Analiz
Ahrar el-Şam ve Cund el-Aksa Çatışması
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Suriye’nin kuzeyinde Ahrar el-Şam grubu ve Cund el-Aksa grubu arasında bir süredir artan gerilim, geçtiğimiz hafta Perşembe günü yaşanan Atme’de IŞİD tarafından düzenlenen intihar saldırısının ardından sıcak çatışmaya dönüştü. Her iki taraf da bir süredir birbirini farklı suikast ve bombalı saldırılarla suçlarken, 4 Ekim’de iki grup da karşılıklı suçlamalarla birbirlerinin savaşçılarını tutukladı, 6 Ekim Perşembe günü Atme’de yaşanan intihar saldırısında aralarında Ahrar el-Şam’a mensup çok sayıda savaşçı ve komutanın yer alması nedeniyle olaylar farklı bir boyuta taşındı. Gerilimin artması ve sıcak çatışmaya dönüşmesinin ardından çok sayıda muhalif grup Cund el-Aksa’ya karşı Ahrar el-Şam’a destek vereceğini açıkladı. Açıklamaların ardından Ahrar el-Şam’la birlikte Cund el-Aksa’nın kontrolündeki bölgelere ilerlemeye başlayan Ahrar el-Şam liderliğindeki çok sayıda grup, bazı bölgelerden Cund el-Aksa’yı çıkardı. Yaşanan olayların ciddi bir iç çatışmaya dönüşmesi üzerine başta Şam’ın Fethi Cephesi ve bazı dini liderler araya girerek çatışmaları durdurmak için müzakereler başlattı. Çatışmalar Cund el-Aksa’nın kendini feshederek ŞFC’ye katılmasıyla sona erdi. Daha sonra ŞFC ve Ahrar el-Şam liderleri arasında bir anlaşma metni imzalandığı duyuruldu. Olayların Arka Planı 2013 yılında el-Nusra Cephesi içerisinde oluşan ayrılıklar ve IŞİD’le yaşanan gerilim sırasında ortaya çıkan Cund el-Aksa grubu, Ebu Abdulaziz el-Katari tarafından kuruldu. El-Nusra ve IŞİD gerilimi sırasında tarafsız kalmayı tercih eden Cund el-Aksa’nın lideri el-Katari, 2014 Ocak ayı başlarında IŞİD’le muhalifler arasında çatışmaların başladığı bir dönemde, Cemal Ma’ruf’a bağlı Suriye Devrimciler Cephesi grubu tarafından arabuluculuk görüşmeleri sırasında infaz edildi. Cund el-Aksa Suriyeli muhalifler içerisinde özellikle SDC gibi gruplara karşı sert bir tutum sergilerken, başından beri el-Nusra ile uyumlu bir siyasete sahip oldu. 2015 yılında, aralarında Ahrar eş-Şam ve Feylak el-Şam’ın da bulunduğu Fetih Ordusu’nun kuruluşunda yer alan grup, İdlib’in ele geçirilmesinde önemli görevler üstlendi. Daha sonra Sahl el-Gab ve kuzey Hama’da faaliyetlerini yoğunlaştıran Cund el-Aksa, İdlib çevresinde güçlenmeye başladı. 2015 yılı Ekim ayına gelindiğinde diğer muhalif gruplarla IŞİD konusunda yaşadığı anlaşmazlıklar sebebiyle Fetih Ordusu’ndan ayrıldığını açıkladı. IŞİD’in hilafet ilanını kabul etmeyen ve El Kaide çizgisinde olduğunu vurgulayan örgüt, buna karşın IŞİD’e karşı savaşmaya sıcak bakmadığını ilan etti. Grup içerisinden IŞİD’e katılımların olması ve İdlib ve çevresinde gerçekleşen bazı suikast ve intihar saldırılarında Cund el-Aksa’ya mensup kişilerin yakalanması, grupla muhalifler arasında gerilimin artmasına neden oldu. Buna karşın yaşanan gerilimler sıklıkla yapılan arabuluculuk çalışmaları ve şeriat mahkemesine başvurularak çözüldü. Örgüt içerisinde bir grubun 2016 Şubat ayından IŞİD’le koordineli bir biçimde Hanasır yolundaki rejim mevzilerine yönelik ortak bir saldırı düzenlemesi, örgüte yönelik kuşkuların daha fazla artmasına neden oldu. Cund el-Aksa sıcak bakmadığı gruplarla birlikte Halep operasyonuna katılmamayı tercih ederken, kuzey Hama’da ilan edilen “Mervan Hadid” operasyonuna liderlik etmeye başladı. Bölgede daha önce de Morek’in ele geçirilmesinde önemli roller üstlenen örgüt, kuzey Hama’da kısa sürede Halfaya, Tayyibet el-İmam, Sevran, Maardis ve Maan gibi çok sayıda önemli bölgenin ele geçirilmesinde etkin bir rol üstlendi. Aynı dönemlerde Cund el-Aksa, Ahrar el-Şam ve Feylak el-Şam gibi gruplarla yaşadığı sorunlar sebebiyle bu grupları kuzey Hama’daki taarruza sokmamakla suçlandı. Bazı muhalif grupların ABD ve Türkiye ile yakın ilişkiler kurmasını ve silah yardımı almasını yanlış bulduğunu açıklayan Cund el-Aksa, “farklı ülkelerin ajandasını güttüğünü” öne sürdüğü gruplarla çalışmayı reddetti. Bu durum gittikçe tansiyonun yükselmesine neden oldu. Diğer gruplar Cund el-Aksa’yı kendilerini tekfir etmekle(dinden çıktıklarını ilan etmek) suçladı. Sıcak Çatışma İdlib ve çevresinde meydana gelen çok sayıda suikast ve intihar saldırısında Cund el-Aksa içerisinde yer alan IŞİD hücrelerinin olduğu öne sürülürken, bu tür saldırıların son dönemlerde artması ve Hama’nın kuzeyinde yaşanan gerilim, Atme’de 6 Ekim’de meydana gelen intihar saldırısıyla sıcak çatışmaya dönüştü. 2 gün öncesinde Ahrar el-Şam’ın IŞİD üyesi olduğu suçlamasıyla bir Cund el-Aksa üyesini tutuklaması ve ardından Cund el-Aksa’nın bir Ahrar el-Şam üyesini tutuklamasıyla gerilim karşılıklı tehditlerle iyice yükseldi. 6 Ekim’de Atme’de IŞİD’in düzenlediği intihar saldırısının ardından durum iyice kötüleşirken, sosyal medyada Cund el-Aksa’ya bağlı olduğunu öne süren hesapların saldırıyı öven açıklamalar yapması, Ahrar el-Şam ve diğer muhalif grupların Cund el-Aksa’yı saldırıdan sorumlu tutmasıyla devam etti. Bu sırada gruplar arasında silahlı çatışmalar yaşanmaya başladı. 6 Ekim’de Cund el-Aksa Ahrar el-Şam’ı İdlib’in güneyindeki Han Şeyhun’dan çıkardı. Buna karşılık Ahrar el-Şam Maarat el-Numan ve çevresinde Cund el-Aksa’ya çıkardı. Çatışmaların yaşandığı sırada, başta Ceyş’ul İslam, Feylak el-Şam ve Şam Cephesi gibi gruplar gruplar Ahrar el-Şam’a destek vereceklerini duyurdu. Çatışmalar gruplar arasında artarak sürerken, arabuluculuk çabaları yetersiz kaldı. Çok sayıda muhalif grubun Ahrar el-Şam’a destek vermesiyle Cund el-Aksa İdlib çevresindeki çok sayıda bölgeden çıkarıldı ve merkezlerine el konuldu. 8 Ekim’de Cund el-Aksa’nın çatışmaların sona ermesi için şeriat mahkemesine başvurulması çağrısı kabul görmedi. Bunun ardından Ahrar el-Şam önemli komutanlarından Ebu Munir el-Dabus’un Cebeli Zaviye bölgesinde Cund el-Aksa tarafından öldürüldüğü ve Cund el-Aksa’nın elindeki bazı Ahrar el-Şam savaşçılarının infaz edildiği duyurulunca, Ahrar el-Şam liderliğindeki çok sayıda grup, Cund el-Aksa’nın tamamen ortadan kaldırılması için çağrı yaptı ve harekete geçti. Cund el-Aksa’nın merkezi konumundaki İdlib’e bağlı Sarmin’e doğru ilerleyen gruplar, bölgedeki Cund el-Aksa varlığını bitireceklerini duyurdu. ŞFC’nin Müdahalesi ve Çatışmaların Durması Yaşanan çatışmalar sırasında tarafsız kalan ŞFC, müttefiki Cund el-Aksa’nın diğer gruplar tarafından yok edilmekle tehdit edilmesi üzerine harekete geçti. Arabuluculuk çalışmaları yapan grup, Cund el-Aksa’yı kendini feshedip ŞFC’ye katılmaya ikna etti. Bununla birlikte 9 Ekim günü çatışmaların en kritik anında Cund el-Aksa’nın ŞFC’ye katıldığı ilan edildi. İlanla birlikte artık Cund el-Aksa grubunun feshedildiğini ve Cund el-Aksa’ya yönelik saldırılara bir son verilmesi çağrısı yapıldı. Grup içerisindeki IŞİD hücrelerine mensup olanların tespit edilerek şeriat mahkemesine teslim edileceği taahhüdü vurgulandı. Biat açıklamasıyla birlikte ŞFC kuşatma altına alınmak istenen Cund el-Aksa’nın merkezi konumundaki Sarmin’e büyük bir askeri konvoy gönderdi ve bölgede Cund el-Aksa’ya yönelik muhaliflerin saldırısını önledi. Bütün bölgelerdeki Cund el-Aksa kontrol noktaları ve merkezlerine ŞFC bayrakları çekildi. Çatışmalar bu açıklamanın ardından durulmaya başladı. Bir gün sonra, 10 Ekim akşamı, ŞFC ve Ahrar el-Şam arasında, Cund el-Aksa’nın durumuyla ilgili anlaşmaya varıldığı ve Cund el-Aksa’nın ŞFC’ye katılımı ve IŞİD hücrelerinde bulunan kişilerin şeriat mahkemesine çıkarılmasına yönünde anlaşmaya varıldığı ilan edildi. Bu anlaşmaya Ahrar el-Şam’la birlikte diğer muhalif grupların da onay verdiği açıklandı. Ortaya Çıkan Tablo Özellikle kuzey Hama’da rejime karşı önemli ilerlemeler sağlayan muhalif grupların başında gelen Cund el-Aksa ile Suriyeli muhalif gruplar içerisindeki en güçlü yapılardan Ahrar el-Şam arasında yaşanan çatışmalar, bir kaç gün sürmesine karşılık rejimin kuzey Hama’da bazı bölgelerde ilerlemesine neden oldu. Bu tablo her iki grubun destekçileri arasında da rahatsızlığa neden olurken, muhalifler arasındaki bir iç çatışmayla rejime hizmet ettikleri suçlamalarına maruz kaldılar. Özellikle muhaliflerin topyekûn Cund el-Aksa’ya karşı 2014 Ocak ayında IŞİD’e karşı benzer bir biçimde harekete geçtikleri bir anda, ŞFC’nin Cund el-Aksa’nın kendilerine katıldığını duyurması, oldukça ilginç bir gelişme oldu. Son derece riskli bu hamle üzerine özellikle ŞFC’ye karşı çok sayıda muhalif isim, ŞFC’ye karşıda seferberlik çağrısı yaptı. Buna karşın sahada gerçekleştirilen müzakereler ve görüşmeler sonucu, çatışmalar yayılmadan sona erdi. Cund el-Aksa’nın içerisinde yer alan IŞİD’e sempati duyan bazı isimlerin bölgede muhaliflere yönelik bir takım suikast ve intihar saldırılarında yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, örgütün ŞFC’ye katılmasıyla bu kişilerin gruptan temizleneceği düşünülüyor. Bunun yanında Cund el-Aksa’nın ŞFC’ye katılmasıyla ŞFC’nin askeri kapasitesinin, hem adam sayısı, hem de operasyonel kabiliyet anlamında artacağı tahmin ediliyor. Kuzey Hama’da oldukça başarılı operasyonlar yürüten Cund el-Aksa’nın, yaklaşık 3 bin civarında savaşçısı olduğu tahmin ediliyor. Bu katılımla birlikte ŞFC’nin aynı anda Hama ve Halep’e yönelik operasyon yapma kabiliyeti geliştirebileceği ön görülebilir.
Apokaliptik Kehanetlerin Odağı: Dabık Kasabası
Profil / Suriye Gündemi Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’ye 10 km mesafedeki Dabık, Halep’in Azez ilçesinin Ahtarin nahiyesine bağlı bir kasabadır. Son olarak 2014 yılında yapılan sayıma göre kasabadaki nüfus 3 bini biraz aşarken, bu rakamın 2016 yılı itibariyle 5 bini üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Dabık, 1516 yılında Osmanlı Ordusu’yla Memluklerin arasında yaşanan ve Osmanlıların zaferiyle sonuçlanan meşhur “Mercidabık Savaşı’nın” yaşandığı yer olarak biliniyor ve Mercidabık (Dabık Çayırı) adı da bu kasabadan geliyor. Kasaba, aynı zamanda Emevilerin yedinci halifesi Süleyman bin Abdülmelik’in öldüğü yer olarak kayıtlarda geçiyor ve burada defnedilen halifenin mezarı hala kasabada bulunuyor. Söz konusu mezar yakın dönemde IŞİD tarafından tahrip edildi. Dabık kasabası Suriye’de yaşanan iç savaş sırasında muhaliflerin kontrolüne girerken, 2014 Ağustos’unda IŞİD kasabaya girdi ve Ekim ayına kadar süren çatışmaların ardından kasabayı bütünüyle ele geçirdi. Gerek Yahudi ve Hristiyan eskatolojisinde, gerekse İslami kaynaklarda adından bahsedilen Dabık, sembolik bir önem taşıyor. Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında bölgede yaşanacak ve “Armageddon” olarak adlandırılan büyük savaşa ev sahipliği yapacak bu alan, dünyanın sonunun geleceğinin habercisi. İslami kaynaklardaysa, “Melhame-i Kübra” olarak adlandırılan ve Amik Ovası (Türkiye sınırları içerisindeki Hatay ilinde yer alıyor) ve Dabık arasında yaşanacak Müslümanlarla Rumlar(Hristiyan Batılılar)’ın savaşanının ardından, Müslümanların galip gelerek İstanbul’u ve Roma’yı fethedeceği rivayet ediliyor. Son günlerde Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında, TSK destekli muhaliflerle IŞİD arasındaki çatışmalar, Dabık kasabasının çevresinde yoğunlaşıyor.
Halep’teki Şii Milis Varlığı
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Geçtiğimiz hafta İngiliz The Guardian gazetesinde Martin Chulov ve Kareem Shaheen tarafından hazırlanan haberde, rejime bağlı güçlerce kuşatma altına alınan muhaliflerin kontrolündeki Doğu Halep’e yönelik bir operasyon başlatılacağı iddiası gündeme getirildi. İngiliz gazetesinin gündeme getirdiği haberin dikkat çeken yönü ise, saldırı için hazırlanan 6 bine yakın savaşçının 5 binden fazlasını İran liderliğinde yabancı Şii milislerin oluşturması. The Guardian’ın iddiasına göre Halep’teki rejime bağlı güçlerin 80%’lik kısmını yabancı Şii milisler oluşturuyor ve önümüzdeki günlerde başlayacak operasyona katılacak rejim askerlerinin sayısı sadece yüzlerle ifade ediliyor. Havadan yoğun Rus desteği ve özellikle sivil alt yapıyı hedef alan saldırılarla Halep’te kuşatma altında kalan muhalif bölgeyi önümüzdeki dönemde bütünüyle ele geçirmek isteyen Esed rejimi, yaşadığı insan kaynağı eksikliği sebebiyle bölgedeki hatları neredeyse bütünüyle İran’a bağlı yabancı Şii milislere bırakmış durumda. Bu durumsa söz konusu ilerleyişin ne kadar uzun vadeli olabileceğine dair soru işaretlerine yol açıyor.   Halep İçin 6,000 Savaşçı 1 ayı aşkın bir süredir, rejime bağlı güçler tarafından kuşatma altında tutulan Halep şehrinin doğu kısmındaki muhalif bölgeyi ele geçirmek için Esed rejimi ve müttefikleri Rusya ve İran kapsamlı bir saldırı düzenliyor. Özellikle son haftalarda Rusya ve rejim tarafından şehre yönelik yıkıcı hava bombardımanında yüzlerce sivil yaşamını yitirdi. Yalnızca geçen hafta Rus uçakları tarafından Halep’in kuşatma altındaki muhalif bölümüne 1,700 bomba atıldı. Devasa bir yıkım ve çok sayıda sivil kayba neden olan bombardımanlar, karada yabancı Şii savaşçıların gerçekleştireceği saldırı öncesi şehri hedef alıyor. The Guardian’ın gündeme taşıdığı iddiaya göre özellikle son dönemlerde İran, bölgedeki Şii ülkelerden topladığı yabancı savaşçıları Halep’e yığıyor. Lübnan, Irak, Afganistan ve İran’dan kuşatma altındaki Halep’e taarruz için gelen yabancı Şii savaşçıların sayısı, 5 bini aşıyor. Söz konusu saldırı için Halep’e getirilen Şii savaşçılar arasında Irak’ta yaşanan mezhep savaşında yer alan Şii örgütü Hareket el-Nuceba lideri Ekrem el-Kabi de bulunuyor. Halep’teki Şii savaşçılara konuşma yaparken ki görüntüleri de yayınlanan el-Kabi, bölgede yaşanan savaştaki mezhepçi tonu yansıtan bir dil kullanıyor. Halep’e getirilen 5 bin civarındaki yabancı Şii savaşçının aksine, şehirde oldukça az sayıda rejime bağlı Suriyeli savaşçı bulunuyor. Düzenli ordu olma özelliğini büyük oranda yitiren rejime bağlı Esed ordusu, uzun süredir yerel milis güçler ve güçlü komutanlar tarafından yönetilen kuvvetler ittifakı olarak varlığını sürdürüyor. Halep’te de bu operasyona katılan az sayıda –rakamı yüzlerle ifade edilen- rejime bağlı birlikler bulunuyor. The Guardian’da dile getirilen iddiaya göre rejime bağlı Suriyeli güçler, Halep saldırısı için hazırlanan savaşçıların yalnızca 20%’ini oluşturuyor. 5 yılı aşkın bir süredir devam eden iç savaş boyunca, Esed rejimine bağlı ordu güçleri, gün geçtikçe daha fazla insan gücünden kaynaklanan dezavantajları hissediyor. Ağırlıklı olarak başta Nusayriler olmak üzere ülkedeki azınlıklara dayanan Esed rejimi, savaşa elverişli nüfus bulmakta güçlük çekiyor. Yine geçtiğimiz hafta Amerikan NBC NEWS kanalında yayınlanan ve üst düzey ABD’li iki yetkiliye dayandırılan bir iddiaya göre, rejim güçleri ve İran liderliğindeki yabancı Şii savaşçılar Halep’i ele geçirmeye hazırlanıyor. Yoğun Rus hava bombardımanının ardından ilerlemeye başlayacak olan Şii savaşçılar, kuşatma altındaki muhalif bölgeyi bütünüyle ele geçirmeyi planlıyor.  Ayrıca,Halep’teki büyük savaş için Rusya’nın da bazı kara birliklerini bölgeye sevk ettiği öne sürülen iddialar arasında.   Muhaliflerin Karşı Hazırlığı Geçtiğimiz hafta başlayan kara saldırısında hali hazırda Şii milisler Halep içerisinde kısmi ilerleme sağladı. Kuşatma altındaki Halep’in kuzeyinde yer alan Handerat Kampı’nı ele geçiren Şii milisler, el-Kindi hastanesine kadar ulaştı. Handerat’ın hemen yakınlarındaki Şukayyif’a ise, Şeyh Makdud’da bulunan YPG-SDG güçleriyle birlikte saldıran rejime bağlı güçler, bölgeyi muhaliflerden aldı. Buna karşın güneydeki Şeyh Said bölgesi ve şehrin merkezindeki Farafira’daki rejime yanlısı güçlerin saldırıları muhaliflerce püskürtüldü. Halep’te kuşatma sürerken, şehre yönelik ağır Rus ve rejim hava bombardımanı ve saldırıları sebebiyle büyük yıkım yaşanıyor. Buna karşın muhalifler şehrin içi ve dışından kuşatmayı kırmaya yönelik yeni hazırlıklar yapıyor. Fetih Ordusu Halep’in çevresinde kuşatmayı yarmak için hazırlıklarını sürdürürken, Halep içerisindeki en büyük gruplardan Nureddin Zenki de geçtiğimiz hafta Fetih Ordusu’na katıldığını duyurdu. Fetih Ordusu, kuşatmayı kırmaya yönelik operasyon için şehir içerisinde bulunan gruplardan tam bir işbirliği istiyor ve bu kapsamda Fetih Halep koalisyonuyla görüşmeler sürdürüyor.   Halep’te Yaklaşan Karşılaşma Rejim güçleri ve İran liderliğindeki Şiilerden oluşan 6 bin kişilik yeni takviye güçlerin yanı sıra, bölgede çok sayıda rejim gücü ve yabancı Şii milis bulunuyor. Halep’i bütünüyle ele geçirmek için uzun süredir yığınak yapan yabancı Şii milislere karşı, muhalifler de karşı bir saldırı ve seferberlik çağrısıyla hazırlanıyor. Ekim 2015 Halep, Iraklı Şii milisler ve İranlı General Kasım Süleymani 5 yılı aşkın Suriye savaşı boyunca yaşanan en büyük çatışmalardan biri, önümüzdeki günlerde Halep’te yaşanacak gibi görünüyor. Muhalifler, İran liderliğindeki yabancı Şii milislerin yanı sıra, Rus ordusuna karşı karada da savaşmak durumunda kalacak gibi gözüküyor. Birleşme konusunda başarısız olan muhaliflerin, gerek havada, gerekse karada yanında Rusya ve İran olan Esed rejimine karşı Halep’teki savaşta oldukça dezavantajlı olduğu anlaşılıyor. Buna rağmen daha önce kuşatmayı bir kez kıran muhaliflerin, ortak hareket ettikleri taktirde kuşatmayı tekrar kırma ihtimalleri –oldukça zor da olsa- bulunuyor. Esed rejimi ve müttefikleri Rusya ve İran’ın kuşatma altındaki Halep’i ele geçirmesi ise, diğer kuşatma altında bulunan bölgeler göz önünde bulundurulduğunda, en azından yıllarca sürecek bir çatışma anlamına geliyor. Rejimin, Şam’da 4 yıl boyunca kuşatma altında tamamen izole edilen Dareyya’yı, uzun süreli çatışmalar sonunda ancak ele geçirebildiği göz önünde bulundurulduğunda, Halep’in kolay kolay düşmeyeceğini tahmin etmek mümkün. Halep’te yaşanacak benzer bir senaryoysa, şu an yaşanmakta olan insani trajediyi yeni bir seviyeye taşıma potansiyeline sahip.    
Savaşlarda Tank Kullanımı ve Anti Tank Füzeler (2) Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Tankların beka kabiliyeti Görülme Muharebe sahasında ilk görüp, hareket edip ilk vuran tank hayatta kalır. Yani durumsal farkındalığı yüksek olan tank rakibinin üstünden gelebilir. Durumsal farkındalığı yükseltilmesi dost unsurların sağlayacağı istihbarat ve keşif gibi verilerle elde edilebilmektedir. Buna ilaveten düşman unsurları tarafından görülmemek için bazı tedbirler alınmalıdır. Tankların gürültülü olması ve ısı yayması onları radarlar için çok kolay fark edilebilir kılıyor. Bundan ötürü son dönemlerde ısı görünümünü azaltmak için modern tanklara çeşitli soğutucu sistemler ve ısı yönlendirme noktasında teknolojiler monte edilmeye başlanılmıştır. Örneğin İngiliz BAE Systems şirketi geliştirdiği adaptiv sistemi, sıcaklık dağılımını dağıtarak tankı kızılötesi gece görüş cihazlarında bir araba veya kamyonet olarak gösterebiliyor. Aynı zamanda tankların gürültüsünü azaltmaya yönelik paletlerin yapıldığı malzemenin üzerine de çalışmalar bulunmakta. Görülürsen hedef olma Tankların görülmesini zorlaştırma, aynı zamanda hedef olmasını engellemektedir. Her tank düşmanın nişan almasına fırsat vermemeye çalışmaktadır. Düşman nişan almışsa bunu bozucu, aldatıcı ve karıştırıcı sistem ve tedbirler ile bozmaya çalışır. Düşmanın tankı hedef alabilmesini engellemek için kullanılan en yaygın taktik egzoz borusundan ve tankın iki yanına monte edilmiş atıcılarla sis bulutu oluşturmaktır. Oluşturulan sis bulutu radarlara, radar güdümlü mühimmatlara ve hedef işaretleyici sistemlere karşı etkili değildir. Bu kapsamda radar ikaz alıcıları, lazer ikaz alıcıları ile toplanan bilgiler doğrultusunda karıştırma sistemleri devreye sokulur ve düşman radarlarının tankı hedeflemesi engellenmeye çalışılır. Sistem karıştırıcılarına ilaveten düşman unsurları tankı hedef alamadan vurulabilir veya tankın hızlı bir manevra yapmasıyla hedef olması engellenir. Hedef olursan vurulma Tankın hedef olması ve üstüne ateş açılmasında zırh koruması devreye girecektir. Bu koruma ise tankın vurulduğu mühimmatın niteliğine göre değişir. Tankın top mermisi ile vurulduğunda hızlı bir manevranın dışında yapılabilecek fazla bir şeyi yoktur. Top mermisinin yüksek hızı, yüksek kinetik enerjisi tankı korumasız bırakır. RPG-7 gibi güdümsüz tanksavarlara karşı etkili koruma ise kafes tipi ek zırhlardır. Bunlarla beraber AMSAFE firması ürünü Tarian gibi hafif fiberli örülmüş ağ tipi zırhlardır. Ayrıca Hard kill sistemleri ile gelen mühimmat tespit edilir ve daha tank isabet almadan imha edilir. Bu sistemler çok yüksek performans ve 360 derece alanı görebilmesi gerektiğinden, aktif koruma sistemleri ancak yakın zamanda seri üretim aşamasına gelebilmiştir. AMSAFE tarian ile Kaplanmış FNSS PARS 6×6 Vurulursan delinme Tankın hedef olup vurulduğunda ise delinmesini engelleyebilecek şey zırhın koruma gücüdür. Zırhların iki önemli niteliği vardır: Sertlik ve tokluk. Sertlik delinmeye karşı direnç, tokluk ise enerji soğurma kabiliyetidir. Sertlik ve tokluk ters orantılıdır. Tankın alt gövdesinde mayınlara karşı korunaklı olması için yüksek tokluktaki zırhlar kullanılmaktadır. Buna karşın örneğin tankın ön gövdesinde yüksek sertliğe sahip olan zırh kullanılmaktadır. Zırhlar için çeliğe ilaveten seramik, metal matris vb. malzemeler kullanılmaktadır. Buna ilaveten reaktif zırhlar geliştirilmiştir. Tankın gövdesine bloklar halinde ilave olarak içlerinde patlayıcı bulunan zırhlar eklenmiştir. Bu bloklar mühimmatın tanka isabet etmesinden önce mühimmatın patlamasını sağlayarak tankı korumaktadır. Bunlara karşı ise tanksavar füzelerine tandem sistemi, yani iki patlayıcıdan oluşan sistem, getirilmiştir. İlk başlık reaktif zırhı patlattıktan sonra ikinci başlık tankı vurmaktadır. Tank ve tanksavar arasındaki yarış devam etmektedir. Geliştirilen tanklara karşı tanksavarlar da geliştirilmektedir. Delinirsen İmha Olma Tankın vurulduğunda iki faktör öne çıkmaktadır: Mürettebatın hayatta kalması ve tankın bölgeden uzaklaşabilmesi. Tankın vurulması esnasında basit bir cıvata bile mürettebatı öldürebilir. Bunu engellemek için tanklarda söndürme ve bastırma sistemleri devreye girer ve tankların infilak etmesini ve parçalanmasını engellemeye çalışır. Tankın hareket edebilmesi ise tankın motor, aktarma organı ve paletlerin dayanıklılığına bağlıdır. Tankların geleneksel zayıf noktası olan motor ve hava girişleridir. Bunları korumak için paletlerin zırh etekleri ve dayanıklı ama ağır olmayan malzemeler kullanılmaktadır.   Kaynak http://www.army-guide.com/eng/product890.html https://warisboring.com/why-the-death-of-the-tank-is-greatly-exaggerated-751f5ccd091#.14r2rqroc https://warisboring.com/what-a-t-90-tank-looks-like-after-being-hit-by-a-tow-missile-3c1cbeddc65f#.8rzujmf4l https://twitter.com/DrPartizan_/status/725688607537815552 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/518525/ISiD_Turk_tankini_vurdu.html https://www.youtube.com/watch?v=fYOJSz1WOEg http://www.siyahgribeyaz.com/2014/08/ana-muharebe-tank-tasarm-uzerine-notlar.html    
Ahrar el Şam’dan ‘Fırat Kalkanı’ Kararı ve Yaşanan Ayrılıklar Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Türkiye’nin 24 Ağustos tarihinde başlattığı Fırat Kalkanı Harekatı’nda, Kuzey Halep’teki Azez koridorunda bulunan yerel Ahrar el-Şam birliklerinin operasyona katıldıkları konuşulmaktaydı. Bölgede Ahrar el-Şam bayrakları açan bazı savaşçıların görüntüleri sosyal medyada paylaşıldıysa da, resmi olarak Ahrar el-Şam’ın Fırat Kalkanı Harekatına katıldığı yönünde bir bilgi bulunmamaktaydı. İlerleyen zamanlarda Ahrar el-Şam komutanları, grubun dini (şeri) sorumlularına Fırat Kalkanı Harekatına katılmanın dini açıdan caiz olup olmadığı soruldu. Bunun üzerine Ahrar el-Şam’ın şeri heyeti bir fetva yayınladı. Fetvada Fırat Kalkanı Harekatı’na katılmanın ve TSK ile beraber PYD/YPG ve IŞİD’e karşı savaşmanın caiz olduğu belirtildi. Bunlara gerekçe olarak da IŞİD’in zalim ve saldırgan bir grup olduğu ve PYD/YPG’nin IŞİD’ten boşalan bu bölgede ilerleyip Afrin’e ulaşarak bir kuşak oluşturabilme ihtimali gösterildi. Yayınlanan bu Fetva üzerine Halep merkezli Ahrar el-Şam’a bağlı Eşiddaa grubunun iki şeri sorumlusu Ebu Yakazan ve Talha Museyyer (Ebu Şuayb el-Masri) Ahrar  el-Şam’dan ayrıldıklarını ilan etti. Onlarla birlikte Eşiddaa grubundaki savaşçılarda ayrıldı. Bazı iddialara göre bu savaşçıların sayısının 70 olduğu belirtilse de Ahrar aş Şam kaynakları bu rakamın 135 civarında olduğunu söylüyor. Ayrıca, Ebu Hamza el-Kürdi’nin de Ahrar el-Şam’dan ayrıldığı, fakat Ebu Hamza el-Kürdi’nin aslında Eşiddaa grubunda Ebu Yakazan’ın sekreteri olduğu, kendisinin Ahrar el-Şam gubunda şeri bir lider olduğu yönündeki iddiaların doğru olmadığı belirtildi. Ebu Yakzan El Masri Twitter hesabından yaptığı açıklamada ‘her hangi bir taraf için vekâleten savaşmayacaklarını ve laikliğin kuyruğu olmayacaklarını’ ifade etti. Selefi ağırlıklı Ahrar el-Şam grubu içerisindeki bazı kesimlerde Türkiye’nin laik bir anayasaya sahip olması ve NATO üyesi olması nedeniyle birlikte hareket edilmesinin dini açıdan doğru olmadığı savunuluyor. Ahrar el-Şam’da siyasi sorumlulardan olan İyad Şaar ise ayrılan bu grubu aşırıcılar olarak tanımladı ve bu ayrılmanın olumlu bir gelişme olduğunu savundu. Bunun dışında şimdiye kadar Ahrar el-Şam’dan ayrılan başka bir grup veya üst düzey bir yönetici bulunmamaktadır. Ahrar el-Şam’dan ayrılan başka savaşçıların da olduğu yönünde iddialar olsa da, henüz bunların doğruluğu teyit edilmiş değil. Ahrar el-Şam’dan ayrılanların gelecek günlerde ŞFC’ne katılması bekleniyor, nitekim bazı kaynaklar Eşiddaa grubunun bir aydır ŞFC ile yaklaşık bir aydır müzakereler sürdürdüğünü aktarıyor. Selefi Cihadi ekol arasında önemli bir isim olarak bilenen Ürdünlü Ebu Muhammed El-Makdisi, geçtiğimiz günlerde Ahrar el-Şam fetvasının, ne şeriatı (İslam kuralları) hakim kılacağını, ne de muhtemel ABD etkisinden bahsetmediği için zımni olarak eleştirdi. Geçtiğimiz günlerde ABD askerlerinin kuzey Halep’te TSK destekli Fırat Kalkanı Operasyonu’na katılması, Suriyeli muhalifler arasında büyük bir tepkiye neden olmuş, burada ABD askerleriyle yan yana savaşmanın dini açıdan sakıncalı olduğu öne sürülmüştü. Suriye muhalefeti arasında saygı duyulan ve ılımlı kanattan olduğu bilinen Ebu Basir el-Tartusi de, Suriye’ye giren her ABD askerine karşı savaşılması gerektiği yönünde fetva yayınlamıştı.    
Savaşlarda Tank Kullanımı ve Anti Tank Füzeler (1) Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Tankların askeri kullanımı 1973 senesinde İsrail tanklarının Sına Yarımadası’nı işgalinden sonra, maruz kalınan yoğun anti-tank füze saldırılarında tankların askeri kullanımı noktasında sonunun geldiği konuşulmaya başlanmıştı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndaki tankların rolü göz önünde bulundurulduğunda, bu gelişme ciddi bir değişimin göstergesiydi. Büyük meblağlarla alınan tanklar bir asker tarafından ucuz bir anti-tank füzesi tarafından patlatılabiliyordu. Sovyet yapımı anti-tank füzeleriyle Arapların İsrail’e ait tankları patlatabilmeleri, anti-tank füzelerine popülerlik sağlamıştı. Bu durumun Amerika’nın tankların etkisinin sınırlı olduğu Vietnam’daki başarısız orman savaşının ardından gelmesi, savaş stratejileri açısından tankların üzerindeki soru işaretlerini çoğalttı. Fakat tanklara bu anlamda yöneltilen eleştirilere karşı sesler de yükselmiştir. Bazı askeri uzmanlar Sina Yarım Adası’nda yaşanan İsrail’in tank kayıplarını, İsrail’in uyguladığı askeri stratejiye bağladı. Temel olarak eleştirilen nokta, İsrail’in anti-tank mevzilerinin üzerine tankları topçu, piyade ve hava desteği olmadan sürmesiydi. İleriki aşamalarda tanklarla beraber piyadeleri gönderen İsrail kuvvetlerinin tank kayıplarında ciddi bir azalma görüldü. Bu yüzden 1973 Arap-İsrail savaşında tankların etkisizliğinden çok, tankların tek askeri unsur olarak kullanımının yanlış olduğunu gösterdiği şeklinde bir görüş ağırlık kazandı. Buna göre tanklar savaş alanlarında ekibin bir parçası olarak hareket etmeli ve “Blitzkrieg” tarzında kullanılmamalı. Fakat bu savaşın gösterdiği en önemli bulgulardan birisi de anti-tank füzelerinin tanklara karşı etkili olabileceğidir. Eğer İsrail tankları anti-tank füzeleri tarafından imha edilebiliyorsa, diğer tankların da imha edilmesi mümkün demekti. Bu tecrübelerin üzerine savaş alanlarında hava unsuru ile birlikte tankların kullanımı öne çıkmaya başladı. Örneğin; Amerika Irak ve Afganistan savaşında bu taktikten verim alabildi. Fakat, İsrail’in, Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaşında kaybettiği tanklar ve gelişen İHA teknolojisinin, tankların kullanımını belli bir ölçüde geri plana ittiği gözlendi. Hizbullah gibi örgütlerin elinde bulunan anti-tank füzelerinin savaş alanlarında karşı tarafa ciddi hasar verebildiği anlaşıldı. Bu durum bir yandan tankların etkilerini azaltmasına rağmen, diğer yandan tankların kullanımını piyadelerin güvenliği için kaçınılmaz kılmaya başladı. 2006 yılındaki ikinci Lübnan savaşında ve İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırılarda tankların haricindeki birliklerin manevra kabiliyetini sınırlandırıldığı görüldü. Piyadeleri zırhlı araçlarla taşımaya yönelik değişim ise özellikle Türkiye, Irak ve Afganistan’da askeri sevkiyatlara karşı EYP bombalı saldırıları gündeme getirdi. PKK’nın, TSK’nın sevkiyatlarına karşı anti-tank füzelerinin kullanımındaki artış, tanklar ile anti-tank füzelerinin arasında bir yarışa sebep oldu. Tanklara monte edilen reaktif zırhlar sayesinde tanklar anti-tank füzelerine karşı daha korunaklı hale getirilmeye çalışılmaya başlandı. Bunun altında yatan sebeplerden birisi de, tankların ve anti-tank füzelerinin arasındaki maliyetteki fark. Bir T-72 tankın fiyatı ortalama 1.000.000 $ iken, bir BGM-71 TOW füzesinin maliyeti 50.000 $ civarındadır. Bu durum ise uzun vadede tanklarını anti-tank füzelerine karşı kaybeden tarafa ciddi bir mali sıkıntı yaratabiliyor. Buna göre bir T-72 tankına ödenen maliyetle 20 BGM-71 TOW füzesi satın almak mümkün. Anti-tank füzelere karşı koruma sistemleri Anti-tank füzelerine karşı geliştirilen modern tanklardaki reaktif zırhların etkisi yönünde Suriye sahasında TOW füzesi ile vurulan T-90 tankları, Irak’da IŞİD tarafından Kornet füzesi ile vurulan M-60 tankları ve Türkiye-Suriye sınırında vurulan 2 Türk tankı bize reaktif zırhların etkisini anlamak için önemli bir veri sunuyor. Suriye’de muhalifler tarafından vurulan ve vurulduğu iddia edilen T-90 tankların akıbeti bilinmiyor. Muhalif kaynaklar bazılarının patladığını ve kullanılamaz hale geldiğini belirtseler de bu iddia üzerinden yorum yapmak oldukça güç. Genellikle kısa videolarda görülen bu tankların vurulma anları görülse de, yükselen ateş ve dumanın ardından görüntü kaydı bitmekte. Fakat TOW füzeleri tarafından vurulan iki T-90 tankının akıbeti hakkında elimizde resimli veriler bulunmakta. Bunların ilki Şubat 2016’da vurulan T-90 tankı. Sukur el-Cebel tarafından vurulan bu tank, Amerikan anti-tank teknolojisiyle Rus reaktif zırh teknolojisi rekabetinde önemli bir bulgu. Rejim yanlısı kaynaklar saldırı sonucu herhangi bir can kaybı yaşanmadığı söylemekte. Tankın kendisinin TOW füzesi tarafından vurulduktan sonraki halinin resmi internette yayınlandı. Görüntüler göre T-90 tankın Kontakt-5 reaktif zırhı onu koruyabildi ve anti-tank füzesinin tankı patlatıp mürettebatı öldürmesini engelledi. Görülen tek hasarın T-90 tankın iki Shtora vericilerinde olduğu anlaşılıyor. Fakat bu fotoğrafta tankın yalnızca bir tarafı görülebiliyor. Böylelikle hasarın bununla sınırlı olup olmadığını tam olarak söyleyebilmek mümkün değil. Ayrıca Rus medyasının haberine göre vurulan tank T-90A tankı, yani T-90’nın ilk versiyonudur. Eldeki görsel, bize tahminleri doğrular nitelikte tankın patlamadığını ama tamire gönderilmeden kullanılamayacak hale geldiğini göstermekte. Böylelikle anti-tank füzesinin savaş alanındaki modern tankı geçici süreliğine de olsa etkisiz hale getirebildiği anlaşılıyor. Diğer vurulan T-90 tankın görselini ise muhalifler paylaştı. T-90 tankın vurulmasının ardından kullanılamaz hale gelecek kadar hasar gören ama patlamayan T-90 tankının mürettebatının tankı bırakarak çekilmesinin ardından T-90 tankı muhaliflerin eline geçti: Modern tank ve anti-tank füzelerin rekabetinde elimizde olan bir diğer bilgi ise, IŞİD’in Türkiye-Suriye sınırında vurduğu tanklardır. Vurulan ilk 2 tankla ilgili paylaşılan videoda, tanklarda patlama meydana geldiği görülmekle beraber alev almadığı gözlemlenebiliyor. Bu durum, tankların reaktif zırhlarının devreye girdiğini ve tankların patlamadığını gösteriyor. Zaten TSK tarafından yapılan açıklamada tankların patlamadığı ve can kaybının yaşanmadığı belirtilmiştir. Ayrıca IŞİD’in Irak içerisindeki Başika’da Kornet füzesiyle vurduğu Türk tankı var. Bu saldırıya dair IŞİD’in yayınladığı videoda bir patlamanın meydana geldiği görülmekte, fakat videonun kısa olması nedeniyle, tankın infilak edip etmediği bilinmemekteydi. Sonradan basına yansıyan Türk M60 tankı görselinden de anlaşılacağı üzere atılan Kornet anti-tank füzesine karşı M60 tankın reaktif zırhının devreye girerek büyük bir hasarı önlediği görülüyor. Dikkat çeken diğer bir husus ise, Türk M60 tankının, Suriye’deki T-90 tankının aksine vurulduktan sonra hala kullanılabilir olmasıdır. Bu iki sebebe açıklanabilir. Birincisi Kornet füzesinin etkisinin TOW füzesinin etkisinden daha düşük olması veya Türk M60 tankın Rus T-90 tankından daha iyi bir reaktif zırha sahip olmasıdır.   Not: Bu yazıda Fırat Kalkanı Operasyonu’ndan önceki anti-tank saldırıları ele alınıyor.   Kaynak http://www.army-guide.com/eng/product890.html https://warisboring.com/why-the-death-of-the-tank-is-greatly-exaggerated-751f5ccd091#.14r2rqroc https://warisboring.com/what-a-t-90-tank-looks-like-after-being-hit-by-a-tow-missile-3c1cbeddc65f#.8rzujmf4l https://twitter.com/DrPartizan_/status/725688607537815552 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/518525/ISiD_Turk_tankini_vurdu.html https://www.youtube.com/watch?v=fYOJSz1WOEg
Suriyeli Muhalifler ve TOW Siyaseti (4): Diğer Füzeler ve İsabet Oranları Ömer Özkizilcik  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Diğer Anti-tank füzelerinin kullanımı Suriyeli muhaliflerin kullandığı diğer anti-tank füzelerinin çoğunun Rejimden ganimet elde edilmektedir. Bunların muhaliflerin ele geçmesi temel olarak üç yöntem ile gerçekleşmektedir. Birincisi; savaşın başladığı ilk dönemlerde Suriye ordusundan ayrılıp ÖSO yapılanması içinde yer alan askerlerin yanında getirdikleri veya rejim subaylarından satın alınan anti-tank füzeleridir. Fakat bu yollarla gelen anti-tank füzelerin sayısı oldukça düşük olduğu tahmin edilmektedir. Diğer bir kaynak ise savaşlarda elde edilen ganimetlerdir. Bunların arasında anti-tank füzelerinin bulunmuştur. Son bir kaynak ise yurt dışından yapılan anti-tank füzeleri sevkiyatlarıdır. Yapılan diğer araştırmalar sonucu ortaya çıkan bilgiler doğrultusunda MOC’un muhaliflere Balkan ülkelerinden aldığı silahları verdiğidir. Bu yollarla muhaliflere çeşitli silahlar sağlansa da, belirlenen silahların arasında anti-tank füzeleri görülmemektedir. Zaten Balkan ülkelerin hiç birisinin envanterinde muhaliflerin kullandığı anti-tank füzelerin olmaması, bu araştırmada anti-tank füzelerinin olmamasının sebebini açıklar nitelikte. Bu yüzden bu anti-tank füzelerin diğer yollarla başka ülkelerden geldiği öngörülebilir. Yurt dışından gelen anti-tank füzelerin özellikle Fagot füzeleri olduğu belirgin bir şekilde görülmektedir. Hem rejimin yoğun olarak Fagot füzesi kullanmaması, hem de Fagot füzelerini çok kullanan grupların aynı zamanda TOW füzelerini yoğun olarak kullanması, bu yöndeki tahminleri güçlendirmektedir. Fagot füzelerin dışında kalan füzelerin kullanımında Ahrar el-Şam ve Feylak el-Şam’ın yoğun olması ve diğer TOW grupların az sayıda bulunması, bu anti-tank füzelerin genelinin ganimet yoluyla rejimden alındığı yönündeki tezi güçlendirmektedir. Yapılan Video analiz sonucu ortaya çıkan sonuç, muhaliflerin Haziran 2015 – Temmuz 2016 arasındaki süreçte kullandıkları tüm anti-tank füzelerinden 21 TOW füzesi atışının ve 5 Malyutka anti-tank füzesinin hedefi tutturmadığıdır. Muhtemelen internet ortamına yüklenmeyen başka hedefi vuramamış anti-tank füze kullanımı olmasına rağmen denilebilir ki, muhaliflerin kullandıkları anti-tank füzelerin çok büyük çoğunluğu hedefi vurmaktadır. Dördüncü ve bitiş bölümünün sonu… Dipnot: Bu analizde Levent Kemal(@ValkryV), @QalaatAlMudiq @yarinah1 ve @bm21_grad gibi hesapların çalışmalarından yararlanılmıştır. Kaynaklar http://www.armyrecognition.com/bosnie_herzegovine_armee_forces_terrestres_fr/bosnie_herzegovine_armee_forces_defense_terrestres_equipements_militaires_vehicule_blindes_informat.html http://www.balkaninsight.com/en/article/making-a-killing-the-1-2-billion-euros-arms-pipeline-to-middle-east-07-26-2016 https://twitter.com/RamiSafadi93/status/727554344430764032 https://www.almasdarnews.com/article/nusra-captures-division-13-headquarters-maarat-al-numan/ https://www.stratfor.com/weekly/anti-tank-guided-missiles-pose-serious-threat http://www.ibtimes.co.uk/syrian-sniper-us-tow-missiles-transform-cia-backed-syria-rebels-into-ace-marksmen-fight-against-1526468 https://warisboring.com/syrian-rebels-message-to-america-send-more-tank-killing-missiles-4fdc723236a8#.h4zijb668 https://www.stratfor.com/analysis/us-provides-measured-support-syrian-rebels https://www.brookings.edu/2015/11/17/the-u-s-plan-to-counter-russia-in-syria/ http://www.suriyegundemi.com/2016/08/09/suriyedeki-ic-savasta-tow-kullanimi/ http://syrianwar1.blogspot.com.tr/2016/07/history-of-jabhat-al-nusra-in-syria.html http://www.reuters.com/article/us-raytheon-saudi-missiles-idUSBRE9B50SF20131207 https://medium.com/@badly_xeroxed/bmg-71-tow-atgm-syrian-opposition-groups-in-the-syrian-civil-war-2636c6d08d68#.iqgs2d737 https://www.reddit.com/r/syriancivilwar/comments/2lm9q3/hazzm_movement_takes_out_stationary_jet_using_us/ http://foreignpolicy.com/2015/11/24/watch-syrian-rebels-blow-up-a-russian-made-helicopter/ https://justpaste.it/SyriaATGM http://www.army-technology.com/features/featurethe-worlds-deadliest-anti-tank-missiles-4159253/ https://www.washingtonpost.com/apps/g/page/world/syrian-rebels-acquire-us-made-antitank-missiles/980/ Bölüm: http://www.suriyegundemi.com/2016/08/22/suriyeli-muhalifler-ve-tow-siyaseti/ Bölüm: http://www.suriyegundemi.com/2016/08/23/suriyeli-muhalifler-ve-tow-siyaseti-2-fuzelerin-tedariki-ve-dis-baglanti/ Bölüm: http://www.suriyegundemi.com/2016/08/25/suriyeli-muhalifler-ve-tow-siyaseti-3-egitim-sureci-ve-gruplar-arasi-iliskilere-etkisi/    
Kuzey Halep’te Yeni Rota: El-Bab mı Dabık mı?
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait zırhlı araçlar ve birliklerin desteğiyle bir grup Suriyeli muhalif Özgür Suriye Ordusu mensubunun 24 Ağustos 2016’da Cerablus’un karşısındaki Karkamış’tan içeri giriş yapmasıyla başlayan Fırat Kalkanı Operasyonu’yla, IŞİD’e karşı ilerleyişi sürüyor. Operasyonun başlamasının üzerinden yaklaşık bir ay geçmesinin ardından TSK destekli muhalifler Sacur Suyu’na kadar Cerablus paketini tamamen ele geçirirken, yine batı yönlü yeni bir saldırı dalgasıyla Türkiye sınırını IŞİD varlığından arındırmaya başladı. 3 Eylül’de başlayan operasyonun ikinci ayağında muhaliflerin IŞİD’den daha önce ele geçirdiği el-Rai(Çobanbey) yönünden tekrar Türk tankları ve zırhlı birliklerinin desteğiyle yeni bir taarruz dalgası başlatan muhalifler, el-Rai’den doğu yönlü, Cerablus’tan batı yönlü Türkiye sınırı boyunca ilerlemeye başladı. 4 Eylül itibariyle IŞİD Türkiye sınırından tamamen çıkarılarak örgütün ilk kez dünyayla bağlantısı kesildi. 16 Eylül’e gelindiğindeyse, Fırat Kalkanı Operasyonu’nun üçüncü evresinin başlatıldığı ve hedefin el-Bab şehri olduğu duyuruldu. Operasyonun üçüncü aşamasındaysa şimdiye kadar 10 köyün ele geçirildiği rapor ediliyor. Operasyonda Üçüncü Aşama: El-Bab mı, Dabık mı? Fırat Kalkanı Operasyonu henüz ilk ayını doldurmadan bu aşamaya kadar oldukça hızlı bir ilerleyiş gösterdi ve Cerablus paketinin ele geçirilmesinin yanı sıra, Türkiye sınırını bütünüyle IŞİD’den arındırarak el-Rai’yle Cerablus bağlantısını sağladı ve önemli bir başarıya imza attı. Yaklaşık 1,000 kilometre karelik bir alanın ele geçirildiği operasyonda, Türk Ordusu 6 askerini kaybederken, 20 asker de yaralandı. Yine Türk ordusuna ait 6 tank ve 1 mayın temizleme aracı IŞİD tarafından imha edildi ya da hasar gördü. Türkiye destekli muhaliflerdense şimdiye kadar 23 muhalif yaşamını yitirdi. Buna karşın IŞİD saflarında 100’den fazla kaybın olduğu ifade ediliyor. Bu tabloya göre Fırat Kalkanı Operasyonu, başarılı bir görüntü çizerken, ilk iki aşamanın ardından kuzey Halep’teki IŞİD varlığını bütünüyle sonlandırmak için el-Bab şehrinden önce içerisinde Sevran, İhtimlat, Ahtarin, Türkmen Barih ve Dabık gibi önemli yerleşimlerin yer aldığı Kuveyk Ovası’nı ele geçirmeyi planlıyor. Muhaliflerin kontrolündeki Mare, Azez ve el-Rai üçgeninde yer alan bu bölge, el-Bab’a ilerleyişin güvenli bir biçimde gerçekleştirilmesi için hayati bir öneme sahip. Hala Mare, Azez ve el-Rai arasında Türkiye sınırı boyunca ince bir hatta hakimiyet bölgesine sahip olan muhalifler, IŞİD’in olası karşı taarruzlarına karşı kırılgan bir görüntü çiziyor. Buna karşın TSK’nın aktif desteğinin ardından IŞİD taarruzlarının etkisini yitirmeye başladığı da, dikkat çeken bir diğer gelişme. IŞİD kontrolündeki el-Bab’a en yakın TSK destekli muhalif mevziisi, yaklaşık 20 km uzaklıkta bulunuyor. Cerablus paketinin aksine, Rai’den güneye ve batıya doğru ilerlendikçe, IŞİD’in daha güçlü bir biçimde direnmeye çalıştığı görülüyor. Bölgede TSK’ya ait tanklara karşı anti tank füzeler kullanan IŞİD, başka cephelerde daha önce hiç kullanmadığı bir sıklıkla bu tür saldırılara başvuruyor. Bölgede ilerleyen TSK ve muhaliflere karşı zaman zaman bomba yüklü araç saldırıları da düzenleyen örgütün, daha önce özellikle rejime ait depolardan ele geçirdiği anti tank füzelerini bu bölgede ilk kez yoğun bir biçimde kullanıyor. Bunda, TSK’nın konvansiyonel bir ordu olarak güçlü zırhlı birliklerle ilerleyiş gerçekleştirmesinin de etkisi bulunuyor. Aynı şekilde IŞİD’in bölgedeki muhalif kontrol hatları boyunca çok yoğun mayın yerleştirdiği ve bu durum karşısında TSK’ya ait mayın temizleme araçlarının yoğun olarak bölgede temizleme çalışmalarında bulunduğu rapor ediliyor. Nitekim IŞİD bir gün önce yayınladığı videoda, TSK’ya ait bir tankı anti tank füzesiyle vurduğunu iddia ederken, bu aracın TSK tarafından kullanılan insansız mayın temizleme aracı olduğu ortaya çıktı. TSK ve muhaliflerin Kuveyk Ovası boyunca yavaş da olsa IŞİD’e karşı alan kazanması, hem bölgede muhaliflere stratejik bir derinlik kazandırırken, hem de ilerleyişi daha güvenli bir hale getiriyor. Bölgenin el-Bab’tan önce bütünüyle ele geçirilebilmesi halindeyse, Azez’den Cerablus’a kadar muhaliflerin oldukça geniş bir alanda hakimiyet alanı oluşturarak güvenli bir bölgenin temellerini atabileceği düşünülüyor. Yine bu bölgede yer alan, askeri açıdan çok stratejik olmasa da, psikolojik anlamda oldukça önemli bir yere sahip “Dabık köyü”, bu bölgenin önemini daha da artırıyor. Bu sebeple TSK destekli muhalifler, el-Bab şehrinden önce Dabık ve çevresini ele geçirmek istiyor. Dabık’ın Önemi Gerek Yahudi ve Hristiyan eskatolojisinde, gerekse İslami kaynaklarda adından bahsedilen Dabık, Halep’in kuzeyinde, Türkiye sınırına yaklaşık 10 km uzaklıkta, Kuveyk Ovasının ortasında yer alıyor. Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında bölgede yaşanacak ve “Armageddon” olarak adlandırılan büyük savaşa ev sahipliği yapacak bu alan, dünyanın sonunun geleceğinin habercisi. İslami kaynaklardaysa, “Melhame-i Kübra” olarak adlandırılan ve Amik Ovası(Türkiye sınırları içerisindeki Hatay ilinde yer alıyor) ve Dabık arasında yaşanacak bir savaşta Müslümanların galip gelerek İstanbul’u ve Roma’yı fethedeceği rivayet ediliyor. IŞİD destekçileri için önemli bir motivasyon olan bu rivayetler, kendilerini seçilmiş ordu olarak kabul eden grubun, Dabık’ı savunmasında önemli bir neden teşkil ediyor. İngilizce yayın yapan ve örgüt tarafından yayınlanan Dabık dergisinde de, bu köye atıfta bulunuluyor. Örgüte katılımlarda önemli bir etken olan bu inanç, IŞİD’in bölgeden çıkarılması halinde büyük bir darbe alabilir. IŞİD’in hamlelerinde önemli bir yere sahip olan ve kıyamet öncesi yaşanacak büyük savaşlar ve olaylara atıf yapan rivayetler, örgütün bir tür meşruiyet kaynağı. IŞİD’in binlerce savaşçısına mal olmasına rağmen bölgede ısrarla muhaliflere saldırmasında, bu motivasyon önemli bir etken. Stratejik olarak bölgede Sevran’ın, İhtimlat ya da Türkmen Barih’in önemi daha fazlayken, psikolojik ve duygusal sebeplerle Dabık’ın farklı anlamlar ifade ettiği anlaşılıyor. Hatta normal şartlarda el-Bab şehrinin ele geçirilmesi, IŞİD’e çok büyük bir darbe anlamına geleceği bilinmesine karşın, taraftarlarının motivasyonuna vurabileceği darbe açısından Dabık’ın kaybı, örgüt için adeta sonun başlangıcı anlamına gelecek daha büyük bir etkiye neden olabilir. Muhtemel Projeksiyon TSK destekli muhaliflerin Fırat Kalkanı Operasyonu kapsamında şimdiye kadar oldukça hızlı ilerlemesi, Dabık’ı da içeren Kuveyk Ovası’nın kısa sürede ele geçirilebileceği izlenimi doğuruyor. Kuşkusuz Cerablus ve el-Rai’ye karşın, IŞİD’in burada daha fazla direnç göstereceği ve kolay kolay çekilmeyeceği anlaşılıyor. Daha yavaş olsa da, TSK destekli muhaliflerin bölgede yaklaşık 1 ay gibi bir sürede Mare el-Rai arasını kapatabilme imkanı var. Bab operasyonunsa, ancak bu hamlenin ardından gerçekleşeceği tahmin edilebilir. Bu da en iyi ihtimalle Kasım ayına kadar uzayabilecek bir süreç anlamına geliyor. Bu projeksiyona göre el-Bab operasyonu, Fırat Kalkanı Operasyonu’nda dördüncü aşama olarak hayata geçebilir. ABD özel kuvvetlerinin geçtiğimiz günlerde Türkiye’den Suriye’ye, el-Rai’den giriş yparak operasyona dahil olmak istemesi üzerine bölgedeki muhaliflerle ABD askerleri arasında gerginlik yaşanmış, olay üzerine bazı muhalif gruplar operasyondan çekilme kararı almıştı. ABD’ye karşı mesafeli duran muhalif gruplar, karada ABD askerlerinin operasyona dahil olmak istemesiyle zor bir ikilemle karşı karşıya kaldı. ABD’nin Rusya’yla anlaşması, YPG ile operasyonlar yapması ve Esed rejimine karşı herhangi bir yaptırım uygulamaması Suriyeli muhalifler arasında ABD karşıtlığına neden oluyor. Bu nedenle kuzey Halep’te ABD askerleriyle yan yana hareket edecek muhaliflerin, özellikle İdlib ve Halep gibi bölgelerde, varlıklarını riske ettikleri ve diğer gruplarla karşı karşıya gelmek zorunda kalabileceği tahmin ediliyor. Hali hazırda ABD askerlerinin bölgede yaşanan ilk gerginlikle birlikte Türkiye’ye geri döndüğü, daha sonra Türkiye’nin araya girmesiyle tekrar Havar Kilis köyü yakınlarında konuşlandıkları öne sürülüyor. Bazı muhalifler ABD’nin bu hamlesinin provokasyon amaçlı olduğunu ve ABD’nin el-Bab operasyonunu sekteye uğratmak istediğini öne sürüyor. Son dönemlerde Türkiye’yle büyük gerginlikler yaşayan ABD’nin, bölgede Türkiye tarafından ne kadar tolere edilebileceği ise, belirsiz. Nitekim bu durum Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına da yansıyor. Erdoğan, ABD askerlerinin bölgeye girişinin gerginliğe neden olduğunu belirtiyor. Fırat Kalkanı Operasyonu’nda neredeyse ABD’den hiç bir destek almadan büyük bir ilerleme kaydeden TSK ve muhaliflerin, el-Bab operasyonu için ABD ile işbirliği yapıp yapmayacağı ise, henüz tam olarak netlik kazanmış değil.    
Suriye’de Uzayan Acı: “Cebri Kayıplar”
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Suriye İnsan Hakları Örgütü 30 Ağustos 2016 tarihinde yayınladığı ‘Uzayan Acı’ (The Prolonged Pain) adlı raporunda Suriye krizindeki kayıpları ele aldı. Rapora göre Suriye’de altı yıldır devam eden çatışmada yaklaşık 75 bin kişi ‘cebri kayıp’ olayı bulunmaktadır. ‘Cebri kayıp’ bir hükümet veya ona bağlı taraflar (Suriye örneğinde rejim saflarında savaşan milisler) veya siyasi bir örgütten yapılan cebri tutuklama eylemi sonrası, bu eylemde tutuklanan kişilere dair bilgi (tutuklama yeri, kişinin akıbeti v.s.) her hangi bir şekilde bilgi paylaşılmamasıdır. Suriye İnsan Hakları Örgütünün raporu, Suriye krizine dâhil olan bütün tarafların ‘cebri kayıp’ sayılabilecek tutuklamalar yaptığını ifade etmiştir. Fakat bu eylemlerin 96%’lık bir kısmının Esed rejimi tarafından yapıldığı raporda yer almaktadır. Suriye İnsan Hakları örgütünce belgelenen veriler ışığında rejim tarafından gerçekleştirilen cebri tutuklama ve kayıpların sayısı 71,533 kişidir, bu rakam içerisinde çeşitli muhalif gruplara üye olduğu öne sürülen 7,319 kişinin yanı sıra, aralarında 4,109’u çocuk ve 2,377’si kadın, 64,214 sivil bulunmaktadır. Kayıplar en çok Şam ve Deraa illerinde olmuştur. Ayarca rejim tarafından gerçekleştirilen cebri tutuklama olayları en çok krizin ikinci ve üçüncü senelerinde meydana gelmiştir. Bunun nedeninin ise krizin üçüncü yılından sonra Esed rejiminin Suriye’de büyük oranda kontrolü kaybetmesi ve bu bölgelerin muhaliflerin kontrolüne girmesi olduğu düşünülüyor. Rapora göre, IŞİD tarafından gerçekleştirilen kayıplar arasında 118 çocuk ve 87 kadın, toplam 1,478 kişi söz konusu. El-Nusra Cephesi (Şam’ın Fethi Cephesi) tarafından gerçekleştirildiği öne sürülen kayıpların arasında ise 41 çocuk, 3 kadın toplam 892 olayın meydana geldiği belirtiliyor. El-Nusra Cephesi tarafından gerçekleştirilen cebri tutuklamaların çoğunun gazeteciler ya da aktivistler olduğu ve bunların önemli bir kısmının bir süre sonra serbest bırakıldığı ifade ediliyor.  Muhaliflerin kontrol ettiği yerlerde aralarında 29 çocuk ve 14 kadın 306 kişi cebri tutuklamaya maruz kalmıştır, rapor bazı kayıpların muhalif güçlerle rejim arasında yapılan esir değişiminde ortaya çıktığını dile getirmiştir. PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde yapılan cebri tutuklamaların ise özellikle PYD’ye muhalif kesimleri korkutma amaçlı yapıldığı öne sürülmektedir. Rapor, kantonlarda yapılan cebri tutuklamalar arasında 61’i çocuk, 11’i kadın 397 kişiden bahsetmiştir. Suriye İnsan Hakları örgütü raporunun son kısmı bazı kayıp kişilerin öz geçmişlerini ve tutuklama detaylarını anlatarak gerek insan hakları örgütlerini gerekse Birleşmiş Milletleri harekete geçmeye davet etmiştir. Kaynak: Syrian Network for Human Rights, The Prolonged Pain, 30 Ağustos 2016. 8 Eylül 2016’da alıntılanmıştır. http://sn4hr.org/blog/2016/08/30/26256/
Fırat Kalkanı ve Koalisyon Sortileri
Analiz-Haber / Suriye Gündemi24 Ağustos 2016, saat 04.00’de Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığından yapılan, “Türk Silahlı Kuvvetleri ve koalisyon hava kuvvetleri tarafından Suriye’nin Halep kentine bağlı Cerablus bölgesinin terör örgütü IŞİD’ten temizlenmesi amacıyla askeri harekat başlatılmıştır.” açıklaması ile Fırat Kalkanı Operasyonu’nun başladığı duyuruldu. Buna karşın gerek ‘CENTOM’ gerekse ‘Operation Inherent Resolve’ sitesinden paylaşılan verilere göre ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, Fırat Kalkanı Operasyonunun hareket alanında (Cerablus gibi) herhangi bir sorti düzenlenmediği anlaşılıyor. Koalisyon güçleri tarafından 24 Ağustos ile 6 Eylül tarihleri arasında toplam olarak 118 sorti düzenlendiği görülüyor, bu tarihler arasında Suriye genelinde günde yaklaşık 8 sorti düzenlenirken, Menbic operasyonu esnasında busortiler sadece Menbic etrafında yapılmaktaydı. Bu anlamda düzenlenen sortilerin genel olarak YPG-SDG’ye destek olarak yapıldığı anlaşılmakta. Zkira bu süre içeresinde ABD öncülüğündeki koalisyonun düzenlediği sortilerin hedef aldığı yerler, genel olarak YPG-SDG’nin IŞİD ile savaştığı bölgeler. Söz gelimi bu sortilerin büyük bir kısmı (46 sorti) Menbic ve etraflarını hedef alırken 21’i Rakka, 19’u Şeddadi ve 13’ü Mare’yi hedefi almıştır. Örneğin 24, 25 ve 26 Ağustos tarihlerinde Hasake’nin güneyinde bulunan Şeddadi kasabasında YPG ile IŞİD arasında yoğun ve şiddetli çatışmalar yaşanırken koalisyon uçakları müdahale edip IŞİD’e karşı 18 sorti gerçekleştirmiştir. Diğer bir cephe olan Mare’nin güneyinde ise IŞİD’e karşı ilerleyen YPG-SDG güçlerine koalisyon hava saldırıları yardımda bulunmuştur. Bu destek 28 Ağustos’ta YPG-SDG’nin eline geçen Mare güneyinde bulunan Vahşiye köyü örneğinde açık bir şekilde görünebilmektedir. Buradaki bir diğer husus ise YPG-SDG güçlerinin, 26 Ağustos 2016 tarihinde Azaz-Mare hattındaki muhaliflere karşı da bir saldırı düzenlemesidir. Başka önemli bir nokta ise, 16 Ağustos tarihinde IŞİD’e karşı Menbic operasyonunun bittiğinin açıklanmış olmasına rağmen, Fırat Kalkanı operasyonu başladığından bu yana Menbic ve etrafının koalisyon uçakları tarafından hedef alınmaya devam etmesidir. Bölgede yapılan ve tam koordinatları verilmeyen 46 sorti neticesinde IŞİD’e ait 37 lojistik birliği, 15 cephe hattı ve 12 aracın imha edildiği belirlenmiştir. Bu sortilerin, YPG-SDG’ye destek amaçlı, Menbic’in güney ve batı tarafında IŞİD’e karşı düzenlendiği tahmin edilmektedir. Her ne kadar ABD öncülüğündeki koalisyonun TSK’nın başlattığı Fırat Kalkanı operasyonunu desteklediği açıklansa da, düzenlenen sortilere baktığımızda koalisyon uçaklarının Fırat Kalkanı operasyonuyla muhaliflerden ziyade, YPG-SDG güçlerini sahada aktif bir şekilde desteklediği anlaşılmaktadır.