Analiz
IŞİD’in Rakka’da YPG’ye Karşı Düzenlediği Bombalı Araç Saldırıları Halid Abdurrahman  
Analiz / Suriye Gündemi Rakka kentine yönelik ABD destekli Fırat’ın Gazabı operasyonu YPG/PKK güçlerinin öncülüğünde devam etmekte. Kent merkezine yönelik saldırının başladığı Haziran ayı başından bu yana IŞİD ile YPG güçleri arasında çok fazla “sıcak temas” yaşandığını söylemek pek mümkün değil. Belli aralıklarla iki taraf arasında çatışmalar yaşansa da Rakka kentinde Musul’da olduğu gibi sürekli bir sıcak çatışma söz konusu olmadı. YPG’nin Rakka kent merkezinde ilerlemek istediği bölgeyi ABD desteğiyle yoğun kara bombardımanına tutması, IŞİD ile bir çatışma ortamı yaşanmasına pek müsaade etmiyor. Kentten haber aktarımı yapan kaynakların bildirdiğine göre, ABD’nin gerçekleştirdiği hava saldırılarından sonra IŞİD’i kentte en fazla zorlayan YPG’nin kara bombardımanları. Kaynaklar her ne kadar kara bombardımanlarını genel olarak YPG güçlerinin gerçekleştirdiğini ifade etse de bölgede ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından da kara bombardımanı düzenlendiğine ilişkin bilgiler mevcut. Rakka’da savaşan her iki tarafın da propaganda kanallarınca sıcak çatışmayı gösteren görüntüler servis etmemesi bir anlamda sahadaki durumu daha iyi özetlemekte. Özellikle YPG’nin propaganda kanalları ve bölgede YPG mensubu “yabancı savaşçılar” tarafından sosyal medyada servis edilen görüntüler incelendiğinde, kentin sıcak çatışmalardan ziyade konvansiyonel ağır silahlar ve hava saldırılarıyla hedef alındığı görülmekte. YPG’nin Rakka’da izlediği askeri taktiği özetleyecek olursak, ABD ile YPG güçlerinin oldukça koordineli bir şekilde hareket ettiğini söyleyebiliriz. ABD, YPG güçlerini neredeyse kendi kara kuvvetlerini yönetir gibi yönetiyor. Yani başarılı diyebileceğimiz bir entegrasyon ile ilerleme durumu söz konusu. Kontrol altına alınmak istenen bölge, ABD öncülüğündeki koalisyon uçakları tarafından yoğun bir şekilde hedef alınıyor ve ABD’nin “kara gücü” olarak da nitelendirebileceğimiz YPG güçleri, hava saldırısı sebebiyle IŞİD savaşçılarının çekildiği bu bölgeleri kontrol altına alıyorlar. Kontrol altına alınmak istenen bölge sadece hava saldırılarına maruz kalmıyor. ABD’nin YPG güçlerine sağladığı ağır silahlar ile de hedef bölge yoğun bir bombardımana tutuluyor. Yerel kaynaklar YPG’nin bir mahalleyi hedef alan ağır silah atışlarından yüzlerce mermi kullandığını ifade ediyorlar. Tabii ki tüm bu hava ve kara bombardımanları genellikle “gelişigüzel” olarak yapıldığından kentte çok fazla sivil kaybı yaşanıyor. Yine ABD’nin kentte belli özel hedeflere yönelik spesifik  hava saldırıları düzenlediği de oluyor. Ancak düzenlenen hava saldırılarının çok büyük bir kısmı kentteki meskun mahallere yönelik gerçekleştiriliyor. IŞİD’in bu saldırılar karşısında yarı-konvensiyonel ve asmetrik savaş taktikleri benimserken, kent merkezine yönelik saldırının başladığı ilk günlerde daha çok top atışları ve keskin nişancı saldırıları ile karşı taraf üzerinden bir baskı kurmaya çalıştı. Son günlerde ise IŞİD’in kentteki YPG hedeflerine yönelik bomba yüklü araç saldırılarını arttırdığı görülüyor. Fırat’ın Gazabı operasyonu dahilinde kent merkezine yönelik saldırının başladığı ilk günlerde de IŞİD tarafından bomba yüklü araç saldırıları düzenlenmiş olsa da, son günlerde düzenlenen saldırıların sayısı ilk günlere göre oldukça fazla. Bombalı araç saldırıları konusunda IŞİD’in Musul’da izlediği taktik ile Rakka’da izlediği arasında bir kıyas yapılacak olursa IŞİD, Musul’da Bağdat hükümeti güçlerine yönelik özellikle zırhlı araçlarını da hedef alan çok sayıda bombalı araç saldırısı düzenledi. Hatta çoğu bombalı araç saldırısı hükümet güçlerinin zırhlı birliklerine yönelik yapıldı. Rakka’da ise şimdiye kadar Musul’a kıyasla çok az sayıda düzenlenen bomba yüklü araç saldırılarında YPG güçlerinin konuşlu olduğu düşünülen  mevziler, binalar ve bu tarz yapılar hedef alındı. Fırat’ın Gazabı operasyonu ile Musul operasyonu arasında askeri açıdan önemli farklar var. Burada Rakka ile Musul kıyası yapılması, konuyu biraz daha anlaşılabilir kılmak adınadır. Musul operasyonu kendi başına ayrıca işlenmesi gereken bir konudur. Musul operasyonunun ikinci ayında IŞİD, Irak güçlerine yönelik 90’ın üzerinde bombalı araç saldırısı düzenlemiştir. Örgütün Rakka’da düzenlediği bombalı araç saldırılarının sayısına bakılıp kentin izolasyon süreci (Fırat’ın Gazabı ismiyle Rakka kent merkezine yönelik başlatılan operasyonun ilk aşaması olan izolasyon süreci 6 Kasım 2016 tarihinde ABD destekli YPG güçleri tarafından başlatılmıştı) de dahil edilecek olursa, yaklaşık 9 aylık süre içinde Musul’da 1 ayda düzenlenen bombalı araç saldırılarından daha az olduğu görülecektir. Rakamlara bakıldığında, IŞİD’e bağlı propaganda organlarınca haftalık olarak servis edilen “Al-Naba” gazetesinin geçtiğimiz günlerde yayınlanan sayısında örgüt Rakka kentinde düzenlediği saldırılar ve YPG güçlerinin kayıpları ile ilgili rakamlara yer verdi. IŞİD kaynaklarınca Al-Naba gazetesinde yayınlanan infografik: Örgütün propaganda kaynaklarının iki aylık olduğunu ifade ettiği (3 Ramazan – 3 Zilkade) rakamlara göre, belirtilen süre içinde Rakka’da yaşanan çatışma ortamında 190’ı keskin nişancı saldırılarıyla olmak üzere, 853 YPG unsuru ölmüş 300’den fazlası da yaralanmış. Yine belirtilen süre dahilinde YPG’ye ait 40 askeri araç tahrip edilmiş ve 37 el yapımı patlayıcı (EYP) saldırısı düzenlenmiş. Örgütün servis ettiği rakamların içinde bombalı araçlar ile ilgili kısma gelindiğinde, IŞİD burada bombalı araç saldırıları ile ilgili fazla detaya girmemiş. İki aylık sürede 43 canlı bomba saldırısının düzenlendiğinin ifade edildiği infografikte patlayıcı yelek ve bomba yüklü araç gibi ayrıntılara yer verilmemiş. Sadece 43 canlı bomba saldırısının içinde “ingımasi” olarak ifade edilen sızma yönteminin de kullanıldığı belirtilmiş. Bu sızma saldırılarında savaşçıların üzerlerinde patlayıcı kemer veya yelek taşıdıkları biliniyor. IŞİD’in Rakka kenti ve çevresinde YPG güçlerine yönelik düzenlediği bomba yüklü araç saldırılarında dikkat çeken bir ayrıntı, saldırıların oldukça kolay bir şekilde gerçekleştirildiği. IŞİD tarafından YPG güçlerinin konuşlu olduğu ifade edilen yapılar, kolay bir şekilde bomba yüklü araçlarla hedef alınıyor. Örgütün propaganda kanallarının servis ettiği görüntüler incelendiğinde, YPG’nin bölgedeki güvenlik önlemlerinin neredeyse yok denilecek seviyelerde olduğu görülmekte. IŞİD’in Rakka’da düzenlendiği bombalı araç saldırılarına ait görüntüler: Aşağıdaki bombalı araç saldırısına ait görüntüler 8 Haziran günü IŞİD propaganda kanallarınca servis edilmiştir. Örgütün açıklamasına göre saldırı, Rakka kent merkezinin doğusundaki Meşleb bölgesinde YPG unsurlarının konuşlu olduğu bir yapıya yönelik düzenlenmiştir. Görüntülerde YPG güçlerinin konuşlu olduğu ifade edilen yapı kırmızıyla, IŞİD’e ait bomba yüklü araç ise yeşil renk ile belirtilmiştir.  Aşağıdaki görüntü ise IŞİD’in propaganda kanallarınca 22 Haziran günü servis edilmiştir. Örgüt aşağıdaki saldırı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Rumaniye (Rakka’nın batısında bulunuyor) bölgesi çevresinde PKK topluluğuna yönelik düzenlenen istişhadi saldırısı” ifadeleri kullanılmakta. Burada IŞİD’in yayınladığı açıklamalarda YPG ismi yerine PKK’yı kullandığını belirtmekte fayda var. IŞİD uzun bir süredir propaganda kanallarınca yaptığı açıklamalarda YPG ismini kullanmıyor. Aşağıdaki görüntülerde ise, IŞİD propaganda organlarının 30 Temmuz 2017 tarihinde Rakka ile ilgili yayınladığı yaklaşık yarım saatlik filmde yer alan bir bomba yüklü araç saldırısı görülmekte. Bu bomba yüklü araç saldırısı örgüt tarafından daha önce (23 Haziran 2017 tarihinde) sadece fotoğraf olarak servis edilmişti. IŞİD’in açıklamasına göre saldırı, Rakka kenti batısındaki Cezra bölgesinde konuşlu YPG güçlerine yönelik gerçekleştiriliyor.   Yukarıdaki üç karede yeşil ile işaretlenmiş bomba yüklü araç takip edildiğinde YPG’nin merkez olarak kullandığı yapının içine rahatça giriş yaptığı görülmekte. Saldırının video kayıtları incelendiğinde bomba yüklü aracın infilak ettiği noktanın YPG güçlerinde aktif olarak kullanılan bir merkez olduğu anlaşılmakta. Aşağıdaki resimde ise bomba yüklü araç saldırısını gerçekleştirdiği ifade edilen, Ebu Muhammed El Özbeki isimli (Muhtemelen Özbekistan vatandaşı) IŞİD savaşçısı. IŞİD kaynaklarınca servis edilen aşağıdaki görüntülerde, Rakka kent merkezi doğusundaki Bab Bağdat bölgesi yakınlarında YPG güçlerine ait iki askeri merkezin hedef alındığı ifade ediliyor. (Görüntüler IŞİD kaynaklarınca 5 Temmuz tarihinde servis edilmiştir.) Görüntülerde YPG güçlerinin konuşlu olduğu ifade edilen iki askeri merkez kırmızıyla, bomba yüklü araç ise yeşil renkle belirtilmiş.  IŞİD’in Rakka kentinden servis ettiği bomba yüklü araç saldırılarına ait görüntüler incelendiğinde, YPG güçlerinin çok kolay bir şekilde hedef olduğu görülüyor. Görüntüler incelendiğinde, YPG güçlerinin bomba yüklü araçlara karşı yolları kapatarak birtakım tedbirler almaya çalıştığı görülüyor. Ancak bunların hiçbiri yeterli değil. YPG’nin bomba yüklü araçlar konusunda elle tutulur askeri tedbirler alabilmesi için daha fazla tecrübe yaşaması gerekiyor. IŞİD’in bomba yüklü araçları konusunda oldukça tecrübeli olarak sayabileceğimiz Irak güçleri dahi bomba yüklü araçlara karşı tam bir önlem sağlayabilmiş değil. Bomba yüklü araç saldırılarının biraz daha teknik boyutuna değinecek olursak, IŞİD’in bu konudaki tecrübeleri Irak’taki eski dönemlerine dayanıyor. Örgüt zamanla bu saldırı şeklini çok daha etkili bir şekilde kullanmaya başladı. Özellikle Irak’taki savaşın son dönemlerine gelindiğinde IŞİD bomba yüklü araçları daha farklı bir teknik ile kullanmaya başladı. Çok fazla teknik ayrıntıya girmeden belirtmek gerekirse, örgüt daha az patlayıcı ile daha fazla hasar verebilecek birtakım teknikler üzerinde kendisini geliştirdi. Yine örgüt drone teknolojisini kullanarak bomba yüklü araçlarla gerçekleştirdiği saldırıları koordine edebilmekte. Bu teknikler ile bomba yüklü araç saldırılarının daha sofistike hale geldiğini söylemek mümkün. Sonuç olarak, IŞİD’in elindeki en etkili silah olarak görülen bomba yüklü araç saldırıları önlenmesi en zor saldırı şekilleri arasındadır. Bu sebeple Fırat’ın Gazabı operasyonundaki YPG güçlerinin IŞİD’in bomba yüklü araç saldırılarını önleyememesi bir bakıma normal bir durumdur. Nitekim Irak güçlerinin IŞİD ile girdiği çatışmalar ve IŞİD’in düzenlediği karşı saldırılar incelendiğinde örgütün bomba yüklü araçları etkili bir şekilde kullandığı görülmektedir. Şüphesiz bu konuda alınabilecek oldukça etkili askeri tedbirler bulunuyor. Ancak bu tedbirleri sahada biraz daha geri planda durarak uygulamak mümkün. Eğer YPG güçleri gibi cephe hattının ön tarafında tutuluyorsanız bu saldırılarla her an karşılaşma riskiniz var demektir. ABD güçleri dahi zamanında Afganistan ve Irak’ta çok fazla karşı karşıya kaldığı bu saldırı şekline karşı tam anlamıyla bir çözüm bulabilmiş değil. Ancak sahada edinilen tecrübelerin yine sahaya aktarımı konusunda ABD güçlerinin daha fazla çaba içinde olduğunu söylemek mümkün. Son olarak eklemek gerekirse, IŞİD’in bombalı araç saldırılarının tamamının başarılı olduğunu söylemek yanlış olur. Karşı tarafın da aldığı askeri savunma tedbirleri göz önünde bulundurulduğunda IŞİD’in etkisiz hale getirilmiş bombalı araç saldırıları bulunmaktadır. Bazı bomba yüklü araç saldırılarında ise aracın hedefe ulaşamadan “teknik arıza” olarak da nitelendirebileceğimiz sebepler ötürü patladığına dair kayıtlar bulunmakta. Bombalı araçların hedeflerine ulaşamaması, saldırının “başarısız” olması konusu ayrı bir analiz gerektirirken,  bomba yüklü araç saldırıları ile ilgili yazılabilecek çok daha fazla ayrıntı bulunmakta. Yazıda genel hatları ile IŞİD’in Rakka’daki bu saldırı tekniğine değinilmeye çalışılmıştır. Önümüzdeki dönemler de Irak ve Suriye gibi çatışma bölgelerinde devlet dışı silahlı aktörlerin bombalı araç saldırıları düzenlemeye artarak devam edeceği, başta devlet otoritelerinin ve yine devlet dışı silahlı aktörlerin bu tip saldırılara yönelik savunma metotları geliştirmeye çalışacağı öngörülebilir.  Türkiye’nin de özellikle Bab kentinde maruz kaldığı bu tip saldırılara yönelik savunma sistemleri ve askeri taktikler geliştirme ihtiyacı söz konusudur.
IŞID’in Şehir Savaşı: “Keskin Nişancılar” Halid Abdurrahman  
Analiz / Suriye Gündemi ABD, ana omurgasını PKK’nın Suriye kolu olan YPG güçlerinin oluşturduğu “Suriye Demokratik Güçleri” ile 6 Kasım 2016’da Rakka Operasyonu’nu başlatmıştı. “Fırat’ın Gazabı” ismiyle başlatılan operasyonun ilk aşamasında kent merkezinin etrafındaki kırsal bölgelerin IŞİD’ten izole edilmesi hedefleniyordu. YPG, operasyonun izolasyona dayalı ilk aşamasında ABD’nin sağladığı yoğun hava desteği ile hızlı bir ilerleme kaydetmiş olsa da çok fazla zayiat verdi. Rakka kentinin çevresinde hızlı bir ilerleme kaydeden örgüt, ardından kentin batısındaki Tabka kasabasına yöneldi. Fırat’ın karşı tarafına geçen YPG güçleri Mart ayının sonuna gelindiğinde Tabka kasabasını tamamen kuşatmaya almış durumdaydı. Tüm bu süreçte ABD’ye ait Apache saldırı helikopterleri ve A-10 savaş uçakları örgüte yoğun olarak destek sağladı. Ayrıca ABD kuvvetleri ile birlikte Tabka kenti kırsalına helikopterlerle örgüt savaşçıları nakledildi. Önce Tabka Havaalanı ardından da Tabka barajının kontrol altına alınmasıyla kasabanın tamamının YPG güçlerinin kontrolüne geçmesi sağlandı. Mayıs ayında Tabka kasabasının YPG güçlerinin kontrolüne geçmesinin ardından, doğuya doğru ilerleyen güçler, Rakka kentini güneyden kuşatma altına almaya başladı. Ardından gelen hamlede ise, Fırat’ın Gazabı operasyonu dahilinde Rakka kent merkezine yönelik saldırıya geçildi. YPG güçleri ABD’nin desteği ile Rakka kent merkezine birkaç koldan aynı anda saldırı başlattı. Saldırı ABD’nin hava, YPG’nin ise topçu atışlarıyla desteklenmekteydi. Şu an gelinen noktada ise, birkaç koldan kent merkezine yönelik başlatılan saldırı IŞİD’in belli oranda gösterdiği direniş yüzünden ağır bir şekilde ilerliyor. Bu ağır ilerleyişin bir diğer sebebinin de ABD öncülüğündeki koalisyon uçaklarının Rakka kent merkezine yönelik gerçekleştirdiği hava saldırılarında meydana gelen sivil kayıpları olduğu düşünülüyor. ABD öncülüğündeki koalisyonun bölgeye düzenlediği hava saldırılarında ölen sivillerin kamuoyunda gündeme gelmesi, ABD’yi belli oranda operasyonu biraz daha ağırdan almaya sevk etti. Rakka kent merkezine yönelik başlatılan operasyon askeri olarak biraz daha geniş açıdan ele alınacak olursa, kent merkezinde çok sıcak çatışmaların yaşandığı söylenemez. ABD tarafından oldukça güçlü bir hava gücü ile desteklenen YPG güçleri, savaş uçaklarının hava saldırılarından sonra, IŞİD’in geri çekildiği bölgelerde ilerleyip kendi kontrol alanlarını oluşturmaktalar. Kent merkezinde sıcak çatışmaların yaşanmaması, askeri yapısı gereği IŞİD’i farklı saldırılar düzenlemeye sevk ediyor. Sıcak çatışmalarda rahat hareket etme imkânı bulamayacak olan IŞİD, şu anki ‘‘çatışmasız’’ ortamı iyi bir şekilde değerlendiriyor. Bunu, YPG güçlerine karşı düzenlediği bomba yüklü araç ve keskin nişancı saldırıları ile yapmakta. Bu iki ana saldırının yanında IŞİD, kentin belli bölgelerinde YPG unsurlarının konuşlu olduğu yapılara yönelik top atışları da gerçekleştiriyor. Konvansiyonel olmayan askeri taktiklerle saldırılar düzenleyen birçok örgüt, Fırat’ın Gazabı operasyonunda olduğu gibi kent merkezinde geçen çatışmalarda ağırlıklı olarak keskin nişancı saldırıları düzenler. IŞİD de Rakka kent merkezinde tam olarak bunu yapmakta. Kent merkezlerinde düzenlenen keskin nişancı saldırılarında, saldırılarda kullanılacak silahın çok fazla teknik özelliğe sahip olması gerekmez, atıcının da çok profesyonel olması şartı aranmaz. Atışlar kısa mesafeden yapılacağı için; silahın doğru bir şekilde sıfırlanmış olması, mesafenin doğru bir şekilde tayin edilmesi ve atışı yapacak kişinin daha önce birkaç atış yapmış olması ‘‘başarılı’’ bir atış için yeterlidir. Çok fazla sıcak çatışmanın yaşanmadığı Rakka kent merkezinde IŞİD’in YPG unsurlarına karşı düzenlediği üç ana saldırı bulunuyor. Bunlardan ilki ve en etkili olanı bomba yüklü araçlar. İkincisi, karşı taraf üzerinde en az bomba yüklü araç saldırıları kadar etki bırakan keskin nişancı operasyonları. Üçüncüsü ise YPG unsurlarının konuşlu bulunduğu yapılara düzenlenen ağır silah atışları. Rakka kent merkezine yönelik saldırı başladığından bu yana, YPG kaynakları da dahil bölgedeki yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre IŞİD oldukça fazla keskin nişancı saldırısı düzenlemekte. Bu, üzerinde çok fazla şaşırılacak bir durum değildir. IŞİD’in de kendi propaganda kanalları üzerinden yayınladığı görseller ve açıklamalar incelendiğinde, bölgede keskin nişancı saldırılarının yoğun bir şekilde sürdüğü anlaşılıyor. Örgütün geçtiğimiz günlerde Rakka kent merkezinde düzenlenen keskin nişancı saldırıları ile ilgili yayınladığı propaganda filminde her ne kadar propaganda olsa da çarpıcı bilgiler veriliyor. Sahadan takip edilebildiği kadarı ve IŞİD kaynaklarının aktardığı rakamlar karşılaştırıldığında genel kanı IŞİD’in keskin nişancı saldırıları üzerinde yoğunlaşmış olduğunu gösteriyor. Nitekim bu tür askeri operasyonlar maliyet açısından da incelendiğinde oldukça masrafsızdır. Ayrıca düşman üzerinde bıraktığı psikolojik etki de azımsanamayacak boyutlardadır. Şöyle ki sahada ilerlemekte olan askeri bir tim üzerine yapılacak bir keskin nişancı atışı isabetli olmasa dahi, yerine ve şartlara göre, timin ilerleyişini durdurabilir ve geri çekilmelerine sebep olabilir. IŞİD’in Rakka kent merkezinde düzenlediği keskin nişancı saldırıları askeri açıdan biraz daha geniş olarak ele alındığında, örgütün bu saldırılar konusunda oldukça kararlı olduğunu söylemek mümkün. Nitekim IŞİD’in geçtiğimiz günlerde keskin nişancı saldırıları ile ilgili yayınladığı bir propaganda filminde bu kararlılığın ne seviyede olduğu belli edilmeye, kamuoyu üzerinde etki bırakılmaya çalışılmış. Filmde konuşan bir IŞİD savaşçısı, ‘‘Düşmanın her hareketini takip ediyoruz.’’ diyerek, keskin nişancı saldırılarındaki ‘‘üstünlüklerini’’ ifade etmeye çalışmış. Propaganda filminin giriş kısmında konuşan ‘‘Zeyd El Azeri’’ isimli IŞİD savaşçısı, (muhtemel Azerbaycan vatandaşı) Rusça olarak yaptığı konuşmada bölgede düzenlenen keskin nişancı saldırıları hakkında bilgilendirmeler yapıyor. Keskin nişancılık konusunda ‘‘uzman’’ bir kişi olduğu ima edilmek istenen IŞİD savaşçısı, sözlerinin ilerleyen kısımlarında ‘‘düşmanın her hareketini takip ediyoruz’’ cümlesini kullanıyor. IŞİD’in Rakka ile ilgili servis ettiği propaganda filminde konuşan bu kişi, konuşmasını Rusça olarak yapıp, Avusturya menşeli Stery Aug A2 piyade tüfeği ile bir atış gerçekleştiriyor. Burada da belli noktalara dikakt çekilmek istendiği anlaşılıyor. (Muhtemelen propaganda filmi için yapılan bu atış, canlı bir hedefe yönelik yapılmış değil) Basitleştirerek anlatmak gerekirse, batı (ABD-Avrupa-Türkiye) ve doğu (Rusya ve diğerleri) ülkelerinin keskin nişancı atışlarında kullandıkları sistemler/hesaplamalar farklıdır. IŞİD’in yayınladığı propaganda filminde, ABD’nin de kullandığı batı sistemi eğitiminin verildiği görülüyor. IŞİD aslında Irak ve Suriye’de her iki sistemi de kullanıyor. Ancak bölgede ABD silahlarının çeşitliliği ve ABD’nin keskin nişancı atışlarında kullandığı sistem ve hesaplamaların daha hassas olması, IŞİD’in batı sistemini seçmesindeki en büyük etkenlerden. Öte yandan IŞİD’in propaganda amaçlı olarak bu görüntüleri servis ettiği düşünülebilir. Ancak sahadan aktarılan bilgiler ve görseller incelendiğinde IŞİD’in bölgedeki keskin nişancı saldırılarında bu sistemi kullandığı bir gerçek. Bölgedeki silah tüccarları tarafından satılan keskin nişancı dürbünlerinin de neredeyse tamamı batı sistemi ile uyumlu. Ayrıca IŞİD, homemade olarak nitelendirilen, kendi yapımı olan yüksek kalibre keskin nişancı tüfeklerinde de batı sistemli dürbünleri kullanmakta. IŞİD’in Rakka kent merkezinde YPG güçlerine yönelik düzenlediği keskin nişancı saldırıları ile ilgili yayınladığı görsellerde YPG güçlerinin oldukça kolay bir şekilde hedef alındıkları görülmekte. Bunu sebebi ise, IŞİD karşısındaki savaşçıların tecrübelerinin olmaması ve tam anlamıyla olmasa da bir emir komuta zinciri içerisinde hareket etmeleri. Bölgede IŞİD’in keskin nişancı atışlarına hedef olan YPG/PKK unsurları: Bölgedeki evlerin balkon, çatı ve camlarından korunmasız bir şekilde dışarı bakan YPG unsurları, IŞİD için kolay birer hedef haline geliyorlar. IŞİD, Rakka kent merkezinde düzenlediği keskin nişancı saldırıları ile ilgili servis ettiği son rakamlarda bir aylık süre içinde YPG unsurlarından, 164 kişinin öldüğünü ve 64 kişinin yaralandığını iddia ediyor. Ayrıca IŞİD kaynaklarınca servis edilen görselde, Rakka kent merkezinde keskin nişancı saldırılarının düzenlendiği mahalle ve bölgeler de işaretlenmiş durumda. IŞİD kaynakları tarafından yayınlanan verilere göre, keskin nişancı saldırıları Rakka kent merkezinin doğu ve batı ekseninde 9 farklı bölgede düzenlenmiş. IŞİD tarafından yayınlanan keskin nişancı saldırılarının düzenlendiği bölgeleri gösteren harita. IŞİD’in iddia ettiği rakamlar, saha kaynaklarından edinilen bilgilere göre, gerçeğe oldukça yakın ve YPG güçlerinin bölgede uğradıkları keskin nişancı saldırıları ile örtüşen rakamlar. YPG güçlerinin tecrübesizliği ve daha önce de belirtildiği gibi, bir emir komuta zinciri içinde hareket etmeleri IŞİD’in keskin nişancı saldırılarına kolayca hedef olmalarına sebep oluyor. Kent merkezinde halen devam eden operasyonda ilerleyen süreçte de YPG güçlerinin IŞİD karşısında oldukça ağır kayıplar vereceği bir gerçek. Nitekim örgüt, daha şimdiden oluşan askeri personel kaybını tamamlayabilmek için kontrolü altındaki bölgelerde bulunan özellikle yaşı küçük Kürt sivilleri zorla silah altına almaya başladı. Rakka kent merkezine yönelik başlatılan saldırıda, IŞİD’in keskin nişancı saldırılarını yüzde yüzlük bir potansiyel ile gerçekleştirdiği düşünülmüyor. Örgüt, bu saldırılar konusunda ne kadar kararlı olsa da, kent merkezinde kontrolü altında tuttuğu alan daraldığında bu potansiyel daha da yukarılara çekilecektir. Öyle ki kontrol alanı daraldığında bomba yüklü araçlar gibi etkili saldırı yöntemleri devre dışı kalmakta, oldukça yakın mesafelerden yapılan keskin nişancı atışları ve küçük gruplar ile karşı tarafa düzenlenen taarruzlar artmaktadır. Tüm bunların yanında IŞİD, gerçekleştirdiği keskin nişancı saldırıları ile ilgili görselleri propaganda kanallarınca servis ederek, karşı taraf üzerinde de bir baskı kurmayı hedefliyor. Ayrıca bu gibi propaganda taktikleri, büyük devletlerin dahi belli dönemlerde ihtiyaç duyduğu askeri taktiklerden olmuştur. Sonuç olarak, ABD tarafından desteklenen YPG güçlerinin Fırat’ın Gazabı operasyonu dahilinde Rakka kent merkezine doğru ilerlerken başka sürprizlerle karşılaşmaları da mümkün. Burada IŞİD’in sadece karşı tarafa zarar verdiği gibi bir düşünce akıllara gelmemeli. Yapılan keskin nişancı saldırılarının ardından genellikle YPG güçleri ve beraberindeki ABD’li askeri danışmanlar aracılığıyla, atışın geldiği düşünülen yapıya yönelik hava saldırısı düzenlenip yapı yerle bir edilmektedir.
Tahriru’ş Şam’dan İdlib Kentindeki IŞİD Hücre Evlerine Baskın Halid Abdurrahman  
Analiz / Suriye Gündemi Geçtiğimiz 4 Temmuz günü muhaliflerin kontrolünde bulunan Suriye’nin İdlib kenti batı kırsalındaki bir köyde ‘’Kur’an öğretim merkezi’’ olduğu belirtilen bir yere bombalı saldırı düzenlenmiş, düzenlenen bu saldırıda kamuoyuna yansıyan bilgilere göre aralarında öğretmenlerin de olduğu en az 7 kişi ölmüş ve 20’ye yakın kişi de yaralanmıştı. Tahriru’ş Şam’a bağlı ‘İbâ Ajansı’nın saldırı sonrası patlamanın gerçekleştiği bölgeden paylaştığı görsel: Tahriru’ş Şam’a bağlı İbâ Ajansı yaptığı ilk açıklamada gerçekleşen bu saldırının bir ‘’intihar bombacısı’’ tarafından düzenlendiğini ifade etti. İdlib’te sürekli artış gösteren ve silahlı muhaliflerin yönetici kadrosunu hedef alan suikastler, EYP ve canlı bomba saldırıları bölgede ciddi anlamda bir huzursuzluk çıkartmakta, halkın İdlib’i kontrolünde tutan muhaliflere olan güvenini zedelemekteydi. Muhaliflerin sosyal medya hesaplarında, bu saldırıların ‘’hariciler’’ (IŞİD kast ediliyor) tarafından gerçekleştirildiği bilgisi veriliyordu. Diğer grupların yanı sıra Tahriru’ş Şam’a yakın sosyal medya hesapları da İdlib kenti ve kırsalında gerçekleşen bu saldırıların IŞİD ile bağlantılı olduğu yönünde bilgiler paylaşıyordu. 4 Temmuz’da İdlib kenti kırsalındaki Kur’an öğretim merkezine yönelik düzenlenen son saldırıdan bir gün sonra İdlib kenti ve kırsalındaki IŞİD hücre evleri’ne yönelik baskınlar başladı. Bu baskınlar bizzat Tahriru’ş Şam’ın medya kanalları tarafından duyurulurken, IŞİD’in hücre evlerine yönelik şimdiye kadar ki en büyük operasyonun yapıldığı belirtildi. Düzenlenen bu ilk baskının ardından hücre evlerine yönelik operasyonlar devam etti. Ortaya çıkan ilk bilgilere göre, düzenlenen basında 9 kişi yakalanmış, bir kişi de baskın sırasında üzerindeki patlayıcı kemeri infilak ettirmiş ancak gerçekleşen patlamada sadece kendisi ölmüştü. IŞİD hücre evlerine yönelik düzenlenen bu ilk operasyonun ardından baskınların düzenlendiği evlerde ele geçirilen silah, mühimmat ve patlayıcılar ile ilgili bir görseller de paylaşıldı. Paylaşılan görsellerde oldukça dikkat çeken silah ve mühimmatlar bulunuyor. Ayrıca grubun açıklamasına göre ele geçirilenler arasında patlatılmaya hazır bir bomba yüklü araç da var. Patlayıcı yelek ve ceketler, susturuculu silahlar ve patlayıcı düzeneklerinin olduğu görselden yakalanan kişilerin bir ‘’suikast timi’’ olduğu anlaşılıyor. IŞİD’in hücre evlerine yönelik düzenlendiği belirtilen baskınlarda, bazı video kayıtları da ele geçirildiği açıklandı. IŞİD üyesi oldukları ifade edilen kişilerin kaydettikleri görüntülerde, İdlib’de muhaliflere yönelik düzenlenmiş EYP saldırılarına ait görüntüler yer alıyor. Ayrıca Tahriru’ş Şam’ın, IŞİD’in bölgedeki hücre evlerine yönelik operasyonları başlatmasından iki gün sonra yayınladığı bu videoda baskınlar ile ilgili bilgilere de yer verilmiş. Baskınlar ile ilgili hazırlıkların 3 aydan fazla sürdüğünün belirtildiği videoda, hazırlıkların bu kadar uzun sürmesinin sebebi IŞİD üyelerinin sürekli isim ve yer değiştirmesi olarak açıklanmış. Tahriru’ş Şam’a bağlı İbâ Ajansı düzenlenen baskınlar ile ilgili detaylı bilgi paylaşımına bir süre devam etti. Ajans, baskınlara katılan muhalifleri ve basılan evlere ait olduğu belirtilen görselleri de sosyal ağlar üzerinde paylaştı. İdlib’teki IŞİD hücre evlerine yönelik düzenlendiği belirtilen bu baskınlarda kent merkezi ve kırsalındaki bölgelerde geniş güvenlik önlemlerinin alındığına dair resimler de Tahriru’ş Şam tarafından operasyonlar ile ilgili servis görseller arasında. Öte yandan operasyonların devam ettiği sırada kamuoyu ile bir infografik de paylaşıldı. Bu infografikte, IŞİD’in hücre evlerine yönelik düzenlenen baskınlara ait rakamlara yer verilmiş. 10 Temmuz tarihinde servis edilen bu infografiğe göre, IŞİD hücre evlerine yönelik operasyonlar İdlib kent merkezi ve çevresindeki 10 bölgede gerçekleştirilmiş. Gerçekleştirilen bu operasyonlarda en az 123 IŞİD üyesinin yakalandığı, bunlardan 5’inin IŞİD’in bölgedeki üst düzey yöneticisi olduğu ifade edilmiş. Ayrıca yakalanan IŞİD yöneticilerinin resimlerine de aynı infografikte yer verilmiş. Ayrıca 45’ten fazla adrese yönelik düzenlendiği belirtilen baskınlara, 1000’in üzerinde muhalif savaşçının katıldığı bilgisi de kaydedilmiş. Grubun açıklamalarına göre, İdlib kenti ve çevresinde IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonlarda örgütün bölgedeki yöneticileri olduğu ifade edilen isimler: Ebu Süleyman El Rusi: IŞİD’in İdlib kentindeki genel emniyet sorumlusu Ebu İbrahim El Iraki: IŞİD’in İdlib’in kuzey kırsalındaki hücre evleri sorumlusu Ebu Ka’ka El Cunubi: IŞİD’in Kuzey Suriye ‘’Valisi’’ Ebu Sude El Mısri: IŞİD’in Kuzey Suriye’deki genel dini sorumlusu Raid Ebu’l Abbas: Örgütün bölgedeki diğer sorumlularından olduğu ifade edilen bu kişi, Hama kenti doğu kırsalında düzenlenen bir operasyonda ölü olarak ele geçirildi. Grubun servis ettiği, operasyonlarda yakalanan IŞİD üyelerine ait olduğu belirtilen görseller: Sonuç Olarak: Muhalif grubun son yaptığı açıklamaya göre 5 Temmuz’dan bu yana IŞİD’in hücre evlerine yönelik düzenlendiği belirtilen operasyonlarda, toplamda 66 adresten en az 188 kişi yakalandı. Grubun resmi açıklamalarına göre ele geçirilenler arasında patlatılmaya hazır 2 bomba yüklü araç da bulunuyor. Tahriru’ş Şam sadece İdlib kentinden değil, Hama kenti doğu kırsalında da IŞİD’in hücre yapılanmasına yönelik bir operasyon düzenledi. Hama kenti kırsalında düzenlenen bu operasyonda IŞİD’in Hama’nın doğu kırsalından sorumlu patlayıcı sorumlusu olan Raid Ebu’l Abbas ölü olarak ele geçirildi.  Tahriru’ş Şam’ın Hama kenti kırsalında düzenlediği bu IŞİD operasyonu da baskınların sadece İdlib ile sınırlı olmayacağının ve devam edeceğinin bir göstergesi. Öte yandan bölgedeki aktivistlerin aktardığı bilgiye göre, Ahraru’ş Şam da geçtiğimiz günlerde İdlib kentinde IŞİD’e ait olduğu belirtilen bir adrese baskın düzenledi. Aktivistler, düzenlenen bu baskında bir grup IŞİD üyesinin yakalandığını ifade ediyorlar. Yakalanan IŞİD’lilerin sayısı ile ilgili ayrıntılı bir bilgi yok. Baskın düzenlenen evin, IŞİD tarafından merkez olarak kullanıldığı belirtiliyor. Aktivistlerin bu haberi aktarmasından birkaç gün sonra Ahraru’ş Şam Hareketi, yaptığı bir açıklamayla İdlib’teki IŞİD hücre evine baskın düzenlendiği bilgisini kaydetti. Yapılan açıklamada, “Hareketimize bağlı güvenlik kuvvetleri İdlib’de DEAŞ’in hücre evine baskın düzenledi ve birçok militanını gözaltına aldı.” ifadeleri yer aldı. Açıklamalara göre, bölgedeki IŞİD hücre evlerine yönelik devam etmesi beklenen bu operasyonlar ile muhalif savaşçıların yöneticilerine yönelik düzenlenen suikastlerin önüne geçilmesi hedefleniyor. Geçtiğimiz günlerde bölgede HTŞ’nin önemli isimlerinden olan Dr. Abdullah Muhaysini’nin de aracına yönelik canlı bomba saldırısı düzenlenmiş, Muhaysini saldırıdan yara almadan kurtulmuştu. Henüz IŞİD hücre evlerine yönelik baskınların düzenlenmediği zamanlarda, İdlib kentinde birçok muhalife yönelik silahlı ve bombalı saldırı düzenlenmiş, gerçekleşen bu suikast saldırılarında yönetici konumundaki muhaliflerden ölenler olmuştu. IŞİD’in hücre evlerine yönelik düzenlendiği belirtilen bu baskınlar ile ilgili IŞİD’in yarı resmi medya organlarından da açıklamalar gelmeye başladı. IŞİD’e bağlı olduğunu birkaç defa ilan eden ‘Mute Haber Ajansı’ baskınların devam ettiği sırada yaptığı bir açıklamada, düzenlenen baskınlarda Tahriru’ş Şam’a bağlılık yemini etmeyen El Kaide mensuplarının hedef alındığını iddia etti. IŞİD’e bağlı Mute Ajansı’na göre gözaltına alınan kişilerin IŞİD ile bir bağlantıları yok. IŞİD’e yakınlığı ile bilinen kaynakların yaptığı bu açıklamaların ardından, Tahriru’ş Şam tarafından gerçekleştirilen baskınlar, muhalifler arasındaki belli bir kesimde de tartışmalara yol açtı. Bu muhalif kesimin ifadesine göre, Tahriru’ş Şam’ın yakaladığı kişiler arasında IŞİD ile ilgisi olmayan muhalifler de mevcut. IŞİD üyesi oldukları gerekçesiyle Tahriru’ş Şam tarafından gözaltına alınan bu kişilerin gerçekten örgüt adına çalışıp çalışmadıkları konusunda farklı görüşler mevcut. Burada özellikle IŞİD’e yakın kaynakların ortaya attığı ‘bağlılık yemini etmedikleri için tutuklanıyorlar’ şeklindeki ifade, muhalifler arasında belli bir kesimde soru işaretlerini arttırmış durumda. Tahriru’ş Şam’ın gerçekleştirdiği bu baskınların belli ölçüde siyasi birtakım amaçlar için düzenlenmiş olabileceği de düşünülüyor. Saha kaynakları ile yapılan görüşmelerde de Tahriru’ş Şam’ın İdlib’de gerçekleştirdiği bu baskınlarla ilgili bazı soru işaretlerinin olduğu görülüyor. Bu soru işaretlerinin ortadan kalkması ve muhalifler arasındaki belli kesimde oluşan tartışmaların da son bulabilmesi için Tahriru’ş Şam yetkililerinin bu konuyla ilgili daha detaylı ve doyurucu bir açıklama yapması gerekiyor. Yakalanan kişilerin tamamının IŞİD üyesi olmadıklarını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun sebebi ise, düzenlenen baskınlarda ele geçirildiği açıklanan kamera kayıtları, evlerde bulunan suikast amaçlı EYP düzenekleri ve susturuculu silahlar. Ayrıca IŞİD’in İdlib kenti ve çevresinde bu tür hücre yapılanmalarının olduğu uzun bir süredir biliniyordu. Bölgedeki suikast ve saldırıların artması ile birlikte, muhalifler de hücre evlerine yönelik yapıldığı ifade edilen bu operasyonların düğmesine bastı. Operasyonların başladığı günden bu yana İdlib kentinden birkaç bombalı saldırının gerçekleştiği bilgisi de unutulmamalı. Bir hedef gözetmeksizin ‘’gelişigüzel‘’ olarak düzenlenen bu saldırılarda sivil halktan ölen ve yaralananlar oldu. Ayrıca IŞİD, İdlib kenti ve çevresinde son zamanlarda düzenlenen bombalı saldırı ve suikastları üstlenmiş değil. Buna Kur’an öğretim merkezi saldırısı da dahil. Bu da akıllara bölgedeki dengeleri değiştirmeye çalışan diğer aktörlerin bu tarz saldırıları düzenlemesi ihtimalini getiriyor. Zira bölge bu tarz saldırıların düzenlenebilmesi için oldukça geniş imkanlara sahip. Tahriru’ş Şam tarafından IŞİD’in bölgedeki hücre evlerine yönelik düzenlendiği açıklanan ve geniş çaplı olarak yürütülen operasyonların devamının gelmesi bekleniyor.  
El Bab Sonrası Koalisyon Sortileri
Analiz – Haber / Suriye Gündemi 23 Şubat 2017 tarihinde El-Bab şehrinin TSK destekli ÖSO tarafından ele geçirilmesiyle Fırat Kalkanı Harekâtı önemli bir aşamasını başarıyla bitirdi. El-Bab’ın alınmasının ardından ÖSO bileşenleri El-Bab’ın hem güney hem de doğru tarafına yöneldi. Fırat Kalkanı Harekâtı terör örgütleri ile mücadelesini sürdürürken, ABD öncülüğündeki IŞİD’e karşı Uluslararası Koalisyon ise hava saldırılarında SDG-YPG ve Rejime bağlı güçleri desteklemeye devam ettiği görülüyor. Koalisyon güçleri geçen dönemlerde olduğu gibi (Suriye Gündemi olarak paylaşmıştık) gerçekleştirdiği hava sortilerinin kahır ekseriyetini SDG-YPG güçlerine destek olarak düzenlediği anlaşılıyor. 23 Şubat ile 7 Mart tarihleri arasında Suriye genelinde toplam olarak 160 sorti yapıldı, bunlardan 135 sorti SDG-YPG güçlerinin IŞİD ile çatıştığı cephelerde yapıldığı görülüyor. (62 sorti Deyrizor’da, 57 Rakka’da, 13 Şaddadi’de -Haseke’nin güneyinde bir ilçe-, 3 sorti ise Menbic’te düzenlendi). Başka bir deyişle koalisyonun yaptığı sortilerin %85’i SDG-YPG güçlerini destek olarak yapıldı. CENTCOM veriline göre, Fırat Kalkan Harekatı’na destek olarak sadece bir tane sorti yapıldı, bu sorti de IŞİD’in El-Bab şehrinden çekildiği günde (23 Şubat’ta) yapıldığını dikkate almakta fayda var. El-Bab IŞİD’ten temizlendikten sonra Fırat Kalkan Harekatı’nı destekleyen her hangi bir hava saldırı düzenlenmedi. Dikkat çeken başka bir husus ise, bu süre esnasında Tedmur etrafında 14 sorti düzenlenmesi. Zira bölgede çatışmalar Esed rejiminin güçleri ve Şii milisler ile IŞİD arasında yaşanıyordu. Böylece ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonu Esed rejimini desteklemiş oldu. Nitekim Koalisyonun yürüttüğü operasyonun resmi Twitter hesabı (Inherent Resolve) 4 Mart tarihinde bir paylaşım yaparak ‘partnerlerimize destek’ olarak Tedmur etrafında IŞİD’e ait bir aracı hedef alındığı söyledi. Resmi hesap bu ‘skandal’ addedilen paylaşımı kısa zamandan sonra düzeltmeye mecbur kaldı.
Batı Guta’da Muhalefetin Son Kalesi Berada Vadisi Kaybedildi
Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde 30 Aralık 2016 tarihinde yürürlüğe giren ateşkese rağmen, Esed rejimi ve Hizbullah Şam’ın kuzey batısında yer alan Berada Vadisi’ne yönelik taarruzlarını devam ettirdi. Yaklaşık 40 gün aralıksız devam eden saldırıların ardından bölgede bulunan muhalif gruplar, Esed rejimiyle anlaşma yapmak zorunda kaldı. Muhalifler anlaşmanın ardından bölgeyi Esed rejimine teslim ederek İdlib’e tahliye edildiler. Şam-Zabadani yolunda bulunan, yeşilliği ve soğuk sulu pınarlarıyla bilenen bölge, ayaklanmadan önce Şam sakinleri için sayfiye yeri  olarak biliniyordu. Vadide (Basime, Ayn Hadra, Kefr Zeyt, Hüseyniye ve Ayn Fice) gibi köy ve beldeler yer alıyor, ayrıca Şam’a içme suyu temin eden Ayn Fice su tesisi de burada bulunuyor. Su tesisinin bulunması bölgede muhalifleri Esed rejimine karşı avantajlı bir konuma getirdi. Nitekim muhalif gruplar zaman zaman Şam’a giden suyu keserek Esed rejimine karşı silah olarak kullandılar. Hem su tesisi bulunması hem de bölgenin coğrafyasının dağlık olması muhaliflerin Esed rejimine karşı uzun süre direnmelerine de yardımcı oldu. Fakat Esed rejimin başlattığı son hamlede, muhalefeti avantajlı kılan Su Tesisi (Ayn Fice tesisi) kontrol etmekte karalığını ortaya koydu. Ayn Fica Su Tesisi, Şam’ın içme suyundan ihtiyaçlarının en az 70%’ini sağlıyordu. Başkent Şam’a giden suyun kesmesiyle beraber Şam’ın sakinleri içme suyu temin etme konusunda büyük zorunluklar yaşamaya başladılar. Muhalifler suyun kesilmesinin, hava saldırıları ve varil bombaları ile tesisin hedef alma neticesinde olduğunu söylerken, Esed rejimi ise muhalefeti içme suyu silah olarak kullanmakla itham etti. Son Saldırı 22 Aralık 2016 tarihinde Esed rejimi Berada Vadisi bölgesine 12 varil bombasıyla saldırarak son hamlesini başlatmış oldu. İki gün sonra rejim güçleri ve bölgede aktif olan Lübnanlı Hizbullah milisleri bölgeye ilerlemeye çalıştı fakat muhalifler tarafından püskürtüldü. Aynı gün yoğun hava bombardımanı neticesinde Ayn Fice’de bulunan su tesislerinin hasar görmesiyle başkent Şam’a giden içme suyu kesilmiş oldu. 25 ve 26 Aralık’ta da ilerlemeye çalışan Esed rejimi güçleri ve milisleri ile muhalifler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı ve iki tarafta da ağır kayıplar yaşadı. Aynı anda ateşkes müzakereleri devam ederken, Esed rejiminin bölgeye saldırısı yoğunlaştı, hava bombardımanı ile birlikte keskin nişancılar da devreye sokuldu. Esed rejiminin saldırısı ateşkesi yürürlüğe girmesine rağmen durmadı, ateşkesin birinci gününde bölgede Mig tipi savaş uçakları ve helikopterler tarafından 25’ten fazla hava saldırısı düzenlendiği, 3 kişinin hayatını kaybederek 10 kişinin yaralandığı rapor edildi. Şiddetli çatışmaların devam etmesinden dolayı bölgede faal olan ÖSO grupları 2 Ocak 2016 tarihinde bir bildiri yayımlanarak bölgede IŞİD örgütünün bulunmadığını, hatta ÖSO gruplarının IŞİD’in varlığına karşı mücadele ettiğini ifade etti. ÖSO grupları ayrıca ateşkesin garantörü olan ülkelerin sorumluluklarını yerini getirerek Esed rejimin saldırılarını durdurmaya davet etti, yerine getirmediği takdirde Suriye’deki muhalif askeri gruplara Esed rejime karşı yeniden cephe açmaya davette bulundu. Buna müteakip aynı günde (İslam Ordusu, İzzet Ordusu, Birinci Sahil Fırkası, Feylak el-Şam, Sultan Murat Tugayı…) ve diğer grupların imzaladığı ve ÖSO adı altında yayımlanan başka bir bildiride ise, Berada Vadisi başta olmak üzere Suriye genelinde Esed rejimi ve yanlısı milislerin ihlallerinin devam etmesi dolayısıyla Astana’da yapılması planlanan siyasi görüşmelere katılımlarını askıya aldıklarını söylediği halde, gruplar bu tehditlerini yerine getirmedi. Astana görüşmeleri olduğu günlerde bölgeye yapılan saldırılar azaldı. Nitekim Esed rejimi ile muhalefet arasında Uluslararası Kızıl Haç örgütünün temsilcisi bulunmasıyla 19 Ocak 2016’ta bölgede ateşkes anlaşması varıldığı ilan edildi. Fakat bir gün sonra, 20 Ocak’ta Esed rejimi hava saldırılarını devam etti, bölgedeki muhaliflerin temsilcilerinden Muhammed Necim ve muhalif bir savaşçı keskin nişancı tarafından öldürüldüğü duyurdu. Esed rejimi ise bölgedeki saldırısını durdurmaya reddetti, Esed rejimini temsilen Astana görüşmelerine katılan Esed rejimi BM Daimi Temsilcisi Başşar Caferi Berada Vadisinde bulunan silahlı grupları Nusra Cephesinin mensubu olmakla itham ederek, Esed rejimi saldırıyı devam edeceğini dile getirmiş oldu. 25 Ocak 2017 İle 29 Ocak 2017 Arasında Rejimin Berada Vadisi’nde ki İlerleyişi Berada Vadisi Tahliye Anlaşması     Devam eden saldırıda, yıllardır kuşatma altında bölgenin ahalisinden oluşan ÖSO grupları, hava desteği ve askeri lojistik üstünlüğüne sahip olan Esed rejimi ve Hizbulllah milisleri karşısında direnme imkânları oldukça zayıftı. Öte yandan, ateşkes ihlali ve saldırıya karşı diğer muhalif grupların yapacağı pek bir şey görünmüyordu, yıllardır kuşatma altında bulunan bölgeye ulaşmak ve ona askeri yardım götürmek veya kuşatmayı kırmak neredeyse imkân dışı bir ihtimaldi. Muhalefetin düştüğü zayıf durumu ve ateşkesin garantör devletlerin yanıtsızlığını değerlendiren Esed rejimi yüklenerek bölgedeki muhaliflere kendi şartlarını kabul ettiremeye başardı. 27 Ocak 2017 tarihinde Esed rejimi ile muhalif unsurları arasında bir anlaşmaya varıldı. Anlaşma, iki taraf arasındaki çatışmaların durdurması, Esed rejime ait güçlerin Ayn Fice Su Tesisine girmesi ve Şam’a içme suyu akmasının devam etmesini sağlaması, bölgede muhaliflere mensup olan 1200 kişinin durumu rejim heyetlerine müracaat ederek düzenlenmesini ön görüyor. Anlaşma ayrıca, anlaşmayı kabul etmeyen veya Esed rejimine güvenmeyen muhalif unsurlarına İdlib’e tahliye edilme imkânı da sunuyor. Anlaşmada başka önemli bir husus ise, çatışma esnasında yerinden edilmiş insanlar kendi evlerine dönme imkanı tanıdığı halde, geri dönmelerini ‘bir müddet sonra’ ifadesiyle muallak kaldı. Bölgede aktivistlere göre, bu muallaklık Esed rejimin uyguladığı sürgün politikasının ve Batı Guta bölgesini Sünni nüfusundan boşaltma isteğinin bir göstergesidir. Şii milis Hizbullah bu saldırıda yer alması ve yakın bölgelerde (Zabadani gibi) askeri varlığını devam ettirmesi bu endişeleri destekliyor. 27 Ocak’ta Cumartesi akşamda uygulanması başlayan anlaşmaya müteakip, Esed rejimine ait güçler Ayn Fice Su tesisine girdi, muhalif unsurların büyük kısmı ise (özellikle silahlı muhalif unsurları) İdlib’e taliye edilmeye başlandı. Pazar ve Pazartesi günleri devam eden tahliyede 700 muhalif unsur 1400 sivil (muhalif unsurların yakınları) toplam 2100 kişi İdlib’e tahliye edildi. Esed rejiminin Batı Guta’yı kontrol etmesi  Esed rejiminin bölgeye yönelik başlattığı son saldırıyı, rejimin Batı Gota’da yaptığı bir dizi saldırıların son halkası teşkil ediyordu. Saldırıyı, Esed rejimin Suriye genelinde muhalif bölgelere yönelik uyguladığı ‘yerinden etme politikası’ çerçevesinde okumak mümkündür. Özellikle Batı Guta’da muhalefetin elinde kuşatma altında bulunan bölgelere karşı son yılda Esed rejimi tarafından kullanılan sürgün politikası hız kazanmış görünüyor. Dareyya, Muazamiye, Han el-Şeyh’te yapıldığı gibi Esed rejimi ateşkesi araçsallaştırarak Berada Vadisine askeri anlamda yüklenerek bölgedeki muhalif grupları tahliyeye zorlamaya başardı. Böylelikle Esed rejimi Batı Guta’da kontrolünü tahkim etmeye başarılı oldu. Keza aynı şekilde, büyük oranda Batı Kalamon bölgesi Esed rejiminin kontrolü altında. Bundan sonra, Esed rejimi ve yanlısı milislerin Batı Guta’dan Doğu Guta’ya yönlenerek muhalif grupların kontrolündeki bölgelere yönelik yoğun bir askeri hamle başlatması beklenebilir.
Suriye Beşinci Hücum Kolordu’su, Rusya’nın yeni hamlesi mi?
Analiz – Haber / Suriye Gündemi Beşinci Kolordu 22 Kasım 2016 tarihinde Suriye ordusu tarafından yayınlanan bir video, Suriye Beşinci Hücum Kolordu’sunun kurulduğu ve katılım başvuruları alınmaya başladığını duyurdu. Üst rütbeli bir subay tarafından okunan bildiride, yeni askeri yapının ‘Suriye genelinde terörü biteceğini ve istikrarı yeniden kuracağını’ iddia etti. Dağıtılan başka bir bildiri ise yeni kurulacak Beşinci Hücum Kolordu’nun, ‘Rusya tarafından eğitileceği ve finans edileceğinden’ söz edildi. Ancak 45 bin askerden oluşması beklenen yeni orduda, 18 yaşını tamamlayan erkeklerle beraber devlet memurlarına katılma hakkı tanıması, Suriye ordusunun insan gücü temini konusunda ne kadar zorluk çektiğini gösteriyor. Beşinci Hücum Kolordu katılanlara aylık 200-300 dolar maaş teklif edilirken, Suriye nizami ordusunda ise bu maaş 100 dolar civarında bulunuyor. Kolordunun ilanının ardından yeni yapıya katılımı teşvik etmek için kampanyalar başlatıldı; Cami imamlarından Cuma hutbesinde Beşinci Hücum Kolordu’ya katılımı özendirmeleri istendi, telefonlara ‘Beşinci Hücum Kolordu’ya katılarak zaferin bir parçası olun’ şeklinde mesajlar gönderildi, Lazkiye valisi ise özellikle diğer şehirlerden şehre gelen insanları katılmalarını önemli olduğunu söyledi, Beşinci Hücum Kolordu tanıtımı için 15 Aralık 2015 tarihinde Lazkiye’de yapılan bir toplantı ise Rus Genelkurmay başkanı yardımcısı bir generalin katılması dikkati çekiciydi. Suriye’de askeri yapıların serüveni Suriye’deki iç savaşın uzaması ve ortaya çıkan askeri anlamda personel eksikliği Esed rejimine bağlı orduda önemli zorluklar yaşanmasına neden oluyor. Bazı kaynaklara göre ordudan kaçan subay ve askerlerin sayısının 200 bine kadar çıktığı belirtilirken öte yandan, iç savaşın mezhebi bir boyut kazanmaya başlaması nedeniyle Esed rejimi gün geçtikçe Sünni subaylara daha az güven duymaya başladı. Bunun yerine orduda Nusayrilerin çoğunluğu teşkil ettiği (Cumhuriyet Muhafızları) birliklere daha fazla yöneldi. Fakat Nusayri subaylar ordunun ve istihbaratın kritik pozisyonlarında yer alsalar da, sayıları sınırlı kalmaktadır. Özellikle savaş öncesi ordunun büyük bölümünü Sünniler oluştururken, Esed rejimi o dönemlerde de çoğunluğunu Nusayrilerin teşkil ettiği (Şebbihalar) paramiliter grupları teşvik etmekteydi.Üç kolordudan oluşan Suriye ordusu ayaklanma başladıktan bu yana önemli değişim ve dönüşümler yaşandı. Ayaklanmadan önce 300 bin askere yakın sahip olan, ordudan ayrılmalar ve yüksek ölü sayılar ile 2015 yılın sonunda bu rakam 80 bine düştüğü tahmin ediliyordu. Azalan insan gücü karşısında, Esed rejimi ve müttefikleri çeşitli yollara başvurdu, ayaklanmanın henüz ilk senesindeyken gönüllülerden oluşan ‘Halk Komiteleri’ kurulmaya başlandı, bunların bir kısmı zamanla ‘Milli Savunma Güçleri’ adı altında toplandı. Bu paramiliter grupların bazıları Suriye çapında (rejimin kontrol ettiği bölgelerde) varlık gösterseler de, genelde yerel düzeyde faaliyet gösteriyor. Bir kısmı direk ordunun piyade birlikleriyle beraber çatışmalarda aktif bir biçimde rol alırken diğer bir kısım rejimin kontrol ettiği yerlerin güvenlik ve asayişinin sağlanmasında görev alıyor. Bazı iddialara göre bu milisler de İran tarafından eğitim ve destek alıyordu. Ancak 2013 yılında, Esed rejimi muhalefete karşı büyük kayıp verilmesi ve geri çekilmesi ile yabancı milisler devreye sokuldu. Lübnanlı Hizbullah’ın Mayıs 2013’ta Humus’a bağlı Kusayer kasabasına taarruz başlatarak, kontrol altına alması yabancı milislerin rolü adına bir dönüm noktası olmuştu. Zamanla İran’ın Kudüs gücü himayesi altında başka milisler oluşturmaya ve Suriye’de aktif rol oynamaya başladı, Iraklı Nuceba Hareketi, Afgan Fatemiyon milisleri bunların önemli örneklerini teşkil etmekte. Rusya’nın hamlesi Rusya’nın 30 Eylül 2015 tarihinde Suriye’ye doğrudan müdahalesi, 5 yıldır devam eden iç savaştaki en önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Rus hava desteği ile birlikte karada İran’ın vekili olan milisler muhalefete karşı ilerledi. Ancak, Rus hava güçleri ve İran’ın vekil milisleri birbirini tamamlasa da Rusya’nın İran kontrolündeki güçlerin her geçen gün daha fazla etkisini artırmasından rahatsız olmaya başladığı da görüldü. Rusya bir yandan Türkiye ile birlikte ateşkes ve siyasal çözüm arayışına girerek İran’ın artan etkisine karşı Türkiye’yi kullanmak isterken diğer yandan Suriye rejimini ve devlet aygıtlarını ayakta tutmaya çalışmakta. İran kendine bağlı milisler üzerine yatırım yaparken, Rusya ise Suriye nizami ordusunu güçlendirmeyi tercih etmekte. Nitekim Rus müdahalesinin hemen ardından Ekim 2015 ayında Suriye Genelkurmay başkanı Ali Eyyüb Hmemim Rus hava üssünden Suriye Dördüncü Hücum Kolordu kurma niyetini açıklamış, fakat bu proje başarılı olmamıştı. Bu bağlamda Suriye Beşinci Hücum Kolordu kurulması Rusya’dan bir hamle olarak okunması mümkündür. Nitekim Almodon haber sitesinin iddiasına göre, üst rütbeli bir subay yaptığı açıklamada Beşinci Kolordusu düşüncesinin doğrudan Rusya’ya ait olduğunu söyledi.
Sıradaki Hedef Doğu Guta mı?
Analiz – Haber / Suriye Gündemi Halep’teki muhalif bölgede bulunan sivil ve savaşçıların çıkarılma işleminin tamamlanmasının ardından, İran medyasında, Suriye Ordusu Yüksek Komutanlığı tarafından yeni hedefin Rif Şam’da yer alan Doğu Guta olacağı haberleri yer aldı. İran merkezli Farsnews’e göre rejim güçleri bölgeye çok sayıda konvoyla sevkiyat yapmaya başladı. Uzun süredir kuşatma altında bulunan ve özellikle son bir yılda çok yoğun bir biçimde baskı altında alınan Doğu Guta paketi, Suriyeli muhalifler için en önemli merkezlerden biri. Gerek yüzölçümü, gerekse nüfus yoğunluğu olarak, geçtiğimiz haftalarda boşaltılarak rejim güçleri tarafından ele geçirilen Halep merkezinin doğu kısmından daha büyük olan Doğu Guta paketi, başkent Şam’ı baskı altında tutarak muhaliflerin rejime karşı varlığını sürdürebilmesi ve oyunda kalabilmesini sağlayan en önemli kalelerden biri olarak biliniyor. Doğu Guta’da Genel Durum Suriye’de kuşatma altında bulunan bölgelere dair veriler sağlayan Siege Watch girişiminin en son yayınladığı raporlara göre Doğu Guta’da hali hazırda 435 binin üzerinde bir nüfus yaşıyor. Aynı rapora göre bölgede 23 ana yerleşim bölgesi yer alıyor. Bu yerleşim yerlerinden başı çeken şehirler arasında Duma(100,000), Harasta, Zamalka ve Cobar gibi nüfus yoğunluğu daha fazla olan yerler geliyor. Bu şehirlerden Cobar, Şam şehir merkezine bağlı olsa da, Doğu Guta’daki bölgede bulunan muhaliflerin kontrolünde bulunuyor. 2016 yılı boyunca rejimin sürdürdüğü yoğun taarruzlar neticesinde, Doğu Guta’da yer alan Dey Asafir ve Zebdin gibi şehirlerin bulunduğu güney uzantı, rejim güçlerince ele geçirildiği için boşaltıldı ve nüfus Doğu Guta’nın kuzeyinde yer alan yerleşim yerlerine çekildi. Doğu Guta son durum itibariyle yaklaşık 100 kilometrekarelik bir alanı kapsıyor.  Son bir yıl içerisinde rejim güçleri güneyde Deyr Asafir, doğuda ise el-Merc bölgesini ele geçirerek bölgeyi üçte bir oranında küçülttü. Özellikle kuşatma altındaki bölgenin güneyinde yer alan rejimin ele geçirdiği yerlerin önemli bir kısmı, Doğu Guta’daki en önemli tarım arazileri olarak biliniyordu ve bu bölgelerin kaybı, kuşatmanın daha da zorlaşmasına yol açtı. Bölgedeki Muhalif Gruplar Ceyş’ul İslam Suriye’deki muhalefetin önde gelen gruplarından olan, Zehran Alluş tarafından kurulan Ceyş’ul İslam grubunun, örgüt lideri Alluş’un 2015 Mayıs ayında verdiği rakamlara göre toplam 17 bin savaşçısı bulunuyor. Bu rakamın 10 bin civarı çoğunluğu Doğu Guta olmak üzere Şam çevresinde, 7 bininin ise Suriye’nin farklı bölgelerinde bulunduğu Alluş tarafından söz konusu röportajda dile getiriliyor. Doğu Guta’nın en önemli ve büyük şehri olan Duma’da dünyaya gelen Zehran Alluş, Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının ardından Doğu Guta merkezli Liva el-İslam grubunu kurdu. Kısa sürede çok sayıda rejime ait üs ve mühimmatı ele geçiren grup, hızlı bir biçimde büyüdü. Alluş’un babası olan din adamı Abdullah Alluş’un Suudi Arabistan’da bulunması sebebiyle, grubun Suudi Arabistan’dan önemli miktarda destek aldığı sık sık dillendirildi. Suudi Arabistan merkezli Selefilik anlayışını benimseyen örgüt, 2013 Eylül ayında çoğunluğu Şam çevresinden olmak üzere 50 civarı grupla birleşerek Ceyş’ul İslam adını aldı. Şam’a bağlı Doğu Guta paketinde en güçlü grup haline gelen Ceyş’ul İslam, diğer grupları domine ederek bölgede liderliği üstlendi. Zehran Alluş’un karizmatik liderliğinde uzun süre gruplar arası denge sarsılmaksızın devam etti. 2015 Aralık ayında Zehran Alluş’un bir hava saldırısında hayatını kaybetmesiyle, grubun liderliğine İssam el-Buveydani seçildi. Alluş’un ardından zayıflamaya başlayan Ceyş’ul İslam, Doğu Guta Askeri Komutanlığı pozisyonunu da yitirdi. Bölgedeki muhalif grupları bir araya getiren birliktelik, Alluş’un ardından faaliyetlerini sürdüremeyerek atıl bir hale geldi. 2016’da bölgede bulunan Feylak el-Rahman grubuyla güç mücadelesine giren Ceyş’ul İslam, yaşanan iç çatışmalar ve rejimin bölgeye yönelik ilerleyişi karşısında gittikçe zayıfladı. Bölgede bulunan el-Nusra liderliğindeki el-Fustat Ordusu oluşumuyla da gerginlikler yaşayan Ceyş’ul İslam, Doğu Guta’nın kuzey ve doğu bölgelerinde gücünü konsolide ederken, diğer bölgelerden önemli oranda çekilmek zorunda kaldı. Feylak el-Rahman 2012 yılında rejim ordusundan ayrılan Abdul Nasır Şemir’in liderlik ettiği Feylak el-Rahman grubu, Doğu Guta merkezli ÖSO gruplarının bir araya gelmesiyle oluşturuldu. Şam’a bağlı Cobar’da ağırlıklı olarak güçlü olan grup, 2016 Şubat ayında Doğu Guta’daki İttihad-ı İslami Ecnad el-Şam grubunun kendisine katılmasıyla 5 bine yakın bir savaşçı adetine ulaştı. Doğu Guta’daki Ceyş’ul İslam’ın tartışmasız liderliğini sarsan bu gelişmenin ardından iki grup arasında gerilim tırmandı. Zehran Alluş’un yaşamını yitirmesi ve Feylak el-Rahman’ın yeni katılımlarla büyümesinin ardından Doğu Guta Askeri Komutanlığı pozisyonu tartışmalara neden olurken, bölgeye açılan lojistik ve ikmal tünellerinin kontrolü v.b. nedenler de, iki grup arasında Nisan ayı itibariyle çatışmaların başlamasına neden oldu. Ceyş’ul İslam, Feylak el-Rahman’ı, el-Nusra merkezli Ceyş’ul Fustat’la birleşerek kendisine saldırmakla ve Ürdün merkezli MOC(Military Operation Command)’tan para almakla suçladı. Ancak Feylak el-Rahman yetkililerinden Vail Ulvan, bu iddiaları reddederek bunların Ceyş’ul İslam tarafından kendilerine yönelik karalama kampanyası olarak niteledi. Grup, Ceyş’ul İslam’la yaşadığı çatışmaların ardından Cobar, Zamalka, Misraba gibi bölgelerde etkinliğini korurken, Duma bölgesinden büyük oranda çıkarılmış bulunuyor. Yaşanan iç çatışmalar ve rejim ilerleyişine karşı ortak bir askeri birlikteliğin oluşturulmaması sebebiyle Feylak el-Rahman grubu zaman zaman protesto gösterileriyle karşılaşıyor. Son dönemlerde ise iç çatışmalar sebebiyle Feylak el-Rahman’dan önemli kopuşlar yaşandığı ve grubun gücünü yitirdiği iddiaları, zaman zaman sosyal medyada yer alıyor. Grubun ideolojik tabanının ılımlı İslamcı bir çizgide olduğu ve bunun katı Selefi çizgideki Ceyş’ul İslam’la yaşanan çatışmalarda rolü olduğu da, zaman zaman medyaya yansıyan iddialar arasında. Ceyş’ul Fustat El-Nusra(daha sonra ŞFC)’nın Doğu Guta’da bulunan koluyla, Ahrar el-Şam ve Fecr el-Ümmet grubu bileşenlerinin bir araya gelmesiyle oluşturulan Ceyş’ul Fustat koalisyonu, özellikle bölgedeki Ceyş’ul İslam’ın otoritesine karşı bir birliktelik olarak ön plana çıktı. El-Nusra grubu Ceyş’ul İslam’la rejime karşı çoğu kere işbirliği yapmasına karşın, soğuk bir ilişkiye ve rekabete sahip oldukları biliniyor. Zehran Alluş’un gerek Doğu Guta’da, gerekse Suriye genelinde el-Nusra’ya karşı rakip olması, iki grup arasında sürekli bir gerilimin var olagelmesine neden oldu. Suudi Arabistan destekli Selefi Ceyş’ul İslam grubuyla, Selefi Cihadi ekole sahip El Kaide’nin Suriye kolu olan el-Nusra arasında ideolojik olarak da mevcut olan zıtlık, iki grubun bir araya geldiği Doğu Guta’da zaman zaman çatışmalara yol açtı. Geçtiğimiz Mart ayında, Şam’ın Doğu Guta bölgesinde kurulduğu ilan edilen Ceyş’ul Fustat’ın altında üç grubun imzası bulunuyordu. El-Nusra Cephesi, Ahrar el-Şam ve Fecr el-Ümmet gruplarının oluşturduğu koalisyona Ahrar el-Şam yaptığı başka bir açıklamayla katılmadığını duyurdu. Ancak Ahrar el-Şam’ın Doğu Guta’daki kolunun Ahrar el-Şam’ın merkezinin kararına rağmen koalisyonda kalmaya devam ettiği duyuruldu. Ceyş’ul Fustat’ın ilanından kısa bir süre sonra başlayan Doğu Guta’daki iç çatışmalarda, grup Ceyş’ul İslam’a karşı yer yer Feylak el-Rahman’la birlikte hareket etti. Çatışmaların ana eksenini Feylak el-Rahman’la Ceyş’ul İslam arasında yaşanan çatışmaların oluşturmasına karşın Ceyş’ul Fustat’ın sınırlı ölçüde çatışmalara dahil olduğu görüldü. Bazı iddialara göre Ceyş’ul Fustat, bunu Doğu Guta’daki iki büyük grubun zayıflaması için bir fırsat olarak değerlendirdi. Ağırlıklı olarak Doğu Guta’nın güney bölgelerinde hakimiyeti bulunan Ceyş’ul Fustat’ın savaşçı sayısının bir kaç bini geçmeyeceği tahmin ediliyor. Olası Rejim Taarruzu Doğu Guta bölgesi hali hazırda Suriye’deki savaş boyunca rejim güçlerince en yoğun biçimde hedef alınan yerlerin başında geliyor. Halep’le birlikte rejimin en güçlü şekilde hedef aldığı Doğu Guta’da 2013 yılında rejim tarafından düzenlenen kimyasal silah saldırısında 1,400 sivil yaşamını yitirmişti. Yaklaşık 4 yıl süren Halep taarruzunun şehrin ele geçirilmesiyle sona ermesinin ardından rejiminin bir sonraki odak noktasının Şam’a bağlı Doğu Guta bölgesi olacağı konuşuluyor. Pek çok açıdan rejim açısından son derece değerli olan bu bölge, rejimin yeniden kontrolü ele aldığını kanıtlamak için önemli bir fırsat sunuyor. Bölgedeki muhaliflerin Cobar üzerinden Şam şehir merkezine sadece bir kaç kilometre uzaklıkta bulunması, Esed rejiminin hala kırılgan bir durumda olduğunu ortaya koyuyor. Rejiminse, bu durumu ortadan kaldırmak için var gücüyle buraya odaklanması bekleniyor. Halep’in aksine Doğu Guta bölgesi neredeyse savaşın başından beri kuşatma altında bulunuyor ve kuşatma ekonomisine uyum sağlamış bir alt yapıya sahip. Bölgede çok sayıda gizli tünellerle dışarıdan ikmal gerçekleştirebilen muhalifler, rejime bağlı güçlerin sürekli yenilenen taarruzlarına yıllardır direniyor. Yine Doğu Guta’da bulunan muhalif grupların elinde oldukça gelişmiş silahlar olduğu düşünülüyor.  Özellikle savaşın erken dönemlerinde bölgede ele geçirilen rejime ait askeri üstlerde devasa ölçekte ağır silah, zırhlı araç ve tank ele geçiren muhalifler, bazı hava savunma füze sistemlerini de elinde bulunduruyor. Ayrıca, savaşın başından beri kuşatma altında bulunan bölgede yoğun bir nüfus bulunmaya devam ediyor. Halep gibi bölgelerde yaşanan bombardımanla birlikte ciddi bir göç dalgasıyla nüfus azalmış, Doğu Guta’da ise bölgedeki nüfus yoğun bombardımana rağmen –zorunlu olarak- varlığını korumuştur. Ciddi bir insan kaynağı sıkıntısı yaşayan Esed rejiminin, Doğu Guta’da yeniden güçlü bir taarruza geçmesi için zamana ihtiyacı var. Buna karşın rejimin Halep’te olduğu gibi Rus hava desteğiyle bölgeyi yoğun bir biçimde hedef alarak siviller üzerinden muhalif gruplar üzerinde baskı kurabileceği tahmin ediliyor. Şam’ın çevresinde benzer bir biçimde çok sayıda bölgeyi yoğun bombardıman ve taarruzlarla göçe zorlayan rejim, daha büyük ölçekteki Doğu Guta’da da benzer bir girişimde bulunabilir. Yine de diğer bölgelerle karşılaştırıldığında, Doğu Guta’nın büyüklüğü, bunun o kadar da kolay bir operasyon olmayacağı izlenimi oluşturuyor. Muhaliflerin Doğu Guta’da iç çatışmaların başladığı dönemden itibaren Doğu Guta’nın yüzde 20’lik bir kısmını kaybetmesi, bölgede muhalifler için en büyük kırılganlığı oluşturuyor. Özellikle güçlü lider Zehran Alluş’un ardından bölgede zayıflamaya başlayan Ceyş’ul İslam’la diğer gruplar arasında yaşanan hakimiyet mücadelesi, rejim güçleri tarafından oldukça avantajlı bir pozisyon oluşturabiliyor. Her ne kadar muhalifler arasında ateşkes imzalanmış olsa da, bölgede hala gerginlik sürüyor ve ortak bir askeri komutanlık çatısı altında birleşilmiyor. Bu durumun gelecekteki muhtemel rejim taarruzunda muhalifler için en büyük handikap olduğu anlaşılıyor. Suriye’deki muhaliflerin sembolü haline gelen Doğu Guta, rejime karşı mücadelede oldukça önemli bir yere sahip. Halep’in muhaliflerce kaybedilmesinin ardından bu bölgenin de rejim kontrolüne girmesi, muhalifler için Şam çevresini bütünüyle yitirmek anlamına geliyor.
Rejim ve YPG-SDG’ye Destek Ekseninde Koalisyon Sortileri
Analiz – Haber / Suriye Gündemi Suriye sahasında yaşanan önemli gelişmelerin son aylarda hız kazandığı görülüyor. Bir taraftan Türkiye’nin 24 Ağustos’ta başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı devam ederken, diğer taraftan ise YPG-SDG’nin başlattığı Rakka operasyonu ilerliyor. Buna ilaveten 11 Aralık tarihinde IŞİD’in beklenmedik şekilde Humus’un doğusunda bulunan Tedmur(Palmyra) şehrinin kontrolünü tamamen ele geçirmesiyle Humus’un doğusunda Esed rejimi ile IŞİD arasındaki çatışmalar daha da alevlendi. Sahada yaşanan bu önemli gelişmelere, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, gerek ‘CENTOM’ gerekse ‘Operation Inherent Resolve’ sitesinde paylaşılan verilere göre yanıt verdiği anlaşılıyor. 1 Aralık ile 26 Aralık tarihleri arasında Suriye genelinde 234 sorti yapıldığını anlaşılıyor, bu sortilerin Suriye’ye dağlımı ise şu şekil aldı; Sortilerin yapıldığı en yoğun bölgenin Rakka ve civarı olduğu anlaşılıyor. İki tarih arasında bu bölgede IŞİD’e karşı 89 sorti yapıldı. İkinci olarak Rakka’nın kuzeyinde bulunan Ayn İsa civarında 54 sorti yapıldı. Aslında hem Rakka civarında hem de Ayn İsa’da yapılan sortilerin, IŞİD’e karşı ilerleyen YPG-SDG’ye destek olarak yapıldığı okunabilir. Şeddadi ve Menbic’te yapılan sortilerin de YPG-SDG’ye destek olarak yapıldığı biliniyor. Sortilerin büyük bir kısmı (yaklaşık 68%’i) YPG-SDG güçlerine destek olarak yapılması ABD öncülüğündeki Koalisyonunun Suriye’de YPG’yi desteklemeye devam ettiğini gösteriyor. Verilerde dikkat çeken başka bir husus ise koalisyon güçlerinin Tedmur’da ilerleyen IŞİD güçlerine karşı sorti düzenlemesidir. 1 Aralık ile 26 Aralık arasında Tedmur civarında 28 sorti düzenlendi, bu sortilerin büyük bir kısmının Tedmur şehrinin 11 Aralık tarihinde IŞİD tarafından ele geçirildikten sonra yapıldığı anlaşılıyor.   9 ve 10 Aralık’ta yapılan sortilerin aldığı hedeflere baktığımızda, petrol taşıyan tankerlerin hedef alındığı görünüyor. ‘CENTOM’ ve ‘Operation Inherent Resolve’in verilerine göre bu iki günde IŞİD için petrol taşıyan 188 tankerin hedef alındığı anlaşılıyor. Petrol tankerlerini hedef alan sortilerin el-Bukemal’de yapılan 11 sorti ile aynı bağlamda okunması mümkü. Zira el-Bukemal’de yapılan sortilerin hedeflerinde IŞİD’in işlettiği petrol kuyuları ve petrol pompaları gibi hedefler söz konusu, o da sortilerin IŞİD’in finansal kaynaklarını hedef aldığı anlamına gelebilir. Tedmur’un IŞİD tarafından ele geçirilmesinin ardından yapılan sortilerin hedefleri arasında IŞİD’e ait sığınak, araba, top mevzileri ve tank gibi hedefler bulunuyor. Nitekim 16 Aralık’ta 10 adet sorti yapılarak IŞİD’in Esed rejiminden ele geçirdiği 14 tank vuruldu. Hem Tedmur civarında yapılan 28 sorti, hem de Deyr el-Zor’da yapılan 35 sortinin bu bölgelerde IŞİD ile şiddetli çatışmalar yaşayan Esed rejiminin netice itibariyle lehine olduğunu söyleyebilmek mümkün.    
Halep’te Tahliyeler ve Zorluklar
Analiz – Haber / Suriye Gündemi Halep’te 13 Aralık 2016’da varılan ilk anlaşmayla birlikte şehir içerisinde bulunan on binlerce kişinin tahliyesi için süreç başlatıldı. İran ve Şii milislerin konvoylara yönelik müdahaleleri sebebiyle sık sık ertelenen ya da duran tahliye işlemleri, taraflar arasında gerçekleşen çok yoğun görüşmelerin ardından yeniden başlayabildi. Son olaraksa, Fua ve Keferya’nın anlaşmaya dahil edilmesiyle, sorunların aşıldığı duyuruldu. Tahliyelerin başlaması beklenirken, bu sefer Fua ve Keferya’daki rejim yanlılarının tahliye edilmesi için yollanan otobüslerden üçünün yakıldığı haberi gündeme geldi. Halep’te yaşanan rejime bağlı güçlerin ilerleyişi ve Halep halkının yaşadığı trajedi, muhalifler arasında büyük kırılmalara yol açmışa benziyor. Bu dönemde muhalif bölgelerde halk ve gruplara bazı yerli savaşçılar, birleşme görüşmelerinin yapılması için sokaklara döküldü. Yollarda muhalif gruplara ait kontrol noktaları hedef alınırken, İdlib çevresi ve Batı Halep kırsalında ciddi karışıklıklar yaşanmaya başlandı. Gösterilerin bazısına sızan IŞİD yanlılarının IŞİD yanlısı sloganlar atması, ciddi bir kontrolsüzlüğün başladığı şeklinde yorumlandı. Varılan anlaşmanın ardından Fua Keferya’daki Şii köylerinden gerçekleştirilecek tahliyeler için otobüsler, muhalif bölgelere giriş yaptı ve yol üzerindeki Sarmin’den geçiş yaparken bölgedeki bazı kişilerce ateşe verildi. Konvoydaki otobüslerin çoğu Fua ve Keferya’ya vardı, ancak 3 otobüs ateşe verildi. Halep’teki anlaşmayı tekrar tehlikeye sokan bu durum, muhalifler arasında da ciddi bir tepkiyle karşılandı. Otobüsü yakanların yansıyan görüntülerinde bir kısmının Cund el-Aksa’ya, bir kısmının Ahrar el-Şam ve Liva Şüheda el-İdlib gibi gruplara bağlı olduğu öne sürüldü. Bu durumsa, muhalifler arasında tekrar karşılıklı suçlamalara neden oldu. Aralarında Şam’ın Fethi Cephesi(ŞFC), Ahrar el-Şam gibi en büyük iki muhalif grubun da katıldığı “birleşme” görüşmelerinin yeniden başladığının medyaya yansıdığı bir dönemde böyle bir olayın yaşanması ise, muhalifler arasındaki birleşme görüşmelerinin de sabote edilmek istendiği yönünde yorumlandı. Her halükarda otobüslerin yakılması, muhalifler arasındaki bölünmüş ve başı bozukluğun, ciddi sorunlara yol açtığını gösteriyor. Bu haliyle muhaliflerin birleşmeden askeri anlamda ayakta kalmasının zor olması bir tarafa, güvenlik, asayiş, eğitim, ulaşım v.b. pek çok alanda da başarılı bir örnek ortaya koyabilmesi ihtimal dışı gözüküyor. Muhalif bölgelerdeki dağınıklık, Halep’in rejime bağlı güçler tarafından ele geçirilmesinde de önemli bir rol oynadı. Halep’ten sonra sıranın İdlib’e geldiği göz önünde bulundurulduğunda, muhaliflerin mevcut haliyle tutunabilmesi oldukça zor gözüküyor.
Halep ve Sonrası
  Analiz – Haber / Suriye Gündemi Suriye’de yaşanan 6 yıllık halk ayaklanması ve savaşın en büyük trajedilerinden biri olan Halep şehir savaşı, 4 yıllık yoğun hava bombardımanı, varil bombaları, yoğun sivil kayıplar ve büyük bir yıkımın ardından sona yaklaştı. 13 Aralık günü şehirde yaşanan ağır sivil kayıplar ve oldukça dar bir alana sıkışan yaklaşık 100 bin insanın yardım çağrıları sonucu, içeride kalan sivillerin ve muhalif savaşçıların tahliyesi için yeni bir anlaşma imzalandı. Rusya ve Türkiye arasında gerçekleştirilen anlaşma gereği, şehir içerisinde sıkışan yaklaşık 100 bin siville birlikte, muhalifler ellerindeki hafif silahlarıyla beraber bölgeyi terk edecek ve Batı Halep kırsalı ve İdlib’teki muhalif bölgeye tahliye edilecek. Tahliye Anlaşması Anlaşmanın daha ilk gününde rejim saflarında yer alan bölgedeki İran askerleri sivilleri tahliye eden konvoyların çıkışına izin vermedi. Yabancı Şii milislerin açtığı ateş sonucu konvoy kuşatma bölgesine geri dönmek zorunda kaldı. Tekrar bombardımana başlayan rejime bağlı güçler, geriye kalan muhalif bölgeyi ele geçirmek için harekete geçti. İlerlemeye çalışan yabancı Şii milislere karşı muhalifler direnç gösterirken, bölgede muhalifler iki bomba yüklü araç saldırısı düzenledi. Bunun ardından 14 Aralık’ta yeniden anlaşmaya varıldı ve tahliyelerin Perşembe günü sabahı başlayacağı duyuruldu. Çok sayıda ambulans ve 16 yeşil otobüsle gerçekleştirilen tahliyelerde, her seferde binden fazla kişi taşındı. Tahliyeler sırasında öncelik yaralılara verildi ve ilk konvoy, Perşembe günü sabahı kuşatma bölgesinden ayrılarak muhalif bölgesine giriş yaptı. Bir gün boyunca süren tahliyeler sırasında 5 konvoy muhalif bölgelere ulaştı ve bu süreçte 7 binden fazla kişi kuşatma bölgesinden çıkarıldı. Cuma günü 6. konvoyun yola çıkmasından sonra konvoy yabancı Şii milislerce durduruldu. Durdurulan konvoydaki insanlara ait eşyalara ve muhaliflere ait silahlara el konulduğu ve konvoydakilerin rehin aldığı bilgisi geldi. Bu sırada Şii milislerin kendilerine direnen bir muhalif savaşçı da dahil 4 kişiyi infaz ettiği, hamile bir kadınıysa rehin alarak bilinmeyen bir yere götürdükleri öne sürüldü. Aynı anda iş makinaları ve tanklarla yolu kapatan Şii milisler, yola barikatlar kurarak konvoyun geri kalanını kuşatma bölgesine geri yolladı. Bu son ihlaller sebebiyle tahliye süreci tekrar durdu. İran ve Şii milislerin, bu kez Keferya ve Fua’nın da anlaşmaya dahil edilmesini istedikleri iddia edildi. Anlaşmanın gösterdikleri Halep’te muhalifler aylar süren kuşatmanın ardından muhaliflerin kuşatmayı dışarıdan kırma çabalarının başarısız olmasıyla birlikte ciddi bir çöküş sürecine girdi. Yalnızca son 2 ayda gerçekleşen rejim ilerleyişiyle kuşatma altındaki muhalif bölge 5%’e kadar düştü. Sivillerin yaşadığı trajedi sebebiyle dünya gündemine oturan Halep’te tahliye için pek çok ülkede protesto gösterileri düzenlendi. Türkiye’nin ara buluculuk yaptığı ve Rusya ile anlaşarak yürürlüğe giren ateşkes ve tahliye anlaşması, daha ilk günden sahadaki Şii milislerce ihlal edilmeye başlandı. Anlaşmanın yalnızca Rusya ve Türkiye arasında yapılmasından İran’ın rahatsız olduğu ve bu nedenle Şii milislere anlaşmayı bozması için ön ayak olduğu öne sürüldü. Rusya’nın anlaşmayı bozan Şii grupları hedef alacağı yönündeki açıklamalarsa, ihtiyatla karşılandı. Bütün bunlara karşın tahliye anlaşması ve devamında gelişen süreç, Esed rejimine destek veren koalisyonun, aslında önemli bir koordinasyon ve işbirliği anlayışından uzak olduğunu gösteriyor. Rejim üzerinde Rusya ve İran’ın etkinlik için rekabete girdiği belirtilirken, sahada on binlerce savaşçısı bulunan çok sayıda Şii yabancı milisin de kontrol edilmesinin güç olduğu anlaşılıyor. Esed rejiminin, Halep’i ele geçiren taraf gibi gözükse de, esasında büyük bir güç ve egemenlik kaybına uğradığı ve kendi bölgesinde Rusya ve İran’dan daha fazla söz hakkına sahip olmadığı görülüyor. Bu durumda Halep sonrasın Rusya ve İran arasında, etkinlik için rekabetin daha da artabileceği ön görülebilir. Halep ve Suriye’de yaşanan savaşın insani boyutuysa, bütün kriz boyunca en çok göz ardı edilen konu olmayı sürdürüyor.