir. Suriye petrolü, dünya piyasalarıyla karşılaştırıldığında, oldukça düşük rezerve ve üretime sahiptir. [1]Ancak ülke içindeki ekonomiye katkısı da oldukça büyüktür. Suriye’nin petrolünün çıkarıldığı en büyük sahaların Deyr ez Zor’un güneydoğu yakasında bulunduğu bilinmektedir. Yıllar boyunca da sürekli kontrol değişimine uğramış, son olarak YPG’nin kontrolüne girmiştir. Aşağıdaki haritada petrol, doğalgaz sahalarını ve rafinerileri görebiliriz. Suriye’de 2011 öncesinde yaklaşık 350.000 & 410.000 varil olan günlük üretim savaş dolayısıyla oldukça düşmüş, gelir kaynağı örgütlere ve yasadışı ticaretlerde bulunan kaçakçılara kalmıştır. Son dönemde çoğunluğu YPG bölgelerinde olan petrol yatakları tam kapasite ile çalışamasa da yaklaşık 100.000 varillik bir üretim gerçekleşiyor. Söz konusu ham petrol bölgedeki el yapımı rafinerilere, rejime ya da IKBY’ye satılarak işlenir hale getiriliyor. Bu noktada rejim, en büyük ticari partner. Esed rejimine bağlı Petrol ve Enerji Bakanı’na göre rejimin günlük 146.000 varil üretime ihtiyacı var ancak günlük üretim 24.000 varil.[2] Nitekim bu ihtiyaç ya İran ve Rusya kanalıyla, çoğunlukla da YPG/PKK tarafından karşılanıyor. Esed rejiminin önce DEAŞ ve sonra YPG ile petrol ticareti gerçekleştirmesinde, ABD’nin yaptırım listesinde bulunan Katerji Group aracı olmuştur. Esed rejimine yakınlığı ile bilinen Katerji Group’un bölgedeki yerel petrol ticaretinde etkin bir rol oynadığı defalarca medyaya yansımıştı. Katerji Group, bu ticaretin güvenliğini sağlamak adına, müstakil bir milis yapılanması da kurumuş durumda. Wall Street Journal’ın 2019 yılının başlarında yayınladığı haberde, ABD ve Avrupa Birliğinin yaptırım listesinde yer alan Katerji Group’un YPG ile rejim arasındaki petrol ticaretini sürdürdüğü görülüyor. Söz konusu habere göre, bu ticaret günlük yaklaşık 60 bin varil petrol akışını içeriyor.[3] Suriye petrolü; ABD’nin çekilme sürecini askıya almasına, Esed rejimi ve İran ile YPG’nin petrol ticaretine ve hatta bölgedeki petrol sahalarını ele geçirmek adına Rus askeri şirketi Wagner’in bölgeye geçmeye çalışması ve akabinde yoğun ABD hava saldırısında yüzlercesinin öldürülmesine değin, krizin bir parçası konumunda. Ancak elbette ki bazı yaygın inanışların aksine savaşın asıl nedeni kesinlikle değil. Günümüzde petrol fiyatlarının ciddi düşüşü ile birlikte ticari kazancına büyük darbe alsa da Suriye ekonomisi için petrol ve ucuz fiyattan tüketiciye ulaşması hayati öneme sahip. Savaş sonrasında tarım ekonomisinin daha da önem kazandığı ülkede; petrol, belirleyici bir rolde. Bu nedenle YPG bölgeleri petrole daha ucuza ve rahat ulaşabilse de diğer bölgeler askeri çatışmalardan dolayı bu imkana her zaman sahip olamayabiliyor. YPG ile rejim arasındaki petrol ticaretine ABD’nin şerh koyduğu dönemlerde rejim bölgelerindeki petrol kuyrukları görüntüleri hala tazeliğini koruyor. Tüm bunların yanında bölgede faaliyet gösteren veya krizin bir parçası olmuş tüm ülkeler Suriye petrolünü önemli bir finans kaynağı olarak görmeye devam ediyor. Son dönemde Türkiye, Cumhurbaşkanı seviyesinde petrolün terörün finansmanı olmasını engellemek adına diplomatik temaslarda bulunurken, diğer yandan İran rejim bölgelerinde petrolün çıkarılması adına yatırım yapmaya hazırlanıyor. Suriye petrolü son tabloya göre, YPG terörünü finanse etmeye devam edecek gibi görünüyor. Ancak bu durumun tersine çevrilmesi şart. Türkiye’nin siyasi ve diplomatik baskıyı arttırarak, somut sonuçlar üretmesi ve petrol ticaretinin meşru yapılara devredilmesini sağlaması gerekiyor. Nitekim süreç, YPG/PKK terör örgütünün yıllarca kullanabileceği bir finans kaynağına doğru götürüyor. Aynı zamanda meşru muhalif yönetimin bu gelirlerden faydalanamıyor oluşu da yeniden yapılanma finansmanına sekte vuruyor. Aslında Suriye petrolünü üç ana başlığın gündemi haline getirmek gerekiyor. Birinci olarak terör finansmanının bitirilmesi, ikinci olarak yeniden yapılanma finansmanı ve üçüncü olarak günlük yaşam da halkın istikrarlı petrol fiyatlarına erişimi. Kutluhan Görücü [1] Detaylı bilgi için bknz: Can Acun & Mehmet Çağatay Güler, Suriye’de Doğal Kaynaklar Savaşı, 6 Eylül 2019, SETA, https://www.setav.org/analiz-suriyede-dogal-kaynaklar-savasi/ [2] https://aliqtisadi.com/1763322-%D8%AD%D8%A7%D8%AC%D8%A9-%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D8%A9-%D9%85%D9%86-%D8%A7%D9%84%D9%86%D9%81%D8%B7/ [3]Kutluhan Görücü / Mehmet Çağatay Güler, Anadolu Ajansı, 19.02.2019, https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/suriye-petrolu-ypg-pkk-terorunu-finanse-ediyor/1396901
Criticism in Russia Towards The Assad Regime: Bad Economy, Corruption and Unwillingness for Political Reforms and Political Solution
It has been over a week that several Russian (mainly pro-Kremlin) media outlets started publishing pieces criticizing Bashar al-Assad and his government. The criticism mainly evolves around the Assad regime’s economic deterioration derived from the regime’s inflexibility and unwillingness to change, as well as its severe corruption. Such a development in Russia- a country that strongly sided with Damascus in the on-going crisis from the very beginning- is rather surprising and could be opened for interpretation. The pieces of Alexander Aksenyonok -a former diplomat who served in Syria under Hafez and an expert at the Valdai club- published by Kommersant.ru and Valdai club that underlined the fragility of the regime and its incapability of the reform were on the frontlines. On the other hand, RIA FAN (pro-Kremlin news outlet known to be run by Putin’s chef Prigozhin) was one of the first to start revealing articles concerning corruption in Assad-controlled Syria; having run 4-6 articles immensely criticizing Assad, most of them later disappeared. Yet, the one putting the spotlight on the money siphoning in the energy sector by Syria’s Premiere Imad Hamis still runs the front pages. Additionally, the same outlet published a survey carried out in April 2020 by a Russian state-run polling firm in Syria among 1,000 Syrians. The survey revealed Assad’s unpopularity among Syrian people with the overwhelming majority (41.3%) rating him negatively. Furthermore, 71.3% of the participants indicated corruption as the country’s major problem. Finally, Pravda.ru stood out bringing to the surface the fraudulent schemes and shadow mechanisms within Assad’s close circles; thus shared information of the most scandalous nature. Threats to the Assad regime: Economic, not Military Aksenyonok argues that the real challenge for Bashar al-Assad’s government lies in the economy, not in the terrorist threat as the latter often states. As the economic challenge faced by the regime combines a whole variety of factors: The prolonged war in the country, the financial crisis in Lebanon, US imposed sanctions, fall in global oil prices, and the latest COVID-19 crisis. By bringing up numerical data Aksenyonok demonstrates the effects of a prolonged civil war in the country on its economy. Throughout the years of the Syrian Crisis, the country’s GDP fell from $55 billion to $20 billion a year. Thus, it can be assumed that the cost of restoring Syria (that is often estimated at $250 billion) will be at least 12 of the country’s current GDP. Moreover, throughout the war, the lives of 80% of Syrians fell below the poverty level, and life length was shortened by 20 years. Apart from the long-imposed US and EU sanctions, the financial crisis in Lebanon comprehended the Syrian economy furthermore. The Lebanese banking sector, in which around a quarter of deposits belong to Syrian businesses (including the government-related ones), played the role, as Aksenyonok puts it, of a “gateway to the outside world” for Syria. Thus, with the introduction of currency restrictions in Lebanon the import of essential goods to Syria slowed down, which essentially resulted in the fall of the Syrian pound. Furthermore, the economic condition of the regime was jeopardized by the outbreak of coronavirus. With the health system having been undermined throughout the years of a political turmoil, a lack of trained medical personnel, medicines, and proper equipment, along with a high population density in the urban areas and refugee camps, makes the possible spread of the virus unbearable. Having stated this, Aksenyonok urges Damascus to assess risks adequately and to evince flexibility, since a new military reality cannot be sustainable without economic reconstruction and political reform, especially in the light of 2021 presidential elections. Yet, Aksenyonok assumes that Damascus is incapable of demonstrating flexibility and continues to rely on the military solution with the help of its allies, “as in the old days of the Soviet-American confrontation in the Middle East.” With the country being divided into spheres of external influence, the last military clashes in Idlib showed the limits of the regime’s ability in its desire to re-establish sovereignty over the entire territory. Additionally, Aksenyonok states that Assad’s main ally Russia has also reached the limit of compromise on the diplomatic track with Turkey. Hence reaching a compromise is hardly plausible with the resistance of Damascus to substantial reforms. Both unwillingness and inability of Damascus to establish a system capable of providing a transition from a “war economy” to normal trade and economic relations become more and more visible. Even in the regime-controlled territories “the laws of their own kind” are applied. Bribes from trade and transit, which benefit the human chains made up of the army and security service officials, as well as loyal to the regime entrepreneurs as well as those who have got enriched during the war. As Aksenyonok puts it, the war produced centers of influence and “shadow organizations” that are not interested in the transition to peaceful development or any kind of reform. Finally, the former diplomat and Valdai club expert Aksenyonok emphasize the need to achieve a settlement between the Syrians themselves in the international legal framework; for which Damascus does not seem to be ready at the moment. Mired in Corruption: Clan of Bashar al-Assad The pieces of a more scandalous nature, bringing up to the surface the fraudulent corruption schemes and shadow money-siphoning mechanisms within Damascus leadership, were published by RIA FAN and Pravda.ru. The latter contains the material meticulously explaining how Bashar al-Assad and his associates mired in corruption. Hence, Petr Deryabin in his article for Pravda.ru elaborates on the challenges undermining Syria’s economic situation. Yet here, the emphasis is put on the high-level corruption in the regime’s top leadership as one of the major causes behind the economy’s deterioration. Deryabin grounded his argument on several specific cases of shadow mechanisms. One of the primary examples of a corruption scheme concerns Syria’s energy sector, in which the regime’s Prime Minister Imad Khamis is the main operator. Occupying the post of Minister of Energy until 2016, he managed to build a human chain allowing him to redirect funds from gas and oil production from the state budget. Similarly, money transaction from the latest 2019 contract for the electricity supply to Lebanon fell into the analogous shadow circulation and was withdrawn abroad. The Imad Khamis’ fraud in the energy sector recently became mostly mentioned in the case of corruption in the Russian media. However, apart from it, the cases involving Bashar al-Assad’s close relatives are frequently circulating. For instance, in September 2019, a scandal broke out in the Assad family after he placed his cousin Rami Makhlouf under house arrest for inappropriate behavior of his son, Mohammed Makhlouf, for boating of the family wealth in social media. The Makhlouf family is related to Assad through his mother Anissa Makhlouf. The aforementioned Rami Makhlouf owns mobile communication monopoly Syriatel and Cham Holding, which includes tourism enterprises, restaurants, real estate, the first private Syrian airline Syrian Pearl, as well as several private banks, such as Islamic bank of Syria, International Bank of Qatar, Cham bank, and Bank of Jordan. The Assad’s “corruption list is not limited to the aforementioned cases involving figures such as Hafez Makhlouf, Maher Assad, Katharaji brothers, and more; on the affairs of which Russian media have started systematically elaborating on. Even though some Russian outlets have significantly departed from their traditional “treatment” of Damascus, none of them undermines its legitimacy but rather blames it for a current economic decline. By doing so, they (i.e. Russian outlets) refer to the regime’s excessive reliance on the military solution and allies as well as its unwillingness (or incapability) to make any essential step neither towards a political solution of the crisis nor towards normalization of the economy.   Sources: Александр Аксенёнок, «Дамаск должен адекватно оценивать риски», Коммерсантъ, 17 April 2020, retrieved from https://www.kommersant.ru/doc/4324084 , (Access date: 21 April, 2020) Alexander Aksenyonok, “War, the Economy and Politics in Syria: Broken Links”, Valdai Discussion club, 17 April 2020, retrieved from https://valdaiclub.com/a/highlights/war-the-economy-and-politics-in-syria-broken-links/ , (Access date: 21 April, 2020) Петр Дерябин, “Клан Башара Асада: как семья президента Сирии погрязла в коррупции”, Pravda.ru, 14 April 2020, retrieved from https://www.pravda.ru/world/1488754-Syria_corruption/ , (Access date: 21 April, 2020) “Коррупция в сирийском правительстве оставила тысячи людей без света”, Pravda.ru, 13 April 2020, retrieved from https://www.pravda.ru/news/world/1488424-Syria/ , (Access date: 21 April, 2020) Валентин Иванов, “Коррупция в правительстве Сирии разрушает экономику страны”, RIA FAN, 13 April 2020, retrieved from https://riafan.ru/1267487-korrupciya-v-pravitelstve-sirii-razrushaet-ekonomiku-strany , (Access date: 21 April, 2020) https://drive.google.com/file/d/1QzVbIJXFFkpZVBoRHDculC906WHgP4Q5/view