Analiz
Rejim Ordusu Maddi Sorunlar Sebebiyle Küçülüyor
Geride kalan yılda, Güney Suriye’de iç çatışmalar, eski muhaliflerle yaşanan gerginlikler, Badiye bölgesinde DEAŞ, İdlib ve çevresinde ise Türkiye destekli muhalefetle çatışmalarda 2000’den fazla kayıp veren rejim ordusu,[1] Beşar Esed’in 10 Ocak 2021 tarihli talimatıyla savaşa hazırlık ve mobilizasyon olarak 2012 öncesi seviyeye dönmeye hazırlanıyor.[2] Savaşa hazır olma durumu, ordu güçlerinin tüm bölümlerinde %66’dan %33 seviyesine çekilirken bu bölümlere bağlı askeri birliklerde de %80’den %50 seviyesine inilmesi planlanıyor. Daha önce kara ve deniz kuvvetlerinde “hazır olma” seviyesi %100’den %80’e indirilirken yine askeri hastanelerde de %80’lik savaşa hazır olma oranı sağlandı.[3] Rejim ordusuna yönelik bu talimatlarla Şam’ın neyi amaçladığına dair çeşitli yorumlar yapılıyor. Enab Baladi’ye konuşan eski asker ve askeri analist Ziad Hac Ubeyd’e göre, bu hamle askeri bir taktik ya da hile değil. Ubeyd rejimin ekonomik olarak çok zor zamanlardan geçtiğini, yeni savaşlar ve cepheler için ise şu şartlarda Rusya ve Hizbullah gibi uluslararası aktörlerin izninin belirleyici olduğunu dile getirdi.[4] Rejimin çöl bölgelerinde DEAŞ’a karşı yaşadığı sıkıntılara da değinen Ubeyd, bölgedeki DEAŞ karşıtı operasyonlarda İran’ın etkinliğinden bahsederken durumun rejimin kontrolünden çıktığını ve rejimin şimdiden yedek kuvvetleri ve USG unsurlarından %5’inin çöl bölgesinde savaşmayı kabul etmedikleri için terhis edildiklerini de sözlerine ekledi.[5] Bir başka uzman Aymen Abdel Nour da bu yeni talimatın ekonomik temelli olduğu görüşünde. Esed’in ordudaki aktif personel sayısını azaltarak maaş, yemek, silah ve mühimmat harcamalarında kısıtlama yapmayı amaçladığını dile getiren Nour, böylece rejimin aylık 40-45 milyon dolar civarında olan ödemelerde de tasarruf yoluna gideceğini belirtti.[6] Esed’in maddi sebeplerle girdiği tasarruf yolunda, aynı zamanda ordu güçlerinin harcanan paraya oranla işlevsiz yapısının da etkili olduğunu söylemek mümkün. 10 senelik iç savaşta yoğun kayıplar yaşayan ve işlevsel bir ordu olma vasfını kaybeden Suriye rejim ordusunun, bu kapasite kaybı sayılara da yansımış durumda. 2011’den önce 220 bini kara gücü olmak üzere 325 bin kişilik bir orduya sahip olan Suriye rejimi[7] geçen süre zarfında kayıplar ve firarlar sonucu bugün IISS rakamlarına göre 170 bin civarında.[8]  Rakamların gerçekten daha fazla olarak lanse edildiği dikkate alınmasa bile, Esed rejimi 10 sene öncesinin neredeyse yarı kapasitesinde ve yıpranmış bir orduya sahip. Rejim ordusunun bilhassa savaşın ilk iki yılında yaşadığı büyük kayıplar sonrası İran ve Rusya, rejimi ayakta tutmaya çalışırken, ordu unsurlarının tek başlarına yetersiz kaldıklarını görerek milis yapılanmalarının kapasitelerini büyütecek şekilde fonladılar. O dönemde fonlanan ve büyütülen milis güçler, Tahran ve Moskova’nın Suriye’deki ileri karakolları vazifesi görürken aynı zamanda iki ülke için de ek maliyetler anlamına geliyor. Mevcut ekonomik çöküş şartlarında ülkenin güvenlik harcamalarında Moskova ve Tahran’ın rekabetinden faydalanarak kendi harcamalarında kesintiye gitmeyi tercih eden rejimin şayet bu hamlesi bir “hile” değilse olası bir İdlib harekatının maddi yükünün her zamankinden daha fazla olacak şekilde Moskova’nın üzerinde olacağı ve bunun da harekatın gerçekleşmesi hususunda engel oluşturabileceği söylenebilir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.suriyegundemi.com/2020-yilinda-suriye-de-rejim-kayiplari [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/syrian-regime-lowers-army-readiness-to-pre-2012-levels/ , Erişim Tarihi: 25 Ocak 2021. [3] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/syrian-regime-lowers-army-readiness-to-pre-2012-levels/ , Erişim Tarihi: 25 Ocak 2021. [4] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/what-pressed-syrian-regime-into-scaling-down-combat-readiness/#ixzz6kY6jFN1j , Erişim Tarihi: 25 Ocak 2021. [5] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/what-pressed-syrian-regime-into-scaling-down-combat-readiness/#ixzz6kY6jFN1j , Erişim Tarihi: 25 Ocak 2021. [6] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/what-pressed-syrian-regime-into-scaling-down-combat-readiness/#ixzz6kY6jFN1j , Erişim Tarihi: 25 Ocak 2021. [7] https://russiancouncil.ru/en/analytics-and-comments/analytics/evolution-of-the-syrian-military-main-trends-and-challenges/ , Erişim Tarihi: 24 Ocak 2021. [8] http://tawazun.net/english/syria.php , Erişim Tarihi: 24 Ocak 2021.
Rejim saflarının yumuşak karnı: Dera
Dera, halk ayaklanmasındaki ilk gösterilerin yapıldığı şehir olması ve yıllarca muhalif gruplar tarafından kontrol edilmesi nedeniyle Suriye muhalefeti ile özdeşleşen bir eyalet olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak 2018’in Temmuz’unda Dera şehir merkezinin Rusya ile  muhalifler arasındaki anlaşmasıyla rejim kontrolüne girmesiyle, Dera da muhalefetin hakimiyetini yitirdiği şehirler arasında kendine yer buldu. Ancak Dera’da diğer kentlerden farklı olarak gerçekleştirilen bir uzlaşının olması, muhalif grupların hafif silahlarıyla de facto bir özerk yapı gibi hareket etmesi ve ayrıca rejim nüfuzunun siyaseten de en zayıf kaldığı kentlerden biri olması nedeniyle, rejim bölgede tam kontrol sağlayamadı. Dera’da bir Rus projesi olarak eski Özgür Suriye Ordusu mensuplarının toplandığı 5.  Kolordu ile direk rejime bağlı güçler arasında ilk dönemden beri bir sürtüşme ve çatışma ortamı mevcuttu. Bunun da ötesinde Dera ve çevresinde; rejim, uzlaşmacı muhalifleri, uzlaşma karşıtı yer altı muhalifler, uzlaşmacı muhalifleri ve rejimi son olarak uzlaşmacı muhalifler de rejimi hedef alarak bölgede kaosu büyütmeye devam ediyor. 2018’den bu yana süren bu çatışma ortamı, özellikle bölgede gerçekleştirilen suikastlar ile kendini gösterdi. Özellikle Halkın Direnişi Grubu gibi muhalif yeraltı yapıları, gerçekleştirdikleri saldırılarla dikkatleri üzerine toplamıştı. Son dönemde 4. Tümen’in Dera & Tafas bölgesine askeri takviye gerçekleştirerek bölgeyi ele geçirmek ve 5. Kolordu hakimiyetini sonlandırmak istemesinden kaynaklı olarak da çatışmaların yaşandığı aktarıldı. Yukarıdaki haritada da görüldüğü üzere Dera’nın birçok bölgesinde rejimin farklı kurumları ve unsurları hakim konumdadır. Ancak bazı bölgelerde de hala rejime muhalif ve Moskova’nın inisiyatifi ile uzlaşmacı olmuş gruplar bulunmaktadır. Bu grupların kontrolünde birçok bölgede olduğu gibi Tafas, Muzayrip ve Yaduda gibi bölgeler dikkat çekmektedir. Rejim kısa ve orta vadede egemenliğine bir tehdit unsuru olarak gördüğü bu yapıları ortadan kaldırmak ve bölgede tam hakimiyet sağlamak istemektedir. Bunun yanında bölgedeki gruplar üzerinde Rusya’nın var olan inisiyatifi ve bölge güvenliği ile İsrail’in yakından ilgisi konuyu daha da önemli kılmaktadır. Bunun yanında söz konusu eski muhalif örgütlerin geçmiş dönemde Ürdün, ABD ve Körfez ülkeleriyle olan ilişkileri de göz önüne alındığında istihbarat örgütlerinin cirit attığı bir bölge hüviyetini korumaya devam ettiği görülmektedir. Aralık 2018’in sonunda Nusra Cephesinin kurucularından El Kaide yanlısı Ebu Cüleybib’in Dera’da rejim tarafından öldürüldüğü de akılda tutulduğunda Dera’nın kozmopolit ve kaotik ortamı berrak bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu  nedenlerden ötürü rejim unsurlarından müteşekkil 4. Tümen’in 5. Kolordu ve eski muhalif örgütlenmelerle arasında ortaya çıkan son çatışmaların seyrini kestirmek oldukça güç olsa da geçmiş dönemde olduğu gibi Rusya’nın arabuluculuk gerçekleştirmesinin gerçekçi bir beklenti olduğunu ifade etmek gerekir. Bununla beraber Dera bölgesinde uzlaşı anlaşmalarına rağmen yaşanan sorunlar ve Esed rejimin uzlaşı anlaşmalarına sadık kalmayışı, Suriye’nin geneli için de önemli veriler sunmaktadır. Nitekim Suriye’de olası siyasal çözüm tartışmaları ve bunun gerçekleşmesi durumunda askeri yapıların yeniden düzenlenmesi için Rusya tarafından önerilen 5. Kolordu modelinin sorunlu olduğu ve çalışmadığı görülmektedir. Dera bölgesinde yaşanan çatışmalar ve rejim tarafındaki milis güçlerin resmi ordu gücü haline gelen eski ÖSO’culardan daha fazla korunaklıdır ve rejim tarafından benimsenmektedir. Suriye’de toplumsal barışın sağlanmasının birkaç göreceli makyaj unsuru ile olmasının mümkün olmadığını ve Suriye’deki sorunu çözmek için kapsamlı bir siyasal geçişe ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Rusya tarafından savunulan anayasa değişikliği ve uzlaşı anlaşmalarıyla sorunların çözülebileceği varsayımının doğru olmadığı Dera örneğinde görülmektedir.   Kutluhan Görücü ve Ömer Özkizilcik
Rejim ile PKK’nın Uyuşturucu Birlikteliği: Captagon
Suriye’de savaşın uzamasıyla birlikte toplumsal kırılmalar, bozulmalar ve suça meyil giderek artıyor. Söz konusu durumun en önemli göstergelerinden biri de özellikle genç nesilde artan uyuşturucu kullanımıdır. Devlet otoritesinin ortadan kalkması, terör örgütlerinin ve yasadışı suç yapılanmalarının kendisine zemin yakalaması, uyuşturucu üretimi ve kullanımını  yaygınlaştırdı. Savaş nedeniyle toplum psikolojinin bozulması, işsizlik ve gelecek kaygıları özellikle Suriyeli gençleri uyuşturucuya iten etkenlerin başında yer almaktadır. Bunun yanında uyuşturucunun ucuz ve oldukça ulaşılabilir olması da yaygınlaşmanın en büyük faktörlerinden biridir. Uzun yıllardır uyuşturucu imalatı, sevkiyatı ve satışını yapan YPG/PKK, Avrupa Birliği’nin “narko terör” örgütleri listesinde yer almaktadır. Suriye sahasında artan YPG/PKK varlığı da aynı zamanda uyuşturucu üretiminde artışı beraberinde getirmiş, Avrupa’ya açılan uyuşturucunun önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu anlamda yalnızca PKK değil; Hizbullah başta olmak üzere İran destekli milisler de uyuşturucu üretiminin ve ticaretinin bir ayağını oluşturmaktadır. PKK/YPG, bölgede uyuşturucu ekimini arttırmasının yanında tüketimini de oldukça kolaylaştırmıştır. Uyuşturucu maddelere birçok yerde rahatlıkla ulaşılmaktadır. Normal sigara fiyatlarından dahi ucuza uyuşturucu satılmaktadır. Bölgede kullanılan esrarın yanında en bilineni ‘Captagon’ hapıdır. TSK da Afrin operasyonu süresince birçok bölgede milyonlarca captagon hapı ve üretim tesislerini ele geçirmiştir.[1] Captagon hapının tanesi Suriye içerisinde 600-700 Suriye Pounduna yani yaklaşık 1-2 Türk Lirasına satılmaktadır. PKK/YPG ile uyuşturucu imalatında özellikle de captagon hapı üretiminde ve sevkiyatında da rejim, etkili bir aktördür. Son dönemde Avrupa ve Ortadoğu’da çok sayıda Suriye kaynaklı sevkiyatlar ele geçirilmiştir. Özellikle Captagon hapı dikkat çekmektedir. Suriye’de uyuşturucu ağı ile ilgili medyaya yansıyan bilgiler giderek artmaktadır. 19 Ocak 2021’de Suriye Milli Ordusuna bağlı 3. Kolordu Hamran gayri resmi sınır kapısında, rejim bölgesinden gelen bir araçta 900 bin Captagon hapı ele geçirmiştir. Suriye içerisinde tanesi 1-2 TL olan bu hap, Avrupa’da daha da değerlenmektedir. Nitekim Türkiye içerisinde tanesinin 5 TL olduğu ifade edilmektedir. Kur farkı nedeniyle Avrupa’da, özellikle de Doğu Avrupa’dan sonra fiyatın giderek arttığı bilinmektedir. Bu yönüyle uyuşturucu üretimi, sevkiyatı ve ticareti çok katmanlı olarak ülke içerisindeki yasadışı ekonominin bir parçasını oluşturmaktadır. PKK için örgüt finansmanı olarak değerlendirilirken, rejim içerisinde milis grupların çıkarları ve gelir kaynağı olarak görülmektedir. Bu bakımdan devlet otoritesinin ortadan kaybolduğu, milis yapıların güvenlik sektörüne giderek hakim olduğu Suriye’de uyuşturucu tüketiminin de üretiminin de giderek artacağı rahatlıkla tahmin edilebilir. Bunun yanında uyuşturucu konusunda uluslararası piyasalarda önemli bir aktör olarak konumlanabilme potansiyeli de taşıdığı görülmektedir.   Kutluhan Görücü   [1] PYD/YPG’nin Afrin’de kurduğu uyuşturucu hap üretim tesisi kapandı, Sabah, 14 Şubat 2018, https://www.sabah.com.tr/gundem/2018/02/14/pydypgnin-afrinde-kurdugu-uyusturucu-hap-uretim-tesisi-kapandi , İçişleri Bakanı Süleyman Soylu: Afrin Harekatı, uyuşturucuya darbe vuracaktır, Haberturk, 9 Mart 2018,  https://www.haberturk.com/icisleri-bakani-suleyman-soylu-afrin-harekati-uyusturucuya-darbe-vuracaktir-1869591
İsrail, İran Yanlısı Milislerin Merkezi Elbu Kemal’i Vurdu
Geçen yıl  Suriye’de 20’den fazla hava saldırısı düzenleyen İsrail Hava Kuvvetleri, 2021’e de hızlı bir giriş yaparak Deyr ez-Zor’daki İran yanlısı milis güçlerin kontrolündeki noktalara hava harekatı düzenledi. 13 Ocak’ta gerçekleştiği bildirilen saldırılarda saha kaynaklarına göre İran yanlısı milislerin pozisyonlarına ek olarak silah depoları da vuruldu.[1] Çok sayıda İran yanlısı milisin saldırılar sonucu hayatlarını kaybettikleri çeşitli kaynaklarca teyit edilse de saldırıların ölü ve yaralı bilançosuna dair henüz net bir bilgiye ulaşılamadı. Lakin Enab Baladi’nin al-Ilam al-Mukawem kanalını kaynak gösterdiği iddiaya göre, 5 milis yaşamını yitirdi.[2] Yine Enab Baladi’nin bu kez Media al Mashrek ve bölgeyi takip eden yerel kaynaklara dayandırdığı bilgiye göre, saldırılarda İmam Ali Askeri Üssü, Hizam, el-Kaim sınır bölgesinin çevresi, el Sina’a, el-Duveyr, Mayadin, Sarda Dağı, Muhasan, el Kuriya ve Elbu Kemal bölgeleri yoğun şekilde vuruldu.[3] Rejim kaynakları da saldırıyı doğrularken failin İsrail olduğunu vurguladı. Suriye rejimi savunma kaynaklarının SANA’da yayınlanan demeçlerine göre, 13 Ocak saat 01.10’da İsrail güçleri tarafından Deyr ez-Zor ve Elbu Kemal bölgeleri hava saldırılarıyla vuruldu.[4] Böylece İsrail son üç haftada dördüncü kez bölgeye saldırı gerçekleştirmiş oldu. Yerel kaynakların iddiasına göre, saldırılardan bir kaç gün evvel Elbu Kemal ve çevresinde bulunan ve içlerinde komutanların da yer aldığı Rus kuvvetleri yerlerinden ayrılarak şehir içerisinde yeni belirlenen bölgelere intikal etti. Kaynaklara göre, Rusya’yı bu hamleye zorlayan Tahran ile bölgede yaşanan çekişme. İran yanlısı milislerin olası saldırılarından çekinen Rus güçleri, bu milis güçlerin konuşlandığı alanlara oldukça yakın ve koruması zayıf olan karargahlardan çekilme ihtiyacı hissetti. Yerel kaynakların Tahran çekincesine bağladığı bu çekilmeyi, Tel Aviv ile koordineli bir hamle olarak da düşünmek mümkün. Zira Suriye’deki saldırılarında bölgede öncelikli tehdit olarak gördüğü İran destekli unsurları hedef alan İsrail, koordinasyon eksikliği sebebiyle Rus güçlerinin yaşayabileceği kayıpları arzu etmeyecektir. Öte yandan, Moskova’nın Tahran ile giriştiği Suriye içi rekabetten de faydalanmak, İsrailli karar alıcılar için önemli bir avantaj olacaktır. İran yanlısı milislerin, Suriye içerisindeki önemli merkezlerinden olan Elbu Kemal bölgesinde sayıları net olarak bilinmemekle beraber Liva Fatımiyyun, Harekat Nuceba, Liva Zeynebiyyun, Kuvat 313 gibi milis güçler ve İran Devrim Muhafızları unsurları konuşlanmaktadır.[5] İran ve İran yanlısı güçlerin etkin olduğu Bağdat-Şam hattında Suriye çöl bölgesinin Irak ile kesiştiği yer olan Elbu Kemal, askeri ve lojistik olarak İran’ın etkinlik hattının en önemli geçidi konumundadır. Tahran’dan başlayarak Bağdat, Ramadi, Anbar kırsalı, Elbu Kemal&el Kaim’den geçerek Mayadin, Deyr ez-Zor ve Tedmür üzerinden Şam’a ulaşan bu ikmal hattı İran’ın Irak ve Suriye’deki çöl bölgelerini aşarak Lübnan’a geçtiği ve Bağdat-Şam-Beyrut olmak üzere üç başkentteki etkinliğinin tahkimi için hayati bir koridor anlamına gelmektedir.  Bu bölgedeki yoğun varlığı ile koridorunu güvenli hale getirmek isteyen İran’ın bu güçleri Suriye rejiminin sahip olduğu yetersiz hava savunma kapasitesi sebebiyle aynı zamanda İsrail için sürek açık bir hedef konumundadır. Moskova ile Tahran arasında Dera’dan Deyr ez-Zor’a kadarki hatta yaşanan rekabet de göz önüne alınırsa bu bölgenin belli aralıklarla yinelenen İsrail saldırılarına hedef olması oldukça muhtemeldir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/most-violent-airstrikes-so-far-unidentified-aircraft-target-iran-military-sites-in-deir-ez-zor/ , Erişim Tarihi: 14 Ocak 2021. [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/most-violent-airstrikes-so-far-unidentified-aircraft-target-iran-military-sites-in-deir-ez-zor/ , Erişim Tarihi: 14 Ocak 2021. [3] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/most-violent-airstrikes-so-far-unidentified-aircraft-target-iran-military-sites-in-deir-ez-zor/ , Erişim Tarihi: 14 Ocak 2021. [4] http://www.sana.sy/tr/?p=226253 , Erişim Tarihi: 15 Ocak 2021. [5] https://english.enabbaladi.net/archives/2021/01/most-violent-airstrikes-so-far-unidentified-aircraft-target-iran-military-sites-in-deir-ez-zor/ , Erişim Tarihi: 14 Ocak 2021.
Deyr ez-Zor Kırsalında Yine DEAŞ Pususu
DEAŞ’ın Suriye’nin çöl bölgelerinde rejim unsurlarına aylardır süregelen saldırılarının bir yenisi 2020’nin son günlerinde gerçekleşti. Deyr ez-Zor ile Tedmür arasındaki yolda rejim güçlerini taşıyan otobüslere yapılan saldırıda en az 37 rejim unsurunun öldüğü rapor edildi.[1] Gözlem kuruluşu SOHR’un iddiasına göre, Şula köyü yakınlarında gerçekleştirilen saldırıda DEAŞ unsurları sahte bir kontrol noktası kurarak rejim askerlerini taşıyan üç otobüsü durdurdu. Otobüslere ateş açılmadan önce de yola yerleştirilmiş bombalar patlatıldı.[2] SOHR’a göre iki otobüs saldırıdan kaçabilmeyi başarırken bir otobüs ve içerisindeki askerler rejimin kayıplar hanesine yazıldı. Rejimin resmi kaynakları ise Kebacib bölgesinde gerçekleşen saldırıda 25 can kaybı olduğunu ve ölenlerin sivil olduklarını öne sürdü.[3][4] Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde ise saldırıda yaşamını kaybedenlerin rejim askeri unsurları oldukları görülüyor. Kayıpların ekseriyetinin rejimin bölgedeki önemli bir kolu olan 4. Zırhlı Tümen’e bağlı çoğunlukla Nusayri ve Hıristiyan askerler oldukları raporlandı[5]. 2018’den bu yana gerçekleşen en kanlı DEAŞ saldırısı olarak kayıtlara geçen bu eylem aslında yöntem ve mevki olarak pek sürpriz olarak sayılmaması gerek. Gregory Waters, aynı bölgede yakın tarihlerde rejim askerlerini taşıyan konvoyları hedef alan birkaç saldırının daha gerçekleştiğini rapor ederken, saldırının bölgeye Suriye Ordusu, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Savunma Güçleri komutanlarının ziyaretinin hemen akabinde olmasına dikkat çekti.[6] Son dönemde, İran destekli rejim yanlısı unsurlarca gerçekleştirildiği ileri sürülen infazların yerel aşiret mensupları arasında öfkeye sebep olduğu iddiası, bu eylemde bölge sakinleri ile DEAŞ arasında bir istihbarat paylaşımı olma ihtimalini de  güçlendiriyor.[7] Tore Hamming’in verilerine göre, 2020 içerisinde Suriye’de 579 DEAŞ saldırısında 1195 ölü/yaralı bilançosu çıktı. Bu da saldırı başına 2,05 ölü/yaralı manasına gelmekte.[8] DEAŞ saldırılarının benzer bölgelerde tekrarlanrak gerçekleşmesi verisi, bölgenin savunulmayı zorlaştıracak coğrafi koşullarının haricinde rejim adına ciddi bir istihbarat sıkıntısı anlamına geliyor. DEAŞ adına ise bölgede sağlam bir yapılanmanın işareti olabilir. Rejimin bu zafiyetin üstesinden gelmeye yönelik çabaları olacaksa da rejim unsurlarının çok parçalı ve disiplinden uzak yapıları, DEAŞ saldırılarının aynı etkide devam edeceği ihtimalini güçlendiriyor. Ömer Behram Özdemir    [1] https://www.theguardian.com/world/2020/dec/31/syria-dozens-killed-in-isis-bus-attack , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [2] https://www.theguardian.com/world/2020/dec/31/syria-dozens-killed-in-isis-bus-attack , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [3] https://sana.sy/en/?p=215654 , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [4] Şula ve Kebacib birbirine oldukça yakın bölgeler olması hasebiyle saldırının konumuna dair iddialar farklılık göstermekte. [5] https://twitter.com/QalaatAlMudiq/status/1344592752647008257 , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [6] https://twitter.com/GregoryPWaters/status/1344361914089009153 , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [7] https://www.aljazeera.com/news/2020/12/31/syrian-state-media-says-25-killed-in-bus-ambush-in-deir-ezzor , Erişim Tarihi: 1 Ocak 2021. [8] Tore Hamming, The Islamic State 2020: The Year in Review, Jihadica, 31 Aralık 2020.
Suriye’nin Yeni Mahluf’u Abdi Ailesi mi? Ömer Behram Özdemir   Kutluhan Görücü  
İç savaşla kaosa sürüklenen ülkede alternatif bir idare olarak ön plana çıkarmaya çalışan YPG güdümündeki sözde özerk yönetim bölgesi, daha önce çocukların zorla silahaltına alınıp kendi saflarında militan olarak kullanılmasıyla gündeme gelmişti. Bu sefer de sözde özek bölge YPG’nin bilhassa ABD tarafından parlatılan ismi Mazlum Abdi’nin merkezinde olduğu, adam kayırma ve nepotizm iddialarıyla gündemde. Araştırmacı Hedwig Kujipers’in ortaya çıkardığı ve Suriye Gündemi’nin saha ve açık kaynaklarla büyük bölümünü doğruladığı iddialara göre, YPG/SDG kontrolündeki sözde özerk yönetim bölgesinde Mazlum Abdi’nin ailesinden çok sayıda kişinin önemli mevkilerde olduğu ortaya çıktı. Kujipers’in bu iddiaları yayınlamasıyla, bir çok YPG yanlısı hesap iddialarda ismi geçenlerin Abdi ailesinden olmadığı ve isim benzerliğinden kaynaklı bir yanılma olduğunu ileri sürdü. Ancak, Abdi’nin çekirdek ailesine yönelik iddiaların çoğunu doğrulatmayı başaran Suriye Gündemi, Abdi ailesine dair iddiaları açık kaynaklar üzerinden ispatladı. Abdi ailesini yakından tanıyan Suriyeli bir Kürt, iddiaları Suriye Gündemi’ne teyit etti. Ayrıca, Twitter’da bir PKK sempatizanı paylaşımında, Mazlum Abdi’nin aile üyelerinin Ayn el Arab şehrinin yönetiminde olduğunu açıkça ifade etmektedir. “Ali Fırat” isimli Twitter hesabı, PKK ile kendisini ilişkilendirmekte ve sosyal medya paylaşımlarında PKK’yı kast ederken ‘hareketimiz’ ifadesini kullanmakta hatta kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı ise ‘Önder’ olarak tanımlamaktadır. Suriye Gündemi’nin saha kaynaklarıyla doğruladığı bilgileri ve ortaya atılan iddiaları desteklemesi bakımından örgütün iç dinamiklerini iyi bilen kişilerden bu ifadelerin gelmesi önemlidir. Abdi Ailesi Mazlum Abdi’nin çekirdek ailesine yönelik iddiaların çoğunu doğrulatan Suriye Gündemi, Abdi’nin kardeşlerine dair bilgilere ulaştı. Mustafa, Kurdu, Mazlum, Dara, Fawzo ve Rewşen Abdi kardeşler başta Ayn el Arab (Kobani) olmak üzere SDG yönetimindeki etkinliklerini artırmaya devam ediyor. Ayrıca Suriyeli Kürt saha kaynağının ifadesine göre, Abdi’nin Ferhad isminde Ukrayna’da yaşayan bir kardeşi daha bulunmaktadır. Fakat açık kaynaklardan kendisine dair bir bilgi bulunamamıştır. Ferhad adıyla Ukrayna'da yaşadığı ifade edilen aile üyesinin Ferhat Abdi Şahin, Şahin Cilo olarak da bilinen Mazlum Abdi'nin olabileceği de ihtimaller arasında fakat bu konuda somut bir şey söylemek mümkün değildir. Mazlum Abdi’nin kardeşi Dara Abdi’nin Facebook sayfasında aile üyelerinin büyük çoğunluğunun fotoğrafları yer almaktadır. Nevruz kutlamasında ailenin önemli kısmının bir arada bulunduğu (Anne, baba, ağabey, abla ve enişte) bir fotoğrafta Dara Abdi, ablası olan Fawzo Abdi’yi etiketlemeyi de ihmal etmemiştir. [1] Dara Abdi ve Kurdu Abdi’nin bir arada yer aldığı fotoğrafı ise Kurdu Abdi, Facebook sayfasında paylaşıyor. [2] Kurdu Abdi’nin Facebook sayfasında yine ağabeyi Mustafa Abdi’nin fotoğrafları da yer alıyor. [3] Mazlum Abdi’nin kız kardeşi Rewşen Abdi profil fotoğrafına Mazlum Abdi’yi koyduğu gibi Mazlum’un birçok görüntüsünü de Facebook sayfasında paylaşıyor. Bunun yanında kız kardeşi Fawzo Abdi ile de görüntü vermeyi ihmal etmiyor. [4] Güvenlik nedenleriyle saha kaynağının ismi verilemese de Abdi ailesinden bir kişi ile yakın ilişkiye sahip olduğunu belirtmek mümkündür. Bu saha kaynağı aileden yalnızca Mazlum Abdi’nin PKK’ya katıldığını ifade etse de aile üyelerinin PKK destekçisi olduğunu ifade etmiştir. Nitekim aile üyelerinin Facebook paylaşımları da dikkati çekicidir. Bu noktada Abdi’nin en büyük kardeşi olduğu değerlendirilen Mustafa Abdi’nin bir Facebook paylaşımında İspanya’da uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle hapishanede yattığı bilinen ve geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Enver Alluş için taziye paylaşımında bulunması ailenin PKK’nın kurucu ve özellikle de Suriye kadrosuna olan yakınlığını ortaya koymaktadır. Nitekim Enver Alluş, PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye’deki evinde ağırlayan, Salih Müslim’in yakın arkadaşı bir isim. Aynı zamanda PKK’nın Avrupa’daki uyuşturucu ağlarında da etkin bir karakter. [5] Adam Kayırma ve Nepotizm Kujipers’in sözde özerk yönetim çalışanları ve açık kaynakları kullanarak hazırladığı dosyaya göre[6] Abdi’nin erkek kardeşi Dara Abdi ağabeyinin sayesinde Ayn el-Arab’ın güneyinde konuşlanan Amerikan askeri güçlerine başta gıda temini başta olmak üzere çeşitli hizmetler sağlamak karşılığında yüklü sözleşmeler elde etti. Avukat olan Dara Abdi, aynı zamanda Ayn el-Arab’da içlerinde esnaf ve kobileri ilgilendiren konsey de olmak üzere sözde özerk yönetimin çeşitli yerel konseylerinde de aktif olarak yer almaktadır. Bunun yanında Ayn el Arab’taki Avukatlar Birliği de etkin olduğu kurumlar arasında yer alıyor. Bu konseyler sözde özerk yönetimin Ayn el-Arab idaresindeki kolları olarak faaliyet göstermektedirler. Mazlum Abdi’nin diğer erkek kardeşi Kurdu Abdi’nin ise Ayn el-Arab askeri hastanesinden sorumlu olduğu ise iddialar arasındadır. Kurdu Abdi’nin ortopedi doktoru olduğu biliniyor. En büyük erkek kardeş olan Mustafa Abdi’nin ve baba Halil Abdi’nin de doktor olduğu bilinen ailede, yeğenler arasında da tıp okumak popüler. Aile erkeklerinin ihtisas alanlarından biri olarak doktorluk ön plana çıkıyor. Abdi’nin kız kardeşlerinden Fawzo Abdi’nin ise sözde özerk yönetimin Kobane Halk Meclisi’nin eş başkanı veya üyesi olarak 2014’te Türkiye’ye dış ziyarette bulunmuş bir YPG yanlısı siyasi unsur olduğu dosyada ortaya konulmakta.[7] Fawzo Abdi şu an ise Fırat Bölgesi Yasama Konseyi eş başkanı olarak görev yapmaktadır. Daha açık bir ifadeyle YPG’nin bölgedeki yönetimini pratiğe döken yasama sürecinde, Fawzo Abdi doğrudan görev almaktadır. Halihazırda Abdi’nin kız kardeşleri ile alakalı iddialardaki tek isim Fawzo Abdi değil. Kujipers’in açık kaynaklı teyidine göre, Abdi’nin bir diğer kız kardeşi Rewşen Abdi ise Ayn el-Arab belediye başkanı olarak görev yapıyor. Abdi ailesinin bölgedeki YPG destekli kurumlardaki varlıkları ise sadece çekirdek aile ile sınırlı değil. Kujipers’e göre, kuzen Abdiler de bölgede pek çok mevkii kapatmış. Mazlum Abdi’nin mühendis kuzeni ve aynı zamanda da eniştesi olan Halil Abdi YPG kontrolündeki bölgelerin İmar ve İskan İşleri’nin başında görev yapmaktadır. Bir diğer kuzen Aziz Abdi ise Ayn el-Arab’daki ekmek fırınları ve ekmek dağıtım sisteminden sorumlu kişidir. Halisa Abdi’nin şehrin Su İşleri’nden sorumlu olduğu, Mustafa Abdi’nin ise Ayn el-Arab İdare Meclisi’nde başkanlık görevinde bulunduğu iddia edilmektedir. Suriye’de Esed rejimine alternatif demokratik’ bir yönetim olarak kendini lanse eden sözde Özerk Yönetim, SDG ve siyasi kuruluşu SDK için Mazlum Abdi ailesinin varlığı birçok gerçekliğe ışık tutmaktadır. Bu arada akılda tutulmalıdır ki SDG bölgelerinde otorite ve güç, merkezi özerk yönetimden ziyade yerel kuruluşlara aittir. Nitekim Özerk Yönetim makamları ve mevcudiyeti formalitenin ötesine geçmiş değildir. Bu bakımdan Abdi ailesinin yetkileri elinde bulundurduğu makamlar bu zaviyeden de değerlendirilmelidir.   [1] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=793626647689842&set=pb.100011275412100.-2207520000..&type=3 [2] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=773159809857942&set=pb.100014917891454.-2207520000..&type=3 [3] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=765509027289687&set=pb.100014917891454.-2207520000..&type=3 [4] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1925233937709566&set=pb.100006689340416.-2207520000..&type=3 [5] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=3593034284123480&set=pb.100002508311486.-2207520000..&type=3 [6] https://hedwigkuijpersjournalism.wordpress.com/2020/12/19/corruption-in-kobani-the-abdi-dynasty/ , Erişim Tarihi: 20 Aralık 2020. [7] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/rojavadan-ilk-resmi-ziyeret-51123 , Erişim Tarihi: 20 Aralık 2020.
Lavrov-Mikdad Görüşmesinin Arka Planı: Esed ve İdlib’in Geleceği
Velid Muallim’in ölümünün ardından Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Faysal Mikdad’ın ilk Rusya ziyareti, Biden dönemine hazırlanan Moskova’nın yakın gelecekteki Suriye siyasetine dair mesajları Şam’a iletmesi anlamına geliyordu. Lübnan gazetesi el-Nahar’a göre Mikdad’a bu görüşmede Rusya tarafından iletilen mesajların çerçevesi Beşar Esed ve İdlib’in geleceği temalıydı.[1]  Edinilen bilgiye göre Lavrov-Mikdad görüşmesinde İdlib özellikle ele alınırken, Beşar Esed’in Suriye’de “istikrarı sağlamak” amacıyla gelişmeleri hızlandırmayı amaçladığı, Mikdad tarafından Lavrov’a iletildi. Ayıca, her iki taraf da aralarında ortak bir dil oluşamamasından yakınırken aynı zamanda Moskova’nın üzerine tüm düşeni yapmasına rağmen, İdlib konusunda Türkiye ile anlaşmanın imkansızlığı ve başağrısına dönüşen İdlib sorununun 2021 itibariyle ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde mutabakata vardılar. Hem Moskova hem de Şam’ın Astana sürecini artık miadını doldurmuş ve lüzumsuz bir süreç olarak görüyor olmaları, Esed yanlısı milislerin tacizlerine karşı kuşatma altındaki gözlem noktalarını taşıyarak İdlib’deki askeri varlığını güçlendiren TSK’nın hamleleri, Biden yönetiminin Suriye’de direksiyona geçiş sürecinde bir İdlib krizi ile karşı karşıya gelmesi ihtimalini güçlendiriyor. Yine de ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Şarkül Evsat’a verdiği röportajda belirttiği üzere, TSK’nın onbinlerce askerinin bulunduğu İdlib’e ciddi bir rejim saldırısı, Şam’ın göze alacağından fazla maliyetli olacaktır. Lavrov ve Mikdad’ın bu olası maliyete yönelik düşünceleri ise şimdilik belirsizliğini koruyor. Mikdad’ın Moskova gezisindeki ikinci konu başlığı ise Beşar Esed’in geleceği oldu. Mikdad tarafından Moskova’ya iletilen ve Moskova’nın da mutabık olduğu üzere Beşar Esed ne olursa olsun iktidarı bırakmayı düşünmüyor. İç ve dış baskılara kulak asmadan, Suriye siyasetinin geleceğinin merkezinde kendisini gören Beşar Esed’in parlamento ve başkanlık seçimleri üzerinden uluslararası meşruiyetini tazeleyip güçlendirme niyetinde olduğu biliniyor. Olası siyasi çözümde kendisini merkezde konumlandırmak isteyen Esed’in “demokrasi mizanseni” şeklinde gerçekleştirdiği seçimler ise başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası aktörlerin pek çoğu tarafından “düzmece” veya “gayri ciddi” olarak değerlendiriliyor. Trump yönetiminde yürürlüğe geçirilen ve Biden idaresinde de devam etmesi oldukça muhtemel ağır mali yaptırımlar, Şam ve Moskova’nın Esed’in siyasi meşruiyeti için yeni hamleler yapmalarını gerektirebilir. Ancak Esed rejiminin demokratik manevralar hususundaki esneklik ve şeffaflıktan uzak tabiatı, bu manevraları yine işlevsiz mizansenlere dönüştürebilir. Bu sebeple Moskova’nın Biden yönetimi ile doğrudan karşı karşıya gelmemek adına YPG ile Esed rejimi arasında dönem dönem yükselen gerginlik ve ani çatışmalarda taraflardan uzak şekilde pozisyon almak isteyeceği olasılık dahilindedir.  Yine de milisleşen ve disiplin altında tutulması daha da zorlaşan rejim güçleri, sahada gerçekleştirecekleri bazı hamlelerle Moskova’yı dezavantajlı duruma getirebilir. Ömer Behram Özdemir [1] https://syrianobserver.com/EN/news/62668/what-did-mikdad-tell-moscow.html , Erişim Tarihi: 23 Aralık 2020.
Rejim yanlısı milisler, Ermenistan’a destek için Karabağ’a mı gönderildi?
Rusya’nın Libya ve Venezuela’da rejim yanlısı Suriyelileri, milis ve muhafız olarak kullandığına dair iddialar gündemi meşgul ederken yeni bir iddia da Suriye’deki insan hakları ihlalleri üzerine araştırmalarıyla bilinen Syrians for Truth and Justice’dan (STJ) geldi. STJ’nin iddiasında kendisine yer bulan çatışma alanı ise Karabağ. STJ’nin çalışmasına göre, Eylül ve Ekim aylarında daha önce Libya’ya Hafter saflarında savaşmak için gönderilen milislerin rotasına benzer şekilde, Karabağ’a milis transferi yaşandı. Rejim yanlısı milisler Lazkiye’de bulunan Rusya komutasındaki Humeymim Hava Üssü’nden hareketle Azerbaycan güçlerine karşı savaşmak adına Ermenistan’a gönderildiler.[1] STJ’nin elde ettiği bilgilere göre, Rusya kontrolünde gerçekleştirilen milis güçlere yazılma sürecinde gönüllülerin önemli bir kısmının Humus ve Deyr ez-Zor’daki 5.Kolordu üyeleri olduğu belirtiliyor. STJ’nin raporuna göre, milislerin Ermenistan’a intikali beş seferde gerçekleşti ve sadece 21 Ekim’de 2 ayrı sevkiyatta toplam 37 milis Ermenistan’a yollandı. Rapora kaynak olan beyanlara göre, bu milis devşirme süreci şeffaf gerçekleşmedi. 5. Kolordu’dan bir yüzbaşıya atfedilen ifadelere göre, Ermenistan’a yollanan milisler bu programa para karşılığında Libya’da savaşmak için yazılmış ve sürecin Ermenistan ayağı hakkında yeteri kadar bilgilendirilmemişlerdi.[2] STJ’ye göre milislerin ailelerinin beyanları da Ermenistan’a yollanmak kararının pek çoğuna son anda bildirildiği yönünde. Cephe hattında ölen ve yaralananların sayısına dair STJ’nin kaynakları dahi net  rakam veremiyor. Ancak STJ’ye konuşan ve Humus Askeri Hastanesi’nde görevli olduğu iddia edilen bir sağlık görevlisine göre, son 3 ayda Humeymim Askeri Üssü’nden Humus Askeri Hastanesine gelen asker cenazelerinin toplamı 35.   Humeymim’den gelen cenazelerin Libya ve Karabağ’da savaşanlara ait olduğunu söyleyen kaynak, aynı zamanda pek çok cenazenin henüz ailelerince alınmadığını beyan etti. Bu 35 cenazenin 15’i Ermenistan’dan Humeymim’e gelen uçuşlarla getirildi. STJ’ye göre yaralıların hepsi Ermenistan’dan dönerek Humus’taki askeri hastanede tedavi altına alındı. Rapordaki bir diğer iddia ise rejim yanlısı Ermeni kökenli Suriye vatandaşlarının, Beyrut ve Şam üzerinden gerçekleştirilen  uçuşlarla Ermenistan’a giderek çatışmaya katıldığı. Bu milis akışında Moskova’nın komutası yerine Lübnan ve Suriye merkezli Ermeni siyasi partilerinin inisiyatifi olduğunu düşünülüyor.Humus ve Deyr ez-Zor’dan çatışmaya gönüllü olan paralı askerlerin bir numaralı motivasyonunun maddiyat olduğu düşünülürken Ermeni kökenli Suriyelilerin bölgeye intikalinde ise paranın etkin bir motivasyon unsuru olmadığı vurgulanıyor. Karabağ cephesinde savaşmak için bölgeye gittiği düşünülen 200 civarındaki Suriyeli Ermenilerin motivasyonları arasında Ermenistan vatandaşlığı elde etmek olabileceği de STJ’nin öne sürdüğü iddialar arasında. Hem Karabağ hem de Venezuela’ya dair iddialar halen görsel teyide muhtaç durumda. Bununla birlikte yerel kaynakların ifadelerine dayalı bu iddialar günden güne daha yüksek sesle kendilerine yer bulmakta. Rusya’nın hem Suriye güvenlik bürokrasisi üzerindeki etkisi hem de Karabağ ve Venezuela iddialarında sahip olduğu rol düşünüldüğünde, ileride Rusya’nın hinterlandında bulunan başka çatışma bölgelerine dair de Suriyeli milislerin varlığı iddialarını duymak şaşırtıcı olmayacaktır. Suriye’de savaşın ilk yıllarında “Slovanik Corps” unsurlarıyla görünür hale gelen, takip eden yıllarda ise başta “Wagner” olmak üzere çok sayıda Rus askeri şirketi ile rejimin savunma şemasında hayati bir konumda olan Rusya’nın bu şirketler üzerinden milis devşirme çabaları Rus dış politikasında milisler üzerinden sağlanan mobilizasyona uygun bir gelişme. Libya cephesi için milis devşiren, Venezuela için kritik mevkilere muhafız devşiren Rus şirketlerinin Ukrayna başta olmak üzere askeri ve siyasi olarak ağırlığı bulunduğu cephelerde Suriyeli milisleri kullanılması, Suriye’nin içinde bulunduğu ekonomik çöküşü de göz önünde bulunduğunda, rejim yanlısı milislerin Karabağ’a gönderilmiş olmaları güçlü bir ihtimal olarak görünmekte. Ömer Behram Özdemir [1] https://stj-sy.org/en/to-nagorno-karabakh-not-libya-how-did-russian-forces-trick-dozens-of-syrians-into-mercenarism-in-armenia/ , Erişim Tarihi: 8 Aralık 2020. [2] https://stj-sy.org/en/to-nagorno-karabakh-not-libya-how-did-russian-forces-trick-dozens-of-syrians-into-mercenarism-in-armenia/ , Erişim Tarihi: 8 Aralık 2020.
Suriye’de İnsansız Hava Araçları İran Devrim Muhafızını Hedef Aldı
Geçtiğimiz günlerde Tahran’da gerçekleşen, İran’ın nükleer programının fikir babalarından nükleer bilimci Muhsin Fahrizade suikastine İran’dan gelen sert tepki henüz sıcaklığını korurken İran, bu kez de Suriye-Irak sınırında üst düzey Devrim Muhafızı kaybı yaşadı. İlk olarak bölgedeki yerel milis unsurlar ve Iraklı güvenlik yetkililerince medyaya aktarılan bilgilere göre, insansız hava araçları tarafından hedef alınan bir İran Devrim Muhafızı komutanı yanındaki üç kişiyle birlikte hayatını kaybetti.[1] Reuters’e konuşan kaynaklar, silah taşıyan aracın sınır bölgesinde hareket ettiğini ve Suriye’ye geçmesinin hemen ardından hedef alındığını belirtti. Naaşların bölgeden tahliyesi ve Irak’a getirilmesini Iraklı Şii milis unsurların üstlendiği iddia edilirken İran yanlısı Lübnan televizyonu el-Mayadin, bölgede bir İran Devrim Muhafızının suikasta uğradığı iddialarını yalanladı. Arapça yayın yapan pek çok kanal ise suikast haberini doğrularken öldürülen İran Devrim Muhafızı komutanının Müslim Şahdan olduğunu ileri sürdü. Aynı Muhsin Fahrizade suikastinde olduğu gibi bu saldırıda da fail henüz belli olmasa da akla ilk gelen İsrail oldu. İç savaşın başından bu yana belli aralıklarla Suriye içerisindeki hedeflere hava saldırısı düzenleyen Tel Aviv, bu saldırılarda sadece tesislere değil askeri unsurları da hedef aldı. Kuneytra ve çevresindeki İran destekli milis varlığını doğrudan kendine tehdit olarak algılayan İsrail, başta Suriye’nin güneyi olmak üzere ülke sathındaki hava saldırılarında İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah unsurlarını birçok kez vurdu. Geçtiğimiz aylarda Şam’da[2][3] ve Deyr ez-Zor’da[4] İsrail tarafından vurulan hedefler ve İran yanlısı güçlerin kayıpları İsrail ihtimalini güçlendirse de diğer ihtimal de ABD. Ocak 2020’de Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis suikastleriyle İran ve müttefiklerini en üst perdeden hedef alan ABD’de Biden dönemi öncesi Trump yönetiminin İran ile ilişkilerde kalıcı hasarlar bırakmak istediği düşünülmekte. Biden’ın görev aldığı Obama yönetiminin İran politikalarını her daim hedefe koyarak suçlayan Trump’ın görevi devretmeden evvel İran’a karşı yeni yaptırımlar ve buna ek olarak çeşitli askeri unsurlara saldırıları kuvvetle muhtemel görünmekte. Müteakip dönemde Biden yönetiminin İran ile ilişkileri ne derece düzeltebileceği ise meçhul. Biden yönetimi 4 sene önceki Suriye’den farklı bir ülke ile karşılaşacak. Muhalif unsurların neredeyse tamamen Türkiye ile hareket ettiği, Türkiye’nin ABD destekli YPG’ye karşı iki kez kara harekatı düzenlediği, ABD destekli YPG ile Rusya ve İran destekli milislerin her an çatışmanın eşiğinde olduğu bir Suriye. Bunlara ek olarak Biden yönetimi, Obama döneminde nükleer anlaşma yapılan ve bölgede DEAŞ ile mücadele bahanesiyle alan açılan İran ve milislerinin Trump yönetimince hedef alınmış olmasını hesaba katmak zorunda. İdlib’den Elbu Kemal’e Humus’tan Kuneytra’ya kadar ülkenin dört bir yanında konuşlanan İran Devrim Muhafızı unsurları ve müttefikleri (Hizbullah ve çok sayıda farklı Şii milis grupları) varlıklarıyla halihazırda İsrail’in ve kısmen Rusya’nın rahatsızlığına yol açmaya devam ediyor. Gelecek döneme dair en önemli soru yeni ABD yönetiminin bölgeye yönelik yeni politikası bu rahatsızlıkları nasıl etkileyecek? Artacak mı? yoksa Azalacak mı?   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.middleeasteye.net/news/iran-iraq-syria-strike-kills-irgc-commander , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020. [2] https://www.jpost.com/breaking-news/syria-reports-activation-of-its-air-defense-systems-report-635720 , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020. [3] https://www.timesofisrael.com/syrian-state-media-reports-israeli-airstrikes-near-damascus/ , Erişim Trihi: 30 Kasım 2020. [4] https://www.dailysabah.com/world/mid-east/israeli-airstrikes-kill-16-pro-iran-fighters-in-syria , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020.
DEAŞ’ın Suriye’de Yeniden Yükselişinin Nedenleri
DEAŞ’ın Irak’ta başlayan ve Baghuz’un düşüşü ile nihayetlenen alan hakimiyeti süreci sonrası tamamen çözülüp etkinliğini yitireceğini öne süren uzmanlar yanıldı. Kısa süreli sessizliğin ardından hem Irak hem de Suriye’de yavaş yavaş tekrar aktif hale gelen örgüt, son bir senedir yükselen bir saldırı trendiyle eylemlerini sürdürüyor. Suriye özelinde bakıldığında, rejim güçleri (Ordu ve muhtelif milis grupları), YPG ve bağlı gruplar ile muhalifler, DEAŞ saldırılarının hedefi haline geldi. Örgüt, baskınlar pusular bombalı saldırılar ve suikastlarla sürekli alanda aktif konumda. Bilhassa merkez ve doğu Suriye’deki çöle yakın bölgelerde etkin olan DEAŞ, Mayadin-Suhne-Tedmür çevreleri başta olmak üzere istikrarlı bir şekilde rejim güçlerini hedef alıyor. Bu duruma müdahale etmek amacıyla çöl bölgelerine gerçekleştirilen Rusya komutasındaki harekatlar ise DEAŞ unsurlarının geri çekilerek bir kısım hücre evleri ve depolarını kaybetmelerine ve kısa süreli bir “eylemsizlik” durumuna geçmelerinden başka ciddi bir sonuç alınamadığı görünmekte. Alan kontrolü stratejisine yüz çeviren örgütün, çöldeki operasyonlarda çekilme&saklanma süreçleri daha hızlı ve daha az maliyetli olurken bu esnada kaybedilen silah ve mühimmatlardan çok daha fazlasını takip eden aylarda rejime karşı yapılacak baskınlarda tekrar ele geçirecekleri bölgeyi takip edenler tarafından bilinen bir gerçek. Muhalif medya kanalı Enab Baladi DEAŞ’ın yükselişine dair muhtelif araştırmacılara ve yayınlanmış raporlara dayanan bir dosya hazırladı. Jusoor for Studies’ten Abdulvahab Assi’nin görüşleri ve Omran Dirasat’tan Sasha el-Alu’nun çalışmasına[1] atıfta bulunularak örgütün yükselişiyle alakalı başlıca etkenler belirlendi.[2] Dosyaya göre, DEAŞ’ın Suriye çatışma sahasındaki diğer aktörlerin aksine, çöl şartlarında hayatta kalıp teşkilatlanabilmesi örgüte çevresindeki yoğun düşman varlığına rağmen kırsal bölgede korunaklı cepler kurabilme ve yeniden yapılanma imkanı tanımakta. Böylece düşman unsurlara yüksek maliyet çıkarırken kendi namına düşük bir maliyet ile operasyon yürütmekteler. DEAŞ’ın kendine has yapısından kaynaklı avantajların yanında konjonktürel şartlara bağlı avantajları da mevcut. Covid-19 pandemisi kaynaklı yaşanan kaosu lehine kullanmak arzusunda olan örgüt, bu dönemde aktif olan operasyon bölgelerinde saldırıların sayısını arttırırken yeni noktaları da harekat alanı içine aldı. Pandeminin daha da hızlandırdığı ekonomik sıkıntılar ise DEAŞ için bir başka fırsat kapısını açtı. Örgütün “Haçlıların en kötü kabusu” olarak adlandırdıkları pandeminin yol açtığı ekonomik sıkıntılar ve artan yolsuzluklar rüşvetin çok daha işlevsel bir araç haline gelmesine ve örgütün bölgedeki her türlü askeri unsurun ( rejim ve diğerleri) içerisine daha kolay sızabilmesine sebep oldu. Gerçekleşen nokta saldırılar ve pusularda örgüt istihbaratı kadar bu sızmalardan elde edilen istihbaratın da etkisi olduğu düşünülmekte. Son konjonktürel fırsat ise bölgede YPG ile rejim arasındaki gerilim. Örgüt gizli hücreleri vasıtasıyla Deyr ez-Zor’da gerçekleştirdiği suikastler ile zaten araları gergin olan Arap aşiretler ile YPG’yi birbirine düşürmeyi amaçlıyor. Doğu Suriye’deki bu hareketliliğinin sebebi ise bölgenin örgüt için hem silah ve mühimmat hem de petrol geliri elde etme hususunda halen hayati önem taşıması. Böylece hem diğer aktörlerin birbirleriyle çatışmasını sağlayarak bölgede manevra yapılabilecek boşluklar oluşturabilecek , hem de eylemlerin artan şekilde devam etmesini sağlayarak finans ve cephane elde edebilecek. Ömer Behram Özdemir    [1] https://bit.ly/2HWOeXl, Erişim Tarihi: 27 Kasım 2020. [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2020/11/factors-contributing-to-islamic-states-possible-return-in-eastern-syria/ , Erişim Tarihi: 27 Kasım 2020.