Analiz
Kuşatılan Halep ve Muhtemel Senaryolar
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Esed rejiminin Rusya’nın Suriye’ye 2015 yılı sonundaki aktif müdahalesiyle mevzi kazanımlar elde ettiği bir dönemde, Halep’te muhaliflere yönelik yoğun saldırılar başlatılırken, rejim 2016 Şubat ayında kritik bir ilerleme sağlayarak Başköy-Rityan yönünden Nubl-Zehra’ya ulaşmayı başardı. Muhaliflerin Azez koridoruyla bağlantısını kesen bu hamleyle birlikte, muhaliflerin elinde Halep’e ulaşan tek yol olarak Kastello kalmıştı. Rus hava güçleri ve rejim uçaklarının son aylarda yoğun bombardıman düzenlediği kuzey-batı Halep’e yönelik karadan sıklıkla tekrarlanan ve Şii milislerin katıldığı saldırı dalgaları muhaliflerce bir çok kez püskürtüldü. Buna karşın hava saldırıları ve bombardıman hiç durmazken, özellikle Haziran ayının sonu itibariyle rejim güçleri bölgede ilerleme sağlamaya başladı. Mella mezrası yönünden Kastello’ya uzanan bölgede yoğun saldırılar düzenleyen rejim güçleri, 7 Haziran itibariyle Kastello yoluna 1 km kadar yaklaşıp bölgedeki stratejik bir tepeyi ele geçirerek yolu atış menziline aldı ve efektif bir biçimde muhaliflerin kontrolündeki Halep’in merkeziyle dış dünyanın bağlantısını kesti. Şehir içerisinde yaklaşık 400 bin kişi kuşatma altına alındı. Muhaliflerse karşı saldırılarla kuşatmayı önlemeye çalışıyor. Rejim, henüz fiziksel olarak Mellah mezrasından Beni Zeyd-Liyramun’a ulaşamadığı için kuşatmayı tamamlamış değil. Buna karşın şehre giden tek yol Kastello, rejimin atış menzilinde bulunuyor ve şehre giriş çıkış yapılamıyor. Rejimin son saldırı dalgası Son aşaması 25 Haziran 2016’da başlayan rejimin Kastello yoluna ulaşma girişimleri, yoğun Rus hava bombardımanı ve karadan yapılan bombardımanla kuzeyde Mellah mezrası yönünden, daha batıda ise Zehra-Halidiye yönünden başlatılan taarruzla yenilendi. Mevzi ilerlemeler kaydetmeyi başaran rejim güçleri, aynı zamanda havadan çevredeki Kefer Hamra, Hıreytan gibi bölgelerin yanı sıra Kastello yolu çevresine yoğun hava bombardımanı düzenledi. Bölgede çatışmalar yaşanırken Rus uçakları yalnızca 5 saat içerisinde bölgeye 60’ın üzerinde hava saldırısı gerçekleştirdi. 26 Haziran’da rejim güçleri ve Şii milisler muhaliflerin Mellah’ta bulunan hatlarında ilerleme sağlarken, 28 Haziran’da el-İsamat ve Arab Sallum bölgelerinin de dahil olduğu Mezrat Mellah’ın yarısını ele geçirdi. Aynı gün batı hattında Halidiye’den Liyramun ve Beni Zeyd bölgesine ulaşan rejim güçlerine, yoğun Rus hava bombardımanı eşlik etti. 29 Haziran’da aralarında el-Nusra Cephesi ve Nureddin Zengi Tugayı’nın da bulunduğu muhalif gruplar karşı saldırıya geçerken, bölgede 1 bomba yüklü araç saldırısı düzenlendi. Rejimin Mellah mezrasında ilerlediği noktalar geri alınırken, el-Nusra tarafından Beni Zeyd yönünde düzenlenen bombalı saldırıyla bazı mevziler muhaliflerce geri alındı. Mellah mezrasında muhalifler İsamat ve Arab Sallum’a tekrar ulaşırken, Kastello yolunu güven altına aldı. Buna karşın tekrar başlayan yoğun Rus hava bombardımanı ve karadan Şii milislerin düzenlediği saldırıyla 30 Haziran’da rejime bağlı güçler tekrar Mellah’taki mevzileri geri aldı. 3 Temmuz’da rejim güçleri Mellah mezrasının güneyine kadar inerken, Kastello yoluna 2 km mesafe kadar yaklaştı. Aynı anda Liyramun yönünde saldırmaya devam eden rejim güçleri, Şibeyb Fabrikası ve bazı binaları ele geçirdi. Rusya’ysa bölgedeki mevzilere yönelik hava bombardımanının yanı sıra, güdümlü füze saldırısı düzenledi. 4 Temmuz’da muhalifler Mellah’ta kaybedilen mevzileri geri almak için saldırsa da, şiddetli çatışmaların ardından muhalifler geri püskürtüldü ve Mellah mezrasının yüzde 65’i rejim kontrolüne girdi. 7 Temmuz’daysa rejim güçleri Mellah’ın güney kısımlarını da ele geçirerek Kastello yoluna 1 km mesafe kadar yaklaştı ve yolu gören bir tepeyi ve camiyi ele geçirdi. Muhaliflerin kontrolündeki bölgelere ulaşan rejim Halep yolunu efektif olarak kesti. 8 Haziran’da Şeyh Maksud bölgesinden bu kez YPG saldırıya geçerek Kastello yakınlarındaki Gençlik Kompleksi’ne saldırdı. YPG saldırısına Rus hava saldırıları destek sağlarken, muhalifler kuzeyden rejim, güneyden YPG ateşi arasında kaldı. Aynı gün rejim güçleri Kastello yoluna 250-300 metre kadar yaklaştı. 9 Haziran’da el-Nusra Cephesi’nin 2 bomba yüklü araç saldırısıyla birlikte Halepli grupların yer aldığı Fetih Halep koalisyonu bir karşı saldırı başlattı ve Kastello yolu yakınlarındaki bazı mevzileri geri almayı başardı. Buna karşın rejim Beni Zeyd ve Liyramun yönündeki baskısını sürdürmeye devam etti. Muhaliflerin karşı saldırısı yetersiz kalırken, Kastello yolu üzerindeki rejimin ateş üstünlüğü ortadan kaldırılamadı. Rejim henüz fiziksel olarak Halep’teki muhalif varlığını tam olarak kuşatma altına alamadıysa da, özellikle atış menziline aldığı Kastello yoluyla şehir içerisindeki muhaliflerin dış dünyayla bağlantısı büyük oranda kesildi. Kuşatmanın muhtemel sonuçları Hali hazırda muhaliflerin Halep merkezde hakim olduğu bölgelerde 400 bin sivilin yaşadığı tahmin edilirken, kuşatmanın tamamlanmasıyla birlikte bölgede büyük bir insani trajedinin yaşanabileceği sanılıyor. Rejimin özellikle Şam çevresi ve kuzey Humus, güney Hama hattında kuşatma altında tuttuğu bölgelerde şimdiye kadar yüzlerce insan açlıktan ölürken, 400 bin kişinin bulunduğu Halep’te benzer bir kuşatma halinde çok sayıda ölümün yaşanma ihtimali bulunuyor. Suriye iç savaşındaki en geniş ve uzun cephe hatlarının yer aldığı cephelerin başında gelen Halep’te, kuşatmayla birlikte rejimin şehir merkezinde ilerlemek isteyebileceği göz önünde bulunduruluyor. Uzun süreli kuşatma ve yoğun hava bombardımanlarıyla muhalif bölgeleri yıldırma savaşı yürüten rejim güçleri, Halep’te benzer bir taktikle muhalif bölgeleri ele geçirmeye çalışabilir. Buna karşın savaş boyunca uzun süredir tahkim edilmiş hatlarla çevrili Halep’te rejimin muhalif bölgeleri kuşatması halinde bölgede muhaliflerin en azından bir kaç yıl dayanabileceğini ön görebilmek mümkün. Rejiminse bölgede kısa sürede kesin bir zafer elde etmesi zor. Buna karşın söz konusu hamleyle rejimin(Rusya ve İran’ın) uluslararası görüşmelerde elini güçlendirmeye çalıştığı da unutulmaması gereken bir diğer husus. Bütün bu gelişmelere karşın muhaliflerin özellikle son dönemlerde güney Halep’te sağladığı ilerlemelerin rejimin şehri kuşatma planlarını boşa çıkarabileceği söyleniyor. Fetih Ordusu’nun yürüttüğü stratejiye göre güney Halep’teki ilerlemeye devam edilerek Han Tuman-Raşidin’den Hamadaniye aşılarak Ramuse hattını yarmak ve güney Halep merkeze ulaşabilmek mümkün. Rejimin ve özellikle İran liderliğindeki Şii milislerin bölgede Fetih Ordusu’na karşı büyük kayıplar yaşaması, tutulması zor olan dar Mellah Handerat hattının aksine, güney Halep’te manevra şansının daha yüksek bu bölgede muhtemel muhalif ilerleyişine zemin hazırlayabilir. Hali hazırda bölgedeki önemli bir çok mevziyi ele geçiren Fetih Ordusu, el-Hadir hariç Rus saldırısıyla birlikte rejimin sağladığı ilerleyişi büyük oranda geri çevirmiş bulunuyor. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, Mellah mezrası, Kastello yolunda yaşanan gerilemenin Halepli grupların ağırlıklı olduğu Fetih Halep koalisyonuyla İdlib ağırlıklı Fetih Ordusu arasında çatlak oluşturduğu iddia ediliyor. Fetih Ordusu’nun Mellah hattını ve Kastello yolunu savunmanın doğru bir strateji olmadığı yönündeki ısrarlarına karşın, Fetih Halep koalisyonunun bölgedeki savunma savaşını sürdürmekte ısrarlı olduğu öne sürülüyor. Buna karşın Fetih Ordusu’nun daha farklı strateji ve taktiklerle rejim güçlerine karşı savaşılması gerektiği tekliflerinin kabul görmediği anlaşılıyor. Mellah mezrasının düşüşüyle birlikte, Fetih Ordusu’nun güney Halep’te kendi stratejisini uygulamaya sokacağı düşünülüyor. Büyük oranda Halep içerisinde yer alan gruplardan oluşan Fetih Halep koalisyonununsa, Halep şehir merkezi ve kuzey batı hattında rejime karşı savunma savaşı ve ana hatlarda karşı taarruz ağırlıklı bir stratejiye ağırlık verdiği görülüyor. Bu bağlamda, önümüzdeki haftalar ve ayların, Halep’teki resmi daha net olarak ortaya koyacak gelişmelere gebe olduğu aşikar.
Yeni Suriye Ordusu’ndan Başarısız Elbu Kemal Hamlesi
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Yaklaşık üç aydır konuşulan Yeni Suriye Ordusu(YSO)’nun muhtemel Elbu Kemal operasyonu, geçtiğimiz salı günü start aldı. IŞİD’in kontrol bölgelerinin merkezinde yer alan Irak sınırındaki Elbu Kemal kasabasına yönelik operasyon, 28 Haziran Salı günü akşam saatlerinde Yarbay Muhenned Tal’a liderliğinde başladı. Elbu Kemal yakınlarında ‘düşman hatlarının ardına havadan indirme’ şeklinde başlatılan indirme operasyonunun başarıyla gerçekleşerek Hamdan hava üssünün ele geçirildiği duyuruldu. Amerikan ve İngiliz subaylar tarafından Ürdün’de eğitilen YSO, Ahmed el-Abdo Şehitleri grubu ve Asalet ve Tenmiye gibi Suriye’nin doğusunda faaliyet gösteren gruplar, Elbu Kemal operasyonunda ortak bir koordinasyon yürüttü. Öte yandan, YSO sözcüsü Muzhim Sallum’un bir haber ajansına verdiği bilgilere göre, Bağdat hükümetinin terörle mücadele güçlerinin operasyondan haberi olduğu ve operasyonun son aşamalarında Iraklı güçlerin de, hem Suriye hem de Irak’tan IŞİD’in mevzilerine eş zamanlı saldırı düzenleyeceği açıklandı. Operasyonun başlamasının ardından YSO tarafından yapılan açıklamalara karşın, yerel kaynaklar, koalisyondan hava saldırıları desteği alan YSO’nun gece saatlerinde çölde ilerledikten sonra, Elbu Kemal civarında, Hamdan köyü ve hava üssünde IŞİD’le çatıştığını, ancak Hamdan hava üssünün alınamadığını ve YSO’nun onlarca kayıp vererek geri çekildiğini ifade etti. IŞİD, Çarşamba günü Elbu Kemal’deki YSO’ya bağlı uyuyan hücrelere karşı operasyon başlattı ve YSO’yla işbirliği suçlamasıyla 5 kişiyi ele geçirip, kafalarını keserek infaz etti. YSO güçleri Elbu Kemal’deki hücreleriyle bir gün önce düzenledikleri bombalı suikast saldırısıyla IŞİD’in bölge emirini öldürdüğünü duyurmuştu. IŞİD’in Suriye ve Irak’taki bağlantısını kesmeyi amaçlayan operasyon, başarıya ulaşması halinde IŞİD’in Suriye ve Irak arasındaki hareketliliğini büyük oranda sekteye uğratma potansiyeline sahipti. Fakat Elbu Kemal ve güneyindeki el-Tanf sınır kapısı boyunca yaklaşık 300 civarında savaşçısı olduğu tahmin edilen YSO’nun mevcut olanaklarıyla IŞİD’i bölgeden çıkarmasının oldukça zor olduğu anlaşılıyor. Geçtiğimiz haftalarda el-Tanf sınır kapısında Rusya’nın hava saldırısına uğrayan grup, önemli kayıplar yaşamıştı. Aynı zamanda IŞİD’in, her ne kadar bir kaç cephede savaşıyor olsa da, örgütün kalbi konumundaki Elbu Kemal el-Kaim bölgesinden kolay kolay vazgeçmeyeceği, göz önünde bulundurulması gereken bir diğer nokta. Son operasyonla ortaya çıkan başarısızlık, bir taraftan YSO’nun kırılganlığını ortaya koyarken, öte yandan IŞİD’e karşı özellikle ana merkezlerinde ilerlemenin oldukça zor olduğunu gösterdi. Bu başarısız operasyon sonucu YSO’nun varlığının sorgulamaya açılacağı meselesi de, bir diğer dikkat çeken husus olarak ön plana çıkıyor.
Rejimin Rakka Operasyonu Fiyaskosu
Analiz-Haber / Suriye Gündemi ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin destek verdiği ve karada YPG-SDG’nin başlattığı “Kuzey Rakka Operasyonu” Mayıs sonunda start alırken, kısa sürede yönünü Halep’in doğusundaki Menbic’e çevirerek ilerlemeye başladı. Aynı günlerde benzer bir hareketlilik Rakka’nın güney batı yönünde, Hama sınırlarındaki İsriye’de başlatıldı. Rejim güçleri güney batı yönünden Rakka’ya doğru ilerleyerek YPG-SDG’nin muhtemel bir senaryoda kuzey Rakka’yı ele geçirmesi halinde, Rakka şehrinin Fırat’ın güneyindeki ve batısındaki Tabka’yı ele geçirmeyi hedefleyeceği bir biçimde şekillendi. Aynı günlerde söz konusu hamlenin ABD ve Rusya arasında IŞİD bölgesinin bölüşümüne yönelik bir anlaşmanın parçası olduğu öne sürüldü. 2 Haziran’da başlayan operasyonda rejime bağlı güçler 19 Haziran itibariyle Tabka’ya 7 kilometre uzaklıktaki Sevra petrol kuyusuna ulaşırken, aynı gün ve bir sonraki gün IŞİD’in karşı saldırılarıyla büyük bir hezimete uğrayarak ele geçirdiği bütün bölgelerden çekilmek zorunda kaldı. Operasyon’un gelişimi 2 Haziran’da rejim güçleri Rakka merkeze 120 kilometre uzaklıktaki bir mesafeden operasyonu başlattı. Suriye Arap Ordusu (SAO), Ulusal Savunma Güçleri (USG), Süheyl Hasan liderliğindeki Kaplan Güçleri(Kuvvet el-Nimr) ve SAO’ya bağlı Çöl Şahinleri Güçleri’nin yanı sıra, Rus özel kuvvetlerinin katıldığı operasyonda kısa sürede hızlı bir ilerleyiş gerçekleştiren rejim güçleri, ilk gün 20 km ilerleyerek Ebu’l Zeyn dağları ve el-Masba bölgesini ele geçirdi. Bir sonraki gün Halep-Hama-Rakka kesişimindeki Zekiye kavşağına ulaşan rejim güçleri, IŞİD kontrolündeki Tabka hava üssüne 47 km mesafe kadar yaklaşmış oldu. Bir gün sonra, 3-4 Haziran tarihi itibariyle rejim güçleri 2014’ten bu yana ilk kez Rakka sınırlarına giriş yaparak Tabka’ya 25-40 km mesafedeki Ebu Allac köyünü ele geçirdi. IŞİD bir sonraki gün kum fırtınasından yararlanarak köyü tekrar geri alsa da, rejim güçleri 5 Haziran’da fırtınanın dinmesiyle önce IŞİD’in savunma hattı stratejik SyriaTel tepesini ve ardından Ebu Allac köyünü –bir kez daha- ele geçirdi. 7 Haziran’a gelindiğinde 2 köyü daha alıp Tabka’ya 25 km mesafedeki el-Rasafe bölgesine giren rejim güçleri, yoğun Rus hava bombardımanı desteğiyle bölgedeki bazı petrol kuyularını da ele geçirerek Tabka’ya 15-20 km kadar yaklaştı. IŞİD, gönderdiği bombalı araç saldırılarıyla Rasafe kavşağında rejim ilerleyişini yavaşlatmaya çalışsa da, rejim güçleri ilerleyişini sürdürmeye devam etti. 13 Haziran’da IŞİD arka hatlardaki Ebu Allac köyüne bomba yüklü araçlarla saldırırken, bu saldırı da püskürtüldü. IŞİD saldırıları ve vur kaç hamleleriyle 1 hafta kadar duran rejim ilerleyişi, 19 Haziran’da tekrar başladı. Rejim güçleri Tabka hava üssüne 7 km mesafedeki Sevra ve Sufyan petrol kuyularına yoğun hava bombardımanı eşliğinde taarruzda bulunurken, bölge IŞİD’den alındı. IŞİD gece saatlerinde karşı saldırıyla bölgeye tekrar girerken rejim güçleri bir gün sonra tekrar petrol kuyularına hakim oldu. 20 Haziran’daysa IŞİD’in, rejimin ilerleyiş hatları boyunca geniş çaplı karşı saldırısı geldi. IŞİD’den karşı taarruz Rejim operasyon boyunca ince bir hatta IŞİD bölgesinin içlerine kadar girerken, yaklaşık 100 km’ye ulaşan uzun hat, 2 taraftan da saldırılara açık kaldı. Başından beri riskli bir ilerleyiş olan rejim taarruzu, IŞİD’in ilk karşı taarruzuyla 2 günde büyük bir hezimete dönüştü. Büyük kayıp veren rejim güçleri, hızlıca bütün bölgeden düzensiz şekilde, ağır kayıplar vererek geri çekilmeye başladı. IŞİD 20 Haziran’da hat boyunca rejim güçlerine saldırırken, Sevra petrol kuyusundan Ebu Allac köyüne kadar ki bütün bölgeyi bir günde geri aldı. Rejimin bölgede ele geçirdiği köyler ve bütün petrol kuyuları tekrar IŞİD’in eline geçti. Rasafe kavşağına ulaşan IŞİD, rejim güçlerini yol boyunca takip etmeye devam etti. IŞİD’in bomba yüklü araçlar, çok sayıda Doşka monteli 4×4 ve 3 T-72 tank kullandığı karşı taarruzda, hızlı bir biçimde rejim güçlerini yol ve çevredeki insansız bölgede takip ederek hedef aldığı görüldü. IŞİD, karşı taarruzu sırasında Rus birliklerinin de hedef alındığını ve 3 Rus askerinin karşı taarruzda öldürüldüğünü duyurdu. Çok sayıda mühimmat ele geçiren örgüt, SyriaTel Tepesine kadar rejim güçlerini takip ederken, rejimi Rakka sınırlarından tamamen çıkararak sonraki günlerde İsriye içlerine kadar sokuldu. Rejim güçlerinin yaklaşık 20 gün süren Rakka-Tabka saldırısı, verilen ağır kayıplar sonucu durduruldu. Rejim bütün operasyon boyunca yaklaşık 100 asker kaybetti. Kaybedilen askerlerin yanı sıra 10. Mekanize Tümeni’n komutanı, Tümgeneral Hasan Saado da, IŞİD saldırısında hayatını kaybedenler arasında yer aldı. IŞİD’se bütün saldırı boyunca 120’nin üzerinde kayıp verdi. Taarruz ve hezimetin ortaya koydukları Esed rejiminin Rus müdahalesi ve İran liderliğinde kara desteğiyle birlikte geçtiğimiz aylarca muhalifler ve IŞİD karşısında gerçekleştirdiği bazı ilerlemeler neticesinde yeniden öz güvenini kazandığını gösteren Rakka taarruzu, yaşanan hezimetle büyük bir moral kaybına yol açtı. İsriye’den Rakka yönüne, Tedmur’dan Deyr ez-Zor’a ulaşma hesapları yapan rejim, Rakka çöllerinde yaşadığı ağır yenilgiyle Hanasır, İsriye, Tedmur hattına geri çekilmiş görünüyor. Geçtiğimiz haftalarda ülkenin tamamını tekrar kontrolü altına alacağını açıklayan Beşşar Esed, hali hazırda sahada yaşanan durumla çelişen bir görüntü çiziyor. Esed rejiminin ülke genelindeki gerileyişini tescilleyen bir diğer gösterge olan Rakka’daki gerileme, Esed rejiminin zafiyetlerini de ortaya koyuyor. Rejimin ülke genelinde kontrolü sağlamasının mevcut insan gücü ve kapasitesiyle mümkün olmadığı, son Rakka taarruzuyla daha iyi anlaşılıyor.
Esed Rejimi PKK’yı Silahlandırıyor Mu?
Arap Basınından Seçmeler / Suriye Gündemi Suriyeli Zaman el-Vasıl gazetesi tarafından 13 Haziran 2016 tarihinde yapılan haberde, Esed rejimi ve PKK’nın Suriye uzantısı olduğu bilinen PYD-YPG arasında derin ilişkiler bulunduğu öne sürülüyor. Zaman el-Vasıl’ın rejimin üst düzey yetkililerinden elde ettiği belgelere göre, bu ilişkiler finansal boyutta olmasının yanı sıra (Esed Rejimi ve PYD Arasında Petrol İlişkisi İddiası) askeri işbirliği alanında da söz konusu. Birinci belge, 6 Nisan 2014 tarihinde Esed rejimi özel kuvvetler komutanı Muhittin Ramazan Mensur imzasıyla ordunun 17. fırkasına ait 54. Tugayına gönderilmiş gözüküyor. Söz konusu yazışmada geçen ifadeler şu şekilde: ‘Komutanın emri uyarınca depolarınızdan PKK’ya 10 adet SAMEL-M teslim etmeniz istenmektedir’’. Belge şöyle devam ediyor ‘Dikkatli olun, teslimat karargah içindeki kendi depolarınızda olmasın, askeri personel tarafından, Kamışlı buğday bölümüne ait tırların içinde, havan topları ve gerekli mühimmatla birlikte onlara götürülsün’. Belgede bahsedilen SAMEL-M silahı, Rus menşeli taşınabilir roket türü olarak bilinmektedir ve 400 ila 600 metre kadar menzili bulunmaktadır. Belgede dikkat çeken başka bir husus ise ‘komutanın emri uyarınca’ ifadesidir, zira özel kuvvetler komutanı bu emri muhtemelen savunma bakanından veya genelkurmay başkanlığından almıştır, bu da söz konusu ilişkinin üst düzeydeki yetkililerce yönetildiği anlamına gelmektedir. Yazışmayı gönderen Orgeneral Muhittin Ramazan Mansur, Mayıs 2015’te İdlib operasyonu sırasında hayatını kaybedene kadar rejimin özel kuvvetler komutanı olarak görev yapmıştı. Aynı bağlamda bu yazışmaya cevaben 12 Ocak 2015 tarihinde ve 54. Tugayın komutanı ‘Albay Muhammed Maha’ imzasıyla bir cevap gönderildiği anlaşılmaktadır. Adı geçen yazışmada şu ifadeler kullanılmakta: ‘17. Fırkanın komutanına: 19235 sayılı yazışmanız uyarınca PKK temsilcisi Abdulgani İbrahim Hebbu’ya zikredilen mühimmat ve silahlar teslim edilmiştir, an itibarıyla şehrin güney cephesini paylaşıyoruz’. Yazışmada ‘şehrin güney cephesini paylaşıyoruz’ şeklinde yer alan ifade, rejim ve PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kamişli şehrinde omuz omuza savaştığı iddialarını da güçlendirmektedir. Yayımlanan bu iki belgenin, Esed rejimi ve PKK arasındaki işbirliğini ortaya çıkardığı öne sürülürken, Esed rejiminin Rusya’dan aldığı mühimmatların PKK’nın eline geçtiği iddialarını da gündeme getirmektedir. Zaman el-Vasıl gazetesi, elde ettiği ve bazılarının PKK ile Esed rejiminin Türkiye’ye karşı faaliyetlerde bulunduğunu ispatladığını öne sürdüğü diğer belgeleri ise, gelecek günlerde yayımlayacağını açıkladı.
Suriye’de Yeni Bir Seviye: Fosfor Bombası
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Esed rejiminin 2011 yılında başlayan halk ayaklanmasını şiddetli bir biçimde bastırmaya çalışması üzerine kontrolden çıkan Suriye’deki altıncı yılına giren çatışmalarda, her gün yeni bir eşik aşılmaya başlandı. Çok farklı savaş teknolojileri ve bombardıman tekniklerinin kullanıldığı iç savaşta, Esed rejimi ve Rusya’nın yasaklı silahlar kullanarak muhalif şehirleri dize getirmeye çalıştığı rapor ediliyor. 2012 yılı Ağustos ayından bu yana rapor edilen ve muhalif şehirleri cezalandırmaya yönelik olduğu düşünülen “varil bombası” konseptinin son dönemlerde yerini, yasaklı “fosfor bombasına” bıraktığı öne sürülüyor. Son haftalarda gittikçe artan fosfor bombası haberleri, Suriye’de rejimin ardından gelen Rusya’nın, varil bombasıyla istedikleri sonucu alamamaları sebebiyle yeni bir savaş taktiği kullanmaya başladığı yorumlarına neden oluyor. Geçtiğimiz Pazartesi günü 20 Haziran’da rapor edilen “termobarik” bomba kullanımı ise, durumun iyice kontrolden çıktığı Suriye’yle ilgili endişeleri artırıyor. Rejimin kitlesel cezalandırma silahı: Varil bombası Esed rejimi tarafından ilk kez 2012 Ağustos’unda kullanıldığı öne sürülen varil bombası, el yapımı bomba(EYP) kapsamında değerlendiriliyor ve içerisine patlayıcı madde, şarapnel, metal parçaları, bazen kimyasal maddelerin de sıkıştırılarak koyulduğu varil fıçılarından yapılıyor ve yaklaşık 1,000 kilograma kadar doldurulabiliyor. Başlangıçta çok sık başvurulmayan varil bombardımanı, özellikle 2014 Ocak ayı itibariyle rejim tarafından düzenli olarak kullanılmaya başlandı. 2014 ve 2015 yılı boyunca adeta rejimin en yoğun kullandığı savaş taktiğine dönüşen varil bombaları, rejimin yaşadığı savaş uçağı kaybı, nispeten daha düşük maliyeti ve kolay kullanımı sebebiyle daha tercih edilir bir seçenek olarak ön plana çıktı. Varil bombası kullanımı istatistikleri, 2015 Eylül ayında Rusya’nın hava bombardımanlarına başlamasıyla azalmaya başladı. Son aylarda görece daha az kullanılan varil bombası taktiği, özellikle muhalif bölgelerdeki sivil nüfusu hedef alması ve büyük can kayıplarına yol açması sebebiyle uluslararası toplum tarafından büyük tepki gördü. Buna karşın uluslararası toplumun bu saldırılara yönelik herhangi bir yaptırım uygulamamış olmasının, Esed rejimini varil bombası kullanımında daha fazla cesaretlendirdiği yorumlarına neden oldu. Rejimin varil bombardımanından en çok nasibini alan Halep, İdlib, Deraa ve Şam’daki muhalif bölgeler olurken, rejim tarafından IŞİD ve YPG bölgelerine yönelik çok az ya da hiç varil bombası saldırısı yapılmadı. Muhalif bölgelerden büyük nüfus göçüne neden olan varil bombardımanları, ülkedeki demografik yapıyı büyük oranda etkilerden, Suriye nüfusunun önemli bir kısmının yurt dışında ve yurt içinde mülteci olmasına neden oldu. 2015 yılı yazı itibariyle muhaliflerin Dera ve İdlib’te gerçekleştirdiği ilerlemeler sonucu çöküşün eşiğine gelen Esed rejimi, Rusya’nın müdahalesiyle yeniden hayat buldu. Esed rejiminin yoğun olarak kullandığı varil bombası saldırıları, yerini daha çok Rus hava bombardımanına bırakmaya başladı. Rus hava bombardımanı ise, benzer biçimde, ağırlıklı olarak muhalif bölgelerdeki pazar yerleri, camiler, hastaneler ve okulları hedef almaya devam etti. İlan edilen ateşkes ve Rus ordusunun çekilme kararına rağmen devam eden Rus hava operasyonlarında, son haftalarda kullanımı rapor edilen beyaz fosfor ve misket bombası dikkat çekti. Yeni taktik: Beyaz fosfor Suriye’deki savaşı rapor eden archicivilians bloğuna göre Rusya, Suriye’de artan biçimde beyaz fosfor ve termobarik bombalar kullanmaya başladı. Özellikle muhaliflerin kontrolünde bulunan Halep şehir merkezi ve çevresindeki yerleşim birimlerini hedef alan bombardımanlarda çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği rapor ediliyor. Halep’in yanı sıra İdlib’te de Rusya’nın fosfor ve misket bombaları kullandığı öne sürülüyor. Güney Halep’te Han Toman ve Tel İys’te, Halep’in batısındaysa Kefer Hamra, Hıreytan, Anedan ve Halep merkezde yoğunlaşan fosfor ve salkım bombardımanları, yeni bir taktik olarak son günlerde daha çok kullanılmaya başlandı. Uluslararası savaş hukukuna göre yasak olan bu bombaların kullanımına, uluslararası toplumun anlamlı bir tepki göstermemesi nedeniyle, Rusya’nın, önümüzdeki dönemlerde bu saldırıları daha da fazla artırabileceği düşünülüyor. 21 Haziran 2016 Halep Tel Musbin’e yönelik misket bombası kullanımı Salkım bombardımanında kullanılan misket bombalarındaki beyaz fosfor maddesi, yangın çıkaran/yangın bombası olarak değerlendiriliyor. Oldukça yanıcı bir madde olan “beyaz fosfor” düştüğü yerde yangınlara neden olurken, yerleşim bölgelerinde kullanıldığında çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesine ya da vücutlarında kalıcı yanık ve yaraların oluşmasına neden oluyor. Uluslararası savaş hukukuna göre yasak olan beyaz fosfor kullanımı, bazı değerlendirmelere göre “kimyasal silah” olarak kabul ediliyor. Buna karşın Birleşmiş Milletler’in legal kodlarına göre kimyasal silah olarak değerlendirilmiyor. Tarihte ilk kez İngiltere tarafından kuzey Irak’ta Kürtler’e ve Anbar’da İngilizlere karşı direnen Araplara karşı 1920 yılında kullanıldığı rapor edilen beyaz fosfor bombası, yakın dönemlerde Saddam tarafından Halepçe’de (1988), ABD tarafından Irak’ta (2004) ve İsrail tarafından Gazze’de (2008-2009) kullanılmış bulunuyor. Bütün bu iddiaların yanı sıra Rusya, Suriye’de muhaliflere karşı termobarik bombalar da kullanıyor. İngiliz The Times’ın haberine göre Halep’ten yansıyan ve 20 Haziran 2016 tarihine ait bir görüntüdeki bombardımanın, termobarik bombardıman olduğu tahmin ediliyor. Nükleer silahtan sonraki en ölümcül bombardıman olarak kabul edilen termobarik bombardıman, literatürde vakum bombası olarak da kabul ediliyor. Patladığı bölgedeki oksijeni yakan bombardıman sonucu çevrede canlı kalmıyor. Geleneksel barutlu patlayıcıların aksine termobarik bombalar neredeyse 100% oranında yakıttan oluşuyor. Rusya neden beyaz fosfor kullanıyor? Esed rejiminin yaşadığı gerileme nedeniyle Suriye’ye aktif olarak müdahale eden Rusya’nın, yaklaşık 8 ayın sonunda muhaliflerin ilerleyişini durduramaması, Rusya’yı daha agresif adımlar atmaya itiyor. Rus müdahalesiyle başlayan rejim ilerleyişinin durdurulması ve güney Halep’te Fetih Ordusu öncülüğünde muhaliflerin tekrar ilerlemeye başlaması sonucu rejim güçleri ve yabancı Şii milislerin etkinliği sorgulanmaya başlandı. Karada İran’ın da aktif olarak katılım gösterdiği çatışmalarda Fetih Ordusu’nun son 2 ayda önemli ilerlemeler sağlaması, Rusya’nın pozisyonunu tekrar zor duruma soktu. Rejim kanadında Rus müdahalesinin oluşturduğu olumlu hava gün geçtikçe yeniden umutsuzluğa dönüşürken, Rus hava desteğinin etkinliği de sorgulanmaya başlandı. Bu tablo karşısında Rusya’nın gün geçtikçe beyaz fosfor kullanımını artırdığı gözlemlenirken, bu saldırıları cephe hatlarından sivil yerleşim bölgelerine yönlendirmeye başladığı gözlemleniyor. Obama liderliğindeki ABD yönetiminin Suriye’de Rusya’nın ihlallerine karşı önemli bir itiraz geliştirememesinin Rusya’yı daha da cesaretlendirdiği sanılıyor. Uluslararası hukukun artık bütünüyle rafa kaldırıldığı Suriye savaşında, rejimin ardından Rusya’nın da ağır savaş suçlarına imza attığı öne sürülüyor. Muhaliflerin rejimin geliştirdiği konvansiyonel bombardıman, varil bombardımanı ve son olarak da beyaz fosfor/salkım bombardımanına adapte olması halinde rejim ve Rusya’nın daha ölümcül yöntemlere başvurabileceği düşünülüyor.    
Birleşmiş Milletler Esed’in Yanında mı?
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Savaşlarda sıklıkla başvurulan kuşatma ve zaman zaman açlıkla yıldırma taktiği, 5 yılı aşkın bir süredir devam eden Suriye iç savaşında rejim tarafından en sık kullanılan yöntemlerden biri olarak ön plana çıkıyor. Uluslararası kamuoyu, kurumlar ve aktörlerin önüne geçmekte başarısız olduğu bu trajediye yalnızca sessiz kalınmakla yetinilmediği, bilakis Birleşmiş Milletler düzeyinde rejimin kuşatma siyasetine “destek” olunduğu öne sürülüyor. Geçtiğimiz günlerde The Syria Campaign adlı sivil girişim tarafından yayınlanan bir raporda BM’nin Suriye genelinde süren kuşatmalarda Esed rejimiyle işbirliği yaptığını ve kuşatma altındaki bölgelere gönderilmek üzere oluşturulan yardımların Esed rejimine teslim edildiğini öne sürüyor. Raporu hazırlayan araştırmacıların gerek Suriyeli, gerekse uluslararası, 50’nin üzerinde yardım görevlisi ile yaptığı mülakatlar, BM görevlileri, uluslararası yardım ajansı gözlemcileri ve kuşatma altında yaşayanların da aralarında bulunduğu pek çok kişi ile yaptıkları görüşmelerde ortaya çıkan tablo ürkütücü. Çarpıcı rakamlarla BM’nin Esed rejimi ile kuşatmalarda adeta işbirliği yaptığını ortaya koyan raporda, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’a söz konusu “işbirliğine” bir son verilmesi için çağrı içeren bir dilekçe de yer alıyor. Çarpıcı rakamlar Rapora göre BM, 2016 yılının Nisan ayında Şam bölgesine gönderilen yiyecek yardımların 88%’ini rejim bölgelerine teslim ederken, yalnızca 12&’lik bir yardımın muhalif bölgelere ulaştırıldığı ortaya konuldu. Ateşkes anlaşması ve görüşmelerinin yapıldığı ve rejim tarafından pazarlık konusu yapılan insani yardımların kuşatma altındaki bölgelere ulaştırılması meselesi, BM temsilcisi Stefan de Mistura’ya yönelik eleştirilere neden olurken, BM’nin bu durumdan sorumlu olduğu iddia edildi. 2015 yılındaki rakamlara göre Ağustos ayında Şam bölgesine ulaştırılan yardımların 99%’u Esed rejimine teslim edildi. 2015 yılı genelindeyse kuşatma altındaki bölgelere ulaşan BM yardımı yalnızca 1% oranında gerçekleşti. Hali hazırda ülke genelinde muhalifler tarafından kuşatma altında tutulan tek bölge İdlib’teki Keferya-Fua bölgesinde 12,500 kişi bulunuyor. Bu bölgeye rejimin havadan gerçekleştirdiği yardımların yanı sıra, Fetih Ordusu’nun Zabadani-Madaya’ya karşılık yaptığı anlaşmaya göre, 2016 yılında karadan 7 yardım konvoyunun geçişine izin verildi. Kuşatma altındaki muhalif bölgelerin aksine Keferya ve Fua’da şimdiye kadar yetersiz beslenme ya da kuşatma nedeniyle yaşanan bir ölüm rapor edilmedi. Rejimin kuşatma altında bulunan bir diğer kontrol altında bulunan bölgesi ise, Deyr ez-Zor şehir merkezindeki bazı mahalleler. IŞİD’in kuşatma altında tuttuğu ve yaklaşık 80,000 kişinin bulunduğu bildiriliyor. Esed rejimi tarafından daha önceleri bölgeye havadan yardım ulaştırılırken, 2016 yılında BM’nin de desteğiyle Dünya Gıda Programı tarafından rejim bölgelerine –yine havadan olmak üzere- her hafta gıda yardımı ulaştırıldı. Buna karşın BM’nin Şam’da kuşatma altında bulunan Dareyya, Muazamiye, Doğu Guta gibi kuşatma altındaki muhalif bölgelere havadan yardım ulaştırmayı, Esed rejiminin talebiyle reddetti. Suriye genelinde şimdiye kadar süren kuşatmalarda açlıktan gerçekleşen 414 ölümün tamamı muhalif bölgelerde gerçekleşirken, rejim bölgelerinde şimdiye kadar böyle bir durum yaşanmadı. Kuşatma altındaki bölgelerde karaborsaya düşen en temel gıda ürünleri pirinç ve bebek sütünün fiyatlarındaki devasa artışsa yaşanan trajediye farklı bir boyut kazandırıyor. Rejim tarafından kuşatma altındaki muhalif bölgelerde yaşanan bu insani trajediye BM’nin çanak tuttuğunu iddia eden rapora göre, BM yardımları neredeyse tamamen rejim bölgelerinden ulaştırıyor ve özellikle kuşatma altındaki muhalif bölgelere hava koridoruyla yardım ulaştırmayı reddediyor. BM yardımlarına Esed rejiminin sık sık el koyulduğunu bazı örneklerle açıklayan raporda, 2016 Mayıs ayında Dareyya bölgesine yönelik yardımların rejim tarafından nasıl engellendiği ortaya konuluyor. Ulaştırılacak yardımlardaki gıda maddelerinin geçişine izin vermeyen rejim güçleri, yardım almak için toplanan sivillere varil bombası atmakla suçlanıyor. BM-Esed işbirliği mi? Ülke içerisinde yaşanan çatışmalar ve medyaya yansıyan pek çok görselde BM tarafından Suriye’ye ulaştırılan yardımların ciddi bir kısmının rejim güçleri tarafından kullanıldığı ve rejim askerlerinin BM yardımlarıyla beslendiği öne sürülmüştü. Suriye iç savaşında kuşatma ve açlık taktiğini sıkça kullanan Esed rejimine yönelik BM’nin ve uluslararası toplumun tutumu, özellikle muhalif çevrelerde insan hakları kuruluşlarında sıkça eleştirilere maruz kalıyor. Esed rejimiyle muhalifler arasında yapılan görüşmelerde kuşatma altındaki bölgelere insani yardım geçişini bir “pazarlık konusu” olarak gündeme getiren BM Suriye özel temsilcisi Stefan de Mistura, Suriyeli muhalifleri çözüme yönelik bütünüyle umutsuzluğa sevk ederken, BM’nin güvenilirliğini büyük oranda sarsmış bulunuyor. Pazarlıklara rağmen söz verilen yardımların da ulaştırılmaması, BM’yi Suriyeli muhaliflerin gözünde bütünüyle “rejim işbirlikçisi” konumuna düşürmüş bulunuyor. Bu tablo karşısında uluslararası toplumun ülkede yaşanan insani trajediye bir çözüm bulmasınınsa, zor olduğu anlaşılıyor.      
Kuzey Lazkiye Bilmecesi
Analiz-Haber / Suriye Gündemi  İç çatışmaların yaşandığı Suriye’de, muhalif gruplarla Esed rejimine bağlı güçler arasında son günlerde şiddetli çatışmaların yaşandığı kuzey Lazkiye cephesi gündeme oturmuş bulunuyor. Türkmen ve Kürt Dağlarının etrafındaki yerleşim ve tepelerde yaşanan çatışmalar, aslında son 9 aydır belli bir yoğunlukta devam ediyor. Rejim yanlısı güçler yaklaşık 9 ayın ardından Lazkiye’nin kuzeyindeki muhalif bölgeleri büyük oranda kontrol atlına almış bulunuyor. Buna karşın rejim ilerleyişi geçtiğimiz Şubat aylarında muhalifler tarafından büyük oranda durdurulmuş gözüküyor. Lazkiye’de muhalif taarruzları Suriyeli muhalifler 2013 ve 2014 yıllarında olmak üzere Esed rejimine karşı Lazkiye’nin kuzeyinde 2 büyük operasyon gerçekleştirdi. Muhaliflerin önemli ilerlemeler kaydettiği taarruzlar, rejim güçlerinin karşı saldırılarıyla durdurulabildi. 2013 Ağustos ayı Ramazan bayramı sırasında başlatılan “Sahili Özgürleştirme Operasyonu”na pek çok farklı muhalif grup katılırken, çatışmalar yaklaşık 2 hafta boyunca devam etti. Muhalifler saldırının ilk günü yaklaşık 5 köyü ele geçirirken, taarruzun ikinci gününde Kardaha’ya 20 km mesafedeki Aramo köyü de dahil 2 köy ele geçirildi. Saldırının üçüncü günü Londra merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü(SOHR) sahadaki aktivistlere dayandırdığı bilgilere göre 11 köyün muhaliflerce ele geçirildiğini duyurdu. Operasyonun üçüncü günü, 7 Ağustos’taysa, geneli Selma şehrinin güneyi ve batısında olmak üzere muhaliflerin ele geçirdiği köy sayısı 13’e çıktı. Çoğunlukla Alevi nüfusun yaşadığı bu köyleri geri almak için rejim güçleri yaklaşık 1 hafta sonra karşı saldırı başlattı. İlk günlerde sürpriz saldırı karşısında gerileyen rejim güçleri, 16 ve 18 Ağustos’taki taarruzlarla kaybettiği köylerin bir kısmını geri aldı. Muhalifler arasında yaşanan anlaşmazlıklar sonucu operasyon sonlandırıldı. 2014 Mart ayına kadar Lazkiye’deki dengelerde çok anlamlı bir değişim olmazken, el-Nusra ve Ahrar el-Şam’ın da aralarında bulunduğu muhalif gruplar yeni bir saldırı dalgası başlattı. “Enfal Operasyonu” adı verilen taarruzda, muhalifler ani bir manevrayla gece saatlerinde Keseb yönüne baskın verirken, Türkiye’yle Esed rejiminin bölgedeki son sınır kapısı kısa sürede ele geçirildi. 21 Mart’ta başlayan operasyonla Keseb ve çevresindeki İkizoluk, Semra(Karaduran) gibi bazı köyleri ele geçiren muhalifler, Suriye iç savaşı boyunca ilk kez Akdeniz’e ulaşmayı başardı. Sınır kapısını ve Keseb’i ele geçiren muhalifler bölgede güney yönlü ilerlemeye çalışırken 45 Tepesini ele geçirerek Kastal Maaf’a kadar ulaştı. Suriye rejiminin bölgeye yeniden takviye birlikler göndermesi ve yoğun hava bombardımanının ardından bölgede muhalif ilerleyişi Nisan ayı başlarında durduruldu. Bundan sonra çatışmalar Kastal Maaf ve 45 Tepesi çevresinde yoğunlaşırken, rejim karşı taarruzlarla tekrar tekrar bölgeyi ele geçirmeye çalıştı. Rejim güçleri Nisan sonunda sahil yönünde bulunan Semra’yı geri alırken, Keseb üzerindeki baskıyı artırdı. Muhalifler 45 Tepesi yönünde de karşı saldırılara maruz kalırken, bölgede gerilemeye başladı. Rejim güçleri 3 ay süren saldırıların ardından 15 Haziran’da Keseb’e tekrar girdi. Bundan sonra rejim ve muhalifler arasında bölgede zaman zaman çatışmalar yaşanmaya devam etse de, hatlar genel olarak 45 Tepesi çevresinde stabilize oldu. Daha sonraki 1,5 yıl boyunca bölgede ciddi bir değişim yaşanmadı.   Rus müdahalesi ve rejim taarruzu Esed rejiminin, 2015 yılında yaşadığı büyük çaplı gerilemelerin ardından gelen Rusya’nın aktif müdahalesi, özellikle Lazkiye’nin kuzeyindeki dengeleri önemli ölçüde değiştirdi. Rus müdahalesiyle birlikte Ekim ayında yoğun Rus hava bombardımanıyla taarruza geçen rejim güçleri, haftalarca süren saldırıların ardından güneydeki Gımam’da muhalifleri gerileterek bölgeye girdi. 6 Kasım’da Gımam’a giren rejim güçleri, sonraki haftalar boyunca Gımam çevresindeki tepe ve köylerde saldırılarına devam etti. Yoğun Rus hava saldırıları sebebiyle bölgede tutunamayan muhalifler, Rabia ve Selma çevresindeki tepelere çekildi. 25 Kasım 2015’te Rusya’ya ait Sukhoi Su-24 tipi savaş jeti Türk F-16’ları tarafından bölgede düşürüldü. Pilotlardan biri muhaliflerce ölü olarak ele geçirildi. Sonraki haftalarda Rusya Türkmen Dağı’na yönelik çok yoğun hava saldırıları düzenledi. Karadan rejim ve Hizbullah güçleri ilerlemeye çalışırken, rejim güçleri Türkiye sınırı boyunca doğuya doğru ilerlemeye başladı. Bölgede çok yoğun çatışmalar yaşanırken, rejim güçleri Aralık ayı boyunca yaklaşık 20 köyü ele geçirdi. Rejim güçleri aylarca Cebel Ekrad yönüne sürdürdüğü saldırıları artırırken, 15 Ocak’ta stratejik Selma düştü. Onu, yaklaşık bir hafta sonra muhaliflerin bölgede kalan son kalesi Rabia izledi. Rus ve Rejim güçleri yalnız 12-25 Ocak 2016 tarihleri arasında 522 hava saldırısı ve 3 bin roket saldırısı düzenledi. Yoğun baskıya dayanamayan muhaliflerse, geri çekilmek zorunda kaldı. 18 Şubat’ta Kinsibbe’nin düşmesiyle muhalif hatları Kabbani’ye kadar geriledi. Muhaliflerin Kabbani direnişi ve kuzey Lazkiye’nin anlamı Türkmen Dağı yönünde muhalifler Ayn İsa(İsa Pınar) çevresinde yeniden organize olurken, bölgedeki rejim saldırılarına yönelik önemli bir direniş hattı oluşturdu. Rejim güçlerinin saldırılarını sonraki 3 ay boyunca püskürten, muhalifler, bir başka hattı Cebel Ekrad bölgesindeki Kabbani’de kurdu. Kabbani’ye rejim güçleri 3 ay boyunca taarruz düzenlemeye devam etmesine rağmen, muhalifler, bölgede rejim güçlerine ağır kayıplar verdirdi. Yeni askeri taktikler kullanan muhalif gruplar, bölgedeki tepeleri taarruzlar sırasında terk edip rejime bırakırken, bölgeye gelen rejim güçleri pusuya düşürerek püskürtme yöntemini geliştirdi. Bu şekilde ağır hava ve kara bombardımanının etkisini azaltan muhalifler, bölgede rejim güçlerinin sürekli asker kaybı yaşamasını sağladı. Bölgedeki tepeler tekrar tekrar taraflar arasında el değiştirdi. Buna karşın muhalifler rejimin Cisr eş-Şuğur yönlü ilerleyişini durdurmayı başardı. Rejim her ne kadar son haftalarda mevzi yoğun saldırılar sonucu Ayn İsa yönünde ilerlemeyi başarmış olsa da, muhalifler ani bir baskınla rejimin Türkmen Dağı’ndaki son kazanımlarını tekrar geri aldı. Suriye’deki iç savaşın genel gidişatı göz önünde bulundurulduğunda kuzey Lazkiye cephesi şu an için muhaliflerin öncelik sıralamasında biraz gerilerde yer alırken, rejimin bölgedeki ilerleyişi muhaliflerce bu aşamada tolere edilebilir görülüyor. Hali hazırda güney ve merkez Halep’e yoğunlaşan muhalifler, ağırlıklı olarak güçlerini bu yöne kaydırmış bulunuyor. Buna karşın Lazkiye’nin kuzeyi Esed rejimi için hayati bir öneme sahip ve uzun vadede kurulması düşünülen sahildeki olası Alevi devleti için son derece gerekli. Esed rejiminin sahilde kendisini güvende hissedebilmesi için Cisr eş-Şuğur’a kadar bir hattı kontrol altına alması gerekiyor. Aksi halde, son çatışmalarda da görüldüğü gibi, muhalifler kuzey Lazkiye’deki rejim ilerleyişini kolaylıkla geriye çevirebilecek potansiyele sahip görünüyor. Rejimin yoğun Rus hava desteği ve karada Hizbullah’ın da aralarında bulunduğu Şii milislerle bölgedeki ilerleyişinin “9 ay” sürdüğünü göz önünde bulundurduğumuzda, rejimin uzun vadede muhaliflere karşı bölgede savaşmasının zor olduğu anlaşılıyor.    
Suriye Devriminin Minyatürü: Dareyya Bilal Salaymeh  
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Batı Guta’nın en büyük şehri ve Şam şehir merkezine 8 km uzaklıkta yer alan Dareyya, halk ayaklanmasına ilk günden bu yana aktif bir biçimde katılım gösteren merkezlerden biri olarak ön plana çıkıyor. Ayaklanmanın ikinci ayı dolmadan, 1 Mayıs 2011 tarihinde Esed rejimi şehri kuşatıp bütün iletişimi engelledi. Hala kuşatma altında olan şehirde insani durum büyük hasar görürken, uzun bir sürenin ardından 16 Nisan 2016’da Birleşmiş Milletler’e bağlı bir delegasyonun şehre girişine izin verildi. Cumhurbaşkanlığı sarayının da yer aldığı Mezze mahallesine yakın olması itibariyle rejim, Dareyya’da yaşanan protestoları şiddetle bastırmaya çalışmış, ayaklanmanın ilk senesinde şehirde 360 kişi hayatını kaybederken, 780 kişi de tutuklanmıştı. 24 Ağustos 2012 tarihinde, rejim güçleri, kontrollleri dışına çıkan Dareyya’yı geri almak için büyük bir saldırı başlattı. İnsan hakları örgütlerine göre, rejimin sadece bu tarihte düzenlediği saldırıda 250’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Muhaliflere yakın kaynaklarsa, ölü sayısının bu rakamın iki katından daha fazla olduğu konusunda ısrarlı. Rejim kontrolünden çıkan Dareyya’da, 17 Ekim 2012 tarihinde ‘Dareyya Yerel Konseyi’ kuruldu. Konsey şehir hizmetlerini idare etmekle beraber, protestolar gibi etkinlikler de düzenliyor. Aynı konsey 5 Mart 2013 tarihinde Şüheda el-İslam Tugayı(ŞİT) adlı oluşturduğu grupla silahlı faaliyetlere de başladı. Tugayın bünyesine, daha önce 2012 yılı başlarında şehirde kurulmuş askeri gruplar da katıldı. 2013 Haziran ayındaysa şehirde bir başka grup olarak “Sad bin Ebu Vakkas Tugayı” oluşturuldu. 8 Mart 2015’e gelindiğinde, Dareyya ve yakınındaki Muazamiyye’de bulunan askeri teşkilatlar ve iki şehrin yerel konseyleri, ortak bir açıklamayla mevcut grupların dışında başka grupların kurulmasını yasakladı. Sürekli varil bombalarına maruz kalan şehre (şimdiye kadar Dareyya’ya 6,600’den fazla varil bombası atıldığı sanılıyor) zaman zaman rejim güçleri kara saldırılarıyla girmeye çalışsa da, bu saldırılar muhaliflerce defalarca püskürtüldü. En son 14 Mayıs’ta şehre yönelik taarruza geçen rejim güçleri, bölgede faaliyet yürüten Şüheda el-İslam Tugayı tarafından tekrar püskürtüldü. Yürürlükteki ateşkese rağmen rejimin düzenlediği bu saldırılar üzerine 39 Suriyeli muhalif grup Esed rejimine bir ültimatom açıkladı. Buna göre; Esed rejiminin Dareyya’yı ‘yok etmeye’ yönelik saldırıları sona erdirilmezse, ateşkes anlaşması yok hükmünde sayılacak. Önceki hafta Dareyya’da gerçekleştirilen varil bombası saldırıları: https://www.youtube.com/watch?v=DbLEc1l8yWY Şam’ın göbeğinde bulunmasına karşın 5 yıldır rejimin kontrol edemediği Dareyya’da, şimdiye kadar 2,450 ölü ve 6,000 yaralının olduğu belirtiliyor. Ayaklanmadan önce 250 binlik bir nüfusa sahip olan ve 5 yıldır kuşatma altında olan şehrin sakinlerinin 95%’inin kuşatmadan ve bombardımandan ötürü şehri terk etmek zorunda kaldığı söyleniyor. Nitekim her gün onlarca varil bombasına maruz kalan şehrin 80%’inin harap olduğu tahmin ediliyor.
Rus Hava Saldırıları ve Muhaliflerin Adaptasyonu
Haber-Analiz / Suriye Gündemi Geçtiğimiz günlerde internet üzerinden yayın yapan haber-analiz sitesi “warisboring”de yayınlanan bir değerlendirmeye göre, Suriye’de sürmekte olan Rus hava saldırılarının etkinliğinin sorgulanması gerektiği sorusu gündeme getirildi. Tom Cooper’ın kaleme aldığı 6 Haziran’da yayınlanan yazıya göre Rus hava kuvvetlerinin(VKS) Suriye’deki 8 ayı aşkın bir süredir devam eden hava bombardımanının, sanılanın aksine askeri anlamda etkili bir strateji üretemediği vurgulanıyor. Yazar, Rusya’nın Suriye’deki hava kampanyası sürdükçe, taktik ve hatta stratejik düzeyde VKS’nin etkisizliği ve zafiyetlerinin daha fazla görünür hale geldiğini ifade ediyor. Sonuç olarak Rusya’nın başlattığı hava saldırılarının, Esed rejiminin 5 yıldır sürdürdüğü hava saldırılarından nitelik anlamda değil, nicelik anlamda daha üstün olduğu kanaatini dillendiriyor. Rusya’nın Suriye’deki varlığı Suriye’deki Rus ordusunun varlığının emir komuta zinciri Lazkiye’deki Humeymim hava üssündeki 58. Ordu’dan Moskova’daki merkeze doğru şekilleniyor. Rus Ordusuna bağlı 58. Ordu’nun Suriye’nin çeşitli yerlerinde 10’a yakın askeri tabur düzeyinde bir varlığının olduğu sanılıyor. Buna karşın Rus Ordusu’nun ülkedeki ana varlığı hava güçlerinden ve 3 alay düzeyinde bir gruptan oluşuyor. Bir hava filosunda dört Su-30SM, dört SU-34 ve dört Su-35 bulunurken, bir diğer birimde on iki Su-24M/M2 ve Su-24M-SVP-24 yer alıyor. Üçüncü birim helikopter alayından oluşurken, toplamda on beş Mil Mi-8, on dokuz Mil Mi-24 ve Mi 35N ve üç Mi-28N bulunuyor. Rus savaş jetlerinin düzenlediği sortilerin yüzde 95’i orta düzey irtifa kabul edilen 5 bin ila 6 bin km yükseklikte gerçekleşirken, uçaklar, omuzdan atılan portatif hava savunma sistemlerine karşı güvende oluyor. Suriye’de 24 saatlik vardiya ile sürekli faaliyet yürüten Rus hava birlikleri, Esed güçlerinin aksine gece saatlerinde de bombardıman yapıyor. Buna karşın VKS’nin asıl problemi, kullandığı bombalarda ortaya çıkıyor. Literatürde “akılsız bomba” olarak kullanılan ve güdüm sistemi taşımayan bombalar, VKS’nin Suriye’de kullandığı hava bombardımanlarında kullandığı bombaların yüzde 80’ini teşkil ediyor. Cooper’ın yazısına göre VKS Eylül 2015 ve Şubat 2016 arasında düzenlediği 9 bin askeri sortide yalnızca on civarında muhalif komutanı hedef alabilirken, el-Nusra’dan bir kaç yetkili ancak vurabildi. Buna karşın VKS tarafından IŞİD’e bağlı hiç bir komutan öldürülebilmiş değil. Ortaya çıkan tabloya göre Rus hava saldırıları askeri anlamda başarısız kalırken, sık sık şehirlerdeki sivil alt yapı olan pazar yerleri, camiler, okullar ve hastaneler gibi sabit merkezleri hedef aldığı görülüyor. Yerel istihbaratı daha güçlü olan Esed rejimi bile, hava saldırılarında daha önemli isimleri vurmayı başarabiliyor(Zehran Alluş gibi). Yasaklı bombaların da kullanıldığı Rus hava bombardımanlarında genellikle sivil hedefler vurulurken, Rusya’nın sıkça başvurduğu bir askeri strateji ön plana çıkıyor: “Scorch earth”. Aşağı yukarı “insansızlaştırma” olarak tanımlanabilecek bu stratejiye göre rakip gücün insan kaynağını oluşturan sivil nüfus belli bir alanda hedef alınıyor ve bütünüyle yok edilerek teslime zorlanıyor. Rusya’nın bu stratejiyi daha önce Çeçenistan’da uyguladığı biliniyor. Buna karşın Çeçenistan’la Suriye’nin oldukça farklı örnekler olması, Rusya’nın sonuç almasını önlüyor.   Muhaliflerin adaptasyonu Rusya’nın 2015 Eylül’ünde başlattığı hava bombardımanı kampanyasının ilk dönemlerinde muhalifler, mevzi gerilemeler yaşarken, bazı hatlarda geri çekilmek zorunda kaldı. Deraa merkezli güney Suriye’deki Ürdün’de bulunan Askeri Operasyon Odası(MOC)’na bağlı Güney Cephesi’nin rejimle kısmi bir ateşkesle uzun süre sessiz kaldığı bu dönemde, rejim ve Rus hava saldırılarının odağını kuzey Suriye’deki muhalif merkezler oluşturdu. Lazkiye, İdlib ve Halep boyunca süren yoğun hava saldırılarının yanı sıra, karadan taarruzlar da gerçekleştirildi. Özellikle Lazkiye ve Halep yönlü önemli ilerlemeler sağlayan rejim yanlısı güçler, yoğun Rus bombardımanı desteğiyle muhalifler üzerinde baskı kurdular. Rus hava saldırıları ve İran’ın karadan Şii milislerle sağladığı destekle özellikle Halep’te ilerleyen rejim yanlısı güçler, güney Halep’te Hadir-Tel İys’e kadar inerken, kuzeyde Nubl-Zehra kuşatmasını kırarak Azez koridorunu kapattı. Lazkiye’de Selma ve Rabiya gibi önemli merkezleri ele geçiren rejim güçleri, muhalifleri büyük oranda doğuya iterek sahilden uzaklaştırdı. 27 Şubat 2016 gecesi Suriye genelinde bir ateşkes yürürlüğe girerken, hava saldırıları kısmen azalsa da, kısa sürede yeniden yoğunlaştı ve büyük oranda ülkenin kuzeyindeki muhalif bölgelerde yoğunlaştı. Halep’i kuşatma altına almak amacıyla Anedan, Kefr Hamra, Hıreytan ve Kastello’da yoğunlaşan hava bombardımanlarının ardından İran destekli Şii milisler Handerat, Melle bölgesinden taarruzlar geliştirmeye başladı. Hava bombardımanı ve kara taarruzlarının rutinine alışmaya başlayan muhaliflerse, yeni taktiklerle saldırıları püskürtmeye başladı. Özellikle Handerat-Melle hattından onlarca kez yoğun hava-kara bombardımanı ve taarruza rağmen hatları korumayı başaran muhalifler, Şii milislere ağır kayıplar verdirdi. Saldırılar sırasında bölgeden çekilen muhalifler, mayınladıkları bölgede kalabalık Şii güçleri pusuya düşürerek çekildikleri mevzileri tekrar tekrar geri aldı. İran liderliğinde kalabalık gruplar halinde karadan taarruz düzenleyen Şii milislerse, her taarruzda çok sayıda kayıp vererek geri çekilmek zorunda kaldı. Güney Halep’te Fetih Ordusu harekete geçerek ilerlemeye başlarken, benzer taktiklerle İran Devrim Muhafızları ve Şii milislere ağır kayıplar verdirdi. Rus hava bombardımanı ve İran liderliğindeki kara taarruzlarına adapte olan Fetih Ordusu, hattı tutmakla yetinmeyip güney Halep’te önemli noktalarda ilerlemeye başladı. Bomba yüklü araç saldırılarıyla başlayan ani baskınlar ve devamında oluşturulan savunma taktikleriyle ilerleyişini sağlama alan Fetih Ordusu, güney Halep’teki rejim varlığını tehdit etmeye başladı. Benzer bir taktikle Lazkiye’nin kuzeyindeki –özellikle Kabbani çevresinde- taarruzlara direnmeye çalışan muhalifler, yoğun hava bombardımanı ve taarruzlara rağmen bölgedeki hatları aylardır tutmayı başardı. Rusya’nın ve rejimin oldukça güçlü saldırdığı Lazkiye’de, muhalifler taktiksel yeniliklerle güçlü bir direniş hattı oluşturmayı başardı. Muhtemel projeksiyon Sanılanın aksine sivil hedefler hariç Rus hava saldırıları başarısız bir stratejiye dönüşürken, karadan İran’ın bizzat katıldığı -Halep çevresi- taarruzlar, muhaliflerin taktiksel yenilikleriyle püskürtülmeye başladnı. Esed rejiminin yaşadığı yenilgiler ve gerilemenin ardından gelen kritik Rus müdahalesi ve İran’ın aktif askeri katılımı, henüz bir yıl geçmeden etkisizleşirken, muhalifler savaşın mevcut yeni temposuna ayak uydurmaya başlamış görünüyor. Özellikle Fetih Ordusu’nun güney Halep’te tekrar ilerlemeye başlaması, kritik bir aşamaya ulaşması halinde Esed rejiminin durumunu yeniden tehlikeli bir pozisyona sokacak bir potansiyele sahip. Mevcut Rus hava desteği ve İran’ın kara birlikleri konuşlandırmasına rağmen muhaliflerin tekrar ilerlemeye başlaması, son dönemlerde kulislerde çokça konuşulan Rus kara müdahalesini gündeme getirebilir. Hali hazırda Suriye genelinde 10 bine yakın askeri olduğu tahmin edilen Rus ordusunun, mevcut durumun rejim aleyhine devam etmesi halinde geniş çaplı bir kara müdahalesine girişip girişmeyeceğini önümüzdeki aylar daha net gösterecek. Buna karşın VKS’nin uzayan savaş sonucu önemli bir imaj kaybına uğramaya başlayacağı ve karada benzer bir müdahalenin Rusya’ya daha da maliyetli olacağı tahmin ediliyor. Muhaliflerin yaklaşık 6 yıldır süren savaş boyunca taktik düzeyde önemli gelişmeler kaydettiği gerçeği ise, dikkat edilmesi gereken bir diğer husus.
Menbic Operasyonu’nda Sona Doğru
Analiz-Haber / Suriye Gündemi ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyona ait uçaklar, 20 Mayıs 2016’da, IŞİD’in Suriye’deki en önemli merkezlerinden Rakka’ya yapılacak bir operasyonu bildiren broşürleri, Rakka şehri üzerine bıraktı. Halkı şehri terk etmeye çağıran bildirilerin ardından 21 Mayıs’ta Rakka’nın kuzeyinde ilk hareketlilikler görülmeye başlandı. ABD hava bombardımanıyla birlikte YPG-SDG güçleri harekete geçti ve el-Hişa köyünde IŞİD’e saldırıldı. Bölgede devam eden günlerde hareketlilik yaşanırken, 24 Mayıs’ta SDG resmi olarak “Kuzey Rakka” operasyonunu duyurdu. Uluslararası kamuoyunda büyük yankı uyandıran operasyon, sanılanın aksine sınırlı tutulurken, bölgede bir kaç köyün alınmasının ardından yönünü değiştirmeye başladı. Özellikle batıya yönelerek Fırat yakınlarındaki köylerde ilerlemeye başlayan YPG-SDG güçlerinin ilerleyişi, 26 Mayıs’ta IŞİD’in Azez-Mare hattındaki muhaliflere saldırmasıyla yeni bir boyut kazandı. IŞİD’in taarruzu sonucu Azez-Mare hattı koparken, bölgedeki muhalifler izole olarak oldukça büyük bir baskı altına alındı. El-Rai’deki gerileme ve devamında Azez-Mare hattının çökmesiyle Türkiye’nin YPG-SDG’ye yönelik itirazlarını yumuşatan ABD ise, hızlı bir manevrayla IŞİD’in Fırat’ın batısındaki mevzilerini vurmaya başladı. Aynı anda karadan YPG-SDG güçleri yönünü Tişrin Barajı ve Kara-Kavzak yönünden batıya çevirirken, bir anda IŞİD’in kontrolündeki Menbic’e şehrine doğru ilerleyişe geçti. Menbic Taarruzu Aralık 2015’te IŞİD’in kontrolündeki Sarrin ve ardından Tişrin Barajı’nı ele geçirerek Fırat’ın batısına geçen YPG-SDG’nin, Türkiye’nin itirazları sebebiyle durdurulmasının ardından, ağırlık daha çok Azez-Mare hattındaki muhaliflere verilmeye başlandı. Bu dönemde muhalifler bölgede Türk topçu desteği ve ABD’nin hava bombardımanıyla IŞİD’e karşı sınır boyunca ilerleyişe geçerken, 7 Nisan’da el-Rai’ye girdi. Kısa bir süre sonra IŞİD karşı taarruza geçerken, muhaliflerin bölgedeki kazanımlarını büyük oranda geri çevirdi. IŞİD bölgede muhaliflere yönelik taarruzlarını artırırken, muhalifler ABD’nin gerçek anlamda kendilerine hava desteği sağlamadığını öne sürdü. Bu gelişmelerin yaşandığı bir dönemde Kuzey Rakka operasyonu ve Menbic manevrası gündeme oturdu. Daha Rakka operasyonunu bitişi ilan edilmeden ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin hava bombardımanı ağırlığı Menbic’e kayarken, özellikle 29-30 Mayıs’ın ardından bombardıman şiddetini artırmaya başladı. 31 Mayıs’ta YPG-SDG karadan ilk ilerleyişine başladı ve ilk gün 3 köy ele geçirildi. Operasyonda iki yönlü ilerlemeye başlayan YPG-SDG güçleri, Tişrin’in yanı sıra daha önce yıkılan Kara Kavzak köprüsü yönünde ABD’nin sağladığı öne sürülen mobil köprülerle Fırat’ın batı yakasına zırhlı araçlarla birlikte geçmeye başladı. Bölgede yığınağını artıran YPG-SDG güçleri, aynı zamanda Kara Kavzak köprüsünü onarmaya başladı. 1 Haziran’da tarihi Necm kalesini ele geçiren IŞİD karşıtı güçler, Tişrin barajı yönünde ilerleyen diğer kolla bağlantı kurdu. ABD’nin hava saldırılarının şiddetini artırmasıyla YPG-SDG’nin ilerleyişi daha da hızlanırken, IŞİD Menbic şehrine doğru çekilmeye başladı. 3 Haziran’a gelindiğinde YPG-SDG’nin IŞİD’den aldığı köy sayısı 50’ye ulaşırken, 400 kilometrekarelik bir alan kontrol altına alındı. Aynı gün Menbic Askeri Konseyi’nde yer alan ve SDG komutanlarından Ebu Leyla’nın yaralandığı bilgisi rapor edildi. Ebu Leyla, 2 gün sonra Irak-Süleymaniye’de, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. YPG-SDG ilerleyişi ilk aşamada M-4 karayolu üzerinde sürerken, 4 Haziran’da IŞİD’in Menbic-Rakka bağlantısı, 5 Haziran’daysa Menbic-Carablus bağlantısı kesildi. 6 Haziran’da 10 köyü daha ele geçiren YPG-SDG, IŞİD kontrolündeki Menbic’e güneyden 5 kilometre kadar yaklaştı. Güney ve kuzey koridorundan ilerleyişini sürdüren koalisyon, 8 Haziran’da Menbic sınırlarına dayandı ve şehri güney ve kuzey yönünden kuşatmaya başladı. Doğu yönünden ilerleyiş yavaş olsa da, kuzey ve batı aksinden devam eden ilerleyişle IŞİD’in batı yönündeki mevzileri de düşmeye başladı. 9 Haziran’da el-İttihad Üniversitesine giren YPG-SDG, Menbic’in el-Bab yönüne giden yolunu da kapattı. YPG-SDG Arima köyünün sınırlarına ulaştı. Bölgede hızlı bir çöküş yaşayan IŞİD’se, Azez-Mare hattından kısmen çekilerek Menbic’e takviye birlikler gönderdi. Aynı dönemde IŞİD liderleri ve savaşçılarının Carablus ve Menbic’ten ailelerini çıkarmaya başladığı bilgisi rapor edildi. 10 Haziran’a kadar süren Menbic operasyonunda Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi(SOHR)’ne göre 75 civarında köy ve mezra ele geçirildi. IŞİD’in Menbic komutanının şehirden ailesiyle birlikte çıkmaya çalışırken öldürüldüğü öne sürüldü. SOHR’a göre hali hazırda IŞİD’in çatışma ve bombardımanda 181 savaşçısını yitirdiği bildiriliyor. Operasyonun Seyri ve Olası Etkileri IŞİD için oldukça önemli merkezlerden biri olan Menbic şehri, 2 seneyi aşkın bir süredir grubun kontrolünde bulunuyor. Doğu Halep’teki en büyük şehir olan Menbic, IŞİD açısından oldukça önemi bir merkezken, grubun şehri kaybetmesi halinde bütün kuzey-doğu Halep’teki varlığının tehlikeye gireceği düşünülüyor. Rai-El-Bab-Menbic-Carablus hattında bir hakimiyeti olan grubun Menbic’i kaybetmesi halinde bölgedeki diğer şehir ve kasabalardan çıkarılabileceği öngörülüyor. Hali hazırda Menbic operasyonu oldukça hızlı ilerlerken, IŞİD’in büyük bir çöküş yaşayarak çekildiği görülüyor. Buna karşın grubun şehir içerisinde bir savaşla YPG-SDG güçlerine ağır kayıplar verdirmek isteyebileceği düşünülüyor. Öte yandan ABD’nin yoğun hava desteği sebebiyle devam eden taarruz karşısında grubun tutunabilmesi ise zor görülüyor. YPG-SDG’nin Menbic’i ele geçirmesi halindeyse kuzey-doğu Halep’teki dengelerin çarpıcı bir biçimde değişeceği göz ardı edilemez bir gerçek. Böylesi bir senaryoda grubun Afrin kantonuna ulaşma ihtimali daha da güçlenecekken, Türkiye’nin bu gelişmeler karşısında nasıl bir tepki vereceği merak ediliyor. Bunun yanı sıra IŞİD’in hızlı çöküşüyle rejimin el-Bab’a, muhaliflerinse Rai-Carablus hattına saldırabileceği ve IŞİD’den doğan boşluğu doldurmak için rekabet edebilecekleri göz önünde bulundurulması gereken olası senaryolar arasında. Tüm bu gelişmelerin yanında Esed rejimine bağlı güçlerin doğu Hama-Isriye yönünden Rakka sınırlarındaki Tabka yönlü ilerleyişi ise, bir diğer önemli gelişme olarak dikkat çekiyor.