Analiz
Suriye’nin Yeni Mahluf’u Abdi Ailesi mi? Ömer Behram Özdemir   Kutluhan Görücü  
İç savaşla kaosa sürüklenen ülkede alternatif bir idare olarak ön plana çıkarmaya çalışan YPG güdümündeki sözde özerk yönetim bölgesi, daha önce çocukların zorla silahaltına alınıp kendi saflarında militan olarak kullanılmasıyla gündeme gelmişti. Bu sefer de sözde özek bölge YPG’nin bilhassa ABD tarafından parlatılan ismi Mazlum Abdi’nin merkezinde olduğu, adam kayırma ve nepotizm iddialarıyla gündemde. Araştırmacı Hedwig Kujipers’in ortaya çıkardığı ve Suriye Gündemi’nin saha ve açık kaynaklarla büyük bölümünü doğruladığı iddialara göre, YPG/SDG kontrolündeki sözde özerk yönetim bölgesinde Mazlum Abdi’nin ailesinden çok sayıda kişinin önemli mevkilerde olduğu ortaya çıktı. Kujipers’in bu iddiaları yayınlamasıyla, bir çok YPG yanlısı hesap iddialarda ismi geçenlerin Abdi ailesinden olmadığı ve isim benzerliğinden kaynaklı bir yanılma olduğunu ileri sürdü. Ancak, Abdi’nin çekirdek ailesine yönelik iddiaların çoğunu doğrulatmayı başaran Suriye Gündemi, Abdi ailesine dair iddiaları açık kaynaklar üzerinden ispatladı. Abdi ailesini yakından tanıyan Suriyeli bir Kürt, iddiaları Suriye Gündemi’ne teyit etti. Ayrıca, Twitter’da bir PKK sempatizanı paylaşımında, Mazlum Abdi’nin aile üyelerinin Ayn el Arab şehrinin yönetiminde olduğunu açıkça ifade etmektedir. “Ali Fırat” isimli Twitter hesabı, PKK ile kendisini ilişkilendirmekte ve sosyal medya paylaşımlarında PKK’yı kast ederken ‘hareketimiz’ ifadesini kullanmakta hatta kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı ise ‘Önder’ olarak tanımlamaktadır. Suriye Gündemi’nin saha kaynaklarıyla doğruladığı bilgileri ve ortaya atılan iddiaları desteklemesi bakımından örgütün iç dinamiklerini iyi bilen kişilerden bu ifadelerin gelmesi önemlidir. Abdi Ailesi Mazlum Abdi’nin çekirdek ailesine yönelik iddiaların çoğunu doğrulatan Suriye Gündemi, Abdi’nin kardeşlerine dair bilgilere ulaştı. Mustafa, Kurdu, Mazlum, Dara, Fawzo ve Rewşen Abdi kardeşler başta Ayn el Arab (Kobani) olmak üzere SDG yönetimindeki etkinliklerini artırmaya devam ediyor. Ayrıca Suriyeli Kürt saha kaynağının ifadesine göre, Abdi’nin Ferhad isminde Ukrayna’da yaşayan bir kardeşi daha bulunmaktadır. Fakat açık kaynaklardan kendisine dair bir bilgi bulunamamıştır. Ferhad adıyla Ukrayna'da yaşadığı ifade edilen aile üyesinin Ferhat Abdi Şahin, Şahin Cilo olarak da bilinen Mazlum Abdi'nin olabileceği de ihtimaller arasında fakat bu konuda somut bir şey söylemek mümkün değildir. Mazlum Abdi’nin kardeşi Dara Abdi’nin Facebook sayfasında aile üyelerinin büyük çoğunluğunun fotoğrafları yer almaktadır. Nevruz kutlamasında ailenin önemli kısmının bir arada bulunduğu (Anne, baba, ağabey, abla ve enişte) bir fotoğrafta Dara Abdi, ablası olan Fawzo Abdi’yi etiketlemeyi de ihmal etmemiştir. [1] Dara Abdi ve Kurdu Abdi’nin bir arada yer aldığı fotoğrafı ise Kurdu Abdi, Facebook sayfasında paylaşıyor. [2] Kurdu Abdi’nin Facebook sayfasında yine ağabeyi Mustafa Abdi’nin fotoğrafları da yer alıyor. [3] Mazlum Abdi’nin kız kardeşi Rewşen Abdi profil fotoğrafına Mazlum Abdi’yi koyduğu gibi Mazlum’un birçok görüntüsünü de Facebook sayfasında paylaşıyor. Bunun yanında kız kardeşi Fawzo Abdi ile de görüntü vermeyi ihmal etmiyor. [4] Güvenlik nedenleriyle saha kaynağının ismi verilemese de Abdi ailesinden bir kişi ile yakın ilişkiye sahip olduğunu belirtmek mümkündür. Bu saha kaynağı aileden yalnızca Mazlum Abdi’nin PKK’ya katıldığını ifade etse de aile üyelerinin PKK destekçisi olduğunu ifade etmiştir. Nitekim aile üyelerinin Facebook paylaşımları da dikkati çekicidir. Bu noktada Abdi’nin en büyük kardeşi olduğu değerlendirilen Mustafa Abdi’nin bir Facebook paylaşımında İspanya’da uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle hapishanede yattığı bilinen ve geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Enver Alluş için taziye paylaşımında bulunması ailenin PKK’nın kurucu ve özellikle de Suriye kadrosuna olan yakınlığını ortaya koymaktadır. Nitekim Enver Alluş, PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’ı Suriye’deki evinde ağırlayan, Salih Müslim’in yakın arkadaşı bir isim. Aynı zamanda PKK’nın Avrupa’daki uyuşturucu ağlarında da etkin bir karakter. [5] Adam Kayırma ve Nepotizm Kujipers’in sözde özerk yönetim çalışanları ve açık kaynakları kullanarak hazırladığı dosyaya göre[6] Abdi’nin erkek kardeşi Dara Abdi ağabeyinin sayesinde Ayn el-Arab’ın güneyinde konuşlanan Amerikan askeri güçlerine başta gıda temini başta olmak üzere çeşitli hizmetler sağlamak karşılığında yüklü sözleşmeler elde etti. Avukat olan Dara Abdi, aynı zamanda Ayn el-Arab’da içlerinde esnaf ve kobileri ilgilendiren konsey de olmak üzere sözde özerk yönetimin çeşitli yerel konseylerinde de aktif olarak yer almaktadır. Bunun yanında Ayn el Arab’taki Avukatlar Birliği de etkin olduğu kurumlar arasında yer alıyor. Bu konseyler sözde özerk yönetimin Ayn el-Arab idaresindeki kolları olarak faaliyet göstermektedirler. Mazlum Abdi’nin diğer erkek kardeşi Kurdu Abdi’nin ise Ayn el-Arab askeri hastanesinden sorumlu olduğu ise iddialar arasındadır. Kurdu Abdi’nin ortopedi doktoru olduğu biliniyor. En büyük erkek kardeş olan Mustafa Abdi’nin ve baba Halil Abdi’nin de doktor olduğu bilinen ailede, yeğenler arasında da tıp okumak popüler. Aile erkeklerinin ihtisas alanlarından biri olarak doktorluk ön plana çıkıyor. Abdi’nin kız kardeşlerinden Fawzo Abdi’nin ise sözde özerk yönetimin Kobane Halk Meclisi’nin eş başkanı veya üyesi olarak 2014’te Türkiye’ye dış ziyarette bulunmuş bir YPG yanlısı siyasi unsur olduğu dosyada ortaya konulmakta.[7] Fawzo Abdi şu an ise Fırat Bölgesi Yasama Konseyi eş başkanı olarak görev yapmaktadır. Daha açık bir ifadeyle YPG’nin bölgedeki yönetimini pratiğe döken yasama sürecinde, Fawzo Abdi doğrudan görev almaktadır. Halihazırda Abdi’nin kız kardeşleri ile alakalı iddialardaki tek isim Fawzo Abdi değil. Kujipers’in açık kaynaklı teyidine göre, Abdi’nin bir diğer kız kardeşi Rewşen Abdi ise Ayn el-Arab belediye başkanı olarak görev yapıyor. Abdi ailesinin bölgedeki YPG destekli kurumlardaki varlıkları ise sadece çekirdek aile ile sınırlı değil. Kujipers’e göre, kuzen Abdiler de bölgede pek çok mevkii kapatmış. Mazlum Abdi’nin mühendis kuzeni ve aynı zamanda da eniştesi olan Halil Abdi YPG kontrolündeki bölgelerin İmar ve İskan İşleri’nin başında görev yapmaktadır. Bir diğer kuzen Aziz Abdi ise Ayn el-Arab’daki ekmek fırınları ve ekmek dağıtım sisteminden sorumlu kişidir. Halisa Abdi’nin şehrin Su İşleri’nden sorumlu olduğu, Mustafa Abdi’nin ise Ayn el-Arab İdare Meclisi’nde başkanlık görevinde bulunduğu iddia edilmektedir. Suriye’de Esed rejimine alternatif demokratik’ bir yönetim olarak kendini lanse eden sözde Özerk Yönetim, SDG ve siyasi kuruluşu SDK için Mazlum Abdi ailesinin varlığı birçok gerçekliğe ışık tutmaktadır. Bu arada akılda tutulmalıdır ki SDG bölgelerinde otorite ve güç, merkezi özerk yönetimden ziyade yerel kuruluşlara aittir. Nitekim Özerk Yönetim makamları ve mevcudiyeti formalitenin ötesine geçmiş değildir. Bu bakımdan Abdi ailesinin yetkileri elinde bulundurduğu makamlar bu zaviyeden de değerlendirilmelidir.   [1] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=793626647689842&set=pb.100011275412100.-2207520000..&type=3 [2] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=773159809857942&set=pb.100014917891454.-2207520000..&type=3 [3] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=765509027289687&set=pb.100014917891454.-2207520000..&type=3 [4] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=1925233937709566&set=pb.100006689340416.-2207520000..&type=3 [5] https://www.facebook.com/photo.php?fbid=3593034284123480&set=pb.100002508311486.-2207520000..&type=3 [6] https://hedwigkuijpersjournalism.wordpress.com/2020/12/19/corruption-in-kobani-the-abdi-dynasty/ , Erişim Tarihi: 20 Aralık 2020. [7] https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/rojavadan-ilk-resmi-ziyeret-51123 , Erişim Tarihi: 20 Aralık 2020.
Lavrov-Mikdad Görüşmesinin Arka Planı: Esed ve İdlib’in Geleceği
Velid Muallim’in ölümünün ardından Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Faysal Mikdad’ın ilk Rusya ziyareti, Biden dönemine hazırlanan Moskova’nın yakın gelecekteki Suriye siyasetine dair mesajları Şam’a iletmesi anlamına geliyordu. Lübnan gazetesi el-Nahar’a göre Mikdad’a bu görüşmede Rusya tarafından iletilen mesajların çerçevesi Beşar Esed ve İdlib’in geleceği temalıydı.[1]  Edinilen bilgiye göre Lavrov-Mikdad görüşmesinde İdlib özellikle ele alınırken, Beşar Esed’in Suriye’de “istikrarı sağlamak” amacıyla gelişmeleri hızlandırmayı amaçladığı, Mikdad tarafından Lavrov’a iletildi. Ayıca, her iki taraf da aralarında ortak bir dil oluşamamasından yakınırken aynı zamanda Moskova’nın üzerine tüm düşeni yapmasına rağmen, İdlib konusunda Türkiye ile anlaşmanın imkansızlığı ve başağrısına dönüşen İdlib sorununun 2021 itibariyle ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde mutabakata vardılar. Hem Moskova hem de Şam’ın Astana sürecini artık miadını doldurmuş ve lüzumsuz bir süreç olarak görüyor olmaları, Esed yanlısı milislerin tacizlerine karşı kuşatma altındaki gözlem noktalarını taşıyarak İdlib’deki askeri varlığını güçlendiren TSK’nın hamleleri, Biden yönetiminin Suriye’de direksiyona geçiş sürecinde bir İdlib krizi ile karşı karşıya gelmesi ihtimalini güçlendiriyor. Yine de ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin Şarkül Evsat’a verdiği röportajda belirttiği üzere, TSK’nın onbinlerce askerinin bulunduğu İdlib’e ciddi bir rejim saldırısı, Şam’ın göze alacağından fazla maliyetli olacaktır. Lavrov ve Mikdad’ın bu olası maliyete yönelik düşünceleri ise şimdilik belirsizliğini koruyor. Mikdad’ın Moskova gezisindeki ikinci konu başlığı ise Beşar Esed’in geleceği oldu. Mikdad tarafından Moskova’ya iletilen ve Moskova’nın da mutabık olduğu üzere Beşar Esed ne olursa olsun iktidarı bırakmayı düşünmüyor. İç ve dış baskılara kulak asmadan, Suriye siyasetinin geleceğinin merkezinde kendisini gören Beşar Esed’in parlamento ve başkanlık seçimleri üzerinden uluslararası meşruiyetini tazeleyip güçlendirme niyetinde olduğu biliniyor. Olası siyasi çözümde kendisini merkezde konumlandırmak isteyen Esed’in “demokrasi mizanseni” şeklinde gerçekleştirdiği seçimler ise başta ABD ve AB olmak üzere uluslararası aktörlerin pek çoğu tarafından “düzmece” veya “gayri ciddi” olarak değerlendiriliyor. Trump yönetiminde yürürlüğe geçirilen ve Biden idaresinde de devam etmesi oldukça muhtemel ağır mali yaptırımlar, Şam ve Moskova’nın Esed’in siyasi meşruiyeti için yeni hamleler yapmalarını gerektirebilir. Ancak Esed rejiminin demokratik manevralar hususundaki esneklik ve şeffaflıktan uzak tabiatı, bu manevraları yine işlevsiz mizansenlere dönüştürebilir. Bu sebeple Moskova’nın Biden yönetimi ile doğrudan karşı karşıya gelmemek adına YPG ile Esed rejimi arasında dönem dönem yükselen gerginlik ve ani çatışmalarda taraflardan uzak şekilde pozisyon almak isteyeceği olasılık dahilindedir.  Yine de milisleşen ve disiplin altında tutulması daha da zorlaşan rejim güçleri, sahada gerçekleştirecekleri bazı hamlelerle Moskova’yı dezavantajlı duruma getirebilir. Ömer Behram Özdemir [1] https://syrianobserver.com/EN/news/62668/what-did-mikdad-tell-moscow.html , Erişim Tarihi: 23 Aralık 2020.
Rejim yanlısı milisler, Ermenistan’a destek için Karabağ’a mı gönderildi?
Rusya’nın Libya ve Venezuela’da rejim yanlısı Suriyelileri, milis ve muhafız olarak kullandığına dair iddialar gündemi meşgul ederken yeni bir iddia da Suriye’deki insan hakları ihlalleri üzerine araştırmalarıyla bilinen Syrians for Truth and Justice’dan (STJ) geldi. STJ’nin iddiasında kendisine yer bulan çatışma alanı ise Karabağ. STJ’nin çalışmasına göre, Eylül ve Ekim aylarında daha önce Libya’ya Hafter saflarında savaşmak için gönderilen milislerin rotasına benzer şekilde, Karabağ’a milis transferi yaşandı. Rejim yanlısı milisler Lazkiye’de bulunan Rusya komutasındaki Humeymim Hava Üssü’nden hareketle Azerbaycan güçlerine karşı savaşmak adına Ermenistan’a gönderildiler.[1] STJ’nin elde ettiği bilgilere göre, Rusya kontrolünde gerçekleştirilen milis güçlere yazılma sürecinde gönüllülerin önemli bir kısmının Humus ve Deyr ez-Zor’daki 5.Kolordu üyeleri olduğu belirtiliyor. STJ’nin raporuna göre, milislerin Ermenistan’a intikali beş seferde gerçekleşti ve sadece 21 Ekim’de 2 ayrı sevkiyatta toplam 37 milis Ermenistan’a yollandı. Rapora kaynak olan beyanlara göre, bu milis devşirme süreci şeffaf gerçekleşmedi. 5. Kolordu’dan bir yüzbaşıya atfedilen ifadelere göre, Ermenistan’a yollanan milisler bu programa para karşılığında Libya’da savaşmak için yazılmış ve sürecin Ermenistan ayağı hakkında yeteri kadar bilgilendirilmemişlerdi.[2] STJ’ye göre milislerin ailelerinin beyanları da Ermenistan’a yollanmak kararının pek çoğuna son anda bildirildiği yönünde. Cephe hattında ölen ve yaralananların sayısına dair STJ’nin kaynakları dahi net  rakam veremiyor. Ancak STJ’ye konuşan ve Humus Askeri Hastanesi’nde görevli olduğu iddia edilen bir sağlık görevlisine göre, son 3 ayda Humeymim Askeri Üssü’nden Humus Askeri Hastanesine gelen asker cenazelerinin toplamı 35.   Humeymim’den gelen cenazelerin Libya ve Karabağ’da savaşanlara ait olduğunu söyleyen kaynak, aynı zamanda pek çok cenazenin henüz ailelerince alınmadığını beyan etti. Bu 35 cenazenin 15’i Ermenistan’dan Humeymim’e gelen uçuşlarla getirildi. STJ’ye göre yaralıların hepsi Ermenistan’dan dönerek Humus’taki askeri hastanede tedavi altına alındı. Rapordaki bir diğer iddia ise rejim yanlısı Ermeni kökenli Suriye vatandaşlarının, Beyrut ve Şam üzerinden gerçekleştirilen  uçuşlarla Ermenistan’a giderek çatışmaya katıldığı. Bu milis akışında Moskova’nın komutası yerine Lübnan ve Suriye merkezli Ermeni siyasi partilerinin inisiyatifi olduğunu düşünülüyor.Humus ve Deyr ez-Zor’dan çatışmaya gönüllü olan paralı askerlerin bir numaralı motivasyonunun maddiyat olduğu düşünülürken Ermeni kökenli Suriyelilerin bölgeye intikalinde ise paranın etkin bir motivasyon unsuru olmadığı vurgulanıyor. Karabağ cephesinde savaşmak için bölgeye gittiği düşünülen 200 civarındaki Suriyeli Ermenilerin motivasyonları arasında Ermenistan vatandaşlığı elde etmek olabileceği de STJ’nin öne sürdüğü iddialar arasında. Hem Karabağ hem de Venezuela’ya dair iddialar halen görsel teyide muhtaç durumda. Bununla birlikte yerel kaynakların ifadelerine dayalı bu iddialar günden güne daha yüksek sesle kendilerine yer bulmakta. Rusya’nın hem Suriye güvenlik bürokrasisi üzerindeki etkisi hem de Karabağ ve Venezuela iddialarında sahip olduğu rol düşünüldüğünde, ileride Rusya’nın hinterlandında bulunan başka çatışma bölgelerine dair de Suriyeli milislerin varlığı iddialarını duymak şaşırtıcı olmayacaktır. Suriye’de savaşın ilk yıllarında “Slovanik Corps” unsurlarıyla görünür hale gelen, takip eden yıllarda ise başta “Wagner” olmak üzere çok sayıda Rus askeri şirketi ile rejimin savunma şemasında hayati bir konumda olan Rusya’nın bu şirketler üzerinden milis devşirme çabaları Rus dış politikasında milisler üzerinden sağlanan mobilizasyona uygun bir gelişme. Libya cephesi için milis devşiren, Venezuela için kritik mevkilere muhafız devşiren Rus şirketlerinin Ukrayna başta olmak üzere askeri ve siyasi olarak ağırlığı bulunduğu cephelerde Suriyeli milisleri kullanılması, Suriye’nin içinde bulunduğu ekonomik çöküşü de göz önünde bulunduğunda, rejim yanlısı milislerin Karabağ’a gönderilmiş olmaları güçlü bir ihtimal olarak görünmekte. Ömer Behram Özdemir [1] https://stj-sy.org/en/to-nagorno-karabakh-not-libya-how-did-russian-forces-trick-dozens-of-syrians-into-mercenarism-in-armenia/ , Erişim Tarihi: 8 Aralık 2020. [2] https://stj-sy.org/en/to-nagorno-karabakh-not-libya-how-did-russian-forces-trick-dozens-of-syrians-into-mercenarism-in-armenia/ , Erişim Tarihi: 8 Aralık 2020.
Suriye’de İnsansız Hava Araçları İran Devrim Muhafızını Hedef Aldı
Geçtiğimiz günlerde Tahran’da gerçekleşen, İran’ın nükleer programının fikir babalarından nükleer bilimci Muhsin Fahrizade suikastine İran’dan gelen sert tepki henüz sıcaklığını korurken İran, bu kez de Suriye-Irak sınırında üst düzey Devrim Muhafızı kaybı yaşadı. İlk olarak bölgedeki yerel milis unsurlar ve Iraklı güvenlik yetkililerince medyaya aktarılan bilgilere göre, insansız hava araçları tarafından hedef alınan bir İran Devrim Muhafızı komutanı yanındaki üç kişiyle birlikte hayatını kaybetti.[1] Reuters’e konuşan kaynaklar, silah taşıyan aracın sınır bölgesinde hareket ettiğini ve Suriye’ye geçmesinin hemen ardından hedef alındığını belirtti. Naaşların bölgeden tahliyesi ve Irak’a getirilmesini Iraklı Şii milis unsurların üstlendiği iddia edilirken İran yanlısı Lübnan televizyonu el-Mayadin, bölgede bir İran Devrim Muhafızının suikasta uğradığı iddialarını yalanladı. Arapça yayın yapan pek çok kanal ise suikast haberini doğrularken öldürülen İran Devrim Muhafızı komutanının Müslim Şahdan olduğunu ileri sürdü. Aynı Muhsin Fahrizade suikastinde olduğu gibi bu saldırıda da fail henüz belli olmasa da akla ilk gelen İsrail oldu. İç savaşın başından bu yana belli aralıklarla Suriye içerisindeki hedeflere hava saldırısı düzenleyen Tel Aviv, bu saldırılarda sadece tesislere değil askeri unsurları da hedef aldı. Kuneytra ve çevresindeki İran destekli milis varlığını doğrudan kendine tehdit olarak algılayan İsrail, başta Suriye’nin güneyi olmak üzere ülke sathındaki hava saldırılarında İran Devrim Muhafızları ve Hizbullah unsurlarını birçok kez vurdu. Geçtiğimiz aylarda Şam’da[2][3] ve Deyr ez-Zor’da[4] İsrail tarafından vurulan hedefler ve İran yanlısı güçlerin kayıpları İsrail ihtimalini güçlendirse de diğer ihtimal de ABD. Ocak 2020’de Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi el-Mühendis suikastleriyle İran ve müttefiklerini en üst perdeden hedef alan ABD’de Biden dönemi öncesi Trump yönetiminin İran ile ilişkilerde kalıcı hasarlar bırakmak istediği düşünülmekte. Biden’ın görev aldığı Obama yönetiminin İran politikalarını her daim hedefe koyarak suçlayan Trump’ın görevi devretmeden evvel İran’a karşı yeni yaptırımlar ve buna ek olarak çeşitli askeri unsurlara saldırıları kuvvetle muhtemel görünmekte. Müteakip dönemde Biden yönetiminin İran ile ilişkileri ne derece düzeltebileceği ise meçhul. Biden yönetimi 4 sene önceki Suriye’den farklı bir ülke ile karşılaşacak. Muhalif unsurların neredeyse tamamen Türkiye ile hareket ettiği, Türkiye’nin ABD destekli YPG’ye karşı iki kez kara harekatı düzenlediği, ABD destekli YPG ile Rusya ve İran destekli milislerin her an çatışmanın eşiğinde olduğu bir Suriye. Bunlara ek olarak Biden yönetimi, Obama döneminde nükleer anlaşma yapılan ve bölgede DEAŞ ile mücadele bahanesiyle alan açılan İran ve milislerinin Trump yönetimince hedef alınmış olmasını hesaba katmak zorunda. İdlib’den Elbu Kemal’e Humus’tan Kuneytra’ya kadar ülkenin dört bir yanında konuşlanan İran Devrim Muhafızı unsurları ve müttefikleri (Hizbullah ve çok sayıda farklı Şii milis grupları) varlıklarıyla halihazırda İsrail’in ve kısmen Rusya’nın rahatsızlığına yol açmaya devam ediyor. Gelecek döneme dair en önemli soru yeni ABD yönetiminin bölgeye yönelik yeni politikası bu rahatsızlıkları nasıl etkileyecek? Artacak mı? yoksa Azalacak mı?   Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.middleeasteye.net/news/iran-iraq-syria-strike-kills-irgc-commander , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020. [2] https://www.jpost.com/breaking-news/syria-reports-activation-of-its-air-defense-systems-report-635720 , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020. [3] https://www.timesofisrael.com/syrian-state-media-reports-israeli-airstrikes-near-damascus/ , Erişim Trihi: 30 Kasım 2020. [4] https://www.dailysabah.com/world/mid-east/israeli-airstrikes-kill-16-pro-iran-fighters-in-syria , Erişim Tarihi: 30 Kasım 2020.
DEAŞ’ın Suriye’de Yeniden Yükselişinin Nedenleri
DEAŞ’ın Irak’ta başlayan ve Baghuz’un düşüşü ile nihayetlenen alan hakimiyeti süreci sonrası tamamen çözülüp etkinliğini yitireceğini öne süren uzmanlar yanıldı. Kısa süreli sessizliğin ardından hem Irak hem de Suriye’de yavaş yavaş tekrar aktif hale gelen örgüt, son bir senedir yükselen bir saldırı trendiyle eylemlerini sürdürüyor. Suriye özelinde bakıldığında, rejim güçleri (Ordu ve muhtelif milis grupları), YPG ve bağlı gruplar ile muhalifler, DEAŞ saldırılarının hedefi haline geldi. Örgüt, baskınlar pusular bombalı saldırılar ve suikastlarla sürekli alanda aktif konumda. Bilhassa merkez ve doğu Suriye’deki çöle yakın bölgelerde etkin olan DEAŞ, Mayadin-Suhne-Tedmür çevreleri başta olmak üzere istikrarlı bir şekilde rejim güçlerini hedef alıyor. Bu duruma müdahale etmek amacıyla çöl bölgelerine gerçekleştirilen Rusya komutasındaki harekatlar ise DEAŞ unsurlarının geri çekilerek bir kısım hücre evleri ve depolarını kaybetmelerine ve kısa süreli bir “eylemsizlik” durumuna geçmelerinden başka ciddi bir sonuç alınamadığı görünmekte. Alan kontrolü stratejisine yüz çeviren örgütün, çöldeki operasyonlarda çekilme&saklanma süreçleri daha hızlı ve daha az maliyetli olurken bu esnada kaybedilen silah ve mühimmatlardan çok daha fazlasını takip eden aylarda rejime karşı yapılacak baskınlarda tekrar ele geçirecekleri bölgeyi takip edenler tarafından bilinen bir gerçek. Muhalif medya kanalı Enab Baladi DEAŞ’ın yükselişine dair muhtelif araştırmacılara ve yayınlanmış raporlara dayanan bir dosya hazırladı. Jusoor for Studies’ten Abdulvahab Assi’nin görüşleri ve Omran Dirasat’tan Sasha el-Alu’nun çalışmasına[1] atıfta bulunularak örgütün yükselişiyle alakalı başlıca etkenler belirlendi.[2] Dosyaya göre, DEAŞ’ın Suriye çatışma sahasındaki diğer aktörlerin aksine, çöl şartlarında hayatta kalıp teşkilatlanabilmesi örgüte çevresindeki yoğun düşman varlığına rağmen kırsal bölgede korunaklı cepler kurabilme ve yeniden yapılanma imkanı tanımakta. Böylece düşman unsurlara yüksek maliyet çıkarırken kendi namına düşük bir maliyet ile operasyon yürütmekteler. DEAŞ’ın kendine has yapısından kaynaklı avantajların yanında konjonktürel şartlara bağlı avantajları da mevcut. Covid-19 pandemisi kaynaklı yaşanan kaosu lehine kullanmak arzusunda olan örgüt, bu dönemde aktif olan operasyon bölgelerinde saldırıların sayısını arttırırken yeni noktaları da harekat alanı içine aldı. Pandeminin daha da hızlandırdığı ekonomik sıkıntılar ise DEAŞ için bir başka fırsat kapısını açtı. Örgütün “Haçlıların en kötü kabusu” olarak adlandırdıkları pandeminin yol açtığı ekonomik sıkıntılar ve artan yolsuzluklar rüşvetin çok daha işlevsel bir araç haline gelmesine ve örgütün bölgedeki her türlü askeri unsurun ( rejim ve diğerleri) içerisine daha kolay sızabilmesine sebep oldu. Gerçekleşen nokta saldırılar ve pusularda örgüt istihbaratı kadar bu sızmalardan elde edilen istihbaratın da etkisi olduğu düşünülmekte. Son konjonktürel fırsat ise bölgede YPG ile rejim arasındaki gerilim. Örgüt gizli hücreleri vasıtasıyla Deyr ez-Zor’da gerçekleştirdiği suikastler ile zaten araları gergin olan Arap aşiretler ile YPG’yi birbirine düşürmeyi amaçlıyor. Doğu Suriye’deki bu hareketliliğinin sebebi ise bölgenin örgüt için hem silah ve mühimmat hem de petrol geliri elde etme hususunda halen hayati önem taşıması. Böylece hem diğer aktörlerin birbirleriyle çatışmasını sağlayarak bölgede manevra yapılabilecek boşluklar oluşturabilecek , hem de eylemlerin artan şekilde devam etmesini sağlayarak finans ve cephane elde edebilecek. Ömer Behram Özdemir    [1] https://bit.ly/2HWOeXl, Erişim Tarihi: 27 Kasım 2020. [2] https://english.enabbaladi.net/archives/2020/11/factors-contributing-to-islamic-states-possible-return-in-eastern-syria/ , Erişim Tarihi: 27 Kasım 2020.
Muallim Sonrası Dışişleri Bakanlığına Yeni Adaylar
2006’dan bu yana Esed yönetiminin Dışişleri Bakanlığı görevinde bulunan Velid Muallim’in 16 Kasım’da öldüğünün duyurulmasının ardından, rejimin yeni Dışişleri Bakanının kim olacağına dair tartışmalar başladı. Muhalif çizgide yayın yapan haber sitesi Nedaa Syria, Muallim’in koltuğu için şu an 4 adayın ön plana çıktığını belirterek, şu isimleri yazdı: Faysal Mikdad, Beşar el-Caferi, Eymen Susan ve Buseyna Şaban.[1] Nedaa Syria’nin sıraladığı isimlerde, Velid Muallim’in koltuğu için en önemli aday olarak gösterilen Faysal Mikdad, Muallim’in göreve getirildiği 2006 senesinden bu yana Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapıyor. Muallim’in yardımcılığına getirilmeden önce Suriye’nin BM Daimi Heyeti’nin üyesi olan ve 2003-2006 arasındaki dönemde BM Suriye Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Mikdad’ın Rusya nezdindeki güvenilir imajı kendisine makam yarışında bir avantaj sağlayabilir. Faysal Mikdad’ın ardından rejimin BM Daimi Temsilcisi olarak görev alan Beşar el Caferi listede Mikdad’ın hemen ardından gösteriliyor. BM’deki görevi başta olmak üzere Suriye hariciyesinde oldukça tebrübeli bir geçmişe sahip olan ve rejimin uluslarararası alanda görünür simaları arasındaki Caferi’nin İran’a yakın konumu ise Moskova’nın pek hoşnut olmayacağı bir durum olduğu için olası bir terfi ihtimalinde karşılaşacağı yegane “engel” olabilir. Nedaa Syria’nın hariciye içerisinden gösterdiği üçüncü aday Eymen Susan da halihazırda Dışişleri Bakan Yardımcılığı görevinde bulunuyor. 2014’te bu göreve getirilmeden önce Suriye’nin AB ve Belçika Büyükelçisi olarak görev yaptı.  Susan, bahsi geçen adaylar arasında en az popüler olan sima olarak gözükse de rejim adına son yıllarda bilhassa Batı medyasında defaatle çıkmış bir figür. 2016’da Moskova’nın inisiyatifi ile gerçekleştirilen Sochi görüşmelerinde rejim adına konuşması için görevlendirilen Susan “Muallim’in öğrencisi” olarak da bilinmektedir.[2] Listedeki son aday ise Beşar Esed’in siyaset ve medya danışmanı olarak bilinen Buseyna Şaban. 2002-2008 arasında Gurbetçiler Bakanlığı’nın ilk bakanı olarak devletin üst kademelerinde görev alan Şaban, Baas rejimi içerisinde kariyerine eski lider Hafız Esed ve ardından Beşar Esed’in çevirmenliklerini yaparak başladı. Diplomatik görüşmelerdeki bu göreviyle sivrilen ve hem bakanlık hem de danışmanlık görevlerine ulaşan Şaban, aynı zamanda Hafız Esed’in kızı Büşra Esed ile de yakın bir ilişkiye sahiptir. Geçtiğimiz hafta Şaban’ın danışmanlık görevine gazeteci Luna el-Şibl’in atanması ise Beşar Esed’in Şaban’ı o esnada sağlık sorunlarıyla mücadele eden Muallim’in yerine düşündüğüne dair iddialara dayanak noktası oldu.[3] Şam’ın Dışişleri Bakanlığı makamının yeni sahibine dair vereceği karar elbette ABD seçimlerinin fiilen sonuçlanıp Biden yönetiminin bölge siyasetiyle ilgilenecek kadrosunun belli olmasının ardından daha da önemli olacaktır. Obama döneminde başkan yardımcılığı görevinde bulunan Biden’ın Suriye ekibinin 2016 öncesindeki ezberlerle mi devam edeceği yoksa mevcut duruma göre hareket edip Obama döneminden farklılık gösterip göstermeyeceği belirsizliğini koruyor. Fakat son kertede bahsi geçen 4 ismin de Beşar Esed’in güvendiği figürler olması, ABD ile ilişkiler anlamında  Şam’ın tercihi odaklı ciddi bir değişim ihtimalinin zor olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Esed’in vereceği kararda Moskova ve Tahran’ın kendilerine daha yakın figürlerin Dışişleri Bakanı olması için yaptıkları kulisler etkili olacaktır. Muallim sonrası yeni Dışişleri Bakanı’nın tayininin Moskova-Tahran rekabeti üzerinden okunması ise dış politikada büyük değişimlerden ziyade, bundan sonraki müzakere inisiyatiflerinde Tahran’ın masada olup olmayacağını belirleyebilir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://syrianobserver.com/EN/news/61962/these-are-the-four-people-in-the-running-to-succeed-walid-al-muallem.html , Erişim Tarihi: 17 Kasım 2020. [2] https://syrianobserver.com/EN/news/61962/these-are-the-four-people-in-the-running-to-succeed-walid-al-muallem.html , Erişim Tarihi: 17 Kasım 2020. [3] https://syrianobserver.com/EN/news/61962/these-are-the-four-people-in-the-running-to-succeed-walid-al-muallem.html , Erişim Tarihi: 17 Kasım 2020.
Rusya,  Suriye’den Venezuela’ya “İnsan Ticareti” Ağı mı Kuruyor?
Suriye’de yaşanan büyük çaplı ekonomik çöküş Suriyelileri geçinme ve hayatta kalma hususunda çaresizce alternatifler aramaya itiyor. Rusya’nın dış politikada bir “aparat” olarak paralı askerlere olan ihtiyacı ise var olan alternatif arayışına arz niteliğinde bir durum yaratıyor. Son dönemde yerel kaynaklardan uluslararası medyaya kadar yansıyan saha raporlarında, muhtelif Rus güvenlik şirketlerinin yerel ve “meçhul” ağlar aracılığıyla ihtiyaç sahibi Suriyelileri paralı asker olarak devşirme yoluna gittikleri belirtiliyor. Libya’da Suriyeli muhaliflerin varlığına paralel olarak sayıca daha kısıtlı bir şekilde Hafter güçlerine destek amaçlı devşirilen rejim yanlısı Suriyelilerin bu yola başvurmalarında mevcut ekonomik şartlar oldukça etkili. Şark’ül Evsat’a konuşan yerel kaynaklar, Rus şirketlerin Gab bölgesinde, kimi iddialara göre aylık 1000 kimi iddialara göre de, 2 bin Amerikan doları ücret karşılığında Libya için milis devşirdiklerini iddia ediyor. Benzer çalışmaların Deyr ez-Zor bölgesinde de yaşandığına dair yerel kaynaklara yansıyan iddialar ise yaşanan ekonomik darboğaz durumunun genç Suriyelilere paralı askerliği bir çıkış yolu olarak gösterdiğine işaret etmekte.[1] Libya’ya paralı asker devşirme çalışmaları iddialarının ardından da bu kez Venezuela iddiaları patlak verdi. Suriyeli gazeteci Tarık Acib’e göre Şam, Tartus, Lazkiye, Humus ve muhtemelen pek çok başka bölgede kimlikleri gizli ve Rus şirketleri adına çalışan çok sayıda unsurun Libya’ya milis devşirme sürecine benzer şüpheli faaliyetlerinde ani bir artış meydana geldi.[2] Acib’in sosyal medya hesabında paylaştığı iddiaya göre devşirilen gençler Venezuela’daki “kamu binalarında” “muhafız” olarak görev yapacaklar.[3] Aylık 4 bin Amerikan Doları maaş ve Venezuela’da oturma iznine sahip olmak, bu muhafız adaylarına sunulan vaatler arasında ön plana çıkıyor. Acib, ayrıca Rus şirketler adına sahada adam toplayan bu karanlık unsurların sadece erkekleri değil kadınları da hedef aldıklarını ve ev işçisi olarak devşirmeye çalıştıklarını iddia etmekte. Buna göre, muhtemelen Venezule yönetiminin önemli isimlerinin konutlarında çalışma karşılığında 1500 Amerikan Doları maaş ve Venezuela’da oturma izni Suriyeli kadın adaylara sunulmakta. Acib’e göre Rus şirketler tarafından devşirilen adaylar 15 Kasım sonrasında Rusya’nın kontrolündeki Humeymim askeri üssünden yapılacak uçuşlarla, Venezuela’ya intikal edecekler. Acib’e göre çaresizlik sebebiyle Rus şirketleri ile “muhafızlık” için sözleşme yapan Suriyelilerin sonlarının, çatışma hattında milis olarak yer almaya dönüşme ihtimali oldukça yüksek. Yerel kaynaklara yansıyan bu şüpheli ve pek çok noktası henüz aydınlanmayan süreçte, şimdiden eğitimler sonucu Venezuela’ya gönderilen muhafız unsurların varlığı da medyaya yansıdı. El-Arabiya’nın Venezuela muhalefet kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Venezuela’ya gelen Suriyeli muhafız birlikler Maduro’nun oldukça yakınındaki isimlerden Sanayi ve Milli Üretim Bakanı Tarık el-Aysami ve ailesinin korumasını yapmakla görevlendirildi.[4] Lübnanlı bir anne ile Suriyeli Dürzi bir babanın oğlu olan Tarık el-Aysami, Maduro yönetimi ve Tahran-Şam-Beyrut arasında köprü vazifesi gören bir figür olarak karşımıza çıkıyor. Babası ve büyük amcasının Irak Baas Partisi ile ilişkileri sebebiyle bölge siyaseti aktörleriyle hayatı boyunca temasta olan el-Aysami, Maduro yönetiminde yükseldikçe bu temasları Venezuela içine taşımış ve ülkede Hizbullah ile iltisaklı şahısların merkezinde olduğu suç ve rant ağları kurdu.[5] Aysami’nin Suriye ve bölgeyle yakın ilişkilerini göz önüne alınca bu iddialar henüz görsel olarak teyit edilmemekle birlikte “olası” gözükmekte. Yakın gelecekte bu konuyla alakalı yeni gelişmelerin medyaya düşmesi ve belki de devşirme süreçlerinin daha aleni uygulanması beklenilebilir.   Ömer Behram Özdemir   [1] https://english.aawsat.com/home/article/2612516/under-guise-russian-companies-%E2%80%98unknown-parties%E2%80%99-recruit-syrians-head-venezuela , Erişim Tarihi: 11 Kasım 2020. [2] https://english.aawsat.com/home/article/2612516/under-guise-russian-companies-%E2%80%98unknown-parties%E2%80%99-recruit-syrians-head-venezuela , Erişim Tarihi: 11 Kasım 2020. [3] https://english.aawsat.com/home/article/2612516/under-guise-russian-companies-%E2%80%98unknown-parties%E2%80%99-recruit-syrians-head-venezuela , Erişim Tarihi: 11 Kasım 2020. [4] https://english.alarabiya.net/en/News/world/2019/09/07/Syrians-arrive-in-Venezuela-to-guard-minister-wanted-by-the-US-Report , Erişim Tarihi: 11 Kasım 2020. [5] https://www.atlanticcouncil.org/in-depth-research-reports/issue-brief/the-maduro-hezbollah-nexus-how-iran-backed-networks-prop-up-the-venezuelan-regime/ , Erişim Tarihi: 11 Kasım 2020.
Biden’ın Yeni Sınavı : Suriye
ABD’de geçtiğimiz hafta gerçekleşen ve sonucunun netleşmesi birkaç gün alan seçimin sonunda Obama döneminin başkan yardımcısı Joe Biden ABD’nin yeni başkanı olacağı görünmektedir.  ABD’deki bu başkan değişikliğinin ABD dış politikasına olası etkileri şimdiden merak konusu. Obama’nın 8 yıllık yönetimi boyunca sağ kolu olan Biden’ın o dönemdeki eylem ve söylemleri ise önümüzdeki 4 yıllık sürede neler beklenebileceğine dair ipuçlarını veriyor. Obama’nın başkan yardımcısı olarak pek çok kez Türk yetkililer ile bir araya gelen Biden, o dönemde ABD ve Türkiye arasındaki muhalefetten, YPG’ye pek çok konuda temaslarda bulunmuştu. Bu temaslarda DEAŞ’a karşı mücadele, YPG’nin ABD ile yakınlaşması, Suriye muhalefetinin desteklenmesi en fazla tartışılan konu başlıkları oldu. Biden’ın başkan yardımcısı olduğu dönemde Türkiye’ye ilettiği ABD görüşleri; sahada bir numaralı önceliğin DEAŞ ile mücadele olduğu ve YPG’nin (Biden’ın ve ABD’li yetkililerin tabiriyle “Suriye Kürtleri”) bu harekatta önemli bir işleve sahip olduğuydu.[1] Ankara o günlerde önce desteklediği muhalif gruplar vasıtasıyla ve devamında da Fırat Kalkanı Harekatı ile doğrudan DEAŞ’a karşı mücadelede ciddi pay sahibi olmuştu. Bununla birlikte Ankara’nın Suriye’deki önceliği bölgede istikrarsızlık ve terörün ana kaynağı olarak gördüğü Esed’in varlığı ve yine Esed’den alan bularak güçlenen ve Türkiye için tehdit oluşturan PKK’nın Suriye kolu YPG idi. Türkiye’nin çekince ve beklentilerini bilen Joe Biden, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Esed rejiminin geleceği ve olası bir rejim değişikliği konulu gündemle görüşmeler gerçekleştirdi.[2] 2013’te Suriye’nin başkenti Şam’da gerçekleşen kimyasal saldırıdan rejimin sorumlu olduğu ve bedel ödemesi gerektiğini daha önce ifade etmiş olmasına[3] karşın çözüme dair askeri yöntemlere kapıyı kapalı tutan açıklamalar da Biden’dan gelmişti.[4] Her fırsatta Türkiye ile ABD’nin müttefikliğine vurgu yapan ve Türkiye’nin endişelerinin haklı gerekçeleri olduğunu dile getiren Biden, buna karşın pratikte Ankara’yı sıkıntı sokan ABD’nin Suriye politikasının sahadaki yürütücülerinden biriydi. YPG ile PKK ayrımına sürekli vurgu yapan Biden Türkiye’nin Suriye içindeki YPG mevzilerini vurması hamlesine karşılık olarak YPG’ye cephede toprak kazanımlarını durdurma çağrısı yapıp, Ankara’dan da bombardımanı durdurmasını talep etti.[5] 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından Türkiye ziyaretinde bulunan Biden’ın ziyaretine eş zamanlı olarak TSK unsurlarının Fırat Kalkanı Harekatı’na başlaması ve TSK’nın YPG ile olası çatışması ihtimali Biden’ın YPG’yi ciddi şekilde uyarması ve YPG’nin bazı mevzilerden çekilmesiyle sonuçlandı.[6] Biden, çatışma ihtimalinin güçlendiği durumlarda YPG’nin geri çekilmesini sağlayacak uyarılar yaparak YPG’nin Türkiye tarafından doğrudan hedef alınmasını uzunca bir süre engelleyebildi. Bu esnada Türkiye’ye ve Suriyeli muhaliflere karşı yaklaşımı görevde bulunduğu Obama yönetiminin Suriye politikası çizgisinden pek farklı olmadı. DEAŞ ile mücadelede YPG odaklı bir çözüm öngören Obama yönetiminin Türkiye ile yaşadıkları gerginlikler ABD medyasında “Türkiye ile DEAŞ arasındaki ilişkiler” temalı haberlerin üretilmesine sebep oldu. Biden ise o dönem Türkiye’yi Esed’in devrilmesi için bölgeye silah ve mühimmat yığarak son kertede DEAŞ’a fayda sağladığı ve yabancı savaşçıları bilinçli olarak bölgeye geçirdiği iddiasıyla suçladı. Türkiye’den gelen sert tepkilerin üzerine Biden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak özür diledi.[7] Şimdilerde ise 4 senelik Trump döneminin ardından Biden bu kez ABD başkanı olarak ABD’nin Suriye politikasında en etkili şahıs olmak üzere. 2021’in Obama dönemi Suriye’sine göre  farkları var. Türkiye, Obama döneminin son aylarında başladığı Fırat Kalkanı Harekatını tamamladıktan sonra Afrin ve Rasulayn-Tel ile Abyad bölgelerinde doğrudan YPG unsurlarına karşı kara harekatlarında bulundu. Ayn el-Arap bölgesi hariç olarak Cisr eş-Şugur’dan Rasulayn’a kadar Türk askeri unsurları Suriye sahası içerisinde yer alıyor. DEAŞ ise alan hakimiyeti sağlayacak güçten uzakta ve 2016’ya göre en azından şimdilik daha az tehlikeli. YPG ise uluslararası alanda maddi ve diplomatik destek hususunda sorun yaşamazken artık 2016 YPG’sinin aksine “dokunulmaz” bir imaja sahip değil. 4 senede sahada yaşanan bu büyük değişimlerin Biden yönetiminin Suriye politikasına nasıl etki edeceği bir muamma. Lakin Biden yönetiminin Obama döneminde “kalınan yerden aynı şekilde devam etmesinin” pratikte oldukça zor olduğu aşikar. Ömer Behram Özdemir   [1] https://www.businessinsider.com/afp-biden-erdogan-seek-to-ease-narrow-differences-on-syria-2014-11 , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020. [2] https://www.voanews.com/europe/biden-erdogan-discuss-syrian-regime-change , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020. [3] http://edition.cnn.com/2013/08/27/world/meast/syria-civil-war/index.html , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020. [4] https://news.yahoo.com/biden-rules-military-solution-syria-111739848.html?guccounter=1&guce_referrer=aHR0cHM6Ly93d3cuZ29vZ2xlLmNvbS8&guce_referrer_sig=AQAAAKkqiEW4tblg8lzhQZmOXfja5UNkRkNbubFEBPzbI9KchOIdZbPOBElwKFZqJ65CwolRfBIeOYOpZEYV72Ig_YbHibt85Q19xu8zSPJbmS8GXO5QCYpjHKrF_QI-8Imi8SJTDAyG7NZUWHrm7Ya9IafgeJcknDANSElzFtNoqew_ , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020 [5] https://www.cnnturk.com/dunya/abd-baskan-yardimcisi-bidendan-turkiyeye-ypg-cagrisi , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020. [6] https://www.nbcnews.com/news/world/kerry-tells-turkey-syrian-kurds-are-retreating-officials-n637661 , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020. [7] https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/10/141004_biden , Erişim Tarihi: 8 Kasım 2020.
ENKS & PYD Görüşmeleri: Müzakereler Durma Noktasında
Suriye’nin güneyinde ve İdlib’de düşük yoğunluklu çatışmalar devam ederken Fırat’ın doğusunda gündem yine PYD-ENKS müzakereleri oldu. ABD’nin arabuluculuğu ile masaya oturan tarafların başta Roj Peşmergeleri’nin Suriye’ye dönüşü ve Esed rejimi ile ilişkiler, olmak üzere pek çok konuda var olan fikir ayrılıklarında henüz bir mutabakat sağlayamadı. 2020 Nisan’dan bugüne kadar süren görüşmeler, Kasım 2020 itibariyle yine sonuçsuz kalacağı görünüyor. Görüşmelerdeki başarısızlığın üzerine, ENKS tarafı IKBY yönetimiyle fikir paylaşımı için bölgeye bir heyet gönderdi.[1] Taraflardan gelen açıklamalar mutabakata varılamama hususunda birbirinden farklı sebepleri vurgulamakta. ENKS’ye yakın kaynaklar, PYD blokunu (PYNK) suçlarken bu bloğun görüşmeleri, oldu bittiye getirerek hızlı bir şekilde mutabakat ilanında bulunmak istediklerini dile getirmekte.[2] Şark’ül Evsat’a konuşan ENKS’ye yakın kaynaklara göre, idare ve güvenlik başta olmak üzere fikir ayrılıkları olan konu başlıklarının tümünde mutabakata varılmadan herhangi bir anlaşma ilanı yapmayıp beklemek tercih ediliyor. Yine Şark’ül Evsat’a konuşan kaynaklara göre, görüşmeler durdu. Kaynaklar bu gelişmenin sebebi olarak ABD’nin görüşmelerdeki yetkilisi büyükelçi William Robak’ın Washington’a dönüşü ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın henüz Robak’ın yerine ABD’nin kuzey ve doğu Suriye’deki temsilcisini belirlememiş olmasını göstermekte. ABD’nin arka çıkması ve garantörlüğünün hayati önemde olduğu görüşmelerde, ABD kaynaklı bir yavaşlamanın zaten pek iyi gitmeyen görüşmeler üzerindeki etkisi olağan. ABD’nin bölgede görüşmelerin devamını sağlayacak bir temsilci belirlemesinin teknik bir mesele olduğu düşünülürse asıl sorunun iki taraf arasında bir türlü orta nokta bulunmaması olduğu aşikar. Gazeteci ve araştırmacı Rena Netjes’e konuşan ENKS yetkilileri Roj Peşmergeleri’nin geleceği ve PYD’nin Kandil ile bağının koparılması konularında en ufak bir gelişme olmamasını mevcut sonucun başlıca sebepleri arasında saydı.[3] ENKS’nin süreçle alakalı eleştirilerinin hedefinde olan PYD ve yandaşları ise sert bir şekilde müzakerelerin başarısızlığını ,ENKS’ye ihale etmekte. ENKS Dış İlişkiler Komitesi üyesi ve yapının önemli isimlerinden İbrahim Biro[4] beş ana konu başlıkta (“eğitim, zorunlu askerlik, tutuklular, sosyal sözleşme ve PKK varlığı”) PYD ile anlaşılamaması durumunda mutabakat olmayacağını dile getirirken, Roj Peşmergeleri’nin bölgeye dönmesi gerekliliğini de dile getirdi. Buna karşın PYD’ye yakın kaynaklar ise çözüm için yapıcı davranan tarafın kendileri olduğunu, ENKS’nin ise yapıcılıktan uzak tavrına ek olarak Türkiye ve SMDK ile geçmişte var olan yakın ilişkilerinin de şüpheli olduğunun altını çizmekteler.[5] Yine PYD’ye yakın yapılardan ENKS’nin PYD’nin bölgedeki eğitim politikasına karşı eleştirileri de nasibini aldı. PYD yanlısı TEV-ÇAND hareketi ENKS’nin bu eleştirilerini “işgalci Türk ve İran devletlerinin ağzını kullanarak Kürt dilinden rahatsız olmak” olarak nitelendirdi.[6] ABD’nin kısmen ortalıkta görünmediği bir dönemde müzakerelerin durması, ENKS’nin IKBY’ye heyet göndermesi ve aynı günler içerisinde PKK’nın Kuzey Irak’ta Peşmerge unsurlarına saldırması hadiseleri, ABD’nin ciddi varlığı ve müdahalesi olmaksızın iki tarafın anlaşmasının mümkün gözükmediğini ve hatta olası bir çatışmanın Irak-Suriye kuzey hattına bir anda sirayet edebileceğini göstermekte. Müzakerelerin başarısız olmasında göze en fazla çarpan ve güvenlik ile alakalı başlıklardaki (Roj Peşmergeleri ve PKK’nın varlığı) sorunlar ise ABD’nin, taraflardan herhangi birine dayatmasıyla bile çözülemeyebilir. Görüşmelerin geldiği noktada PYD kendini görüşmelerdeki iki eşit taraftan biri olmak yerine ENKS’den daha üstün şekilde konumlandırmakta. Görüşmelerin ilk etabında PYD tarafından yapılan yoğun “birlik” propagandası, acele bir şekilde “anlaşma” duyurma hevesi ve ABD’nin masadan ayrıldığı ilk anda yaşanan tıkanma PYD açısından bu sürecin PR amaçlı kullanıldığını işaret etmekte. Ayrıca “birlik” oluşturma amacından ziyade “birlik arayışında olmak” imajının önemli olduğunu göstermekte. Ömer Behram Özdemir [1] https://www.tgrthaber.com.tr/dunya/enks-ypg-pkk-muzakerelerinden-sonuc-cikmadi-2751494 , Erişim Tarihi: 3 Kasım 2020. [2] https://syrianobserver.com/EN/news/61515/intra-kurdish-dialogue-reaches-dead-end.html , Erişim Tarihi: 3 Kasım 2020. [3] https://twitter.com/RenaNetjes/status/1322988801799655424 [4] Bir dönem ENKS liderliğini de yapan Yekiti hareketi üyesi Biro Suriye’den PYD’nin baskısı sonrası çıkmak durumunda kaldı ve halen Irak’ın Erbil şehrinde bulunmakta. Esed rejimine muhalif olarak konumlanan Biro pek çok kez Esed rejimi tarafından gözaltına alındı. [5] https://mezopotamyaajansi.com/tum-haberler/content/view/113911 , Erişim Tarihi: 3 Kasım 2020. [6] http://www.hawarnews.com/tr/haber/tev-cand-enks-isgalcilerin-talebini-dile-getiriyor-h32735.html , Erişim Tarihi: 3 Kasım 2020.
Esed ve Rusya Yardım Çalışanlarını Hedef Alıyor
Yaşanan büyük trajedi sebebiyle insani yardım müesseseleri ve onların gönüllülerinin en yoğun mesai yaptıkları ülkelerin başında gelen Suriye’de, iç savaş boyunca yardım kuruluşlarını ve çalışanlarını hedef alan çok sayıda saldırı gerçekleşti. 2011-2019 arası dönemde dünyadaki çatışma bölgelerinde insani yardım çalışanlarına en fazla saldırının gerçekleştiği 3. ülke konumundaki Suriye’de geçtiğimiz sene saldırılar viters arttırdı. Aid Worker Security veri tabanına göre, 2019’da insani yardım görevlilerinin etkilendiği 254 saldırı gerçekleşti.[1] 2018’de gerçekleşen 47 saldırının ardından 2019’da böylesi dikkat çekici bir sıçrama özellikle rejim ve müttefiklerinin hedef gözetme stratejileriyle doğrudan alakalı. 2019’da çatışma bölgeleri arasında söz konusu saldırılarda listenin en tepesine çıkan Suriye’de, o dönemde 36 insani yardım görevlisi yaşamını yitirdi. Aid Workers Security’nin 2020’de yayınladığı raporda, bu kayıpların gerçekleştiği saldırıların ekseriyetle hava saldırıları, top ve havan atışları ve  patlayıcı kullanılan saldırılar olduğu belirtildi.[2] Hava saldırılarından anlaşılacağı üzere bu saldırıların önemli bir kısmı rejim ve Rusya’ya bağlı güçler tarafından gerçekleşti. Rejim ve Rusya tarafından 3 taraftan kuşatılan İdlib ve çevresinde yaşanan bu kayıplarda tarafların “art niyetli” olduğuna dair yetkililer görüş bildirdi. Ürdün’ün başkenti Amman’da bulunan Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin sözcüsü David Swanson, Syria Direct’e verdiği beyanatta, İdlib ve çevresindeki insani yardım çalışanlarının sadece taraflar arası çatışmada iki ateş arasında kalmadıklarını aynı zamanda “hedef alındıklarını” vurguladı.[3] HRW ve Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınladığı veriler Esed rejimi ve Rusya’nın İdlib’i hedef alan saldırılarında bölgenin altyapısını özellikle de sağlık sistemini hedef aldığını göstermekte. Hastaneler ve kliniklerin vurulduğu bombardımanlara ek olarak ambulanslar ve arama kurtarma ekiplerinin de hedef alındığı görülmekte. Literatürde “double-tap” olarak bilinen Çifte Vuruş tarzı saldırılar arama kurtarma ekipleri ve sağlık çalışanların en yoğun kayıp verdiği eylemler oldu. Aynı bölgenin kısa aralıklarla iki kez vurulması, bölgeye intikal eden ve yaralılara müdahale etmek isteyen görevlilerin de ikinci saldırıda vurulması olarak özetlenebilecek bu saldırılarda, “Beyaz Baretliler” başta olmak üzere çok sayıda insani yardım çalışanı yaşamını yitirdi. Uluslararası kamuoyunda dönem dönem yükselen tepkileri dindirmek adına Esed rejimi ve Rusya’nın bölgedeki insani yardım elemanlarını “terörist unsurlar” olarak lanse etmeleri, failler açısından eylemin bir nevi kabulü manasına da gelmektedir.  Seneler boyunca gerek Rus medyası ve hükümetine bağlı kurumlar ile gerekse  Rusya destekli olduğu düşünülen sosyal medya hesapları vasıtasıyla Beyaz Baretliler başta olmak üzere muhalif bölgelerdeki insani yardım çalışanları “el-Kaide” ve “DEAŞ” ile bağa sahiplermişcesine etiketlenerek organize bir algı harekatına maruz kaldı.[4] Rusya ve rejimin insani yardım unsurlarını hedef almasına dair ciddi uluslararası tepki noksanlığı ise kayıpların ivmelenerek artmasına sebep oldu. DEAŞ tarafından vahşice katledilen insani yardım çalışanları Peter Kassig ve David Haines’in ölümlerinin yarattığı büyük öfke ve tepkinin Rusya ve Rejim tarafından katledilenlere gösterilmemesinde bu çalışanların ekseriyetinin Suriyeli olmaları ne derece etkilidir bu muamma. Lakin bu saldırılara tepki verilmemesine paralel olarak kayıpların daha da artacağını söylemek mümkün. Ömer Behram Özdemir [1] https://syriadirect.org/news/syria-is-the-deadliest-place-for-aid-workers-and-there-is-little-hope-for-change/ , Erişim Tarihi: 1 Kasım 2020. [2] https://syriadirect.org/news/syria-is-the-deadliest-place-for-aid-workers-and-there-is-little-hope-for-change/ , Erişim Tarihi: 1 Kasım 2020. [3] https://syriadirect.org/news/syria-is-the-deadliest-place-for-aid-workers-and-there-is-little-hope-for-change/ , Erişim Tarihi: 1 Kasım 2020. [4] “How Syria's White Helmets became victims of an online propaganda machine” , https://www.theguardian.com/world/2017/dec/18/syria-white-helmets-conspiracy-theories , Erişim Tarihi: 1 Kasım 2020.