Analiz
IŞİD’den Tedmur Hamlesi
Analiz – Haber / Suriye Gündemi 2015 yılı Mayıs ayında, IŞİD tarafından başlatılan bir operasyonla Humus’un doğusundaki stratejik Tedmur ve çevresi grup tarafından ele geçirilmiş, Mart ayında İdlib şehrini kaybeden Esed rejimi ağır bir yenilgi almıştı. 2015 yazına girilirken rejimin çökmekle karşı karşıya olduğu bir dönemde, İran’ın aktif olarak savaşa dahil olması ve Rusya’nın 2015 Eylül sonu itibariyle hava operasyonlarına başlaması, savaşın dengesini yeniden değiştirdi. IŞİD’in Tedmur’u 2015 yılında ele geçirmesi üzerinden yaklaşık 1 yıl geçmişken, Rusya ve Şii milislerle desteklenen rejim güçleri, 2016 Mart ayında yeni bir taarruz başlattı ve 27 Mart’ta şehre yeniden hakim oldu. Rus ordusunun özel birliklerle karadan da dahil olduğu saldırıda çok yoğun çatışmalar yaşandı ve IŞİD’in savunma hatları çökertilerek şehre yeniden girildi. Buna karşın şehrin ele geçirilmesiyle taarruz sona erdi ve IŞİD hiçbir zaman tam anlamıyla şehirden uzaklaştırılamadı. IŞİD mevzileri şehrin doğu mahallelerine biraz uzaklıkta var olmaya devam etti. IŞİD’den Yeni Saldırı 2016 yılı boyunca çok büyük kayıplar yaşayan IŞİD örgütü, Suriye ve Irak’ta kontrolü altında bulunan çok sayıda bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Son olarak Halep’in kuzeyindeki Menbic, Cerablus gibi merkezlerini yitiren, Dabık’tan çıkarılan ve el-Bab şehrine saldırıya maruz kalan örgüt, gitgide çöle çekilmeye başladı. IŞİD’in Suriye’deki başkenti pozisyonundaki Rakka’da da ciddi baskı gören örgüt, kuzeyden ABD destekli YPG-SDG saldırılarıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Neredeyse bütün cephelerde çok güçlü baskı gören örgüt, rejimin Halep’teki saldırıyla meşgul olmasını fırsata çevirerek Humus’un doğusundaki Tedmur çevresine saldırdı. 7 Aralığı 8 Aralığa bağlayan gece başlayan saldırılarda Tedmur’un kuzeyindeki Huveysis çevresini hedef alan örgüt, bölgedeki rejim mevzilerinin büyük kısmını ele geçirdi. Ani bir baskınla hızlı bir biçimde ilerlemeye başlayan IŞİD, ilk anda aralarında T-55 ve T-62 bulunan en az 3 tankın yanı sıra, Anti Tank Kornet füzeleri de ele geçirdi. IŞİD tarafından Humus’un doğusunda rejimden ele geçirilen T-55 tankı Rejime bağlı güçler Halep’ten bölgeye takviye birlik sevk etmek isterken, Halep Hama yolu üzerindeki İsriye çevresinde rejim konvoyu Şam’ın Fethi Cephesi tarafından pusuya düşürüldü. Rejime ait çok sayıda araç kullanılamaz hale geldi. Konvoyun Doğu Humus’a ulaşan kısmın ise IŞİD tamamen imha ettiğini açıkladı. Bu gelişmelerin ardından IŞİD ertesi gün de ilerleyişini sürdürerek Tedmur’un kuzey batısındaki Cezal petrol sahasına girdi ve Cihad petrol sahasına ulaştı. Aynı anda şehrin batısındaki tahıl ambarı çevresindeki rejim kontrol noktalarına yönelik bomba yüklü araç saldırı düzenleyen IŞİD, aynı anda Tedmur’un güneyinden de ilerlemeye çalışarak şehri kuşatmaya başladı. Bölgede çatışmalar hala sürüyor. Son olaraksa rejime bağlı güçler Şam çevresinden bölgeye sevkiyat yapmaya başladı. Tedmur’un Saldırısının Hatırlattıkları Son dönemlerde özellikle Halep merkezli rejime bağlı güçlerin ilerleyişi, rejimin ve müttefiklerinin gücüne dair bazı yanlış anlaşılmaları da beraberinde getiriyor. IŞİD’in Halep’te rejim operasyonu devam ederken Tedmur’a saldırması ve bölgede çok hızlı bir biçimde ilerleyebilmesi, Rusya, İran ve yabancı Şii milislerden çok yoğun destek alan rejimin, bütün bu desteğe rağmen aynı anda iki cephede savaşamadığını gösteriyor. Rusya ve İran kontrolündeki Şii milis ordularıyla yürüttüğü savaş stratejisinde rejime bağlı güçler, scorched earth(yakıp yıkma) askeri doktrinini uyguluyor. Buna göre rejime bağlı güçlerin en büyük avantajı, belirli bir alana odaklanarak çok güçlü ateş gücü(Rus hava gücü ve askeri yardımı) ve insan gücüyle(on binlerce yabancı Şii savaşçı) o dar alandaki unsurları bütünüyle imha etmek. Bu şekilde tek tek bir alana sıkıştırdığı muhalif bölgeleri tasfiye eden rejim güçleri, bu taktikle Şam çevresi, Humus ve bugün Halep’te pek çok bölgeyi ele geçirmeyi başardı. Savaş taktiği olarak hava gücü ve insan gücü avantajını çok iyi sağlayan bu taktiğe karşı muhaliflerin bir alana sıkışarak sürdürdüğü savunma taktiği etkisiz kalıyor. Buna karşın muhaliflerin geçtiğimiz yaz Halep’te operasyon devam ederken Hama’da taarruza geçtiklerinde çok hızlı bir biçimde ilerleyebilmesi, Rusya ve İran’ın desteğine rağmen rejimin zayıf noktasına işaret ediyor.
Amiral Kuznetsov ve Rusya’nın Askeri Limitleri
Analiz-Haber / Suriye Gündemi 3 Aralık Cumartesi günü, Doğu Akdeniz’de, Suriye açıklarında görev yapan Rus Donanmasına ait Amiral Kuznetsov uçak gemisine iniş yapmaya çalışan S-33 Flanker tipi bir savaş uçağı, ikinci denemesinde başarısız olarak kaza yaptı ve denize düştü. Uçaktaki pilot fırlatma gerçekleştirerek uçaktan çıkarken, daha sonra arama kurtarma helikopterlerince canlı olarak kurtarıldı. Geçtiğimiz Kasım ayı başında Rusya tarafından Doğu Akdeniz’e getirilen Amiral Kuznetsov uçak gemisinden kalkan MiG-29 tipi çok yönlü savaş uçaklarının yanı sıra, SU-33 Flankerlar Suriye’de muhalif bölgelere yönelik bombardımanlar gerçekleştiriyordu. 15 Kasım 2016’da Suriye’deki operasyona aktif olarak katıldığı duyurulan Amiral Kuznetsov uçak gemisinde, bir gün öncesi, 14 Kasım’da MiG-29 tipi bir uçak daha kaza yapmıştı. Yaşanan kazalar, Rusya’nın tek uçak gemisine dair soru işaretlerini gündeme getirdi. Amiral Kuznetsov’un Tarihi Siparişi Sovyetler Birliği döneminde, 1981 yılında verilen Amiral Kuznetsov uçak gemisi, 1983 yılında kızağa çıkmış, 1985 Aralığındaysa denize indirilmişti. 1991 yılında “Kızıl Donanma”da hizmete giren Amiral Kuznetsov, ancak 1995 yılında tam olarak operasyonel hale gelebildi. Sovyetler’in çöküşü ve Rusya Federasyonu’nun o dönemlerde yaşadığı ağır ekonomik kriz, Amiral Kuznetsov’u da etkiledi. Sovyetler tarafından aynı sınıfta üretilen Varyag gemisi hiç bir zaman tamamlanamadı ve 1998 yılında gemiye Ukrayna tarafından el konuldu. Aynı gemi 2000 yılında Çin’e götürülmek için hazırlandı ve 2 yılı süren bir sürecin ardından Şubat ayında Çin’e ulaştı. Çin’in Ukrayna’dan satın atıldığı Varyag, Liaoning olarak 2012 yılında aktif olarak Çin donanmasında uçak gemisi olarak göreve başladı. Özellikle ABD’deki uçak gemileriyle belli teknik farklılıklar gösteren Amiral Kuznetsov, Rusya Donanması tarafından “ağır uçak taşıyan kruvazör” olarak nitelendiriliyor. Bu tanımlama, Karadeniz’de inşa edilen geminin Montrö Boğazlar Anlaşması’na göre geçişine getirilebilecek kısıtlamaların da önüne geçilebilmesini sağladı. Buna rağmen Türkiye, tonajını öne sürerek geçişine izin vermeme yetkisine sahip olduğu uçak gemisinin, 1991 yılında boğazlardan geçişine herhangi bir protesto yayınlamadı. Kuzey Buz Denizi’ndeki Rus Donanması’na ait filoya katılan Amiral Kuznetsov, ancak 1993 yılında hava araçlarına ev sahipliği yapmaya başladı. 1995-1996 yılları arasında Akdeniz’de ilk görevine çıkan Rus uçak gemisi, Suriye’nin Akdeniz kıyısında Tartus limanında bulunan Rus gemi üssüne uğradı. Daha sonra tekrar kuzey filosuna geri dönen Amiral Kuznetsov, bakıma alındı. Uçak gemisinin yeniden Akdeniz seferine çıkması, 2000 yılında mümkün olabildi. Ancak bu sefer, Kuzey Buz Denizi’nde meydana gelen nükleer denizaltı Kursk’taki kaza sebebiyle iptal edildi. Amiral Kuznetsov Kursk nükleer denizaltısına yönelik kurtarma çalışmalarına katıldı. Rus uçak gemisi, 2008 ve 2009 yıllarında Akdeniz’de 2 kez daha görev aldı ve bazı tatbikatlara katıldı. 2010 yılındaysa bir takım tamiratlar için tekrar kızağa çekildi. 2012 yılında Akdeniz’e tekrar yönelen Amiral Kuznetsov, iç savaşın başladığı Suriye’deki Tartus Limanı’na uğradı. 2014’yse yine Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’a kadar geldi ve tekrar Rusya’nın Kuzey Buz Denizi’ndeki Severodvinsk’te yer alan deniz üssüne döndü. Amiral Kuznetsov uçak gemisi, son olarak 15 Ekim 2016 tarihinde, Kuzey Buz Denizi’ndeki Kola Körfezi’nden yola çıkara Akdeniz’e yöneldi. Kasım ayı başlarındaysa Doğu Akdeniz’e varan Rus uçak gemisi, 15 Kasım 2016 itibariyle Suriye’deki operasyonlara başladığını duyurdu. Gemide 6 ila 8 adet Su-33 tipi Flanker’ın olduğu belirtilirken, 4 MiG 29-KR’nin olduğu rapor edildi. Aynı zamanda çeşitli sayılarda helikopterin de uçak gemisinde bulunduğu ifade ediliyor. Amiral Kuznetsov: Rusya’nın Gücü mü, Utancı mı? Rus Donanması’na ait tek uçak gemisi olan Amiral Kuznetsov, denize indirildiği günden bugüne kadar çok sayıda kaza, teknik arıza ve başarısızlıklara sahne oldu. En son Suriye yolculuğuna çıkan uçak gemisinin yanında muhtemel bir motor arızasına karşı taşıyıcı römorkörlerle birlikte yol aldığı, İngiliz yetkililerce rapor edildi. Çok yoğun duman çıkışına neden olan uçak gemisinin başta mürettebat olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yol açtığı ve önemli ölçüde çevreyi kirlettiği öne sürülüyor. Daha önce de yakıt transferi sırasında büyük bir sızıntıya neden olan uçak gemisi, denizde kirliliğe yol açmıştı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Suriye’de yürüttüğü kampanyayla dünyaya göz dağı verdiği bu günlerde, operasyona Amiral Kuznetsov uçak gemisini de dahil ederek prestijini ve caydırıcılığını artırmayı hedeflediği düşünülüyor. Ancak 3 hafta içerisinde 2 uçağın Rus uçak gemisine iniş yaparken başarısız olması ve denize çakılması, Rusya’nın askeri yeteneklerinin sorgulanmasına neden oluyor. Aynı günlerde görüntülere yansıyan Rusya’ya ait uzun menzilli bir S-300 füzesinin fırlatılmasının ardından yakıtının ateşlenmemesi ve geri düşmesiyle hava uçmasını gösteren bir diğer video, ciddi soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Rusya, Suriye savaşında gün geçtikçe daha fazla güç kullanmak isterken, kendi gücünün ve silah teknolojisinin de reklamını yapmayı amaçlıyor. Ancak ekranlara yansıyan bu nevi görüntüler ve başarısızlıklar, Rusya’nın uzun vadede –yalnızca Suriye’de değil, küresel çapta- caydırıcılığını yitirebileceği yorumlarını da beraberinde getiriyor. Son günlerde yaşanan aksaklıklarla birlikte Amiral Kuznetsov’un Suriye operasyonundan kısa bir süre sonra çekilebileceği ifade ediliyor. Buna göre 2017 başlarında uçak gemisi tekrar Kuzey Buz Denizi’ndeki üste onarıma alınacak.    
Demografik Değişim: Yeşil Otobüsler Bu Kez Han el-Şeyh İçin Yollanıyor
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Etnik ve mezhebi yönü oldukça ön plana çıkan Suriye’deki iç savaşta, ülkede çoğunluğu teşkil eden Sünnilerin demografisi gün geçtikçe geriliyor. 5 yıldan fazla bir süredir devam eden savaşta Sünnilerin çoğunluğu teşkil ettiği şehir ve kasabalar bir bir tahliye ediliyor. Rejimin kullandığı kuşatma, açlık ve ağır bombardımanla teslime zorladığı muhalif bölgeler, daha sonra “yeşil otobüslerle” boşaltılarak demografik değişime uğruyor. Şimdiye kadar Humus şehir merkezi, el-Vair bölgesi, Batı Guta’daki Dareyya, Muazamiyet el-Şam v.b. çok sayıda bölge rejime bağlı güçlerce teslime zorlanarak yeşil otobüslerle tahliye edildi. El değiştiren bu bölgelere özellikle yurtdışından getirilen yabancı Şii milislerin ailelerinin yerleştirildiği ve böylece söz konusu bölgelerde demografinin kalıcı biçimde değiştirildiği bildiriliyor. Esed rejimi, Nusayri azınlığa dayanan dezavantajlı durumunu, İran liderliğindeki bölgesel Şii demografisini arkasına alarak dengelemeye çalışıyor.   Rejimden Han el Şeyh Taarruzu Geçtiğimiz yaz aylarında Şam’a bağlı Batı Guta’daki Dareyya’nın 4 yıllık kuşatma, açlık ve bombardımanın ardından teslim olup boşaltılmasının ardından rejime bağlı güçlerinin yeni hedefi, Batı Guta’daki bir diğer muhalif bölge olan Han el-Şeyh oldu. Dareyya’ya benzer biçimde gün be gün Han el-Şeyh’e yönelik hava saldırıları, varil bombaları, karadan karaya füzeler ve fosfor içerikli bombardıman, bölgedeki muhaliflerin durumunu kötüleştirmeye başladı. Muhaliflerin bir süre önce ele geçirdiği Deyr Habiye’yle komşu Zekiye’ye ulaşmasının ardından, rejim güçleri bu hattı ikiye bölmek için harekete geçti. Rejimin hava saldırılarının ardından başlattığı kara saldırılarıyla 3 Ekim’de Deyr Habiye’ye yaklaşmaya başladı. 8 Ekim’de Daruşa mezrasına ulaşan rejim güçleri, 13 Ekim’de Deyr Habiye yakınlarındaki bir üssü muhaliflerden ele geçirdi. 14 Ekim günü Deyr Habiye’ye giren rejim güçleri, 2 hafta süren çatışmaların ardından bu kez Zekiye yakınlarındaki hava savunma birliği üssünü muhaliflerden aldı. Böylece Han el-Şeyh’teki muhaliflerin Zekiye’yle olan bağlantısı, 28 Ekim’de kesilmiş oldu. Bundan sonra sürekli yenilenen rejim saldırılarıyla muhaliflerin durumu gün geçtikçe daha da kötüleşmeye başladı. Bu kez Han el-Şeyh’teki muhalif savaşçılar ve ailelerinin tahliye edilmesi için rejimle görüşmelere başlandı. Tahliye Süreci Han el-Şeyh’teki muhalifler, ellerinde bulunan esirler karşılığında rejim güçlerinin, muhalif savaşçılar ve ailelerinin güvenli bir biçimde İdlib’e taşınmasının sağlanması üzerinde anlaştılar. Buna göre 1400 aile üyesinin yanı sıra, 1450 muhalif savaşçının bölgeyi 42 otobüs ve yaralılar için 25 ambulansla terk etmesi bekleniyor. İlk otobüsler 28 Kasım 2016 itibariyle Han el-Şeyh’ten muhalif savaşçılar ve aileleriyle ayrılmaya başladı. Muhalif savaşçıların yanlarında hafif silahları götürmesine izin veriliyor. Otobüsler Şam’dan İdlib’e doğru yola çıktı. Yeşil otobüslerle tahliyenin gerçekleştirildiği Han el- Şeyh Yeşil Otobüsler: Demografik Değişim Rejimin başkent Şam ve Humus çevresinde yoğunluklu olmak üzere sıklıkla sürdürdüğü kuşatma, teslim ve tahliye stratejisi, ilerleyen süreçte Suriye’deki demografi üzerinde kalıcı sonuçlar doğurma potansiyeline sahip. Rejimin tahliye ettiği bölgelere yerleştirecek kendi demografik tabanı olmaması nedeniyle, yurt dışından getirilen Şii milislerin ailelerin yerleştirilmesi, Suriye’de belirgin bir biçimde Şiilerin ağırlığını artırmaya başlıyor. İran liderliğindeki Şii milislerin bu şekilde bölgede bir demografik değişime yol açması, ilerleyen süreçte İran liderliğindeki Şiilerin gelecekte Suriye üzerinde daha güçlü bir rol oynamasını sağlayabilir. Son olarak Halep’te de benzer bir strateji güdülürken, kuşatma, ağır bombardımanla teslime zorlanan muhalifler, Halep’ten çıkarılmak isteniyor. Ancak bunun gerçekleşmesi halinde, Halep’te de demografik bir mühendislik çalışmasıyla şehrin Şiileştirilebileceği tahmin ediliyor. Hali hazırda şehirde on binlerce İranlı asker ve Şii milis bulunuyor.    
Halep’te Etnik Temizlik: 2 Ayda 850 Sivil Ölüm
Analiz-Haber / Suriye Gündemi  Geçtiğim yaz Temmuz ayında Rusya ve İran destekli Esed rejiminin Halep’teki muhalif bölgeyi kuşatmasının ardından muhalifler kuşatmayı Ağustos başında kırmış, daha sonra Eylül ayı başında kuşatma yeniden başlamıştı. Rejime bağlı güçler tarafından kuşatma altına alınan muhalif bölgedeki 300 binden fazla insan açlık, tıbbi malzeme yetersizliği, temel insani alt yapının bütünüyle yıkıma uğraması gibi nedenlerin yanı sıra, her gün şiddeti artarak devam eden hava ve kara saldırılarıyla büyük kayıplar yaşıyor. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi(SOHR)’nin son olarak yayınladığı bir rapora göre, Eylül ayının sonundan Kasım ayına kadar geçen 2 aylık süreçte 245’i çocuk olmak üzere 850 sivil hayatını kaybetti. Son günlerde yüzlerle ifade edilen rakamlarda düzenlenen hava saldırıları ve binleri aşan topçu atışı ve karadan karaya füzelerle vurulan kuşatma altındaki Halep’te, durum her geçen gün daha büyük bir trajediye dönüşüyor.   İstatistiğe Dönüşen Ölü Rakamları SOHR tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve 22 Eylül 2016’dan 22 Kasım 2016’ya kadar süren tarihler arasında, Rusya ve Esed rejimine bağlı güçlerce gerçekleştirilen bombardımanları ele alan bir rapor yayınlandı. Kuşatma altındaki Halep’in yanı sıra, muhaliflerin kontrolündeki batı ve güney Halep’teki kayıpları da içeren raporda, yaşanan sivil ölümlere dair çarpıcı rakamlar paylaşıldı. Halep’teki muhalif bölgelerde Rusya ve rejime bağlı güçlerin gerçekleştirdiği hava saldırısı, topçu atışları, karadan karaya güdümlü füze saldırıları v.b. saldırılarda, belirtilen tarihler arasında 834 ölüm rapor edildi. Bahsi geçen ölümlerin içerisinde 18 yaşının altındaki 176 çocuğun yanı sıra, 18 yaşının üzerinde 69 kadın da yer alıyor. 15 Kasım 2016’da kuşatma altındaki Halep’e bağlı Firdevs mahallesine yönelik hava bombardımanı sonrası SOHR’un raporuna göre yalnızca kuşatma altındaki Halep’in doğu kısmında 96’sı çocuk, 36’sı kadın olmak üzere 523 sivil, Rusya ve rejim tarafından gerçekleştirilen uçak ve helikopterlerle gerçekleştirilen hava bombardımanlarında yaşamını yitirdi. Aynı bölgede rejime bağlı güçler tarafından gerçekleştirilen topçu atışlarında 11’i çocuk, 6’sı kadın, 84 sivil hayatını kaybetti. Aynı rapora göre Rusya ve rejime bağlı güçler tarafından Halep’in kırsal kesimine yönelik gerçekleştirilen hava ve kara saldırılarında 68’i çocuk, 33’ü kadın olmak üzere 222 sivil hayatını kaybetti. Rusya ve rejim tarafından gerçekleştirilen tüm bu saldırılar sırasında aralarında durumu ağır olanların da bulunduğu 4 binden fazla sivil ise yaralandı. Raporun yayınlandığı günlerde ise yine onlarca ölü ve yaralıya yol açan saldırıların devam ettiği bildirildi.   Sivilleri Hedef Alan Saldırıların Amacı Suriye İnsanları Hakları Networku (SNHR) tarafından 14 Kasım 2016’da güncellenen sivillere yönelik saldırıları kayıt altına alan rapora göre, Suriye’de rejim karşıtı ayaklanmaların başladığı 2011 Mart ayından 2016 Kasım ayına kadar geçen sürede 203,097 sivil kayıp olduğu bildiriliyor. Söz konusu raporda sivil ölümlere yol açan taraflara da yer verilirken, rejime bağlı güçlerin sivil ölümlerin  92.92%’sinden sorumluğu olduğu ifade ediliyor. Buna göre rejime bağlı güçler, yaklaşık 6 yıl içerisinde 188,729 sivil ölümüne yol açtı. Buna rejimin yanında savaşan Rusya’nın öldürdüğü 3,558 sivil de eklendiğinde, toplamda yaklaşık sivil ölümlerin 95%’i rejim yanlısı güçlerce gerçekleştirilmiş oluyor.         Suriye İnsan Hakları Networku(SNHR) tarafından 2016 Kasım ayında güncellenen sivil ölümlere dair rakamlar Rejim yanlısı güçlerin belirgin bir biçimde sivillere yönelik saldırılar gerçekleştirdiğini ortaya koyan söz konusu raporlardaki çarpıcı rakamlara göre, bunun bir tür savaş stratejisine dönüştürüldüğü izlenimi oluşuyor. Muhaliflerin kontrolünde bulunan bölgelere yönelik gerçekleştirilen bu saldırılarda sivil alt yapı olan hastaneler, okullar, pazar yerleri, camiler, sivil savunma merkezleri v.b. alanlar sıklıkla hedef alınıyor. Bu saldırılarla rejim yanlısı güçlerin muhalif bölgeleri insansızlaştırmak istediği ve böylece söz konusu bölgelerde yeniden hakimiyet kurmayı hedeflediği düşünülüyor. Daha önce Suriye Gündemi’nde yer alan “insansızlaştırma” stratejisine yönelik çalışmada da ele alındığı gibi, rejime bağlı güçler muhaliflerin güçlü olduğu bölgelerdeki halkı cezalandırmak, sürmek ve nihai olarak insansızlaştırmak için yoğun bir bombardıman kampanyası yürütüyor. Rusya’nın son bir yıldır aktif olarak dahil olduğu bu stratejiyle özellikle Suriye’nin kuzeyindeki İdlib ve Halep çevresi her gün yüzlerce hava saldırısı ve binlerce topçu atışına sahne oluyor. Son olarak kuşatma altına alınan Halep’te bu stratejiyi sürdüren rejim yanlısı güçler, Şam çevresindeki kuşatmalarda gerçekleştirdiği gibi, açlık ve yoğun bombardımanla muhalifleri şehirden çıkarmaya çalışıyor. Savaş stratejisi olarak sivilleri hedef alan bir kampanyayla devasa bir insani trajediye yol açan rejim yanlısı güçler, demografik olarak da Suriye’nin yapısını değiştiriyor. Halep, Şam ve Humus gibi Sünni ağırlıklı şehirler yoğun bombardıman, kuşatma ve açlıkla demografik olarak “arındırılırken”, bu bölgeler rejim kontrolüne girdiğinde bölgeden çıkarılan nüfus bir daha geri dönemiyor. Çoğunluğu ülke içinde ve dışında mülteci haline gelen, çok sayıda sivilin hayatını kaybedip yaralandığı bu etnik temizlik stratejisiyle, önümüzdeki günlerde 300 bin insanın yaşadığı Halep’in karşılaşabileceği düşünülüyor. Bütün bu insani trajedinin yaşandığı bir sırada, gerek bölgesel, gerekse uluslararası güçlerin yaşanan sürece müdahale etmemesi, Suriyeliler üzerinde büyük bir hayal kırıklığına neden oluyor.
Şam’da Muhaliflerin Ölüm Kalım Savaşı: Doğu Guta
Analiz-Haber / Suriye Gündemi  Suriye’deki iç savaş boyunca en uzun süredir kuşatma altında bulunan bölgelerin başında gelen, başkent Şam’a bağlı Doğu Guta bölgesinde muhaliflere yönelik baskılar, özellikle, Rus müdahalesinin ardından gittikçe arttı. 2015 Aralık ayında Doğu Guta merkezli ve bölgedeki en güçlü grup olan Ceyş’ul İslam(İslam Ordusu) lideri Zehran Alluş’un rejim hava saldırısında yaşamını yitirmesi ve stratejik Merc Sultan Hava Üssü’nün rejim tarafından ele geçirilmesi, bölgede muhalifler için tehlike çanlarının çalmaya başladığı yorumlarına neden oldu. Zehran Alluş’un hayatını kaybetmesinin ardından bölgede zayıflayan Ceyş’ul İslam grubu ve Feylak el-Rahman arasında şiddetli çatışmalar baş gösterdi. Nisan ayında başlayan iç çatışmaların ardından muhalifler Doğu Guta’da bölge bölge ayrılırken, rejime bağlı güçler yeni bir saldırı dalgası balattı. Nisan ayından Kasım ayına kadar süren taarruzlar boyunca Doğu Guta’daki muhaliflerin kontrolündeki bölgenin 20%’den fazlası rejim kontrolüne girdi. Bu durumsa, aynı zamanda Batı Guta’da Dareyya ve Muazamiye gibi bölgelerden muhaliflerin çıkarılmasıyla birlikte, bölgedeki muhalif varlığını da tehdit etmeye başladı.   Muhalifler Arasında İç Çatışma Muhalifler arasında Doğu Guta Zamalka merkezli başlayan gerginlik, 18 Nisan 2016’da Feylak el-Rahman’ın Cisrin’de Ceyş’ul İslam’a ait merkezlere saldırmasıyla yeni bir boyuta taşındı. Güçlü oldukları bölgelerden karşılıklı olarak birbirini çıkarmaya başlayan Feylak el-Rahman’la Ceyş’ul İslam’ın çatışmasına, bölgedeki Ceyş’ul Fustat da katıldı. Çatışmalarda Feylak el-Rahman’ın yanında yer alan Ceyş’ul Fustat(Doğu Guta’da ki el-Nusra, Ahrar el-Şam ve Fecr el-Ummet gruplarından oluşan koalisyon) daha sonra çatışmalardan çekildi. Ancak Feylak el-Rahman ve Ceyş’ul İslam arasındaki çatışmalar, arabuluculuk çalışmalarına rağmen devam etti. 4 Kasım 2016 Doğu Guta’daki Duma şehrinde muhalifler arasında yaşanan iç çatışmayı protesto eden halk Doğu Guta’nın kuzeyinde Ceyş’ul İslam ağırlığını korurken, daha güneyde Ceyş’ul Fustat, batı tarafındaysa Feylak el-Rahman gücünü artırdı. 1 ayı aşkın bir süre devam eden iç çatışmalarda muhaliflerden 700’e yakın savaşçı hayatını kaybetti. Rejimin aynı dönemde Doğu Guta’ya saldırmasının ardından muhalifler arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Ateşkes anlaşmasına rağmen bölgedeki muhalifler arasında tam anlamıyla bir uzlaşma hala sağlanabilmiş değil ve özellikle Feylak el-Rahman ve Ceyş’ul İslam arasındaki gerginlik sürüyor.   Rejim Tarruzu Muhaliflerin 18 Nisan’da Doğu Guta’da birbiriyle çatışmaya başlamasının ardından rejim güçleri 1 hafta içerisinde yeni bir taarruz için hazırlıklarını tamamladı ve 25 Nisan’da yeni bir saldırıya başladı. Saldırıda rejime bağlı güçler, Doğu Guta’nın güneyinde kalan bölgelerine odaklanarak, muhaliflerin iç çatışmasını fırsata çevirmesini bildi. Rejime bağlı güçler yoğun hava bombardımanının da eşlik ettiği taarruzda ilk olarak stratejik Rukabiye’yi hedef aldı. Rukabiye’yi yaklaşık 1 haftada ele geçiren rejime bağlı güçler, bölgedeki en önemli iki bölge olan Deyr Asafir ve Zebdin’e yaklaştı. Yine bir haftayı bulan çatışmaların ardından 8 Mayıs’ta Zebdin merkezindeki bazı kısımlar ele geçirildi. 12 Mayıs’taysa Zebdin Camii rejim güçlerince ele geçirildi. 19 Mayıs’a kadar rejime bağlı güçler Deyr Asafir, Zebdin ve Bezine’yi tamamen ele geçirdi. Kuşatma altındaki Doğu Guta için hayati öneme sahip geniş tarım alanlarının da yer aldığı bu bölge, bütünüyle rejim kontrolüne girdi. Haziran 2016 Doğu Guta’da muhaliflerden alınan Merc Sultan’da kirejim askerlerini ziyaret eden Beşşar Esed Bu gelişmenin üzerinden bir ay kadar geçmesinin ardından, rejime bağlı güçler yeni bir taarruza başladı. Bu kez kuzey batı yönünden ilerlemeye başlayan rejime bağlı güçler, 21 Haziran’da hızlı bir saldırıyla el-Bahariye tepesi ve Bahariye bölgesini ele geçirdi. 24 Haziran’da Meyda’ya giren rejime bağlı güçler, yaklaşık 2 hafta süren çatışmaların ardından Meyda’yı bütünüyle ele geçirdi. Muhalifler karşı saldırıyla kısmi ilerleme sağlasa da, rejime bağlı güçler kısa sürede saldırıyı püskürterek kaybettikleri yerleri geri aldı. Temmuz ayı sonunda Havş el-Fara’yı haftalar süren çatışmaların ardından muhalifler bırakarak geri çekildi. Ağustos ayı ortasına gelindiğindeyse rejime bağlı güçler Havşi Nasri’yi de muhaliflerden alarak Tel-Kurdi bölgesine saldırmaya başladı. Muhaliflerle rejim arasında uzun süreli taarruz ve karşı taarruzlarla süren çatışmaların ardından rejim güçleri 11 Ekim’de ele geçirdikleri Reyhan’ın batı kısmından çıkarıldı. Buna karşın rejim saldırıları durmaksızın sürdü ve 50 günü aşkın bir süre devam eden çatışmaların ardından Tel Kurdi ve Tel-Savvan ele geçirildi. Daha sonra Reyhan’ın batısındaki mezraları ele geçiren rejim güçlerinin Kasım ayı boyunca Reyhan’a yönelik saldırıları muhaliflerce püskürtüldü.   Doğu Guta’da Daralan Kuşatma ve Muhaliflerin Ölüm Kalım Savaşı Suriye’nin başkenti Şam’ın hemen yanı başında yer alması sebebiyle, Doğu Guta bölgesi iç savaş boyunca en önemli cephelerden biri olageldi. Muhaliflerin en güçlü gruplarından Ceyş’ul İslam’ın merkezi konumundaki bölgede, özellikle muhaliflerin kendi aralarındaki çatışmalar ciddi gerilemelere neden oldu. Doğu Guta’daki muhalifler arasında gerilim sürekli olagelse de, bölgede etkin bir isim olan Ceyş’ul İslam lideri Zehran Alluş, bu gerilimin çatışmaya dönüşmesinin önünde önemli bir engel teşkil ediyordu. Zehran Alluş’la birlikte bölgede diğer gruplara fazla göz açtırmayan Ceyş’ul İslam, 25 Aralık 2015’te Esed rejimi tarafından gerçekleştirilen bir hava saldırısında liderlerinin hayatını kaybetmesiyle birlikte büyük bir darbe aldı. Zehran Alluş’un ardından toparlanamayan grup, güç kaybetti. Bu durum, Doğu Guta’daki bir diğer önemli muhalif yapı olan Feylak el-Rahman’la Ceyş’ul İslam arasında güç mücadelesini tetikledi. Rejime bağlı güçlerin muhalifler arasında yaşanan çatışmaları çok iyi değerlendirdiği Doğu Guta’da, yaklaşık 8 ayın ardından muhaliflerin kontrolündeki bölgenin 25% civarı rejim tarafından ele geçirildi.  El geçirilen yerler arasında Deyr Asafir ve Zebdin gibi Doğu Guta’nın tarıma elverişli can damarı konumundaki bölgelerin de yer alması, kuşatmayı muhalifler için çok daha kötü bir hale getirdi. Esed rejiminin sıklıkla kullandığı kuşatma ve açlıkla muhalif bölgeleri teslim alma stratejisi, bundan sonra Doğu Guta’da daha etkin bir biçimde uygulanmaya başlandı. Tarıma elverişli bölgelerin büyük oranda rejim kontrolüne girmesiyle, yaklaşık 4 yıldır kuşatma altında direnmeye çalışan Doğu Guta da, Batı Guta’daki Dareyya, Muazamiyye örneklerinde olduğu gibi zor bir seçenekle karşı karşıya. Zorlaşan kuşatmanın yanı sıra, muhalifler arasında yaşanan ayrılıklar da, bölgedeki durumu daha kritik bir hale getiriyor. Rejimin başkent Şam’ı bütünüyle muhalif bölgelerden arındırma stratejisi göz önünde bulundurulduğunda, önümüzdeki günlerde Doğu Guta’daki muhalif bölgeye yönelik baskının gün geçtikçe daha fazla artacağı yorumlarına neden oluyor. Doğu Guta’daki yerleşim yerleri olan Duma gibi merkezlere yönelik artanRus ve rejim hava saldırıları da, buna işaret ediyor.
El-Bab: Büyük Savaşa Açılan Kapı
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Fırat Kalkanı Operasyonu üçüncü ayına girerken, TSK desteğiyle ilerlemeye devam eden Özgür Suriye Ordusu bileşenleri, Halep’in doğusunda IŞİD’in kontrolünde kalan son büyük şehir el-Bab’a ulaştı. Fırat Kalkanı’nın sürdüğü sırada, el-Bab şehrine doğru YPG-SDG’nin batıda Afrin yönünden, doğuda Menbic yönünden ilerlemeye çalıştığı görüldü. Zaman zaman TSK destekli muhaliflerle de çatışan YPG-SDG güçleri, mevzi ilerlemelerle el-Bab şehrine doğu ve batı yönünden biraz daha yaklaşmayı başardı. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Esed rejimine bağlı güçlerin, Halep’in doğusundaki Kuveyris havaalanında hareketlenmeye başladığı ve bölgeye askeri sevkiyat yaptığı rapor edildi. Kuzeyden TSK destekli muhalifler, batı ve doğudan YPG-SDG şehre yaklaşırken, güneyden rejime bağlı güçlerin el-Bab’a saldırabileceği söylentileri gündeme geldi. Bu tablo ise, bölgede tansiyonun yükselmesi ve el-Bab şehri ve çevresini kimin kontrol edeceği üzerine TSK destekli muhalifler, ABD destekli YPG-SDG ve Rusya-İran destekli Esed rejimi arasında bir çatışma riskini artırıyor. Bu gerilimin yanı sıra, ABD’nin, Türkiye’nin muhalif unsurlarla birlikte sürdürdüğü el-Bab operasyonuna destek vermediğini açıklaması ve Rus askeri uzmanların Mare’nin güneyindeki YPG-SDG’ye ait mevzileri ziyaret etmesi, bölgede tarafların birbirinin gücünü ve psikolojisini yokladığı yorumlarına yol açıyor. Fırat Kalkanı Operasyonu’nun bu ölçüde hızlı bir başarı yakalayacağını tahmin etmeyen ABD ve Esed rejimine destek veren Rusya, TSK destekli muhaliflerin el-Bab’a ulaşmasının ardından yeni bir durumla karşı karşıya. Bu yeni durumsa, üç tarafın da karşılıklı çıkar ve tehdit algılamalarının çatıştığı bir düğümde, sıcak bir çatışmaya dönüşme riskini artırıyor.   El-Bab’a Giden Yol 24 Ağustos 2016 tarihinde Türkiye topraklarından TSK’ya ait tanklar ve özel birliklerin eşlik ettiği bir grup ÖSO savaşçısı, sınırın Suriye tarafındaki Cerablus’un karşısında bulunan bölgeye Karkamış’tan giriş yapmaya başladı. Kısa sürede Cerablus ve çevresindeki köylere giren TSK eşliğindeki muhalifler, aynı anda güneyde Cerablus’a doğru ilerlemeye çalışan YPG-SDG güçleriyle çatışmaya başladı. YPG-SDG güçlerinin IŞİD’in çekildiği köylere girerek Cerablus’a yaklaşmasıyla TSK destekli muhalifler YPG-SDG’ye karşı yeni bir operasyon başlattı ve 29 Ağustos’a gelindiğinde YPG-SDG güçleri Sacur suyunun güneyine atıldı. Sacur suyunun kuzeyindeki bütün köyler, Cerablus’la birlikte muhaliflerin kontrolüne girdi. Bu gelişmenin ardından ABD’nin arabuluculuğuyla TSK destekli muhaliflerle YPG-SDG arasındaki çatışmalar duruldu. Türkiye sınırı boyunca batıya doğru IŞİD mevzileri ele geçirilirken, Türk ordusu Eylül ayı başında el-Rai yönündeki muhalif bölgeye tank sevk etmeye başladı ve bu sefer el-Rai yönünden sınır boyunca doğuya ilerlemeye başladı. 4 Eylül’e gelindiğinde IŞİD’in Türkiye sınırındaki kontrol ettiği son köyler de TSK destekli muhaliflerin kontrolüne geçti ve sınır boyunca Azez-Cerablus bağlantısı sağlanmış oldu. Sınırı bütünüyle kontrol altına aldıktan sonra güneye doğru hattı genişletmeye başlayan TSK ve muhalifler, Eylül’ün sonlarına doğru içerisinde Dabık’ın da yer aldığı Kuveyk Ovasına yöneldi. El-Bab’a yürümek için gerekli derinliği sağlayan bu bölge, yaklaşık bir ay süren çatışma ve IŞİD karşı saldırılarını püskürtmenin ardından bütünüyle ele geçirildi. Bu gelişmeyle Mare’nin doğusundan itibaren geniş ve derin bir alanda muhaliflerin kontrolü genişlemiş oldu ve el-Bab’a giden yol açıldı. Bu aşamada YPG-SDG’nin batı yönünde, Ma’re’nin güneyinden hareketlenmeye başladığı görüldü. IŞİD’in bu sırada bazı köylerden çekilmesiyle rejime bağlı güçler ve YPG-SDG bu köylere girdi. Bunun ardından TSK destekli muhaliflerle YPG-SDG arasında çatışmalar yaşandı, Türk savaş jetleri YPG-SDG kontrolündeki Tel Rıfat ve çevresini bombaladı. Bir süre devam eden çatışmaların ardından bu bölgedeki çatışmalar duruldu. Batı yönlü YPG-SDG ilerleyişinin kısmi olarak durdurulmasıyla daha doğuda güneye doğru harekete geçen Fırat Kalkanı Operasyonu bileşenleri, kısa sürede önemli ilerlemeler kaydederek el-Bab şehrinin kuzeyindeki mahallelere kadar ulaştı ve daha doğudaki stratejik Kabbasin ele geçirildi. Bu aşamada YPG-SDG’nin tekrar hareketlenmeye başladığı görüldü. Aylardır Arima’nın doğusunda duran YPG-SDG güçleri, muhaliflerin el-Bab’a yaklaşması ve Kabbasin’i almasıyla Menbic tarafından batıya doğru harekete geçti. Aynı anda IŞİD’in Kabbasin’in doğusundaki köylerden çekilmesiyle YPG-SDG güçleri bu köylere girdi. Bu sefer YPG-SDG kontrolündeki mevziler TSK ve muhalifler tarafından vurulmaya başlandı. Bazı köyler YPG-SDG’den geri alındı. 16 Kasım 2016 Türk Ordusuna ait T-155 Fırtına Obüsleri YPG-SDG mevzilerini hedef alıyor El-Bab’ta Son Durum ve Muhtemel Gelişmeler Hali hazırda el-Bab’a en yakın pozisyonda olan Fırat Kalkanı Operasyonu bileşenleri, şehrin bir kaç yüz metre kuzeyinde konuşlanmış bulunuyor. IŞİD’in bölgedeki hızlı gerileyişinin ardından şehre oldukça yaklaşan muhalifler, şehri ele geçirmeye en yakın grup olarak görünüyor. Buna karşın aynı anda YPG-SDG’nin doğu ve batı yönlü, rejiminse güney yönlü hareketlendiği görülüyor. Kuveyris’e yapılan yığınağın, olası bir el-Bab operasyonuna yönelik bir hazırlık olduğu düşünülüyor. El-Bab merkezli yaşanan bu tırmanış, kaçınılmaz olarak Kuzey Halep’te hakimiyet mücadelesi veren bu üç grubu karşı karşıya getiriyor. IŞİD’in bölgede etkinliğini iyice yitirmeye başladığı bir dönemde, IŞİD’in çekildiği bölgelerin kimin kontrolüne gireceği meselesi, gelecekteki muhtemel çatışma alanlarını da ortaya çıkarıyor. El-Bab’ı ele geçirmeye en yakın grup olan Türkiye destekli muhalifler, el-Bab’ta güvenli bir biçimde var olmak için kaçınılmaz olarak Menbic’e ve Afrin’e ilerlemek zorunda gözüküyor. Doğudan ve batıdan bu kadar sıkıştırılmış bir biçimde el-Bab’ta gücünü tahkim etmesi zor olan Fırat Kalkanı Operasyonu, aynı zamanda daha güneyde YPG-SDG’nin kantonları birleştirme ihtimalini de göz önünde bulundurarak Menbic ve Afrin’e doğru hareketlenebilir. Özellikle PKK’ya karşı mücadele eden Türkiye’nin de bu konuda kararlı olduğu düşünüldüğünde, bu çatışmanın kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor. Benzer bir biçimde varoluşsal olarak Türkiye sınırı boyunca bir kontrol alanı oluşturmak isteyen YPG-SDG, genel anlamda Fırat’ın batısındaki varlığını garanti altına almak için el-Bab’ı almak zorunda. Bu da grubu kaçınılmaz olarak TSK destekli muhaliflerle karşı karşıya getiriyor. Bab’ın muhaliflerin eline geçmesi olasılığına karşı daha güneyden kantonları birleştirmek isteyecek gruba ise, Türkiye’nin müsaade etmeyeceği biliniyor. Rejimle belli oranda stratejik bir birliktelik içerisine girebilen YPG-SDG, Türkiye ve muhaliflerle kaçınılmaz olarak çatışmak zorunda kalıyor. Bu noktada gruba ABD ve daha az görünür olsa da Rusya’nın destek verdiği görülüyor. Denklemde üçüncü aktör olarak ön plana çıkan Rusya ve İran destekli Esed rejiminin, Halep merkezi ve batısında muhaliflerle çatıştığı için bu aşamada el-Bab’a yönelmesi zor görülüyor. Yine de rejimin Halep’in hemen kuzeyinde –Türkiye destekli ve kontrollü olsa da- muhaliflerin el-Bab gibi stratejik bir şehri almasına seyirci kalmayacağını öngörebilmek mümkün. Kuzeydeki muhaliflerin rejim bölgelerine bu kadar yaklaşması ve el-Bab gibi büyük bir şehrin kontrolünü ele geçirmesi, rejimi kaçınılmaz olarak endişelendiriyor. Kuzey Halep’teki Türkiye destekli muhalif varlığın Menbic ve Tel Rıfat’ı ele geçirmesi halindeyse, rejimin Halep’teki operasyon güvenliği bütünüyle tehlikeye girebilir. Burada ortaya çıkan sonuç, IŞİD sonrası özellikle Türkiye ve desteklediği muhalif unsurların, el-Bab ve çevresinde YPG-SDG ve Esed rejimiyle kaçınılmaz olarak sıcak çatışmaya gireceği bir senaryo. Türkiye kendi güvenliği için bölgede mecburen operasyona devam etmek zorundayken, YPG-SDG Rojava idealini gerçekleştirmek için kantonları birleştirmeye çalışıyor. Rejimse Halep’i ele geçirmek için kuzeyde kendisine komşu olacak bir muhalif bölgeye tahammül edemez. Bu senaryoda muhaliflerin yanında Türk askerlerinin, YPG-SDG’nin yanında ABD askerlerinin, Esed rejiminin yanındaysa Rus ve İranlı askerlerin aktif olarak bulunduğu göz önünde bulundurulacak olursa, el-Bab yalnızca Suriye’de yaşanan vekalet savaşının değil, muhtemel bir direk çatışmanın da tetikleyicisi olabilir. Böylesi bir gelişmeyse, kuşkusuz ülkede yaklaşık 6 yıldır devam eden iç savaşı bambaşka bir boyuta taşıma potansiyeline sahip.
Fırat’ın Gazabı Operasyonu
Analiz-Haber / Suriye Gündemi 2016 yılının Ekim ayının ortalarında, IŞİD’in Irak’taki ana merkezi Musul’a yönelik başlatılan operasyonun ardından, örgütün Suriye’de kontrolünde bulunan en büyük yerleşim yeri, Rakka’ya doğru da bir başka saldırının hazırlıklarına başlandı. ABD’li yetkililerin özellikle önemli bir insiyatif alarak alt yapısını oluşturmaya çalıştığı bu yeni operasyonda, bölgede bir süredir beraber çalıştıkları YPG-SDG örgütü muhatap alındı. Bu çerçevede 6 Kasım 2016 tarihinde “Fırat’ın Gazabı Operasyonu”, YPG-SDG’nin kontrolünde bulunan ve Rakka’nın kuzeyinde yer alan Ayn el-İsa’da duyuruldu. Daha önce geçtiğimiz Mayıs ayında bölgede ABD ve koalisyon hava güçlerinin desteklediği ve karada YPG-SDG güçlerinin ilerlediği benzer bir taarruz başlatılmış, ancak bu taarruz, IŞİD’in güçlü direnişi ve YPG-SDG’nin isteksizliği sebebiyle kısa sürede durdurulmuştu. Bu saldırıda kullanılan kuvvetler kısa sürede Fırat’ın batısına geçirilerek Menbic’e sevk edildi ve uzun süreli çatışmaların ardından Fırat’ın batısındaki bu bölge ele geçirildi.   Operasyonun Başlaması ve Seyri Daha önce 2015 Haziran ayında, Rakka’nın kuzeyindeki Şeyh İsa’ya kadar olan bölgeyi ele geçiren YPG-SDG güçleri, zaman içerisinde bu alanda hakimiyetini pekiştirdi. IŞİD’in çeşitli karşı saldırı ve sızma operasyonlarına rağmen burada tutunmayı başaran YPG-SDG, daha sonra Rakka yönelik bazı ilerleme teşebbüslerinde bulundu. 6 Kasım 2016 tarihinde, SDG genel komutanlığı adına Cihan Şeyh Ahmed’in yaptığı açıklamayla, “Rakka şehrini” ele geçirmeye yönelik operasyonun başlatıldığını duyurdu. ABD’li yetkililerin de destek açıklaması yaptığı operasyonun ilk gününde, IŞİD’den 6 küçük köy, YPG-SDG güçlerince ele geçirildi. Aynı gün IŞİD, ilerleyen YPG-SDG güçlerini durdurmak/yavaşlatmak amacıyla 4 bomba yüklü araç gönderdi. 6 Kasım 2016’da SDG Genel Komutanlığı’nca yapılan Fırat’ın Gazabı Operasyonu duyurusu İlk üç günde 11 civarında köyü ele geçiren YPG-SDG, operasyon ilk haftasına girmeden stratejik el-Hisbe köyüne kadar ulaştı. Burayı alan YPG-SDG’nin ilerleyişi, IŞİD’in ilk savunma hatlarını kırmayı başardı. Daha sonra Tel el-Samn’a kadar ulan YPG-SDG, çevredeki köy ve mezralara yöneldi. Operasyonun ilk haftası tamamlandığında YPG-SDG tarafından yapılan açıklamaya göre 50 km2’lik alan IŞİD’den alındı. Bunun içerisinde 30’dan fazla köy ve mezra yer alırken, bölgedeki bazı tepeler, YPG-SDG’nin kontrolüne girdi. Açıklamada ayrıca operasyonun ilk aşamasının bu ilerlemelerle tamamlandığı bildirildi.   Operasyonun Geleceği IŞİD’in çok yönlü baskı altında olduğu ve çok sayıda farklı cephede çok sayıda farklı aktöre karşı savaşmak zorunda olduğu bir dönemde, YPG-SDG’nin başarı şansı daha yüksek. Buna karşın Rakka’nın IŞİD için önemi göz önünde bulundurulduğunda, örgütün burayı kolay kolay bırakmayacağı tahmin ediliyor. YPG-SDG daha önce de aynı şekilde Rakka’ya yönelik bir operasyon girişiminde bulunmuş, buna karşın bu operasyon neredeyse başlamadan, bir hafta sonra sona ermişti. Bunda YPG-SDG’nin isteksizliği büyük rol oynamıştı. Çünkü, YPG-SDG’nin Menbic’e yönelik bir operasyona hazırlık yaptığı, Rakka operasyonunu ise buna bir örtü olarak kullandığı öne sürülüyordu. Buna göre YPG-SDG başından beri Rakka’ya doğru ilerlemeyi hedeflemiyordu ve asıl amacı Menbic’e yürümekti. Nitekim Azez-Mare hattında IŞİD saldırısının ardından ABD’nin operasyona yeşil ışık yakmasının ardından hızlı bir manevrayla Menbic’e yönelindi. Bu sefer ki durumsa, Mayıs ayındaki durumla karşılaştırıldığında oldukça büyük farklılıklar gösteriyor. İlk başta IŞİD’in son 6 ay içerisinde önemli oranda zayıfladığı görülüyor. Çok sayıda bölgede çok farklı aktörlerle savaşmak zorunda kalan örgüt, hem eleman, hem ekipman, hem de finansman sıkıntısı yaşamaya başladı. Bunu bazı taktiksel saldırılarla –bomba yüklü araç, ani baskınlar v.b.- atlatmaya çalışan örgüt, yaşadığı yoğun baskı sebebiyle bu anlamda da etkisiz kalmaya başlıyor. YPG-SDG, hali hazırda TSK destekli muhalifler el-Bab şehrine doğru ilerlerken Afrin ve Menbic yönünde bazı hareketlenmeler gösteriyor. Afrin’den doğuya, Menbic’tense batıya doğru ilerlemeye çalışan örgüt, ABD liderliğindeki koalisyonun Türkiye’yle yapılan müzakereler gereği burada aktif destek vermemesi sebebiyle sınırlı bir ilerleyiş gerçekleştirebiliyor. Nitekim TSK’nın zaman zaman hava ve karadan YPG-SDG ilerleyişini hedef alması, örgütü bu anlamda temkinli davranmaya zorluyor. Bu aşamada Fırat’ın doğusuna odaklanarak elini güçlendirmek isteyebilecek olan YPG-SDG, bu aşamada Rakka’ya daha güçlü bir biçimde yüklenebilir. IŞİD’in aynı anda hem batıda el-Bab hem de doğuda Musul’la ilgilenmek zorunda olduğu bir dönemde, fırsatçı hamleleriyle tanınan YPG-SDG, Rakka’ya ciddi anlamda ilerleyebilir. Örgüt için önemli zorluklar içerse de, büyük fırsatlar da sağlayacak olan Rakka şehri ve kuzey Rakka, Fırat havzası, bölgede oldukça kıt olan Tarım arazisi anlamında da son derece verimli bir bölge. Yine ayrıca ABD liderliğindeki koalisyonun, Musul’la aynı anda IŞİD’i Rakka’dan da çıkarmak istiyor oluşu, YPG-SDG’nin burada daha güçlü bir destek almasını sağlayabilir. Bu anlamda ABD ve Fransız ordusuna mensup askerlerin, bizzat karada operasyona katıldığı rapor ediliyor. Bütün bu tabloya karşın IŞİD Rakka’yı kolaylıkla terk etmeyecektir. Menbic’i 2 ay gibi bir sürede zorlukla –ve hatta IŞİD’le tahliye anlaşması yaparak- ele geçiren YPG-SDG’nin, çok istekli olsa bile Rakka’yı alması çok daha fazla sürecektir. Buna bir de Türkiye’nin itirazları eklendiğinde, önümüzdeki aylarda daha farklı senaryoların da gündeme gelebileceğini ön görebilmek mümkün.
Türkiye’nin Yeni Hedefi: Afrin
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Afrin, Halep eyaletine bağlı Afrin ilçesinin merkezidir. İlçe yedi beldeye ayrılmaktadır (Merkez, Bülbül, Cenderis, Rajo, Şeren, Şeyh Hadid, M’abatli). Afrin bölgesi Dağlık bölgede olup yüksekliği 700-1269m arasındadır, doğudan batıya 55 km, kuzeyden güneye kadar ise yaklaşık 75 km’dir. Yüzölçümü yaklaşık 3850 km kere ilçe, Suriye’nin 2% ‘sine tekabül etmektedir. Suriye genelinde 2004 yılında yapılan son nüfus sayımına göre Afrin bölgesinde 64,758 kişi merkezde ikamet ediyorken ilçenin genelinde 172,095 kişi yaşamaktadır. 2011 yılından başlayan ayaklanmadan sonra ilçe nispeten daha güvenli olması nedeniyle bu rakam artmıştır, ancak ilçenin nüfus hakkında birbirinden uzak rakamlar telaffuz edilmektedir. Özellikle PKK-PYD yanlısı kaynaklar ilçenin nüfusu hakkında mübalağa etmektedir, örneğin 2001 yılında ilçenin nüfusu 450 bin kişi olduğunu iddia etmekte, lakin bu rakam hem resmi sayımına aykırı hem de Afrin Cerablus’tan sonra Halep’in en küçük ilçesinin olması dikkate alarak Halep’in nüfus dağılımına bakıldığında bu rakam gerçek dışı olduğu anlaşılmaktadır. 2012 ortasında Esed rejimi güçleri ilçeden çekilip bölgeyi PYD’nin askeri kanadı YPG’e bırakmıştır. YPG güçleri bölgede Esed rejimine karşı bütün faaliyetleri yasaklayarak aktivistlere de baskı uygulamıştır. Esed rejimi ise belediyecilik ve eğitim gibi hizmetler sunmaya devam etmiştir. 29 Ocak 2014 tarihinden bu yana bölgeyi PYD tarafından ilan edilen öz yönetimi yönetmekte, yönetimin başında ise eş-başkanları Hevi İbrahim ve Osman Şeyh İsa bulunmaktadır. Şubat 2016 ayında SDG-YPG güçleri muhalefetin elinde bulunan Tel Rıfat beldesini ele geçirip Azez beldesine saldırıya geçmiştir, fakat Azez saldırı başarısız olmuştur. Ekim 2016 ayından ise koalisyon güçleri zaman zaman sunduğu hava desteğiyle SDG-YPG Afrin’den Mare’nin güneyini kullanarak El-Bab’a doğru ilerlemeye çalışmaktadır. HPG ise bölge üzerinden Hatay Amanos dağlarında üstlenmeye çalışmakta bu güzergâhı lojistik ve insan geçişkenliği için kullanmaktadır. SDG çerçevesinde YPG güçleri ile beraber Ceyş es-Suvvar da bölgede varlık göstermekte, Ceyş es-Suvvar özellikle Mare güneyinde konuşulmaktadır. YPG-SDG’nin bölgede savaşçı sayısının en az 2000-2500 arasında olduğu tahmin edilmektedir.
Fırat Kalkanı Ve Koalisyon Sortileri (3)
Analiz-Haber / Suriye Gündemi 24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan Fırat Kalkanı operasyonu Kuzey-batı Suriye’de sahadaki dengeleri değiştiren bir etkiye neden oldu. SDG-YPG’nin İŞİD’ile mücadele eden tek aktör olma iddiasını bitirdiği gibi Kobani ve Afrin kantonlarını bağlama çabasını da akamete uğrattı. Fakat öte yandan ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon SDG-YPG’nin sahada ilerlemesini sağlayan hava saldırılarına devam etmekte. Suriye Gündemi’nde daha önce iki bölüm olarak yayınladığımız ve hem ‘CENTOM’ hem de ‘Operation Inherent Resolve’ sortilerle ilgili verileri sahadaki gelişmeler ışığında analiz ederek bazı tespitlerde bulunmuştuk. Bu analiz ise 28 Eylül ile 19 Ekim 2016 tarihleri arasında yapılan sortileri ele almaktadır. Fırat Kalkan operasyonun ilk aşaması esnasında Koalisyon hava saldırıları SDG-YPG güçlerinin yardımında bulunarak Menbic ve etrafındaki İŞİD mevziilerini hedef almıştır, ikinci aşmasında ise Menbic etrafını hedef alsa da daha çok Deyrizor ve Mare hattını hedeflemektedir. 28 Eylül ile 19 Ekim arasında yapılan sortiler ise öncelik olarak Mare hattı hedef aldığı görünmektedir, bu sortilerin büyük bir kısmı Fırat Kalkan Hareketi’ne destek olarak yapıldığı tahmin edilmekte. Koalisyon güçleri ayrıca Deyrizor eyaletinde İŞİD mevziilerini de vurmuştur,  Deyrizor eyaletinde İŞİD’ile çatışan güçler ise Esed rejimi ve yanlısı miliselerdir. Bunula beraber Koalisyon güçleri Hasake’de bulunan Şaddadi ilçesini hedef almıştır, Şaddadi’de SDG-YPG ile İŞİD ve yerel aşiretler ile uzun zamandır çatışmalar yaşadığı bilenmektedir. CENTOM’un verilerinde dikkat çeken husus ise Vahşiye köyü, Menbic ve İdlib civarı hedef alınmasıdır. Mare beldesinin güneyinde bulunan Vahşiye köyünü hedef alınması Afrin tarafından El-Beb’e doğru ilerleyen SDG-YPG güçlerine destek olarak yapılmıştır. Nitekim 19 Ekim’de yapılan üç sorti bu hatta önemli ilerleme kaydeden SDG-YPG güçlerine destek olarak yapıldığı görünmektedir. Buna paralel olarak Koalisyon güçleri Menbic ve etrafını SDG-YPG tarafından kontrol edildiği ve ona yönelik İŞİD örgütü bir taarruzda bulunmadığı halde hedef alınmasıdır, bu cephede yapılan hava saldırılar SDG-YPG Menbic’teb El-Bab’a doğru muhtemel ilerlemesine bir hazırlık olarak yapılmış olabilir.
Muhalifler Tel Rıfat’a Doğru İlerliyor
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Kuzey Halep’te, Azez’in güneyinde ve Mare’nin batısındaki Tel Rıfaat beldesi Tel Rıfaat nahiyesinin merkezidir. Halep’ten Türkiye’ye giden hem otoyol hem de demir yolu Tel Rıfaat’tan geçmekte. Son olarak 2004 yılında yapılan sayıma göre şehirdeki nüfus 20 bini aşarken, Suriye’deki savaş esnasında bu sayının büyük ölçekte arttığı görülmekteydi. Devrimin başlamasından sonra 2012 yılının yazında şehir Özgür Suriye Ordusunun kontrolüne geçmiştir. Türkiye ile Halep arasındaki lojistik hat Tel Rıfaat üzerinden geçmekteydi. Ekmek gibi temel gıda ihtiyaçları Tel Rıfaat üzerinden Halep merkezine ulaşmaktaydı. Şehir kısa süreliğine DAİŞ’ın kontrolüne geçtiyse de DAİŞ ve muhalifler arasında 2013’ün sonunda yaşanan çatışmaların sonucu olarak yine muhaliflerin eline geçmiştir. Tel Rifaat o dönemde hem DAİŞ’e karşı hem de Esed rejimi ve sonrası YPG’e karşı devrimin kalelerinden biri haline gelmiştir ve diğer bölgelerden yoğun göç almaya başlamıştır. ÖSO’nun güçlü olduğu şehirde ateşkes süresinde büyük gösteriler olmuştur. Rejimin 2016 Şubat ayında Başkoy’den yoğun Rus hava desteği ile başlayan ve Nubbol ve Zahra’ya ulaşmayı hedefleyen başarılı operasyonunun ardından, Tel Rıfaat üzerinden Halep merkezine ve çevresine giden ikmal yolları kapanmıştır. Rejim’in Nubbol ve Zahra köylerine ulaşmasının akabinde SDG/YPG güçleri 2016 Şubat ayının ortasında Tel Rıfaat ve Minnig havaalanı üzerine saldırı gerçekleştirmiştir. Bu saldırıya karşı Türk topçu birlikleri YPG’yi vurmaya başlamıştır. Fakat Obüs füzeleri ile gerçekleştirilen atışlar Türkiye’ye düsen havan mermisine karşılık angajman kuralları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu topçu atışları o dönemde özellikle batı ve Rusya tarafından eleştirilmiştir. Aynı zamanda ise Rus hava kuvvetleri Tel Rıfaat ve bölgesinde muhalif birlikleri yoğun bir şekilde bombalamıştır. Rus hava kuvvetlerin daha ağır basması sonucu ÖSO ve diğer birlikler SDG/YPG karşısında Tel Rıfaat’tan çekilmiştir. Yoğun Rus hava saldırıları ile beraber saldıran SDG/YPG kuvvetleri yüzünden Tel Rıfaat, Minnig ve çevresindeki halk Türkiye sınırına kaçmıştır. Bu olayların ardından Tel Rıfat ve civarındaki bölgelerden Türkiye sınırına yığılan 100.000-150.000 sivilleri Türkiye Suriye’nin sınırları içerisinde Bab es-Salama sınır kapısına yakın bir kampta barındırmaktadır. Bu bağlamda etnik temizlik yapıldığına dair suçlamalar bulunmaktadır. Özellikle bölgenin Arap yoğunluklu, Türkmen azınlıkla bir bölge olmuş olması bu yöndeki YPG’ye karşı suçlamaları güçlendirmektedir. YPG her ne kadar beldeyi kontrolünü SDG’deki Arap birliklere devrettiğini, kendisinin çekildiğini ve sivillerin dönebileceğini söylese de, yerel kaynaklar ve ÖSO birlikleri bunu doğrulamamaktadır. Ayrıca günümüze kadar halen Bab es-Salama sınır kapısındaki kamp Tel Rıfaat bölgesinden gelen sivillerle doludur. Azez’in hemen kuzeyinde bulunan Bab es-Salama sınır kapısından Türkiye’den gelen insani yardımlar Tel Rıfaat üzerinden Halep bölgesindeki muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelere ulaşmaktaydı. Muhaliflerin Tel Rıfaat’ı kaybetmesi üzerine Türkiye üzerinden gelen lojistik destekler Ahrar uş Şam’a yakın bir kuruluşun yönettiği Bab al-Hava sınır kapısına kaymıştır. Bununla birlikte Esed rejimi Halep’i kuşatma projesine Azez üzerinden gelen ikmal yolunu keserek büyük ölçekte yaklaşmıştır ve sonunda başarmıştır. Bu bağlamda YPG’nin Tel Rıfaat’ı ele geçirmesi fiili olarak Rejim’in Halep’teki kuzey cephesini korumaktadır. Bu yüzden bazı uzmanlar Rusya’nın Tel Rıfaat’ta YPG’ye verdiği hava desteğinin YPG’den çok rejimin Halep projesi için olduğunu söylemektedir. Tel Rıfaat’ın YPG için diğer bir önemi ise Afrin ve Kobani kantonlarını birleştirme projesinde önemli bir kazanım olmasıdır. Fırat Kalkanı Harekâtı ile birlikte DAİŞ’e karşı ilerleyen ÖSO birlikleri Bab şehrine yaklaşmasıyla beraber, YPG Tel Rıfaat’ın doğusundan Bab’a doğru ilerlemeye başlamıştır. Bu ilerleyiş hem ÖSO’nun DAİŞ karşısında ilerlemesini keserken, hem de YPG’nin kantonları birleştirme projesinden vazgeçmediğini gösteriyor. Türkiye’nin Fırt Kalkanı Harekatını başlatması bölgedeki dengeleri değiştirirken, muhaliflerinde tekrardan Tel Rıfat’a yönelmesini beraberinde getirdi. SDG/YPG Tel Rıfat üzerinden Mare’nin güneyinden Bab’a doğru ilerlemek istemesi ve bu bölgede ÖSO ve SDG/YPG arasında oluşan ufak çaplı çatışmalar sonucu ÖSO SDG/YPG’ye Tel Rıfaat’ı boşaltması için 48 saat verdi. Ayrıca Türkiye SDG/YPG mevzilerini hem hava hem de topçu bombardımanına tuttu ve TSK’nın açıklamasına göre 160-200 savaşçı öldürüldü. Muhaliflerin kısa süre içinde Tel Rıfat’a yönelik bir hame yapması bekleniyor.