Analiz
Fırat Kalkanı Operasyonu’nun Yönü
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin desteklediği Suriyeli muhaliflerin bir kısmı, 24 Ağustos Çarşamba günü Türkiye’nin Suriye sınırında yer alan Gaziantep’e bağlı Karkamış’tan, Suriye yönündeki Cerablus’a doğru giriş yaptı. Operasyonun 5. gününe girdiği bir dönemde, bölgede oldukça hızlı bir değişimin yaşandığı gözlemlenmekte ve şu ana kadar TSK destekli muhalif grupların büyük bir hızla ilerlediği rapor ediliyor. İlk aşamada IŞİD’e karşı başlatılan operasyonda, YPG-SDG’nin aynı günlerde Sacur suyunu geçerek Cerablus yönlü bir hamle yapması üzerine, YPG-SDG’ye de yönelen saldırılar sonucu, grubun Sacur suyunun kuzeyinde elindeki bütün bölgeler alındı. TSK destekli muhalifler bazı bölgelerde Sacur suyunu da geçerek güneye ilerlerken, YPG-SDG kontrolündeki Menbic’e yaklaşmaya başladı. Aynı anda batıda IŞİD’e doğru da mevzi kazanan muhalifler, el-Rai yönünde de bazı bölgeleri IŞİD’den almayı başardı. Bölgede baş döndürücü bir hızla saat başı değişen hatlarda gidişatı ve harekatın yönünü kestirmek zor olsa da, ilk aşamada Fırat Kalkanı operasyon odasının Sacur nehrinin kuzeyini bütünüyle güvenlik altına alarak Cerablus etrafında bir koridor oluşturmaya çalıştığı gözleniyor. Bu aşamanın tamamlanmasıyla harekatın gidişatının yaklaşık 3 yönlü bir ilerleyiş senaryosuna göre şekilleneceği tahmin ediliyor. Türkiye sınırı boyunca ilerleyerek el-Rai’ye ulaşmak, güney yönlü saldırıyı sürdürerek Menbic’e girmek ve güney batıya ilerleyerek el-Bab’ı hedef almak. Rai’ye İlerleyiş Türkiye tarafından desteklenen ve TSK’nın da bizzat havadan ve karadan katkı sağladığı Fırat Kalkanı Operasyonu’nda öncelikli hedef olarak görünen en makul seçenek, Türkiye sınırı boyunca IŞİD kontrolündeki bölgelerin ele geçirilerek Cerablus-Rai-Azez bağlantısının sağlanması. Operasyonla ilgili son yayınlanan haritalara göre Cerablus yönünden Rai’ye ulaşmak için 27 km’lik bir mesafe var. Bu arada önemli bir hedef olarak Sacur suyunun üzerindeki Sacur Barajı ön plana çıkıyor. Yine bu arada yer alan ve Türk sınırına paralel Kalkum ve Nabka dağlarının ele geçirilmesi, IŞİD’e karşı taktik bir üstünlük sağlayabilir. IŞİD’in genel olarak şu ana kadar bu yönlü ilerleyişe fazla bir karşı koymamış olması, harekatın Rai tarafına doğru ilerleyişini sürdürebileceğini gösteriyor. Harekatın mevcut hızı göz önünde bulundurulduğunda, TSK destekli muhaliflerin yaklaşık 1 hafta içerisinde IŞİD’i Türkiye sınırından tamamıyla uzaklaştırabileceği tahmini yapabilmek mümkün. Hali hazırda Rai yönünden de –daha yavaş olmakla birlikte- ilerleyen muhalifler, burada IŞİD’in düzenlediği bomba yüklü araç saldırısını hedefe ulaşmadan imha etti. Çok sayıda cephede çatışmak zorunda kalan örgütün artık insan kaynağı sorunu yaşamaya başladığı ve gruba olan yurt dışı katılımın büyük oranda bitmesinin bu durumu iyice pekiştirdiği anlaşılıyor. Örgütün, kendisinden ayrılmak isteyen çok sayıda kişiyi de infaz ettiği öne sürülürken, zaman zaman çocukları da saflarında savaştırdığı, örgüt tarafından yayınlanan görsellerden anlaşılıyor. Türkiye’nin son dönemlerde sınırlarındaki kontrolleri sıklaştırması ve IŞİD’e karşı gittikçe artan bir biçimde mücadele yürütmesi nedeniyle, Türkiye sınırının örgüt için işlevselliğini yitirmeye başladığı görülüyor. Bu neden Cerablus’tan Rai’ye uzanacak bir koridor için örgütün çok fazla direnmeyeceği tahmin ediliyor. Örgüt, daha önce Ayn el-Arab(Kobani)’da uzun süre tutunmaya çalışarak çok sayıda mensubunu yitirmiş, bu yenilginin ardından Suriye’nin kuzeyindeki büyük bir alanın kontrolünü kaybetmişti. Azez-Mare hattında da benzer bir durumla karşılaşan IŞİD, bundan sonra savaşı daha içerde kabul etmeyi tercih edebilir. Burada Fırat Kalkanı Operasyonu’nun sınırı güvence altına aldıktan sonra daha fazla güneye devam edip etmeyeceği sorusu önem kazanıyor. El-Bab Seçeneği Rai yönünden IŞİD’in Halep’teki son şehir olan Bab’a olan mesafe, yaklaşık 20 km’den biraz fazla. Aynı şekilde Mare yönünden bölgeye olan uzaklıksa, 30 km’yi aşıyor. TSK destekli operasyonun Rai’yle Cerablus’u birleştirdikten sonra güney batı yönlü, Bab şehrine yönelmesi halinde, IŞİD’in büyük bir mukavemet gösterme ihtimali bulunuyor. Örgüt için bölgedeki en son önemli merkez olan Bab şehri ve çevresi, kaybedilmesi halinde IŞİD’in Suriye’nin doğusuna sürülmesi anlamına gelecek. Halep’ten kopmasına yol açacak böyle bir hamlenin ardından IŞİD, yalnızca Rakka, Deyr ez-Zor ve Humus badiyesinde izole bir örgüte dönüşme riskiyle karşı karşıya. Bütün bu sebepler örgütün el-Bab şehri etrafında yaklaşık 25 km uzunluğunda hendekler kazdığı yönündeki haberleri açıklıyor. Bütün bunların yanı sıra, IŞİD için bir diğer önemli nokta, el-Bab şehrine giden yoldaki küçük bir kasabanın varlığı. “Dabık” adıyla bilinen ve IŞİD’in İngilizce yayın yapan uluslararası dergisine de ismini veren bu köyün, kıyamete yakın bölgede yaşanacak bir savaşın merkezi olduğuna inanılıyor. Melhame-i Kübra(Büyük Savaş)’nın –Yahudi ve Hristiyan inanışta Armageddon- bu köyün yakınlarında olacağı inancı sebebiyle, örgüt buraya büyük bir önem atfediyor. Kendi meşruiyeti ve destekçilerinin motivasyonu için de önemli olan bu köy ve çevresinin varlığı sebebiyle, IŞİD’in burayı bırakmamak için elinden geleni yapacağını ön görmek mümkün. Yine bu bölgeden çıkarılması halinde, IŞİD adeta “oyunun dışına çıkarılmış” bir pozisyona düşürülecek. Suriye’nin doğusu ve Irak’ın batısına sıkışacak örgütün, dünyayla da bağını yitirmesi sebebiyle iyice gerileyeceği tahmin ediliyor. Bütün bunların yanı sıra el-Bab şehri, IŞİD için bölgedeki önemli gelir merkezlerinden biri. IŞİD’in bölgedeki ticari merkezi olan şehir, kısmen savaş boyunca saldırılardan az zarar gören yerlerden biri. Oluşturduğu vergilendirme sistemiyle büyük şehirlerden önemli ölçüde gelir elde eden örgüt için, el-Bab şehri, ekonomik anlamda da büyük bir öneme sahip. TSK destekli bölgedeki ÖSO gruplarının yeterli mevcudu bulunmaması ve el-Bab şehrinin Türkiye sınırından oldukça uzak olması sebebiyle, bu derinlikte bir savaşın başta TSK olmak üzere operasyon birleşenleri için büyük riskler barındırıyor. IŞİD’in muhtemelen TSK ile birlikte bu grupların güney yönlü daha derine ilerlemeleri halinde ani baskınlar, bomba yüklü araç saldırıları ve muhtemel anti tank saldırıları düzenlemesi ihtimali bulunuyor. Böyle bir durumda örgüt Türk Ordusu’na kayıplar verdirerek baskı oluşturmaya çalışabilir. Bu senaryoda operasyonun Sacur suyu boyunca batıya doğru yönelmesi ve güneyde, Menbic’de bulunan YPG-SDG varlığını tolere etmesi düşünülebilir. Ancak yapılan açıklamalarda bu durumun söz konusu olmayacağı gözlemlenmektedir. Menbic Yönü Türk Ordusu’nun güçlü hava ve kara desteğiyle çok kısa sürede YPG-SDG’nin Sacur suyu üzerindeki varlığını bütünüyle sonlandıran muhalifler, bazı bölgelerde suyun güneyine de geçti. Menbic şehir merkezine 12 km kadar yaklaşan ilerleyişin ardından bölgedeki YPG-SDG hatları çökme noktasına geldi. TSK ve muhaliflerin bu çöküşten yararlanarak Menbic’e kadar ilerleyip, daha sonra Fırat’a kadar YPG-SDG’yi gerileterek Tişrin Barajı’na kadar ulaşmayı deneme ihtimali bulunuyor. Ancak söz konusu bölgenin oldukça geniş bir alanı kapsaması ve YPG-SDG’nin hızlı çöküşünün oluşturacağı vakumu IŞİD’in de doldurmak isteyebileceği bir senaryo da mümkün. YPG-SDG’nın ani çekilişi sonucu TSK ve muhalifler, Menbic çevresinde aniden ilerleyebilecek bir IŞİD’le karşı karşıya gelebilir. Burada yaşanacak bir karşılaşmada, IŞİD, geri çekildiği bir bölge olduğu için el-Bab’taki gibi güçlü bir savunma oluşturmaktan ziyade, yıpratma saldırılarına geçebilir. Özellikle Türkiye’nin YPG-SDG’nin Fırat’ın batısından çekilmesine yönelik ısrarı, Menbic’e yönelik bir ilerleyişi kaçınılmaz kılıyor. Belki bu plan ilk aşamada hayata geçirilmeyebilir. TSK destekli muhalifler Sacur suyu boyunca batıya devam ederek Rai’ye ulaşmayı önceleyeceği düşünülebilir. Daha sonra o hat güvenli bir hale getirildikten sonra Menic’e yönelik bir harekata girişilebilir. YPG-SDG’nin Menbic’i ele geçireli fazla bir zaman olmadığı için, henüz bölgedeki tahkimatlarını karşı saldırılara yönelik güçlendirip, güçlendirmediği net olarak bilinmiyor. TSK ve muhalifler bu durumdan istifade etmek için özellikle hızlı hareket etmek isteyebilir. Ama yine de henüz ele geçirilen bölgelerde belirli bir konsolidasyon sağlanmadan böyle bir hamleye girişmenin riskleri de bulunuyor. Gerçekçi Senaryo TSK ile birlikte hareket eden muhalifler Sacur suyuna ulaştıktan sonra bu aşamada durmuş görünüyor. Bazı bölgelerde kısmen suyun güneyine geçilse de, fazla ilerlenmediği anlaşılıyor. Bu hattın şu aşamada elde tutulmasının daha kolay olması, TSK/ÖSO’nun birinci aşamada Cerablus’a yönelik YPG-SDG tehdidini durdurduğunu ortaya koyuyor. Bu aşamada Menbic için daha fazla insan gücü gerekeceği için, ilk aşamada güney yönlü ilerleyiş durmuş gibi gözüküyor. ABD’nin de bu yönlü baskı uygulaması, Türkiye’nin bu anlamdaki tavrı üzerinde etki etmek amaçlı. Buna karşın özellikle darbe süreci ve Suriye’nin kuzeyindeki PKK’yla organik ilişkileri olan YPG’yle ABD’nin yakın işbirliği yapıyor oluşu, Ankara’nın genel siyasetinde önemli bir kırılmaya yol açıyor. Bu sebeple ABD’nin son dönemlerde Türkiye üzerindeki etki gücünün kırıldığı ve Suriye’de Türkiye’nin daha farklı politika ve stratejilere yöneldiği anlaşılıyor. ABD’nin ikazlarına rağmen YPG-SDG’ye yönelik operasyonlar, bunun açık göstergesi. Buna karşın TSK/ÖSO’nun bu aşamada güneyde YPG-SDG’ye yönelik saldırıları, Sacur hattında durdurması ve bundan sonra kuzeydeki sınıra yakın göl ve baraja yönelmesi bekleniyor. Ki bu anlamda hareketlilikler hali hazırda mevcut. Bu anlamda Türkiye’nin IŞİD’i sınırdan uzaklaştırmak için acele ettiği anlaşılıyor. IŞİD’in bölgede fazla mukavemet göstermemesi de, bu ilerleyişi hızlandırıyor. Örgütün bu aşamada sınır hattında çok güçlü bir varlık göstermediği görülüyor. Yine de, sınırı kaybetmesi, IŞİD için büyük bir yenilgi olarak algılanabilir. TSK blitzkrieg(yıldırım harekatı) yöntemine benzer ağır zırhlı mekanize birliklerle geniş bir alanda hızlı ilerlediği bir savaş konseptinde, özel kuvvetlerin yanı sıra yerel güçlerden hafif zırhlı ve piyadelerle ÖSO güçlerinin de katıldığı ilerleyiş, bir kaç gün geçmeden etkili bir sonuç vermişe benziyor. Bunda IŞİD ve YPG-SDG’nin şimdiye kadar klasik anlamda konvansiyonel bir orduyla direk savaşmamış olmasının etkisi olduğu sanılıyor. Bunun yanı sıra, YPG-SDG’nin hava saldırılarının olmadığı durumda oldukça etkisiz kaldığı gözlemleniyor. IŞİD’inse yaşadığı ciddi kayıp ve gerilemeler nedeniyle açık alanda konvansiyonel bir orduya karşı savaşmayı göze alamadığı anlaşılıyor. Buna karşın grubun TSK ve ÖSO’yu daha derinlere çekerek ani baskın, bomba yüklü araç saldırıları ve sabotajlar düzenleme ihtimali bulunuyor. Sonuç olarak önümüzdeki günlerde operasyon sonucu IŞİD’in Türkiye sınırından tamamen uzaklaştırılabileceği bir senaryo, ilk aşamada en makul senaryo olarak öne çıkıyor. Cerablus’tan Azez’e kadar yaklaşık 100 km’lik bir alanda oluşturulacak bir alanda muhtemel bir uçuşa yasak alanla birlikte “tampon bölge” projesi hayata geçirilebilir. Türkiye’nin, hem IŞİD tehdidinin önlenmesi, hem de Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırı boyunca kurulabilecek bir “Rojava” devletinin önüne geçilmesi için, bu hamleyi hayati olarak gördüğü biliniyor. Bu nedenle operasyonun bölgede IŞİD varlığının oldukça azaltılıp, YPG-SDG’nin Afrin’nden Menbic’e uzanabilecek muhtemel bir koridorun önüne geçilene kadar sürmesi bekleniyor.    
Cerablus ve Kuzey Halep Denklemi
Analiz-Haber / Suriye Gündemi 24 Ağustos 2016 Çarşamba günü, erken saatlerde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş jetlerinin Karkamış’ın karşısındaki Cerablus’taki IŞİD mevzilerini vurmasıyla başlayan ‘Fırat Kalkanı Operasyonu’, sınırı geçen Türk tankları ve Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu güçlerinin kısa sürede kenti kontrol altına almasıyla sonuçlandı. 2014 yılında IŞİD’in Türkiye sınırındaki bölgeleri kontrol altına alması ve bölgedeki PKK bağlantılı PYD varlığı, Türkiye’nin muhtemel müdahalesine dair bazı senaryoların konuşulmasına yol açmıştı. Buna karşın Türkiye’nin bu yönde şimdiye kadar –çeşitli nedenlerle- bir adım atmamış olması, bölgeye bir müdahalenin oldukça zor olduğu izlenimi oluşturmuştu. 24 Ağustos’ta başlayan Türkiye’nin bu hamlesi, bir bakıma sürpriz bir gelişme olarak, Suriye’de yaşanan savaşta yeni bir safhaya geçildiğinin habercisi. Operasyon için seçilen 24 Ağustos tarihinin, daha önce Osmanlı Devleti’yle Memlukler arasında, yine aynı bölgede yaşanan ve Osmanlıların zaferi ve Suriye’yi ele geçirmesiyle sonuçlanan ‘Merc-i Dabık’ savaşının 500. yıl dönümü olmasıysa, ayrıca dikkat çekici. Uzun süredir Suriye kaynaklı IŞİD ve PKK tarafından düzenlenen terör saldırılarına maruz kalan Türkiye’de, sınır ötesi harekat için psikolojik bir baskı oluşurken, iddialara göre Türk Ordusu’nun daha önce planladığı müdahale girişimleri, ordu içerisinde yer alan ve 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan yetkililer tarafından akamete uğratılmıştı. Operasyona Giden Süreç Türkiye’nin uzun süredir IŞİD’e ve YPG-SDG’ye karşı Suriye’nin kuzeyinde desteklediği ÖSO unsurları, Azez-Mare hattında varlığını sürdürmeye çalışırken, doğudan IŞİD’in, batıdan YPG’nin, güneydense rejimin saldırı ve ilerleyişiyle dar bir alan sıkıştı. Halep’le bağının kopmasının ardından IŞİD’in sürekli taarruzlarına maruz kalan Azez koridorundaki muhalifler, Afrin yönünden YPG-SDG’nin saldırması üzerine Tel Rifat ve Minneg gibi önemli bölgeleri kaybetti ve yalnızca Azez-Mare bölgesine sıkıştı. Muhalifler bir süredir Türkiye’nin desteğiyle sınır boyunca IŞİD’e karşı ilerlemeye çalıştı ve 2 kez el-Rai’ye kadar ulaşıp bölgeyi ele geçirdi. Ancak IŞİD her seferinde büyük bir direniş göstererek, karşı taarruzlarla muhalifleri geri püskürttü. Ancak YPG-SDG’nin Rakka’ya operasyona başladığı bir dönemde IŞİD’in Azez-Mare hattına saldırarak Mare’yi kuşatma altına alması ve Azez’e ulaşmasıyla bölgedeki muhaliflerin durumu oldukça zorlaştı. Bu sırada YPG-SDG Rakka operasyonunun yönünü ani bir manevrayla Menbic’e çevirdi ve Tişrin Barajı yönünden IŞİD bölgesine doğru ilerlemeye başladı. 2,5 ayın ardından Menbic 16 Ağustos’ta Menbic merkezi de dahil Fırat’ın batısındaki geniş bir alan YPG-SDG’nin eline geçti. Cerablus’a ilerleyen TSK tankları Aynı dönemde Azez-Mare hattındaki muhalifler tekrar toparlanarak IŞİD kuşatmasını kırıp yeniden ilerleyişe geçti ve günler süren çatışmaların ardından sınırdaki stratejik el-Rai’yi -Çobanbey’in karşısı- 20 Ağustos’ta tekrar ele geçirdi. Bu tarihler bölgedeki kritik gelişmelerin önünü açarken, YPG-SDG’nin Türkiye’nin uyarılarına rağmen Menbic’ten çekilmemesi batıda el-Bab şehrine doğru, kuzeyde ise Cerablus’a doğru ilerleyişe geçmesi, Türkiye’nin müdahalesini hızlandıracak süreci tetikledi. Fırat Kalkanı Operasyonu Azez koridorundaki muhaliflerin 20 Ağutos’ta el-Rai’yi ele geçirmesinin hemen ardından yaklaşık 50 araçlık bir muhalif gücü, Türkiye içerisinden Cerablus karşısındaki Karkamış’a sevk edilmeye başlandı. Yaklaşık 1,500-2,000 kişi olduğu tahmin edilen muhalif gruplar arasında, Türkiye destekli Sultan Murat Tugayı, Nureddin Zengi Tugayları, Feylak el-Şam gibi gruplara mensup muhalifler yer alıyordu. Bu sırada Türkiye Cerablus yönünde obüs atışları yapmaya başlarken, aynı anda IŞİD olduğu tahmin edilen Gaziantep’teki intihar saldırısıyla bölgedeki IŞİD mevzilerine Türk Ordusu tarafından 60 topçu atışı yapıldı. IŞİD’in Türkiye tarafına attığı 2 havansa Karkamış’a düştü. 23 Ağustos Salı günü Türk topçu atışları devam ederken, Karkamış ilçesinde yaşayan siviller bölgeden tahliye edildi. O günlerde ‘YPG-SDG’nin çatısı altında ‘Cerablus Askeri Konseyi’nin kurulduğunun ilan edilmesiyle YPG-SDG güçlerinin kuzeydeki Cerablus yönüne doğru hareketlendiği gözlemlendi ve Türk topçuları bölgedeki YPG-SDG güçlerinin ilerleyişini durdurmak için atış gerçekleştirdi. Cerablus’u ele geçirmek için ilan edilen Cerablus Askeri Konseyi’nin başındaki isim Abdulsettar el-Cadir, aynı gün, 22 Ağustos Pazartesi günü uğradığı silahlı saldırıyla öldürüldü. YPG-SDG suikastın arkasında Türk istihbaratının olduğunu öne sürdü. 24 Ağustos’a gelindiğinde Türkiye saatine göre sabah 4 saat sularında Cerablus’a yönelik Türk Hava Kuvvetleri’nce hava saldırıları başladı. Aynı anda Kara Kuvvetleri’ne ait topçular tarafından bölgedeki IŞİD mevzileri dövüldü. Bir kaç saat sonra karadan Suriye sınırını geçen Türk Özel Kuvvetleri, Türk Ordusu’na ait onlarca tank, daha hafif araç ve silahlarla donatılmış Arap ve Türkmen muhalif unsurlar, fazla bir mukavemetle karşılaşmadan ilerlemeye başladı. Şehrin batısından ilerleyerek ele geçirdiği köylerden Cerablus’un güneyine varan Türk Özel Kuvvetleri ve ÖSO unsurları, çok az bir çatışmanın ardından şehre girdi ve kısa sürede şehirde kontrolü ele geçirdiğini duyurdu. IŞİD unsurları şehri terk ederken batıya, el-Bab’a doğru çekildiği öğrenildi. Cerablus’un etrafındaki bir kaç köyü daha ele geçiren Türkiye destekli muhalifler, güneye doğru ilerlerken YPG-SDG’yle karşı karşıya geldi. Türkiye destekli muhaliflerin ilerleyişi karşısında IŞİD’in boşalttığı köyleri ele geçirmeye başlayan YPG-SDG, Amirna ve Ayn Beyda’da muhaliflerle karşı karşıya geldi. Bölgede karşılıklı çatışmalar yaşanırken, Türk topçuları bölgedeki YPG-SDG mevzilerini hedef aldı. Türk Ordusu ve ÖSO tarafından operasyonun ilk aşaması, neredeyse kayıpsız bir biçimde başarıyla tamamlandı. 25 Ağustos Perşembe günü operasyon sonrası çevredeki mayın ve patlayıcılar temizlenirken, YPG-SDG’nin kuzey yönlü ilerleyişi durduruldu. Aynı anda YPG-SDG kuzey batı yönlü ilerleyişini sürdürerek çapraz bir hamleyle Türkiye destekli ÖSO ilerleyişinin önünü kesme hamlesi yaptı. Yusuf Bey ve Haymar’da çatışmalar yaşandı ve bölgede karşılıklı manevralar halen sürüyor. Perşembe günü 20 Türk tankının Suriye’ye girmesinin ardından, 26 Ağustos Cuma günü 10 tankın daha Suriye’ye geçtiği rapor edildi. Türkiye’nin batısından Suriye sınırına yönelik zırhlı araç sevkiyatı sürerken, bir iddiaya göre Suriye’ye girmesi için 15 bin askerin sınıra getirildiği öne sürüldü. Operasyonun Sonuçları ve Kuzey Halep Denklemi Türkiye’nin direk müdahalesiyle gerek Suriye’nin kuzeyinde, gerekse Suriye’nin genelinde dengeler köklü bir değişim yaşadı ve angajman kuralları ortaya çıkan de facto duruma göre yeniden dizayn edilmeye başlandı. IŞİD’e karşı başta ABD olmak üzere batının desteğini alan YPG-SDG’nin hızlı ilerleyişi ve Suriye’nin kuzeyinde kesintisiz bir kuşak oluşturmaya oldukça yaklaşmış olduğu bir anda, Türkiye’nin Cerablus’a müdahalesiyle IŞİD’e karşı yürütülen mücadele başka bir boyut kazandı. ABD’nin gerek Suriye’de PKK ile ilişkili olan YPG-SDG’ye olan desteği, gerekse Türkiye’de darbe teşebbüsünde bulunan grupların arkasındaki isim Fethullah Gülen’i ağırlaması nedeniyle Türkiye’yle ABD’nin ilişkilerinin oldukça zorlu günler geçirdiği bir anda, böylesi bir müdahale, kuzey Halep’ten çok daha fazla anlamlar içeriyor.   ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Türkiye’yi ziyaret ettiği aynı günde başlayan sınır ötesi Fırat Kalkanı Operasyonu’na ABD de destek verdiğini açıkladı. Türkiye’nin YPG’nin Menbic’i bırakarak Fırat’ın doğusuna çekilmesi gerektiğine dair açıklamalarına destek veren ABD’li yetkililer, bu operasyonda Türkiye’nin yanında yer aldıklarını duyurdu. YPG ile yakın işbirliği sebebiyle uzun süredir Türkiye’yle arası açılan Obama yönetimi, darbe sürecinin ardından bir taraftan Türkiye ile olan ilişkilerini düzeltmeye çalışırken, Suriye’deki gelişmelerde daha fazla seyirci kalmayacak gibi gözüken Türkiye’yle birlikte hareket edeceğini söylüyor. Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine kısa ve hafif tonda bir açıklamayla karşılık veren Rusya Dışişleri Bakanlığı, müdahaleden Rusya’nın haberdar olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en son Rusya ziyaretinde Devlet Başkanı Vladimir Putin’le bu konuyu da masaya yatırdığı ve bir tür karşılıklı anlaşmaya varıldığı da, daha önce kamu oyunda speküle edilmişti. Benzer şekilde İran’ın da cılız bir açıklama yapması ve Türkiye’yi adımlarında ‘Esed rejimiyle birlikte hareket etmeye’ çağırması, diplomatik olarak çok güçlü bir itiraz olarak algılanmadı. Esed rejimi tarafından yapılan “egemenliğimize müdahale ediliyor” açıklamasıysa, hali hazırda çok sayıda örgüt ve devletin operasyon yaptığı bir ülke olması itibariyle fazla dikkate değer bulunmadı. Sahada IŞİD’in çöküşü, beraberinde pastanın paylaşımında hızlı bir yarışı da tetiklerken, YPG-SDG’nin ilerleyişi karşısında Türkiye’nin yaşadığı endişe ve Halep çevresinde muhaliflerle rejim arasındaki çatışmaların şiddetlenmesi, bölgedeki denklemi oldukça ilginç bir hale getiriyor. Türkiye’nin müdahalesiyle birlikte IŞİD’in Türkiye sınırından uzaklaştırılmasının fazla bir zaman almayacağı anlaşılıyor. Örgütün uzun süredir önemli bir eleman ve lojistik giriş olarak kullandığı Türkiye sınırını kaybetmesiyle, daha da izole olacağı tahmin ediliyor. Son dönemlerde yaşadığı gerilemelerle iyice mevzi kaybeden IŞİD’in, Halep’te elindeki el-Bab’tan başka büyük bir merkez kalmadı. Bab şehri çevresine çekilen örgütün bölgede 25 km civarında hendek kazdığı ve muhtemel bir savaşa hazırlandığı tahmin ediliyor. Apokaliptik bir dini inanca sahip IŞİD ve takipçileri için önemli bir yere sahip olan “Dabık”ın bu bölgede yer alması, örgütün burayı kaybetmemek için elinden geleni yapacağını gösteriyor. Nitekim neredeyse 2014’ün başından beri örgütün en yoğun saldırdığı yerin, bu bölgedeki muhalif mevzileri olması, bu hakikati ortaya koyar nitelikte. Oldukça geniş bir alanı içeren bu bölgenin kontrolü için Azez koridorundaki muhaliflerin mevcut sayısı yetersiz görünüyor. Hali hazırda Azez-Mare hattında 3,000 civarında muhalif olduğu, Cerablus’a taşınan muhaliflerinse 1,500, 2,000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Operasyona ilk aşamada katılan Türk Özel Kuvvetleri ve tankçı birliklerin sayısının 5 yüzü çok aşmadığı düşünülüyor. Buna karşın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınıra yaptığı yığınak ve 15 bin askerin Suriye’ye gireceği açıklamaları, bölgedeki gelişmeleri değiştirecek nitelikte. Türk Ordusu’nun aktif desteği olmadığı taktirde bölgede IŞİD ve YPG-SDG’ye karşı başarı şansı az olan ÖSO grupları, ancak Türkiye’nin devamlı desteğiyle önemli ilerleme kaydedebilme potansiyeline sahip. Cerablus’un bir kaç saat içerisinde ele geçirilmesi, IŞİD’in Türk Ordusu’yla karşı karşıya gelmekten kaçındığı yorumlarına yol açtı. Şimdiye kadar konvansiyonel ordulara karşı kendini test etmemiş olan IŞİD, dağınık Suriyeli muhalif gruplar, YPG-SDG, Peşmerge, Şii milislerin ağırlıkta olduğu Irak Ordusu ve Suriye Ordusu’na karşı gerçek anlamda savaştı. Buna karşın NATO ordusu olan ve konvansiyonel savaş doktrinlerine sahip TSK karşısında savaşmasının kolay olmayacağı düşünülüyor. Yine de örgütün sürpriz saldırılar ve bomba yüklü araçlarla düzenlediği ani baskınlarla Türk Ordusu’na zayiatlar verdirebileceği tahmin ediliyor. IŞİD’in açık alanlarda Türk Ordusu’yla çatışmaktan kaçınması, buna karşın şehir savaşında Türk Ordusu’na saldırması ihtimali bulunuyor. Bu anlamda TSK’nın el-Bab’a girip girmeyeceği merak konusu. IŞİD’in Azez-Mare hattı boyunca Cerablus’a kadar çıkarılması halinde, güneydeki Bab şehrinin kime geçeği ise merak konusu. Bölgeye Esed rejimi de oldukça yakın bulunuyor. Buna karşın güney Halep’te Fetih Ordusu’yla savaşırken buraya yönelmesi zor görünüyor. Aynı şekilde YPG-SDG’nin ABD desteğiyle ele geçirdiği Menbic şehrinin akıbeti de merak ediliyor. Türkiye’nin bu konuda net bir tavır takındığı ve bölgenin YPG dışı unsurlara bırakılması gerektiğini savunduğu görülüyor. YPG’nin bölgeden çekilmeyi reddetmesi halinde, bu bölge de Türk Ordusu ve YPG arasında sıcak savaş yaşanma ihtimali var. Aynı şekilde harekatın ilerleyişine göre Afrin bölgesinde de farklı gelişmeler yaşanabilir. Her halükarda Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, bundan sonra özelde kuzey Halep’te, genelde ise Suriye’de çok sayıda farklı gelişmelere gebe. Bu gelişmelerin IŞİD’e karşı Suriye’de Rakka operasyonu, Irak’taki Musul operasyonunu da kapsadığı tahmini yapılabilir. Nitekim Mesud Barzani’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalar, buna işaret ediyor olabilir. Yapılan müdahalenin Suriyeli muhalifler arasında yapılan birleşme görüşmelerine yönelik olası etkileri ise, ayrı bir analizin konusu. Türkiye’nin Suriye’ye direk müdahalesi, savaşın başından bu yana ABD’nin müdahalesi ve Rusya’nın müdahalesinden sonra bir diğer en önemli olarak kayıtlara geçti. Bunu böyle okumakta yarar var. Müdahaleyi gerçekleştiren Türkiye’ye karşı, bundan sonra IŞİD ve PKK’nın terör saldırılarının artarak devam etme ihtimali yüksek. IŞİD’in bundan sonra yapacağı saldırılarda, Türkiye düzenlediği daha önceki saldırıların aksine sorumluluğu üstleneceğini görebiliriz.
‘Devrimin Simgesi’ Dareyya’ya Veda
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Yıllardır süren çatışmalardan sonra batı Guta’da bulunan Dareyya beldesindeki muhalefet ile Esed rejimi arasında, muhaliflerin şehri boşaltmasına yönelik bir anlaşma imzalandı. Yaklaşık dört yıldır kuşatma altında olan Dareyya, özellikle son üç ayda rejim saldırılarının şiddetinin iyice artması sonucu bir anlaşmaya mecbur kaldı. Nitekim geçen iki hafta içerisinde güdümlü füzeler hariç Esed rejimi Dareyya’ya 235 varil bomba atmıştır, bazıları beldenin tek hastanesini hedef almıştı. Saldırılarda napalm bombası kullanılması sonucu, hastane ve çevresi yanarak kullanılamaz hale geldi. Dareyya’ya savaşın başından beri rejim tarafından yaklaşık 7 bin varil bombasının atıldığı tahmin ediliyor. El-Cezire Arapça muhabirine göre rejim delegasyonunun başında olan ordunun 4. Fırkasının komutanının kızı, Dareyya için bunun son fırsat olacağını ve bundan sonra Dareyya’nın tamamıyla yok edeceklerini söyleyerek açık bir şekilde tehdit etti. Varılan anlaşmaya göre, siviller Dareyya’ya yakın ve rejimin kontrolünde olan Sihnaya’ya çıkartılacak iken, savaşçı muhalifler ise İdlib’e geçecek. Esed rejimi daha önce Humus’ta ve Zabadani’de de muhalifler ile benzer anlaşmalar yapmış, Humuslu muhaliflerin muhalefetin elindeki şehrin kuzeyine gitmelerine müsaade edilirken, Zabadani’dekilerin ise yine İdlib’e götürülmelerin sağlanmıştır. Esed rejimi, bu tip anlaşmalar ile muhalif olan bölgeleri boşaltarak hem demografik anlamda bu bölgelerin halkını değiştirmekte, hem de elindeki bulunan bölgelerde gücünü tahkim etmeye çalışmaktadır.
Suriyeli Muhalifler ve TOW Siyaseti (3): Eğitimi ve Gruplar Arası İlişkilere Etkisi Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi TOW füzelerini kullanan muhalif grupların kullanımdaki yoğunluğu değismektedir. Bazı gruplar düzenli bir şekilde yoğun TOW füzesini kullanmasına karşın, diğer gruplar’ın TOW füzesi kullanımı daha düşük yoğunluktadır. Analizlerimizin sonucu olarak görülmektedir ki Ceyş el-Nasr, Sukur el-Cebel ve 1. Sahil Tümeni gibi gruplar çok sayıda TOW füzesi kullanmaktadır. Suriye Devrim Cephesi, Muattasım Billah ve Mücahitler Ordusu gibi grupların da çok az sayıda TOW füzesi kullandığı görülmektedir. Diğer görülen bir olgu ise Ceyş el-Nasr, Sukur el-Cebel, 1. Sahil Tümeni, Kuzey Cephesi, Ceyş el-İzze, 13. Alay, Sultan Murad Tümeni, Suvar al Şam ve Merkezi Tümen’in ciddi bir TOW füze desteğine sahip oldukarıdır. Bununla birlikte bu gruplar’ın Amerika ile olan ilişkilerinin etkin olduğu söylenebilir. Eğitim Bazı Suriyeli muhaliflerin Ürdün Ve Katar’da eğitim aldığı bilinmektedir. Bu eğitim sırasında bazı savaşçılara anti-tank füzelerin kullanımı noktasında eğitim verildiği iddia edilmektedir. Buna karşın “TOW’un babası” olarak bilinen meşhur TOW kullanıcısı Ebu Ömer verdiği demeçlerde hiçbir eğitim almadığını ama ilk denemesinde hedefi vurabildiğini anlatıyor. Kendisi 25 Ekim 2015’de rejimin hava saldırısında ölmüştür. Ölümünden önce Ceys el-Nasr grubunda faaliyet gösterdiği ve 150 zırhlı hedefi vurduğu söylenmektedir. Diğer bir söylenti ise rejim tarafından özellikle seçilerek vurulduğudur. TOW kullanan muhaliflerin çoğunun Amerikan askerlerinden daha fazla TOW füzesini kullandıkları ve onlardan çok daha fazla TOW füzeleri ile hedefleri vurdukları belirtilmektedir. Bu durumdan dolayı Suriyeli muhaliflerin TOW füzesi kullanımında Amerikan askerlerinden daha tecrübeli oldukları söylenebilir. Muhaliflerin arasındaki ilişkilerde TOW füzesinin etkisi TOW füzeleri muhaliflerin arasındaki ilişkilerde ciddi bir etkiye sahip. Bu etki bazı muhalif gruplar için varoluşsal nedenlerdendir. İdlib bölgesinde Fetih Ordusu ve özellikle el-Nusra’nın güçlü olduğu bölgelerdeki ÖSO grupların çoğu kendilerini TOW füzeleri sayesinde ayakta tutabiliyor. Ciddi bir askeri sayısı olmayan bu gruplar ideolojik farklılıklar gösterdikleri el-Nusra ve Cund el-Aksa gibi örgütlere karşı bir çatışma durumunda ayakta kalabilecek durumda değiller. Bu durum geçmişte de görülmüştür. Örneğin Cemal Maruf liderliğindeki Suriye Devrim Cephesi el-Nusra ile yaşadığı çatışma sonucu kısa bir sürede varlığını kuzey Suriye de yitirmiştir. Bunun böyle olmasındaki tek sebep güç dengesi değildir. Cemal Maruf’un rüşvet aldığı ve hırsızlık yaptığı doğrultusundaki söylentiler Suriye Devrim Cephesi’ni bölgedeki sevilmeyen aktör haline getirmişti. Buna ilaveten el-Nusra’ya saldırmasından sonra diğer muhalifler nezdinde de meşruiyetini yitirmiştir. El-Nusra tarafından silah zoruyla tasfiye olunan bir diğer grup ise Hazm Hareketi’dir. Bu grubun özelliği ilk TOW füzelerini kullanan grup olmasıdır. Bu grup ile başlayan çatışmaların akabinde diğer muhalif grupların etkisiyle mahkeme kurulmuştur ve Hazm Hareketi Fetih Halep Operasyon odasının öncüsü olan Şam Cephesine katılmıştır. Mahkemenin kurulmasına karşın bir grup Hazm Hareketi üyesinin el-Nusra’ya saldırması sonucu, el-Nusra Hazm Hareketi’ne yine savaş ilan etmiştir. Bu savaş ilanının ardından batı Halep’te yaşanan savaşların ardından Hazzm Hareketi grubun feshini ilan etmiştir ve üyeleri Halep bölgesindeki diğer ÖSO grupları arasında dağılmıştır. Bu süreç içerisinde el-Nusra, Hazm Hareketinden belli bir miktarda TOW füzesi ele geçirmiş ve bunları rejime karşı kullanmıştır. Bu yaşanan olayların ardından Ahrar el-Şam ve el-Nusra liderliğindeki Fetih Ordusu kurulmuştur. Fetih Ordusu’nun başlattığı İdlib saldırısı sonucu İdlib, Mastuma, Eriha, Cisr el-Şuğur ve Gab düzlüklerin kuzey kısmı ele geçirilmiştir. Bu saldırılarda dikkat çeken bir husus ise TOW kullanan grupların oynadığı roldür. Fetih Ordusu’nun yaptığı saldırılarda TOW grupları askeri anlamda önemli bir etki sağladılar. Cephe hatlarındaki zırhlı birlikleri vurarak saldırı öncesi cephe hatlarını yumuşattılar. Ayrıca rejim yanlısı askeri birliklerin ve milislerin gönderdiği destek birliklerini ikmal yolları üzerinden vurarak Fetih Ordusuna önemli bir avantaj sağladılar. Diğer bir kullanım metodu ise cephe hatlarından kaçan rejim yanlısı birliklerin TOW füzeleri ile vurulmasıdır. Özellikle Eriha – Cisr el-Şuğur oto yolunda ciddi oranda rejime zayiat verdiler. Bu zayiatlar sonucu rejim yeniden yapılanarak geri saldırı başlatamadı ve muhalifler Gab düzlüklerine kadar ilerlediler. Burada görüldüğü üzere el-Nusra gibi örgütlerin rejim yanlısı askeri birlikler ve milislere karşı yürüttüğü operasyonlarda TOW füzelerine ve dolayısıyla TOW füzeleri kullanan diğer gruplara muhtaç olmalarıdır. Fetih Ordusu TOW kullanan grupların etkisinde cephe hatlarında faydalanmasına karşın, bu gruplara müsamaha göstermektedir. 1. Sahil Tümeni, Ceyş el-Nasr ve Liva Sukur el-Cebel gibi grupların Amerikan destekli olduğu bilinmesine rağmen, TOW füzelerin sahadaki etkisi yüzünden cephe hatlarında ortak hedef doğrultusunda gayet pragmatik bir ilişki mevcuttur. Bu noktada dikkat çeken husus ise, el-Nusra ile 13. Tugayın Maaret el-Numan’da Mart 2016’nın başında yaşadığı sorunlardır. Maaret el-Numan’da el-Nusra ile 13. Tugay birbirlerini karargâhlarına saldırmakla ve savaşçılarını öldürmekle suçladılar. Devamında el-Nusra 13. Tugayın karargâhına el koydu ve 13. Tugayın bölgedeki önde gelen savaşçılarını ve komutanlarını hapsetti. Bunun üzerine Marat al Numan’da halk aylar süren halk gösterileri başladı. Bu gösterilerdeki temel istekleri 13. Tugayın savaşçıların ve komutanların serbest bırakılmaları ve 13. Tugay’a silahların geri verilmesiydi. el-Nusra’nın bu halk gösterilerinin üzerine ateş açmaması ve zorla dağıtmaması dikkat çeken diğer bir husus. Bazılarına göre böyle bir hamlenin sonucunda Ahrar el-Şam ile yasayacakları sorun ve uğrayacakları imaj kaybı el-Nusra’nın bu yöndeki tavrını etkilemiştir. İlerleyen süreç de el-Nusra ile 13. Tugay aralarındaki yaşanan olayları mahkemeye taşımaya karar verdiler ve bunun üzerine el-Nusra 13. Tugay’ın savaşçılarını ve komutanlarını serbest bıraktı. Maaret el-Numan’daki halkın el-Nusra’ya karşı gösterileri ve talepleri Mayıs ayında devam ederken, güney Halep’te Şii milislere karşı savaşan muhalif birliklerin arasında el-Nusra’nın yanı sıra 13.Tugay’ın da bulunması, TOW füzelerin muhaliflerin arasındaki ilişkilerine etkisine ışık tutuyor. 13. Tugayın bu süreç içerisinde aşağıdaki grafikte görüldüğü üzere Han Tuman gibi bölgelerde el-Nusra ile aynı cephede TOW kullanması dikkat çekiyor. TOW füzelerine sahip olmayan gruplar cephe hatlarında TOW gruplarına olan ihtiyaçları yüzünden bu grupları imha etme kapasiteleri olmasına rağmen, bu gruplara müsamaha gösteriyorlar. Üçüncü bölümün sonu… Dipnot: Bu analizde Levent Kemal(@ValkryV), @QalaatAlMudiq @yarinah1 ve @bm21_grad gibi hesapların çalışmalarından yararlanılmıştır. Kaynaklar http://www.armyrecognition.com/bosnie_herzegovine_armee_forces_terrestres_fr/bosnie_herzegovine_armee_forces_defense_terrestres_equipements_militaires_vehicule_blindes_informat.html http://www.balkaninsight.com/en/article/making-a-killing-the-1-2-billion-euros-arms-pipeline-to-middle-east-07-26-2016 https://twitter.com/RamiSafadi93/status/727554344430764032 https://www.almasdarnews.com/article/nusra-captures-division-13-headquarters-maarat-al-numan/ https://www.stratfor.com/weekly/anti-tank-guided-missiles-pose-serious-threat http://www.ibtimes.co.uk/syrian-sniper-us-tow-missiles-transform-cia-backed-syria-rebels-into-ace-marksmen-fight-against-1526468 https://warisboring.com/syrian-rebels-message-to-america-send-more-tank-killing-missiles-4fdc723236a8#.h4zijb668 https://www.stratfor.com/analysis/us-provides-measured-support-syrian-rebels https://www.brookings.edu/2015/11/17/the-u-s-plan-to-counter-russia-in-syria/ http://www.suriyegundemi.com/2016/08/09/suriyedeki-ic-savasta-tow-kullanimi/ http://syrianwar1.blogspot.com.tr/2016/07/history-of-jabhat-al-nusra-in-syria.html http://www.reuters.com/article/us-raytheon-saudi-missiles-idUSBRE9B50SF20131207 https://medium.com/@badly_xeroxed/bmg-71-tow-atgm-syrian-opposition-groups-in-the-syrian-civil-war-2636c6d08d68#.iqgs2d737 https://www.reddit.com/r/syriancivilwar/comments/2lm9q3/hazzm_movement_takes_out_stationary_jet_using_us/ http://foreignpolicy.com/2015/11/24/watch-syrian-rebels-blow-up-a-russian-made-helicopter/ https://justpaste.it/SyriaATGM http://www.army-technology.com/features/featurethe-worlds-deadliest-anti-tank-missiles-4159253/ https://www.washingtonpost.com/apps/g/page/world/syrian-rebels-acquire-us-made-antitank-missiles/980/ – See more at: http://www.suriyegundemi.com/2016/08/23/suriyeli-muhalifler-ve-tow-siyaseti-2-fuzelerin-tedariki-ve-dis-baglanti/#sthash.gD2kp8Sg.dpuf        
Suriyeli Muhalifler ve TOW Siyaseti (2): Füzelerin Tedariki ve Dış Bağlantı Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi TOW füzeleri Amerikan Raytheon firması tarafından üretilen BGM-71 TOW füzeleri Suriye’de ilk olarak 2014 Nisan ayında Hazm Hareketi tarafından Suriye’de kullanılmıştır. Bir TOW füzesinin maliyeti 50.000 $ olarak hesaplanmaktadır. Bu füzeleri özellikle MOC ve MOM odalarıyla beraber çalışan muhalif gruplar kullanmaktadır. Suudi Arabistan ve Katar tarafından Suriyeli muhaliflere temin edildiği bilinmektedir. 2013 senesinin sonlarına doğru Suudi Arabistan Amerika’dan 15.000 TOW füzesini 1,1 Milyar Dolar’a satın almıştır. Bu füzelerin belli bir kısmının Suriye’ye gönderildiği iddia edilmektedir. Ayrıca TOW füzelerinin dağıtımında CIA’nın etkin bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bu füzeleri kullanan grupların geneli MOC ve MOM odalarıyla beraber çalışmaktadır, fakat çatışmalarda ele geçirme ve diğer yollarla TOW füzelerini elde edip kullanan gruplar da az da olsa mevcuttur. Örneğin el-Nusra, Hazm Hareketi ile olan savaşında belli bir miktarda TOW füzesini ele geçirmiştir ve bunları kullanmıştır. Bunun dışında Feylak el-Rahman’ın örneğin Doğu Kalamun çöllerinde bir kereye mahsus TOW füzesini kullandığı bilinmektedir. Özellikle zırhlı birliklere ve topçu birliklere karşı kullanılan bu füzeler cephe hatlarındaki düşman milislerinin taarruz öncesi yumuşatılması için önemlidir. Diğer bir etkin kullanım alanı ise karşı tarafın saldırılarını durdurmaya yönelik yapılan atışlardır. Bu tarz kullanım özellikle Ekim ayında rejimin Rus hava destekli Hama saldırısında çok belirgin bir şekilde görülmüştür. TOW füzesinin kullanımındaki bu yoğunluk o dönemdeki Rusya’nın Suriye’ye müdahalesine cevap olarak değerlendirilmiştir. Ayrıca diğer bir olgu ise TOW füzelerinin kullanımının siyasi konjonktür ile doğrudan bağlantılı olmasıdır. Örneğin Rusya ve Amerika liderliğinde mutabık kalınan askeri çatışmasızlık döneminde TOW füzesinin kullanımının çok düşük idi: TOW füzelerinin dağıtımını MOC ve MOM odalarında CIA’nin yaptığı düşünüldüğü için, TOW füzelerinin kullanımı üzerinden muhalif grupların MOC ve MOM odaları ile ve dolayısıyla Amerika ile olan ilişkileri okunabilmektedir: Halep Fetih odasına bağlı olan Nureddin Zengi Hareketi ABD ile olan ilişkilerinin sonlandığını ve bu nedenle zor günler geçirdiklerini, maddi yetersizlikler nedeniyle bazı nöbet noktalarını el-Nusra’ya ve Ahrar el-Şam’a devrettiklerini belirtirken, hareketin lideri Ebu Tevfik Halep merkez ve batısında hem rejime hem YPG’ye karşı savaştıklarını ifade etti. Grubun anti-tank alımının Halep Fetih Operasyon odası üzerinden gerçekleştiği ikincil kaynaklarca ifade edilmekte olsa da bu iddianın doğruluğu noktasında süpheler bulunmakta. Nureddin Zengi grubunun dış bağlantılarının hala sürdüğü ve Suriye’nin Dostları Grubu ile çalışmaya devam ettiği de bilinmekte.Feylak’uş Şam ise birbiri ile yakın toplamda 19, şura olarak beş ayrı şuranın bir araya geldiği bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Humus, Hama ve Halep’te yoğunluk gösteren ve Fetih Ordusu ile beraber İdlib ve Lazkiye’de de çeşitli etkinlik sahalarına sahip olan birliğin Suriye İhvanı’nın silahlı mücadele kanadından olan grupları olduğu gibi ÖSO’nun öncülüğündeki Suriye Devrimciler Konseyi’ne üye olan bir kanadı da bulunmakta. Ortak paydanın Esed rejimi ve müttefiklerine, IŞİD ve PKK’ya karşı savaş olarak betimlendiği grubun iç yapısındaki birliklerin bir kısmı Halep kuzeyi Azez bölgesinde Katar ve Türkiye desteği ile mücadele edildiği düsünülürken, daha güneydeki kolları Fetih Ordusu’yla birlikte hareket ediyor. Grubun yapısının gösterdiği ilişki çeşitliliği grubu sıkça ABD ile anılmasına neden olan gizli TOW füzelerinin kullanımı göze batıyor. Feylak el-Şam kullandıgı TOW füzelerin videolarında bu füze sistemlerini göstermiyor. O yüzden füzenin uçus seyri, rengi ve sesi üzerinden yapılan analizler sonucu varılan sonuçlara göre Feylak’uş Şam 15 TOW füzesi kullanmış ve diğer 16 anti-tank füzesi belirlenilememiştir: Feylak el-Şam’ın TOW füzesi kullanımında dikkat çeken husus kendilerinin Fetih Ordusu’nun yanında ortak faliyet göstermeleridir. Fetih Ordusu’yla ortak hareket eden ve TOW füzesi kullanan tek grup olma özelliğini taşımaktadır. Yapılan analizler sonucu tesbit edilen 15 TOW füzesi kullanım alanları ise düşük bir oranda Fetih Ordusu’nun etkin savaş cepheleriyle uyuşmaktadır. Şubat 2015’de Gab düzlüklerinde ve Haziran 2016’da Halsa’da Fetih Ordusu’nun aktif olduğu cephelerde TOW füzeleri kullanmıstır. Fakat bu iki TOW füzesi kullanımı dışındaki 13 atış Fetih Ordusu’nun olmadığı cephelerde olmuştur. Feylak’uş Şam kullandığı TOW füzelerinin videolarında genellikle Fetih Halep Operasyon Odasının logosunu kullanmaktadır. İkinci bölümün sonu… Dipnot: Bu analizde Levent Kemal(@ValkryV), @QalaatAlMudiq @yarinah1 ve @bm21_grad gibi hesapların çalışmalarından yararlanılmıştır. Kaynaklar http://www.armyrecognition.com/bosnie_herzegovine_armee_forces_terrestres_fr/bosnie_herzegovine_armee_forces_defense_terrestres_equipements_militaires_vehicule_blindes_informat.html http://www.balkaninsight.com/en/article/making-a-killing-the-1-2-billion-euros-arms-pipeline-to-middle-east-07-26-2016 https://twitter.com/RamiSafadi93/status/727554344430764032 https://www.almasdarnews.com/article/nusra-captures-division-13-headquarters-maarat-al-numan/ https://www.stratfor.com/weekly/anti-tank-guided-missiles-pose-serious-threat http://www.ibtimes.co.uk/syrian-sniper-us-tow-missiles-transform-cia-backed-syria-rebels-into-ace-marksmen-fight-against-1526468 https://warisboring.com/syrian-rebels-message-to-america-send-more-tank-killing-missiles-4fdc723236a8#.h4zijb668 https://www.stratfor.com/analysis/us-provides-measured-support-syrian-rebels https://www.brookings.edu/2015/11/17/the-u-s-plan-to-counter-russia-in-syria/ http://www.suriyegundemi.com/2016/08/09/suriyedeki-ic-savasta-tow-kullanimi/ http://syrianwar1.blogspot.com.tr/2016/07/history-of-jabhat-al-nusra-in-syria.html http://www.reuters.com/article/us-raytheon-saudi-missiles-idUSBRE9B50SF20131207 https://medium.com/@badly_xeroxed/bmg-71-tow-atgm-syrian-opposition-groups-in-the-syrian-civil-war-2636c6d08d68#.iqgs2d737 https://www.reddit.com/r/syriancivilwar/comments/2lm9q3/hazzm_movement_takes_out_stationary_jet_using_us/ http://foreignpolicy.com/2015/11/24/watch-syrian-rebels-blow-up-a-russian-made-helicopter/ https://justpaste.it/SyriaATGM http://www.army-technology.com/features/featurethe-worlds-deadliest-anti-tank-missiles-4159253/ https://www.washingtonpost.com/apps/g/page/world/syrian-rebels-acquire-us-made-antitank-missiles/980/      
Haseke’de Rejim-YPG Çatışması
Haber-Analiz / Suriye Gündemi Suriye’de uzun süredir devam eden savaş boyunca birbirlerine karşı genellikle saldırmaktan kaçınan Esed rejimine bağlı güçler ve YPG, son üç gündür Haseke şehir merkezi çevresinde çatışmaya başladı. Savaşın başından beri zaman zaman yaşanan ufak çaplı çatışmalar haricinde, Haseke ve Kamışlı şehirlerinde bir arada varlığını sürdüren rejim ve YPG güçleri, genellikle bu çatışmaları sınırlı tutmayı başardı. Ancak son iki gündür yaşanan çatışmalar sırasındaysa, ilk kez rejim güçleri savaş uçaklarıyla YPG kontrolündeki bölgelere yönelik hava bombardımanı gerçekleştirdi ve her iki taraf da ağır silahları kullanmaktan çekinmedi. Son iki gündür devam eden çatışmalarda aralarında sivillerin de bulunduğu çok sayıda kişi hayatını kaybederken, rejime bağlı güçlerle YPG’ye bağlı Asayiş grupları, şehrin kontrolü için karşılıklı birbirlerinin mevzilerini hedef alıyor. Rejim ve YPG arasında daha önceki gerilimler Daha önce Suriye Gündemi’nde 25 Nisan’da, ‘Kamışlı’da Rejim-YPG Gerilimi’ başlığıyla yayınlanan ve rejim ve YPG arasında yaşanan çatışma ve gerilimleri sıraladığımız yazıda, ayrıntılı olarak iki grup arasındaki durumu ortaya koymaya çalışmıştık. 2016 yılının Nisan ayındaki rejimle YPG arasında, Kamışlı’da meydana gelen ve rejimin 22 askerini kaybedip 40 askerinin YPG tarafından ele geçirildiği, YPG’ninse 20 mensubunu yitirdiği çatışmalar, büyümeden sona erdirilmişti. 2015 Aralık ayında yine Kamışlı çevresinde, YPG ve rejime yakın Asuri Hristiyanların oluşturduğu Sootoro milisleri arasında ufak çaplı çatışmalar yaşansa da, bu saldırılar da kısa sürede yapılan ateşkesle durduruldu. Geriye doğru 2015 Haziran, 2014 Aralık, 2013 Nisan ve 2013 Ocak aylarında, Kamışlı-Haseke hattında rejime bağlı güçlerle YPG arasında bazı izole çatışmalar yaşandı. Ama her defasında bu çatışmalar sınırlı kalırken, başka bölgelerde rejim ve YPG’nin işbirliğine sorun teşkil etmedi. 2012 yılı yaz ayları itibariyle rejimin çekildiği Kürt bölgelerinde YPG güçleri hakimiyet kurmaya başladı. Bu dönemde YPG daha çok rejim karşıtı bir söylem geliştirirken, muhaliflere karşı saldırılar yapmaktan geri durdu. YPG’nin bu ilerleyişi sırasında zaman zaman rejim güçleriyle çatışmaya girdiği ve bazı durumlarda rejime kayıplar verdirdiği olaylar da yaşandı. Yine de bu çatışmalar oldukça sınır kaldı ve bir savaşa dönüşmedi. Rejimse bazı durumlarda YPG kontrolünde bulunan Kürt bölgelerine saldırılar düzenleyerek YPG’nin ilerleyişini sınırlandırdı. Ama örneğin YPG rejimin Kamışlı’daki havaalanına hiç bir zaman saldırmadı. Haseke’de son durum Haseke şehir merkezinde 17 Ağustos 2016’da rejime yakın kaynaklar, YPG’ye bağlı Asayiş güçlerinin Suriye ordusuna mensup bazı kişileri tutukladığı gerekçesiyle gerginlik başladığını bildirdi. Şehir merkezindeki pazar ve güvenlik çemberinin etrafına keskin nişancılar yerleştirilirken, YPG ve rejim güçleri şehre takviye birlikler yollamaya başladı. Bu sırada bölgede karşılıklı bombardıman ve çatışmalar başladı. İlk anlarda rejim güçleri Emel okulunu ele geçirirken YPG el-Basil kavşağını kontrol altına aldı. Daha sonra çatışmalar Doğu Neşva, Tel Hacer ve Guveyran’da yoğunlaştı. Çatışmalar bir süre azalsa da, ikinci gün rejime bağlı uçaklar ilk kez şehirdeki YPG kontrolündeki bölgeleri vurmaya başladı. Rejim uçakları el-Kalasat ve Tel Baydar üssünü vururken, rejime yakın kaynaklar hava saldırılarının ardından YPG’nin Tel Baydar üssünü boşaltmaya başladığını öne sürdü. Asayiş güçleriyse Mesakin mahallesindeki Posta binasını ele geçirdiklerini ve batı Haseke’deki el-Sayka barakalarına saldırdıklarını duyurdu. Rejim kaynakları hava saldırılarında Asayiş komutanlarından Munir Muhammed ve Asayiş genel komutanı Levend’i öldürdüklerini duyurdu. Çatışmalar üçüncü gününe girdiğinde rejim uçakları YPG kontrolündeki mahalleleri tekrar bombalamaya başladı. ABD’ye ait uçakların Haseke üzerinde uçuş yaparak rejim uçaklarına önleme yaptığı rapor edilirken, YPG güçlerinin Haseke şehir merkezindeki bazı mahalleleri boşaltarak, insanları Amude ve kuzey batı Haseke yönüne sevk ettiği bildirildi. Bu dönemde PYD’ye yakın kaynaklar, çatışmalarda 18 sivilin, 2 Asayiş mensubunun ve 4 rejim askerinin yaşamını yitirdiğini, 51 kişininse yaralandığını duyurdu. Muhtemel Senaryolar Rejimle YPG arasında yaşanan çatışmalar ekseriyetle kısa sürerken, taraflar genellikle anlaşma sağlayarak çatışmaları sona erdirdi. Muhaliflere ve IŞİD’e karşı zaman zaman birlikte hareket eden rejim ve YPG güçleri, pragmatik bir biçimde Suriye’de yaşanan savaşta belirledikleri pozisyonlarla biliniyor. Daha önceden de olduğu gibi çatışmaların izole ve lokal olması, başka bölgelere yayılarak tam bir savaşa dönüşmemesi, bu çatışmaların da bir müddet sonra yavaşlayarak tekrar bir ateşkes anlaşmasına varabileceği intibaı uyandırıyor. Çünkü Haseke şehir merkezinde savaşırken, hemen kuzeydeki Kamışlı’da her iki taraf da bir birine saldırmaktan kaçınıyor. Hatta rejim güçleri Kamışlı havaalanından kaldırdığı uçaklarla YPG bölgelerini bombaladığı halde, havaalanının hemen yanındaki YPG güçleri bu duruma ses çıkarmıyor. Aynı zamanda rejim güçlerinin YPG bölgelerinden geçerek Kamışlı’dan Haseke’ye ulaşması, iki taraf arasında garip bir ilişkiye işaret ediyor. Daha büyük ölçekte ABD ve Rusya arasında yaşanan gelişmeler ve Türkiye’nin son dönemlerde Rusya ile olan temasları, bölgede YPG’ye karşı yeni bir hamlenin başlatılabileceği izlenimi uyandırıyor. ABD uçaklarının rejim uçaklarını engellemeye çalışması, bu anlamda oldukça dikkat çeken bir gelişme. ABD uçaklarının benzer bir desteği her gün rejim bombardımanına maruz kalan Halep’ten esirgemesiyse, Suriyeli muhaliflerde artmakta olan ABD karşıtlığını, daha da tetikleyeceğe benziyor. Esed rejimi ve YPG arasındaki çatışmalar bölgesel denklemlerden bağımsız olmadığı gibi, bu sınırlı çatışmaların toptan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceğini, çatışmaların diğer bölgelere yayılıp yayılmayacağından anlayabiliriz. Pragmatik motivasyonlara sahip rejim ve YPG, gerek Halep’te, gerek Haseke’de pek çok noktada iş birliği yapıyor. Bu durumun tersine dönmesi ise, izole lokal çatışmalardan daha fazlasını gerektiriyor.    
Halep’te Kırılan Kuşatma ve Sonuçları
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Oldukça kritik günlerin yaşandığı Suriye iç savaşında, geçtiğimiz günlerde önemli iki gelişme meydana geldi. Fetih Ordusu liderliğindeki muhaliflerin Halep’e yönelik rejim kuşatmasını kırması ve YPG-SDG’nin Halep’in doğusundaki Menbic’i IŞİD’den ele geçirmesi. Kuşkusuz çapı göz önünde bulundurulduğunda ikisi de oldukça kritik olan bu gelişmelerden Halep kuşatmasının kırılması, bütün Suriye’yi ilgilendirmesi bakımından daha önemli. Zira sonuçları itibariyle burada muhaliflerle rejim arasında yaşanan çatışmaların seyri, ülke genelindeki savaşın gidişatını da derinden etkileyeceğe benziyor. 17 Temmuz’da rejimin Kastello yoluna ulaşmasıyla atış menziline girerek fiilen kuşatılan, 28 Temmuz’daysa Beni Zeyd, Liyramun’un ele geçirilmesiyle fiziksel olarak kuşatılan Halep’teki muhalif bölgelere yönelik, kapsamlı bir karşı saldırı 3 gün sonra 31 Temmuz’da Fetih Ordusu’ndan geldi. Halep’in güneyinde bir süredir tahkimatını sürdüren muhaliflerin en organize koalisyonu Fetih Ordusu, güçlü bir dalgayla güney Halep’e yüklenerek, yaklaşık bir hafta içerisinde kuşatmayı kırmayı başardı. Yalnızca 5 Ağustos’ta, güçlü topçu okulu da dahil, Ramuse’yi ele geçiren muhalifler, kuşatmayı yararak, rejimin batı Halep’e ulaşan ikmal yolunu kesmiş oldu. Kuşatmanın Kırılması ve Sonrası 5 Ağustos’ta, Fetih Ordusu bir süredir devam ettirdiği saldırının 3. safhasını başlattığını duyurarak, bomba yüklü araç saldırısı düzenledi ve topçu okuluna yönelik taarruza geçti. Bölgede bulunan rejim güçleri, Lübnanlı Hizbullah’ın da aralarında yer aldığı yabancı Şii milisler ağır kayıplar verdikten sonra bölgeden çekildi. İlk aşamada kompleksin güneyini ele geçiren Fetih Ordusu, Şii milisleri havacılık binası çevresinde sıkıştırdı. Daha sonra bir bomba yüklü araç saldırısı daha gerçekleştiren Fetih Ordusu, topçu okulu kompleksinin tamamını ele geçirdi. Fetih Ordusu’nun güneyden topçu okuluna saldırıya geçtiği sırada, 5 Ağustos’ta Halep içerisinde bulunan ve Fetih Halep koalisyonu gibi gruplara mensup muhalifler, Ramuse yönünden saldırıya geçti. Aynı günün akşam saatlerinde Ramuse kavşağı ve Ramuse garajlarını ele geçiren kuşatma içerisindeki muhalifler, akşam saatlerinde dışarıdan gelen Fetih Ordusu savaşçılarıyla buluştu ve kuşatma fiilen kırılmış oldu. Gübre fabrikası da dahil Ramuse sanayi bölgesini bütünüyle ele geçiren muhalifler, rejime bağlı güçleri çimento farbrikası ve su arıtma tesislerine kadar geriletti. Her ne kadar muhaliflerin açtığı koridor hala rejimin atış menzilinde bulunsa bile, Kastello’nun aksine daha yoğun bina ve yapıların bulunduğu Ramuse yönünden muhalifler şehir içine giriş yapabildi. Yiyecek yüklü ilk yardım konvoylarıysa, yoğun Rus hava bombardımanına rağmen bir gün sonra şehre girmeye başladı. Kuşatmanın yarılması ve topçu okuluyla birlikte Ramuse bölgesinin muhaliflerin eline geçmesi üzerine, Rus uçakları ve karada rejime bağlı Şii milisler muhaliflere karşı taarruzlar düzenlemeye başladı. 7 Ağustos’ta rejime bağlı güçler Ramuse’ye girmeye çalışırken bu saldırı püskürtüldü. 11 Ağustos’ta rejime bağlı güçler tekrar saldırıya geçti ve batıda 1070 blokları, doğudansa Ramuse yönüne doğru ilerlemeye çalıştı, yoğun çatışmaların ardından bu saldırı dalgası da muhaliflerce püskürtüldü. Bir sonraki gün muhalifler Hanasır yolunda rejime ait Gazel kampına saldırdı. Bölgeyi kısa süreliğine ele geçiren muhalifler, bir süre sonra rejimin karşı saldırısı üzerine bölgeden çekildi. Rejim güçleri 13 Ağustos’ta bir kez daha 1070 blokları ve Ramuse hattından saldırıya geçti. Saldırı muhaliflerce tekrar püskürtüldü. Rejim güçleri 1070 bloklarının kuzeyinde bazı binaları ele geçirse de, muhalifler tekrar karşı saldırıyla bu binaları geri aldı. 5 Ağustos’ta muhaliflerin kuşatmayı kırmasının ardından, bölgeye yönelik hava saldırıları bu süre zarfında hiç durmaksızın devam etti. Muhaliflerin güçlü karşı saldırılarından biri ise, 14 Ağustos Pazar günü geldi. Halep’in batısındaki Camiyat el-Zehra yönünden şaşırtma saldırısı düzenleyen muhalifler, bölgede bomba yüklü bir araç patlattı. Aynı dakikalarda güneyde el-Vadihi’yi vuran Fetih Ordusu, bir taraftan Ramuse’nin doğusundaki çimento fabrikasına yönelik saldırıya geçti. Fetih Ordusu ve Türkistan İslam Partisi’ne bağlı savaşçılar rejime bağlı Şii milislerin savunma hatlarını yararak çimento fabrikasının içerisine girerken, fabrika içerisinde yoğun çatışmalar meydana geldi. Fabrikanın bir kısmını ele geçiren Fetih Ordusu, yoğun hava saldırıları sebebiyle güvenli mevziler oluşturmamalarının ardından daha fazla ilerleyemeyerek geri çekildi. Halep Savaşı’nın Geleceği Halep’in güneyinde topçu okulunun alınışı ve Ramuse yönünden şehir merkezine yeni bir hattın açılmasıyla muhalifler büyük bir moral kazanırken, rejim saflarında panik baş gösterdi. Büyük umutlarla Halep’i kuşatma altına alarak bölgedeki muhalif varlığını ortadan kaldırmaya çalışan Rus destekli Esed rejimi, güney Halep’te yaşadığı yenilginin ardından büyük bir darbe aldı. Fetih Ordusu’nun saldırıyı bundan sonra da sürdüreceğini açıklaması ve Halep şehrini bütünüyle ele geçireceğini açıklamasıysa, önümüzdeki günlerde Halep’te çok daha büyük çatışmaların yaşanacağının habercisi. Suriye’nin en büyük şehri olan Halep’te bu çapta bir savaşın yaşanmasıysa, ülke genelindeki dengeleri derinden etkileme potansiyeline sahip. Muhaliflerin kuşatmayı kırmalarının ardından bölgede yoğunlaşan Rus hava saldırılarının biraz dinmesinin ardından yeniden taarruza geçmesi bekleniyor. 1070 blokları ve topçu okulu yönünden batıya doğru, Hamdaniye, Esed askeri üssüne doğru şekillenebileceği düşünülen saldırıya, batıda Zehra yönünden bir saldırıyla da destek verilebileceği düşünülüyor. Aynı anda Ramuse’nin doğusundaki çimento fabrikasını ve muhtemelen su arıtma tesislerini de almak isteyecek olan muhalifler, böylelikle bölgedeki koridorun güvenliğini sağlamayı hedefliyor. Bu şekilde saldırıların sürdürülmesi halinde muhaliflerin, 1-2 ay içerisinde Halep şehrinin batısındaki rejim varlığını büyük oranda geriletebileceği düşünülüyor. Bölgedeki rejim, İran ve yabancı Şii milislerin yığınağı göz önünde bulundurulduğunda, bu hamlenin gerçekleşebilmesi oldukça zor görülüyor. Ama muhaliflerin oldukça zor bir dönemde güneyden en güçlü mevzilerden biri olan topçu okulunu ele geçirerek kuşatmayı yarabilmiş olması, rejimin ve İran liderliğindeki Şii milislerin etkinliğini sorgular hale getiriyor. Rusya’nın hava saldırılarınınsa, daha çok şehirleri boşaltmaya yönelik hastane, okul, pazar yeri ve camilere yönelik olduğu göz önünde bulundurulduğunda, aktif çatışma anlarında başarısız olduğu anlaşılıyor. Halep şehrinin muhaliflerce ele geçirilmesinin, kuşkusuz yalnızca ülke içerisinde değil, gerek bölgesel, gerekse uluslararası ölçekte de denklemleri sarsabilecek dalga etkisi oluşturabilme potansiyeli bulunuyor. Putin Rusya’sı karşısında, özellikle Suriye özelinde oldukça pasif bir politika izleyen ve muhalifler tarafından düşmanca bulunan ABD’nin tutumu, ABD’ye rağmen muhaliflerin böyle bir başarıyı elde etmesi karşısında daha da kötü bir hal alacak. Hali hazırda Halep kuşatılırken ABD herhangi bir somut adım atmazken, Fetih Ordusu’nun kuşatmayı kırmış olması, propaganda anlamında Suriye içerisinde İslami grupları oldukça güçlendiren bir etkiye neden oldu. Bu başarının devam etmesi halindeyse, ABD destekli grupların önemli bir destek kaybı yaşayarak bu yapılara eklemlenmesi bekleniyor. Bu anlamda güney cephesinde son dönemlerde yaşananlar, buna önemli bir örnek teşkil ediyor. Muhaliflerin Halep şehrini ele geçirmesi halindeyse, bölgede bir süredir varlığını sürdüren ve rejimle muhaliflere karşı işbirliği yapan YPG’nin de durumunu zora sokabilecek bir gelişme. Özellikle böyle bir gelişmenin ardından YPG’nin Şeyh Maksud mahallesindeki varlığı tehlikeye girebilir. Aynı şekilde son aylarda iyice gerileyen IŞİD’in, Fetih Ordusu’nun liderlik ettiği Halep operasyonunun başarılı olması halinde, önemli bir imaj kaybına uğrayacağı göz önünde bulundurulmalı. Aldığı desteğin büyük oranda askeri başarılarına borçlu olan IŞİD’in, son dönemlerde yaşadığı büyük kayıpların ardından, bir de muhaliflerin tekrar başarılı bir biçimde rejime karşı ilerlemesi, örgütün meşruiyetine de büyük bir darbe niteliği taşıyor.    
Güney Cephesinde Hareketlilik: MOC Odasına Öfke Artıyor
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Yaklaşık bir senedir sakinliğini koruyan Suriye’nin güneyindeki Deraa ve Kuenytra merkezli güney cephesinde, son zamanlarda önemli gelişmeler ve hareketliliğin yaşanmaya başlandığı görülmekte. Bölgede son aylarda IŞİD’e bağlı Halit bin Velit Ordusu(Eski Şüheda Yermuk Tugayı ve Hareket el-Musenna) ile diğer gruplar arasında yaşanan çatışmalar haricinde neredeyse önemli bir çatışma olmadı. Genel olarak, güney cephesinde MOC odasının (Amman merkezli askeri operasyonlar merkezi) Deraa’da bulunan askeri grupların üzerindeki etkisi zamanla tahkim oldu. Bölgedeki etkin ÖSO koalisyonu Güney Cephesi’ne giden silah ve mühimmatı kontrol eden MOC odası, yapılacak operasyonlar ve hatta askeri ittifaklara müdahale ediyor ve onun onayı olmadan bu adımların gerçekleşmesinin mümkün olmadığı görülüyor. MOC odasının aldığı kararlardaysa son kararın ABD’li yetkililerin elinde olduğu muhalif kaynaklarca sık sık ifade ediliyor. Bu bağlamda muhalefete yakın bazı isimler MOC’un, güney cephesinde bulunan askeri grupların harekete geçmesini istemediğini ifade ediyor. Artan Öfke Güneydeki bu suskunluktan memnun olan Esed rejimi, güney cephesinde savaş hatlarının sakin olmasına dayanarak Şam etrafındaki muhalefetin kontrol ettiği beldelere (Dareyya, doğu Guta gibi) yönelik baskıları artırmıştır. Bu durum diğer muhalif gruplar tarafından MOC’a bağlı Güney Cephesi’ne karşı eleştirilerin yöneltilmesine sebep old. 19 Haziran 2016 tarihinde bazı düşünür ve yazarlar Güney Cephesi’ne bağlı askeri gruplara harekete geçmeleri çağrısında bulundu. Buna benzer bir biçimde 11 Temmuz 2016 tarihinde de başka bir çağrı yapıldı. Artan rahatsızlık ve öfkenin başka bir göstergesi ise Deraa Omari Camiinin eski imamı Ahmet es-Sayasne’den geldi. Muhalifler arasında bilinen bir isim es-Sayasne güneydeki halkı MOC’a bağlı gruplara karşı protesto etmeye davet etti. Bu çağrının üzerine, geçen Cuma günü 5 Ağustos 2016’da, cuma namazına müteakip Deraa şehrinde ve ona bağlı Muzirib gibi bazı beldelerde, camilerden ‘MOC’a Karşı Öfke Günü’ adı altında protestolar düzenlendi. Bu davet ve protestolara karşın MOC destekli Yarmuk Ordusu’na yakınlığı ile bilinen Nesib beldesinin büyük camiinin imamı, bu davetleri fitne kapısı olarak adlandırdı ve insanları protesto etmemeye çağırdı. Bir gün öncesindeyse bir başka olay daha meydana geldi. 4 Ağustos 2016 Perşembe günü muhalefetin kontrol ettiği yerlerde genel mahkeme olarak işlenen ve yargıdan sorumlu olan Dar el-Adl önünde kalabalık toplandı. Ceyze beldesine gelen kalabalık bir gün önce beldeye dönen savaşçıların başka bir grup tarafından (Topçu Birliği) hedef alınıp öldürülmesine protesto etti. Protesto edenler, katillerin kendilerine teslim edilmesini istedi. Son zamanlarda hem askeri grupların oluşturduğu baskı hem de Esed rejimine karşı harekete geçmemeleri nedeniyle Deraa ve Kuneytra’da yaşayan halkta büyük bir öfke ve rahatsızlık birikmiş durumda. Bu öfke fırsat bulunca hem bu gruplara hem de arkalarında olan MOC’a karşı kendini ortaya koymaktadır. MOC gruplardan kaymalar Artan öfke haberleri yayılırken, geçen hafta 500 Güney Cephesi’ne bağlı savaşçının kendi gruplarından ayrılarak Ahrar el-Şam ve Şam’ın Fethi Cephesi’ne katıldığı haberi gündeme geldi. Güvenli kaynaklardan tam olarak teyit edilemese de genel trendlere bakıldığı zaman böyle bir adımın olabileceği mümkün. Nitekim 2015 yılının Ağustos ayında başarısızlığa uğrayan Güney Fırtına operasyonu ardından da kaymalar olmuştu. ‘Huran Şahinleri, Mejd el-İslam’ Ceyş el-İslam’a katılırken ‘Şehit Ahmet Omer Tugayı’ ve ‘Bina Ümme Tugayı’nın ise Ahrar eş-Şam’a katıldıkları duyurulmuştu. O zamanlar bazı kaynaklar yaklaşık bir buçuk ay süren ve bütün Deraa eyaletini rejimden kurtarmayı hedefleyen operasyonun başarısız olmasında MOC’un bu taarruza destek vermemesinin de payı olduğunu dillendiriyor. Askeri gelişmeler Son dönemlerde ö nemli askerbiri gelişme 3 Ağustos 2016 tarihinde Deraa eyaletinde bulunan Busra eş-Şam beldesinde yaşandı. Beldede varlık gösteren ve MOC odasına bağlı olan Şebeb Es-Sunne grubun içinde adeta darbe oldu. Grubun içindeki bazı savaşçılar grubun karargâhına baskın düzenlerken, bir müddet mahsur kalan grubun lideri Ahmet Avde kaçmayı başardı. Aslında çatışmanın başta Avde ve grubun eski askeri lideri Muhammet T’ame’nin kardeşi arasında şahsi bir kavga olarak başladığı söylenmekte. Yaşanan olaylar sırasında Avde’nin ateş açması sonucunda yaralananlar oldu. Bunun üzerine gruba bağlı bazı savaşçılar halkın katılmasıyla grubun karargâhına ve diğer merkezlerine baskın düzenledi, kaçan Avde’nin yerini eski askeri lideri T’ame getirildi. Halkın olaylara katılmasının aslında gruba karşı artan öfkeden dolayı oluştuğu anlaşılırken, nitekim grubun lideri Ahmet Avde ve bazı savaşçılar hakkında yolsuzluk ve gücünün istismar iddiaları daha önce de yayılmıştı.Başka bir gelişme ise 8 Ağustos 2016 tarihinde yaşandı. ÖSO, bazı grupları ve Ahrar el-Şam küçük çaplı olsa da geçen Ocak ayında rejimin kontrolüne geçen Şeyh Miskin beldesine ufak çaplı taarruz düzenledi. Saldırı devam etmese de Güney Cephede angajmanlarında bir değişiklik olma olasılığına işaret etmiştir. Yine de bu oldukça zayıf bir ihtimal ve nitekim saldırılar da henüz ufak çaplı atışlardan öteye geçmiş değil. Muhtemel Senaryo Genel tabloya bakıldığında güney cephesinde MOC’a bağlı gruplara karşı halk nezdinde rahatsızlık devam ederken, bu gruplara karşı eleştiriler de arttığı görülüyor. Bu şekilde devam etmesi halinde zamanla MOC gruplarından diğer gruplara (Ahrar eş-Şam, Şam’ın Fethi Cephesi, Ceyş el-İslam) kaymalar beklenmesi normal olacaktır. Fakat dengeleri değiştirecek böylesi bir hamle ve Esed rejimini zor durumda bırakacak bir askeri gelişme olması için bölgeye önemli bir mühimmat ve finans aktırılması gerekiyor. ABD ve Ürdün kontrolündeki MOC odasının şu aşamada Suriye’nin güneyinde kontrolü kaybetmesi kısa vadede beklenmemektedir. Dolayısıyla artan öfke ve rahatsızlıkların küçük çaplı olaylar şeklinde tezahür etmesi beklenebilir, rejime karşı küçük bir taarruzda da bulunabilir, böyle bir taarruz MOC grupları tarafından eleştirilere karşı yapılabilir. Orta ve uzun vadede ise güney cephesinin dışından bir yardım ve ikmal temin edildiği halde dengeleri değiştirecek bir gelişme yaşanabilir. Burada, hiç şüphesiz, özellikle gidişata Fatih Ordusu liderliğinde Halep cephesinde ilerleyen muhaliflerin performansıyla etkili olacaktır.
Menbic’te Sona Yaklaşırken
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Yaklaşık 2 ay 1 hafta önce, 31 Mayıs’ta başlayan koalisyon destekli YPG-SDG taarruzunda, 105 köy ve çiftliğin yanı sıra, Menbic şehri neredeyse bütünüyle ele geçirildi. IŞİD’in Halep’in doğusundaki en önemli merkezlerinden biri olan Menbic’in YPG-SDG tarafından ele geçirilmesi, kuşkusuz Suriye iç savaşında yeni bir aşamaya geçildiğini ortaya koyan kayda değer bir gelişme. ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin günlük ortalama 15-20 hava saldırısıyla destek verdiği saldırıda, IŞİD güçleri uzun süre direnmeye çalışsa da, 2 aydan biraz fazla bir sürede bölgeyi kaybetmek durumunda kaldı. Fetih Ordusu’nun Halep’e yöneldiği ve rejime karşı önemli ilerlemeler kaydettiği bir dönemde, Halep’in doğusundaki YPG-SDG ile IŞİD arasında yaşanan gelişmeler, Türkiye sınırına yakın kuzey Suriye bölgesinde, yakın gelecekte daha büyük meydan okumaların yaşanmasına sebep olabilir. Operasyonun başlangıcı Mayıs ayının sonlarına doğru Rakka’ya ABD destekli bir YPG-SDG saldırısının yapılacağı yönünde geniş çaplı bir medya kampanyası yürütülürken, bölgede “kuzey Rakka operasyonu” adlı bir taarruz ilan edildi. Saldırının ilk günlerinde kısmi ilerleme kaydedilen taarruzda, IŞİD güçleri mevcut hatlarını kısmen korudu. Bu sırada IŞİD’in Azez-Mare hattında yeni bir saldırı dalgası başlatması üzerine, bölgede çok sayıda köy grubun kontrolüne geçti ve Mare kuşatma altına alındı. Bu gelişmenin ardından Türkiye, YPG-SDG’nin Fırat’ın batısına geçme rezervini kaldırdı ve kuzey Rakka operasyonu, bir anda hızlı bir manevrayla Menbic operasyonuna dönüştü. 31 Mayıs’ta başlayan operasyonda Tişrin Barajı’ndan hareket etmeye başlayan YPG-SDG güçleri, batı yönünde hızlı bir biçimde ilerleyerek IŞİD kontrolündeki köyleri ve çiftlikleri ele geçirmeye başladı. Aynı anda daha kuzeydeki Karakozak’ta portatif amfibik köprülerle Fırat’ın batısına geçmeye başlayan YPG-SDG güçleri, kısa sürede bölgede pek çok mevziyi IŞİD’den aldı. 3 Haziran’da IŞİD‘le yaşanan çatışmalarda YPG-SDG komutanı Ebu Leyla adlı Sadun Faysal yaralandı. 2 gün sonra Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren Ebu Leyla’nın adı, yürütülen operasyona verildi. 5 Haziran itibariyle IŞİD 50 civarında köy ve çiftliği kaybederken, YPG-SDG güçleri Menbic şehrine yaklaşmaya başladı. Bu dönemde IŞİD’e bağlı komutanlar ve bazı önemli isimler ailelerini şehirden tahliye etmeye başladı. 6 Haziran’da Carablus Menbic yolunun yanı sıra, güneyde Rakka’ya uzanan yol da YPG-SDG’nin kontrolüne geçti. 9 Haziran’da IŞİD’in Menbic komutanı olduğu öne sürülen Ebu Usame el-Tunusi’nin şehirden çıkarken YPG-SDG güçlerince ailesiyle birlikte öldürüldüğü duyuruldu. Aynı gün Menbic el-Bab yolunun da YPG-SDG’nin kontrolüne girdiği açıklandı. 10 Haziran’daysa Menbic şehrinin etrafı YPG-SDG güçlerince tamamen sarıldı ve böylece içeride bulunan IŞİD unsurları kuşatma altına alınmış oldu. Esed rejimine yakınlığıyla bilinen el-Masdar News’e göre içeride kuşatma altında kalan IŞİD mensuplarının sayısı 2 bini buluyordu. Çok yoğun hava saldırılarının eşlik ettiği taarruzda YPG-SDG güçleri 100’ün üzerinde köy ve mezrayı ele geçirdikten sonra ilk kez 18 Haziran’da şehrin dış mahallelerine ulaşabildi. Çatışmalar sık binaların yer aldığı kentsel bölgeye ulaştığında, YPG-SDG’nin ilerleyişi yavaşladı. 2 haftadan biraz fazla bir sürede Menbic çevresinde 100’ün üzerinde köy ve çiftlik ele geçiren YPG-SDG güçleri, Menbic şehri içerisinde zorlanmaya başladı. Bundan sonra yaklaşık 2 ay boyunca şehrin dış mahallelerinden başlayarak içlerine kadar çatışmalar aralıksız sürdü. IŞİD’in kuşatmayı yarma hamleleri IŞİD 20 Haziran’da ilk yarma girşimini Menbic’in batısındaki el-Bab yönünde bulunan Arima köyü ve kuzeydeki Carablus yönünden yaptı. Hızlı bir biçimde YPG-SDG kontrolündeki köylere giren IŞİD çok sayıda YPG-SDG savaşçısını öldürdü ve 3 köyü geri aldı. Ancak koalisyon uçaklarının tekrar bombardımana başlaması üzerine YPG-SDG güçleri IŞİD’e karşılık verdi ve IŞİD, ilerlediği bölgelerden çekilmek zorunda kaldı. YPG-SDG güçleri şehrin batısındaki mahallelerden Şeriat okulunun bulunduğu bölgeye kadar girerken, şehrin güneyinde bulunan buğday depolarını yoğun çatışmaların ardından IŞİD’den aldı, ancak IŞİD doğudaki depolarda direnmeyi sürdürdü. 28 Haziran’da IŞİD bir kez daha Carablus yönünden kuşatmayı yarma girişiminde bulundu ve YPG-SDG hatlarını açarak ilerlemeye başladı. Ancak bu saldırı da bir kaç saatlik ilerlemenin ardından püskürtülerek sonuçsuz kaldı. IŞİD’in en kapsamlı karşı saldırısı 1 Temmuz’da geldi. Kuzeyde Carablus yönünden, güneyde Akra dağları istikametinde ve şehrin içerisindeyse huruç hareketi şeklinde geniş bir saldırı dalgası başlattı. Carablus yönünde Dadat köyü çevresinde yoğunlaşan saldırılar devam ederken, güneyde Akra dağı çevresinde yaklaşık 7 köy IŞİD tarafından tekrar ele geçirildi. Aynı anda şehir içerisindeki IŞİD savaşçıları şehrin kuzeyindeki Celavi mahallesinin yanı sıra, şehrin hemen doğusunda yer alan Hataf köyünü ele geçirdi. IŞİD bir gün sonra yayınladığı videoda, çatışmaların başında öldürülen YPG-SDG komutanlarından Ebu Leyla’nın kardeşi Yusuf Abdi Sadun’u ele geçirdiğini duyurdu. Ancak bu saldırılar da kuşatmayı kırmada başarısız oldu ve YPG-SDG önemli kayıplar vermesine karşın, yoğun hava saldırılarının ardından IŞİD’in ilerleyişini durdurdu. Şehrin çevresindeki kuşatma duraksa da, daha sonra sıkılaşmaya devam etti. 16 Temmuz’da YPG-SDG güçleri Menbic’te bulunan ulusal hastaneyi IŞİD’den aldığını açıkladı. 21 Temmuz’daysa YPG-SDG, 48 saat içerisinde IŞİD’e şehri –hafif silahlarıyla birlikte- terk etme çağrısında bulunarak ültimatom verdi. IŞİD bu çağrıya bir yanıt vermedi. 22 Temmuz’daysa YPG-SDG güçleri tekrar saldırarak şehir postanesini ele geçirdi, 24 Temmuz itibariyle şehrin batısı büyük oranda YPG-SDG kontrolüne girdi. 28 Temmuz’da IŞİD bir kez daha, bu sefer el-Bab yönünde, batıdan saldırıya geçti ve bazı köyleri ele geçirdi. Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü(SOHR)’ne göre YPG-SDG’den aldığı el-Buveyr köyünde 24 kişiyi infaz eden IŞİD, şehir merkezinde de Bennavi mahallesini geri aldı. Buna karşın 2 gün süren çatışmaların ardından IŞİD’in son taarruzu da püskürtüldü. YPG-SDG’nin ilerleyişi ve şehrin düşüşü Temmuz sonu itibariyle YPG-SDG’nin şehrin yaklaşık yüzde 50’sini kontrolü altına aldığı öne sürüldü. Aynı dönemde şehirden 40 ila 50 bin sivilin ayrıldığı açıklandı. Koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce sivil yaşamını yitirirken, şehir merkezinde süren çatışmalarda, siviller iki ateş arasında kaldı. 5 Ağustos’a gelindiğinde YPG-SDG şehrin yüzde 90’nına hakim olduğunu duyururken, şehir içerisinde IŞİD’e yönelik kuşatma farklı paketlere bölerek sürdü. Kuşatma gittikçe sıklaşırken, şehrin doğusundaki IŞİD paketi de 6 Ağustos itibariyle IŞİD’den alındı ve şehir merkezindeki bölgelerin büyük bir kısmı da, YPG-SDG’nin kontrolüne geçti. Şehir içerisinde çatışmalar şiddetli bir biçimde devam etse de, Menbic Askeri Konseyi, 8 Ağustos’ta şehir merkezinden bir açıklama yayınladı ve şehrin tamamına yakının ele geçirildiğini duyurdu. IŞİD mensuplarının bazı mahalle ve binalarda sivilleri rehin tuttuğunu öne süren konsey, buraların da kısa sürede ele geçirileceğini açıkladı. Menbic sonrası IŞİD’in doğu Halep’teki en büyük ve en önemli merkezlerinden biri olan Menbic şehrini kaybetmesiyle bölgedeki gücünün oldukça azalacağı aşikar. Grubun bütün hamlelerine rağmen kuşatmayı kıramaması ve şehrin YPG-SDG kontrolüne geçmesi, örgütün son dönemlerde yaşadığı önemli gerilemelerden biri olarak kayıtlara geçti. Tedmur, Ramadi, Felluce, Hit gibi Suriye ve Irak çevresinde geniş bölge ve şehirleri kaybeden grup, Halep’in doğusunda Menbic’i kaybetmesinin ardından ciddi anlamda gerilemeyle karşı karşıya. Koalisyon güçlerinin hava saldırılarının etkili olduğu bu taarruzlarda IŞİD ciddi yara alırken, son dönemlerde lider kadrosunda da önemli kayıplar yaşıyor. Menbic’in düşmesinin ardından IŞİD’in pek çok anlamda oldukça önem verdiği Halep’ten bütünüyle çıkarılması ise, örgütü iyice Suriye ve Irak’ın çöllerle kaplı iç bölgelerine hapsetme potansiyeline sahip. Dışarıdan gelen savaşçı akışı ve desteğini de yitiren grup, kaybettiği bölgelerde oluşturduğu doğal kaynaklar ve vergi gelirlerinde de bir düşüş yaşıyor. YPG-SDG’nin Fırat’ın batısına geçmesinin ardından Menbic’te kontrolü sağlamasıyla bir süre sonra batıya doğru ilerlemeye devam edeceği tahmin ediliyor. Afrin bölgesinde yer alan YPG-SDG’nin varlığı, arada bulunan Bab şehrinin de ele geçirilmesiyle kuzey Suriye boyunca kesintisiz bir kontrol bölgesine ulaşabilme potansiyeline sahip. Böylesi bir senaryonunsa, gerek Türkiye, gerekse Suriyeli muhalifler tarafından da hoş karşılanmayacağı tahmin ediliyor. Her halükarda IŞİD bölgeden çıkarılsa bile, bundan sonra çatışmaların Suriyeli muhalifler ve YPG-SDG arasında olması bekleniyor. Bu gelişmeler karşısında rejimin tavrının ne olacağıysa, bir diğer merak konusu. Herşeye rağmen Haseke’den Halep’e kadar rejimle YPG-SDG arasındaki mevcut ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda, şu aşamada rejimin YPG-SDG ilerleyişinden rahatsız olmayacağı anlaşılıyor.
Şam’ın Fethi Cephesi ve Suriyeli Muhaliflerin Birlik Çabası Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi 28 Temmuz’da el-Nusra Cephesi’nin lider kadrosu yaptığı açıklamayla Suriye’deki El Kaide kolu el-Nusra’nın feshedildiğini ve Şam’ın Fethi Cephesi’nin kurulduğunu duyurdu. El-Kaide’nin Suriye kolu el-Nusra Cephesi’nin feshedilip Şam’ın Fethi Cephesi’nin ilan edilmesindeki önemli sebeplerden birisinin, diğer muhalif gruplar ile birleşme çabası olduğu düşünülüyor. Grubun bu isteğini açık bir şekilde beyanatlarında ifade ettiği görülüyor: “Biz ayrılıklardan ve kavgalardan feragat ederek birlik ve düzen çağrısında bulunuyoruz. Bizim genel mânâda önem verdiğimiz, doğru ve gerçekçi şeriat ilkelerine uygun olarak oluşturulan, tek bir bayrak altında olması zorunlu olan ümmetin ve özellikle de mücahitlerin birliğidir.” Özellikle son dönemlerde Amerika’nın Rusya ile beraber Nusra’ya karşı operasyon başlatacağı söylentilerinin, el-Nusra’nın bu yöndeki adımlarını tetiklediği düşünülüyor. Diğer muhalif gruplardan söz konusu gelişmeye yönelik açıklamalar gecikmedi. Bu anlamda, Suriye’deki en büyük muhalif grup olan Ahrar el-Şam’ın açıklaması büyük bir önem taşıyor. Ocak ayında Fetih Ordusu bileşenlerinin yaptığı birleşme görüşmeleri, el-Nusra Cephesi’nin El-Kaide’yle olan bağı öne sürülerek iptal edilmişti. Ahrar el-Şam, el-Nusra Cephesi’nin bir birleşme için ilk önce El-Kaide’den ayrılması gerektiğini belirtmişti. Ahrar el-Şam en son yaptığı açıklamada, el-Nusra’nın El-Kaide’den ayrılmasını kendilerinin teklif ettiğini ve bu gelişmeden memnun olduklarını belirtti. Bu ayrılmanın geç alınmış bir karar olduğunu ifade eden grup, bundan sonrası içi tek vücut halinde siyasi ve askeri anlamda beraber hareket edilebilecek bir oluşumun yolunun açıldığını öne sürdü. Ayrıca Ensaruddin ve Ecnad el-Şam da bu birleşme fikrine olumlu baktıklarını belirttiler. Suriyeli muhaliflerin yanında yer alan Suudi Arabistanlı din alimi Abdullah Muheysini ve Şam Alimler Birliği de birleşmeyi teşvik eden yapılar arasında. Bu bağlamda bakıldığında muhtemel bir birleşme senaryosunda Fetih Ordusu bünyesindeki Liva el Hak, Ceys el-Sünne ve diğer grupların ilk önce bu görüşmelere katılacağı öngörülebilir. Kendilerini ÖSO diye adlandıran muhalif grupların ise ilk aşamada bu birleşme görüşmelerine katılmaları beklenmiyor. Buna karşın ileriki aşamalarda bu gruplarla da muhtemel birleşmelerle ilgili müzakerelerde bulunulması kuvvetle muhtemel. Amerikan destekli olan ve TOW füzeleri gibi silah ve mühimmat desteği alan ve genellikle kendilerini Özgür Suriye Ordusu bünyesinde sınıflandıran gruplarsa, silah ve mühimmat desteğini kaybetmemek ve dahası Fetih Ordusu’ndaki gruplarla var olan ideolojik farklılıklardan ötürü bu oluşuma katılmaktan geri durabilir. Bu durumda yeni kurulmuş çatı yapı, bu oluşuma katılmayan grupları sistematik bir şekilde baskı altına alma potansiyeline sahip. Buna karşın dışarıdan destek alan grupların otonom bir pozisyonda rahat bırakılması da ihtimal dahilinde. Zira TOW füzeleri gibi cephe hatlarında oldukça gerekli taktik silah ve mühimmatların, bu grupların ellerine geçmesi için yeni oluşuma dahil etmeyerek, dış desteklerinin sürmesine izin verilebilir. Yukarıda bahsi geçen grupların yanı sıra, Cund el-Aksa da yayınladığı açıklamada Şam’ın Fethi Cephesi’nin kurulusunu tebrik etti ve birleşmeye taraftar olduklarını açıkladı. Fakat açıklamalarında geçen önemli bir ifade, grubun birleşmeye yönelik atılacak adımlara dair yaklaşımına ışık tutuyor: “Umuyoruz ki Allah bu sebeple hakka ve hikmete kulak tıkandığı için oluşan kördüğümleri çözer. Ve yine bu değişikliğin hükümetlere bağlı olan grupları da bağlı oldukları yerlerden ilişkilerini kesmeye teşvik edeceğini umuyoruz.” Bu açıklama şaşırtıcı olmamakla birlikte Şam’ın Fethi Cephesi’nin Cund el-Aksa ve diğer muhalif grupların arasında kalabileceğini gösteriyor. Ahrar el-Şam gibi grupların dış ülkeler ile olan ilişkileri Cund el-Aksa için birleşmeye engel olarak görülüyor. Bunu karşın Ahrar el-Şam, Cund el-Aksa’yı IŞİD’e sempati duymakla itham ediyor. Daha önce Fetih Ordusu’ndan Cund el-Aksa’nın ayrılmasının sebebi, Ahrar el-Şam ile arasında yaşanan gerilim olmuştu. Bu gerilim göz önünde bulundurulduğunda birleşmenin önünde ciddi bir engelin olabileceği düşünülüyor. El-Nusra Cephesi’nin devamı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Şam’ın Fethi Cephesi, birleşeceği diğer gruplardan dış ülkelerden bağımsız olmalarını isteyebilir. Buna karşın Fetih Ordusu’ndaki diğer gruplar, yurt dışındaki destekçilerini kaybetmekten çekinecektir. Burada diğer grupların Şam’ın Fethi Cephesi’nin talebini kabul etmesi halinde, ortaya çıkacak grup uluslararası camiadan ayrılmış bir yapı olacaktır. Bu durumda yeni oluşturulacak yapı, El-Kaidenin planına ortak olmuş olarak algılanma durumuyla karşılaşmasının yanı sıra, Afganistan’daki Taliban yönetimi gibi uluslararası toplumdan daha fazla soyutlanmakla karşı karşıya kalacak. Böylesi bir tablo, ne Ahrar el-Şam, ne Ecnad el-Şam ne de Fetih Ordusu’ndaki diğer grupların Suriye için öngördükleri siyasi ve uluslararası vizyona uygun olacaktır. Hali hazırda Suriyeli muhalifler arasında başta ABD olmak üzere uluslararası topluma yönelik oluşan tepki göz önünde bulundurulduğunda, Ahrar el-Şam ve benzeri grupların bundan sonra birleşmeyi reddetmesi halinde, tabanının önemli bir kısmını Şam’ın Fethi Cephesi’ne kaybetme riski bulunuyor. Başta Ahrar el-Şam olmak üzere, Fetih Ordusu’ndaki savaşçıların büyük bir çoğunluğu ideolojik olarak Şam’ın Fethi Cephesi’ne yakın kişilerden oluşuyor. Diğer bir ihtimal ise, Şam’ın Fethi Cephesi’nin uluslararası toplumla görüşebilen ve gerektiğinde müzakere süreçlerine katılabilen bir yapıyı kabul etmesidir. Böyle bir durumda yukarıda bahsedilen Cund el-Aksa beyanatında da görülebileceği gibi Şam’ın Fethi Cephesine ciddi eleştiriler gelebilir. Bu eleştiriler sonucunda Şam’ın Fethi Cephesi’nin kendi savaşçılarından belli bir bölümünü Cund el-Aksa’ya kaybetme ihtimali bulunuyor. Fakat Şam’ın Fethi Cephesi tabanında sözü geçen din adamları Abdullah Muheysini ve Ürdünlü Ebu Muhammed el-Makdisi gibi isimlerden olumlu değerlendirmeler alabilirse, bunun da önüne geçebilir. Zaten Muheysini’nin bu birliğe şimdiden destek vereceği düşünülüyor. Bu durumda Ebu Muhammed el-Makdisi’nin tavrı belirleyici olabilir. Bilindiği üzere Makdisi özellikle Şam’ın Fethi Cephesi’nin yurt dışından gelen savaşçıları üzerindeki etkisi büyük. Burada özel bir durum teşkil eden bir diğer yapıysa Türkistan İslam Cemaati. Fetih Ordusu’yla birlikte hareket etmelerine karşın, grubun çoğunluğunu Çin’in batısındaki Uygur Doğu Türkistan bölgesinden gelen Türkistanlılar oluşturmakta ve örgütün hali hazırda Afganistan-Pakistan bölgesinde de varlığı bulunmakta. Bu sebeple Türkistan İslam Cemaati grubunun yeni oluşumda resmiyette yer almaması öngörülebilir, ki yeni kurulacak oluşumun tamamıyla Suriye merkezli olması ön görülüyor. Fakat bu durum yine de sahada beraber çalışmaya engel teşkil etmiyor. Her şeye rağmen Türkistan İslam Cemaati yine de bu birliğin bir parçası olabilir. Grup, yayınladıkları resmi açıklamada, Şam’ın Fethi Cephesi’nin kuruluşunu muhalefet arasındaki birlik için olumlu bir adım olarak tanımlıyor. Ayrıca kendilerinin diğer muhalif gruplarla birleşmeye hazır olduklarını ifade ediyor. Türkistan İslam Cemaati’nin El Nusra Cephesi’nin El Kaide’de ayrılma kararı sonrası açıklaması Fetih Ordusu bünyesindeki gruplar birleşse ve tüm sorunlar çözülse bile bu oluşumun etkinlik alanı Suriye’nin kuzeyi – İdlib, Lazkiye, Kuzey Hama ve Halep – ile sınırlı kalabilir. Güney Suriye’de Fetih Ordusu bünyesindeki grupların kuzeydeki kadar güçlü olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, burada bir etkinlik kurmaları zor görünüyor. O bölgede daha çok Güney Cephesi adlı ÖSO bünyesindeki, Ürdün’deki MOC(Askeri Operasyon Odası)’a bağlı grup hakim. Güney Cephesi’nin, Şam’ın Fethi Cephesi’ne karşı rezervleri ve Amerika ile yakın ilişkileri olduğu biliniyor. Bununla birlikte başkent Şam çevresinde etkin olan Suriye’deki büyük gruplardan Ceys’ul İslam’ın tavrının belirgin bir etkiye sahip olacağı düşünülüyor. Ceys’ul İslam sözcüsü İslam Alluş yaptığı bir açıklamada, el-Nusra’nın El-Kaide’den ayrılmasını olumlu bulduklarını ama bu adımının yeterli olmadığını belirtmişti. Ceys’ul İslam özellikle Şam civarında Guta bölgesinde hakim bir güç olarak ön plana çıkarken, doğu Guta’da Ceyş el-Fustat adı altında bir süre önce birlesen el-Nusra, Ahrar el-Şam ve Ecnad el-Şam, Ceys’ul İslam ile sorunlar yaşamakta. Bu sorunlar zaman zaman gruplar arasında silahlı çatışmaların yaşanmasına da sebep oldu. Ceyş el-Fustat’ın hali hazırda Guta bölgesindeki varlığı, yeni oluşabilecek bir birliğin Guta bölgesinde çok fazla bir değişikliğe yol açmayacağını gösteriyor.