Analiz
Rakamlarla Suriye’nin Sosyo-Ekonomik Durumu
Analiz-Haber / Suriye Gündemi ESCWA ‘Batı Asya için Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu’ ve ‘St Andrews’ Üniversitesi’nin ortak hazırladığı ‘Savaşın Beşinci Yılında Suriye’ raporu Suriye’nin sosyoekonomik durumunu geldiği noktayı araştırdı.Rapor, Suriyelilerin 2010 yılında 28% iken şimdi 80%’i yoksulluk sınırı altında yaşadığını, ayrıca Suriye’de 13.5 milyon kişi yardıma muhtaç olduğunu açıkladı. Beklenen yaşam süresi ise beş yıl savaş neticesinde 70’ten 55.4’a düştü. Öte yandan, Suriye gayri safi yurtiçi hasılası GSYİH 60.2 milyar dolar ’den 27.2 milyarı düştüğü belirlendi, o da Suriye ekonomisi yaklaşık 55% daralma yaşadığı anlamına geliyor. GSYİH’nın düşmesine paralel şekilde devlet bütçesi de muazzam bir oranda gerilemiş durumda. Bütçe harcamalarının büyük kısmını dış yardımlar sayesinde gerçekleştiren Esed rejimi ülke para birimi olan Suriye lirasının değerini de korumak ta çok zorluk çekiyor. Raporun açıkladığı rakamlara göre Suriye’de tarım için gayri safi yurtiçi hasılası 60% daralma yaşamış, o da gıda fiyatlarını yüklemesi sebep olmuş durumda. Ayaklanmanın başladığı ay Mart 2011’den bu yana pirinç ve un fiyatları 723% artmış, 2015 yılında un tonu fiyatı Şam’da 444 dolara kadar çıkmış. Yüksek enflasyon Suriye’de muhalefetin kontrol ettiği yerlerde olduğu gibi Esad kontrolünde yaşayan Suriyeliler için de büyük bir zorluk ve sıkıntı yaratmıştır. Beş yıl süren savaşın sağlık hizmetlerine etkisi de raporda yer aldı. 2010 yılında Suriye genelinde 493 büyük hastane bulunurken, 2015 yılına geldiğimizde 165 hastane yok edilmiş, 170 hastane (34%) hizmetin dışında kalmış, 69 hastane ise (14%) cüzi olarak çalışmakta. Ayrıca doktorların sayısında da ciddi bir azalma yaşanmış. 2015 yılında her 1442 Suriyeli için bir doktor bulunuyor, bu oran ise 2010 yılında 661/1 idi. Raporun sunduğu rakamlar ve sahadan gelen diğer verilerle birlikte okunduğunda Suriye rejiminin ekonomik açından aldığı dış yardımlara rağmen ciddi bir sürdürülebilirlik problemi ile karşı karşıya olduğu ve adeta bir yıpratma savaşına dönen Suriye krizini daha ne kadar eko-politik bağlamda taşıyabileceğine dair ciddi soru işaretleri oluşturduğu ortaya çıkıyor.
Halep Saldırısı ve Uluslararası Tepki
Son günlerde artan bir biçimde Esed rejimine bağlı güçler ve Rusya’nın Halep’e yönelik bombardımanı, uluslararası çapta bir tepki doğurdu. Geçtiğimiz Çarşamba günü Halep’te muhaliflerin kontrolündeki bölgede yer alan el-Kuds Hastanesi’nin hava bombardımanında sonucu yıkılması ve aralarında kadın ve çocukların da yer aldığı 50 dolayında kişinin hayatını kaybetmesi, büyük tepkiye yol açtı. Aynı saldırıda Halep’teki muhalif kontrolünde bulunan bölgelerde tek pediatri(çocuk doktoru) olan Muhammed Vasim’in hayatını kaybetmesi, aynı zamanda hastane personelinden başka kayıpların da yaşanması, tepkinin büyümesine yol açtı. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü(MSF)’nün desteklediği hastanelerden olan Halep el-Kuds Hastanesi, muhalif bölgelerde ayakta kalabilen son hastanelerden birisiydi. MSF açıklamasına göre ise, saldırıda, Doktor Muhammed Vasim de dahil 3 doktor hayatını kaybetti. Suriye’de Cenevre kapsamında ateşkesin devam ettiği bir dönemde çatışmaların bu denli artması ve yayılması ise, sahada ateşkesin artık bütünüyle çöktüğü yorumlarını beraberinde getirdi. 22 Nisan’da rejimin Rus hava gücü desteğiyle başlattığı yeni Halep saldırısında, Reuters’ın haberine göre 30 Nisan Cuma günü itibariyle 250’den fazla sivil yaşamını yitirdi. Aynı gün ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Rusya’dan Esed rejimine Halep’e yönelik “ayrım gözetmeksizin yapılan hava bombardımanını” durdurması için baskıyı yaptığı bildirildi. Esed rejiminin Lazkiye ve Şam’da 24 saat ila 72 saat arası bir ateşkesi kabul ettiği bilgisi gelirken, Halep’i bu ateşkesin dışında tuttuğu açıklandı. Buradaki tutumu sebebiyle ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye muhalefetinden büyük bir tepki alırken, Rusya ve Esed’in Halep’teki ‘sivilleri hedef alan’ hava saldırılarına göz yummakla suçlandı. Özellikle sosyal medyada örgütlenen pek çok insansa, dünya genelinde Suriye muhalefeti ve Halep’e destek gösterileri düzenledi. Twitter’da ingilizce #SaveAleppo #AleppoIsBurning heşteglerinin yanı sıra, arapça#أنقذو_حلب‬ heştegleri dünya çapında destek gördü. Türkçe hesaplar tarafından da destek gören kampanyada, binlerce hesap Halep’e destek için profil fotoğraflarını kırmızıya boyadı. Türkiye, Almanya, İngiltere başta olmak üzere pek çok ülkede meydanlara toplanan göstericiler, Halep’e destek sloganları atarken, uluslararası camiayı sivillere karşı saldırılara karşı sessiz kalmakla suçladı. Bu gösteri ve uluslararası çapta toplumsal tepkilerin sahadaki durumu ne kadar etkileyeceği bilinmemekle birlikte, uluslararası arenada özellikle ABD ve batılı ülkeler üzerinde belli oranda bir baskı oluşturduğu düşünülüyor. Suriye’deki iç savaş altıncı yılına girerken, uluslararası camianın sessizliği ve işlevsizliği, ülkede yaşanan katliamlarla daha da büyüyen bir tepkiye yol açıyor. Özellikle Obama yönetimini Rusya’nın Esed rejimini bu ölçekte desteklemesine sebep olmakla suçluyorlar. Özellikle ateşkesin ardından Esed rejiminin saldırılarını yeniden yoğunlaştırması ve Halep’e yönelik yoğun saldırı ve muhtemel kuşatma senaryosunun bu tepkiyi daha da artıracağı yorumlarını yapabilmek mümkün. Bu durumda uzun süredir konuşulan Suriyeli muhaliflere nitelikli askeri yardıma –uçaksavar füzeler de dahil- ABD’nin daha fazla direnemeyip blokajı kaldırabileceği öne sürülüyor.
Suriyeli Muhaliflerden Seferberlik Çağrısı
20 Nisan 2016 tarihinde başlatılan ‘’Hamlet’i İnfir’’ (savaş/cihad için seferberlik) kampanyası, Suriye’nin kuzeyindeki muhaliflerin kontrol ettiği bölgeler merkez olmak üzere onlarca İmamın katılımıyla gerçekleşiyor.Abdullah el-Muheysini’nin başkanı ve kurucusu olduğu Cihad Davetçileri Merkezi, Şam Alimler Derneği ve Fetih Ordusu’nun katılımıyla başlatılan kampanyanın ana hedefi, gençleri cihad/savaş için teşvik etmek ve yaklaşık 5 bin yeni kişiyi artan rejim ve Şii milislerin saldırılarına karşı yapılan mücadeleye katmak olarak ön plana çıkıyor.Bir ay sürmesi beklenen kampanyanın hem Suriye’nin kuzeyinde bulunan hem de Türkiye’de yaşayan 15 yaş ve üstü Suriyeli gençleri hedef kitle olarak belirlediği görülüyor. Öte yandan kampanya bazı Suriyeli gruplar ve aktivistler tarafından eleştirilere hedef oluyor. Eleştirilerin ana odağı, kampanyaya katılanların el-Nusra Cephesi’ne katılacak olmasından duyulan rahatsızlık. Eleştirilenler arasında Cephe Şamiyye ve Ceyş el-İslam gibi grupların bazı liderleri bulunurken, Ahrar el-Şam’ın askeri lideri Ebu Salih Tahhan, kampanyaya katılan gençlere seslenerek, ‘kampanyaya katılımlarını bir grup veya parti için değil Allah için ve IŞİD’e karşı savaşmak için olmasını’ temenni etti. Hali hazırda cihatçı din adamlarının başını çektiği kampanyanın ne kadar başarılı olacağı henüz bilinmese de, ülkede uzun yıllardır devam eden iç savaşta tarafların büyük bir insan gücüne ihtiyaç duydukları anlaşılıyor. Devam eden savaşta dini ve mezhebi tonun yükselmesi, Suriye genelinde muhalefetteki cihatçı grupların gün geçtikçe etkinliklerini artırdıklarını gösteriyor. Özellikle İran ve yabancı Şii milislerin yoğun bir biçimde rejim saflarında savaşmaya başlaması ve ülkedeki savaşın insan yükünü taşımaya başlaması, muhalif saflarda gerek uluslararası, gerekse Suriye içinde cihatçı grupların yoğun katılımını tetiklemeye devam ediyor. Savaşın genel dinamiği içerisinde Esed rejiminin yaşadığı insan sorununu, büyük oranda yabancı Şii milislerin katılımıyla dengelemeye çalıştığı son günlerde yaşanan çatışmalarda açıkça görülürken, bu durum özellikle yaşanan çatışmalarda verilen kayıplara da yansıyor. Özellikle Halep ve Humus’ta çok sayıda İranlı ve yabancı Şii milis çatışmalarda hayatını kaybederken, rejim saflarında ölen Suriyelilerin oranının oldukça düşük olduğu gözlemleniyor. Esed rejimi saflarında ölenlerin büyük bir kısmını ise Tartus ve Lazkiye başta olmak üzere, Humus ve Hama’nın Nusayri nüfusundan olanlar oluşturuyor. Hali hazırda bu durumun sürdürülemezliği karşısında, Esed rejimi artık büyük oranda yabancı güçlere dayanıyor. Suriyeli muhaliflerse uzun süredir devam eden savaş süresince yaşanan ağır kayıplara rağmen demografik üstünlükleri sayesinde bir nebze insan unsuru avantajını korudu. Buna karşın yaşanan ağır bombardıman ve kayıplar nedeniyle Sünni nüfusun da ülkeyi büyük oranda terk etmeye başlaması, muhalifler arasında savaşacak insan açığı doğurmaya başladı. Özellikle Rusya’nın müdahalesi ve izlediği ‘insansızlaştırma stratejisinin’ ardından ağır darbe alan muhalifler, son dönemlerde bu kampanyayla kontrol ettikleri bölgedeki nüfusu mümkün olduğunca seferber etmeye çalışıyor. Suriye iç savaşı boyunca gerek Esed rejimi, gerek PYD-YPG, gerekse IŞİD, hakim oldukları bölgelerde insanları zorunlu askerlik uygulamasına tabi tutarak silah altına alsa da, muhalif bölgelerde böyle bir uygulama yapılmıyor. Daha kaotik bir yapıya sahip olan muhalif bölgelerde herhangi bir grup da zorunlu askerlik uygulamasını hayata geçiremiyor. Buna karşın başlatılan ‘İnfir’ kampanyasıyla bu açığın kapatılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Bu seferberlik çalışmasına destek veren din adamları ise, daha çok el-Nusra ve Ahrar el-Şam gibi gruplara yakınlığıyla bilinen isimler. Ancak yine de kampanyaya katılanların istediği grubu seçebileceği vurgulanıyor. Son dönemlerde Esed rejiminin, havadan Rusya’nın ve karadan İran’ın katılımıyla Halep’i ele geçirmek için kapsamlı bir saldırıya hazırlandığı konuşulurken, muhaliflerin bu saldırıya karşı koymak için ellerinde bulunan insan gücünü bütünüyle mobilize etmeye çalıştığı anlaşılıyor. Muhalif bölgelerde yaşayan ve şimdiye kadar savaşa katılmamış olan kişileri hedef alan kampanyaya şimdiye kadar yaklaşık bin kişinin katıldığı öne sürülüyor. Buna karşın hedeflenen rakam 5 bin ila 10 bin arası gönüllü katılımı. Muhaliflerin 1 ay içerisinde bu rakama ulaşıp ulaşamayacağı belli değil, ancak önümüzdeki günlerde Suriye muhalefetinin muhtemel yeni rejim taarruzlarına karşı ciddi bir insan gücüne ihtiyaç duyacağı aşikar. Kampanyanın Facebook sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
Seyyide Zeynep IŞİD’in Hedefinde
Haber / Suriye Gündemi Şam’in güneyinde bulunan Seyyide Zeynep türbesi yakınlarında rejim ordusuna ait bir teftiş noktası bomba yüklü aracın hedefi oldu, 8 kişi hayatını kayıp etti. Şiiler için kutsal bir mekan olan Seyyide Zeynep türbesinin de bulunduğu Seyyide Zeynep semti son zamanlarda adeta IŞİD’in hedefi oldu. Nitekim son 4 ayda semtte üç saldırı düzenlendi. Öte yandan Şam Havalimanı’nın yolunun yakınlarında bulunan Seyyide Zeynep, Iraklı Şii milislerin yoğun bir şekilde bulunduğu ve aktif olduğu bölge. Özellikle Abu el-Fadel el-Abbas Tugayı semtte üslenmiş durumda. Şii milisler hem semtin hem de Şam havalimanın yolunun korumasını da üstlenmiş görünüyor. 25 Nisan 2016 intihar saldırı sonucunda 8 kişi hayatını kaybetti. 21 Şubat 2016 İŞİD’in düzenlediği saldırıda 134 kişi öldü. 31 Ocak 2016 ikisi intihar saldırısı olmak üzere İŞİD’in düzenlediği üçlü saldırıda 70 kişi öldü. 23 Şubat 2015 iki intihar saldırısında 6 kişi öldü. 6 Temmuz 2014 bombalı saldırı soncunda 8 kişi öldü ve onlarca kişi yaralandı.    
Kuzey Halep ve IŞİD’in Kilis Saldırılarına Türkiye’nin Mukabelesi
IŞİD’in Kilis’i hedef alan füze saldırılarına karşılık Türkiye 9 Ocak’tan bugüne kadar 5 bin 330 top atışı ve 367 hava harekatı düzenledi.
Kamışlı’da Rejim-YPG Gerilimi
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Geçtiğimiz günlerde Suriye’nin kuzey doğusunda yer alan Türkiye sınırı yakınlarındaki Kamışlı şehrinde Esed rejimine bağlı gruplarla YPG’nin ‘Asayiş’ güçleriyle yaşanan çatışmalar sonucu yaklaşık 22 rejim askeri hayatını kaybederken 40 asker de YPG tarafından ele geçirildi. YPG’ye bağlı Asayiş güçleri ise 20 kayıp verdi. Çatışmalar sırasında hayatını kaybedenler arasında siviller de bulunuyor. Yaklaşık üç gün süren çatışmaların ardından taraflar arasında ateşkes anlaşması imzalanırken, yürürlüğe giren ateşkese rağmen şehirdeki gerilimin sürdüğü bildirildi. Suriye iç savaşı boyunca bölgede zaman zaman rejime bağlı güçlerle YPG arasında bazı çatışmalar yaşanmış olsa da, bu çatışmalar yayılmadan sona erdi. Savaşın başından beri Kamışlı’yı Esed rejimiyle YPG güçleri ufak gerilimlere rağmen birlikte yönetmeye devam ediyor. Kamışlı’da Rejim-YPG Geriliminin Geçmişi 2012 yılı yaz aylarında YPG güçleri Suriye’nin kuzeyindeki bir takım şehir, köy ve kasabaları ele geçirirken, Ağustos ayına gelindiğinde Kamışlı’ya girdiklerini duyurdu. Suriyeli muhaliflerle rejim arasında çok yoğun çatışmaların yaşandığı ve Halep şehir merkezinde muhaliflerle rejim arasında çok kanlı çarpışmalar meydana gelirken, YPG güçleri Türkiye sınırı boyunca belli bölgelerde hızlı bir biçimde kontrolü sağladı. Kürt nüfus ağırlıklı bölgelerde ilerleyen YPG güçleri, öncelikle Kobani, Afrin ve Amude’yi ele geçirirken, bir süre sonra doğuda Malikiye’ye kadar ulaştı. Yine rejime bağlı güçlerin Ras el-Ayn ve Dirbesbiye’den çekilmesiyle bu bölgelere de PYD’ye bağlı YPG güçleri girdi. Aynı günlerde Suriyeli muhalifler Kamışlı’daki rejim güçlerine saldırmaya hazırlanırken, Kamışlı ve Haseke’ye ulaşan YPG, bu bölgede ufak çatışmaların ardından özellikle Kürt ağırlıklı mahalleleri kontrol altına aldı. YPG’nin bölgede ilerleyişinin çok hızlı olması ve çok ufak çatışmaların ardından rejimin büyük şehir ve kasabalardan çekilip YPG’ye terketmesi, arada “muvazaalı” bir durum olduğu tartışmalarına yol açtı. Muhalifler YPG’yi rejimle işbirliği yapmakla suçlarken, PYD’nin rejimle anlaştığını öne sürdü. Kamışlı’da rejime bağlı güçler barakalarına çekilmek kaydıyla Kürt mahallerine YPG’nin girişine izin verdi. Rejim güçleri Türkiye sınır kapısı, havaalanı ve bazı hükümet binaları ve Arap mahallelerini kontrol ederken, YPG’yle çatışmaksızın şehri yönetmeye başladı. Buna karşın iki grup arasında zaman zaman tansiyon yükseldi. Eylül 2012’de Esed rejimine bağlı güçlerin Halep’teki YPG kontrolünde bulunan Şeyh Maksud mahallesini hedef alması ve saldırıda 21 sivilin hayatını kaybetmesi üzerine bölgede gerilim arttı. Olaydan bir kaç hafta sonra Kamışlı’da bomba yüklü bir araçla saldırı meydana gelirken 8 asker öldü, 15 ise yaralandı. 2013 Ocak ayında rejimle YPG arasında bu sefer Haseke çevresindeki köylerde çatışmalar meydana gelirken, rejime bağlı birlikler bazı bölgelerden çekildi. Rumelan petrol bölgesi de YPG kontrolüne geçti. Halep ve çevresinde de rejim güçleri arasında bazı çatışmalar meydana gelse de, Haseke-Kamışlı hattı daha sakin bir seyir izledi. Buna karşın zaman zaman karşılıklı saldırılar devam etti. 14 Nisan 2013’te meydana gelen bir rejim saldırısında Haseke bölgesindeki Hadad köyünde 16 kişi yaşamını yitirdi. Aynı dönemlerde YPG ile Suriyeli muhalifler arasında çatışmalar baş gösterirken, Kamışlı-Haseke çevresindeki pek çok köyde karşılıklı çatışmalar sürdü. 2014 Mart ayında YPG ve rejim güçleri arasında yaşanan çatışmalar sonucu YPG Kadur Bek mahallesinin bir kısmını ele geçirdi. Aynı dönemde IŞİD’le de savaşan YPG’nin durumunu fırsat bilen rejim güçleri, bazı bölgelerde YPG’ye karşı ilerlemeye çalıştı. Buna karşın rejim ve YPG IŞİD’e karşı işbirliği yapmaktan da kaçınmadı. 2015 Haziran ayında rejim ve YPG güçleri Kamışlı’da çatışırken, Temmuz ayında IŞİD’e karşı Haseke’de birlikte hareket etti. Aynı dönemde PYD lideri Salih Müslimbelli şartlarda YPG’nin Esed ordusuna katılabileceğini açıkladı. 2015 Aralık ayına gelindiğinde YPG ile rejime bağlı güçler arasında ufak çatışmalar meydana gelirken olaylar büyümeden sona erdi. Özellikle rejim yanlısı bölgedeki Hristian Asuri ve Ermenilerden oluşan Sootoro milisleri ile YPG güçleri arasında çatışmalar meydana gelmeye devam etti. Buna karşın çatışmalar yine çok uzamadan durduruldu. 2016 Nisan ayına gelindiğindeyse YPG ile rejim arasında şimdiye kadarki en şiddetli çatışmalar meydana geldi. 22 rejim askeri ve 20 YPG’ye bağlı Asayiş mensubunun öldürüldüğü çatışmalarda 2 sivil yaşamını yitirdi. YPG güçleri hapishane de dahil bir takım hükümet binalarını ele geçirirken, aynı zamanda şehir içerisindeki bazı mahallelere girerek kontrol noktalarını ele geçirdi. Rejime bağlı güçler YPG’nin son çatışmalarda ele geçirdiği stadyum ve bir hastaneyi geri almayı başardı. Çatışmanın Nedenleri ve Olası Senaryolar Gerek Esed rejimi, gerekse PYD Suriye’de pragmatik politikaları ile ön plana çıkarken, birbirleriyle ilişkilerinde de benzer bir siyaset güdüyorlar. PYD’nin ilk aşamada muhalifler, daha sonra ise IŞİD’e karşı bölgede rejim güçleriyle işbirliği yaptığı aynı dönemlerde, fırsat oluştu dönemlerde rejime karşı ilerlemeye de çalıştığı görülüyor. Son dönemlerde özellikle ABD ve koalisyon güçlerinin verdiği destekle IŞİD’i bölgeden neredeyse bütünüyle çıkaran YPG güçleri, artık bölgedeki rejim varlığına yönelik farklı bir pozisyon takınmaya başladı. Salih Müslim’in federatif bir yapıyı öneren teklifine sıcak bakmayan Esed rejimi, bunun kabul edilmeyeceğini açıkladı. Özellikle son dönemlerde bu açıklamaların ardından YPG’nin Kamışlı’da rejime saldırması, bir mesaj olarak okunabilir. Rejimse uluslararası meşruiyetini sürdürmek ve hala Suriye’nin her bölgesinde olduğunu vurgulamak için ülkenin kuzey doğusundaki bu bölgede varlığını sürdürmek istiyor. Her ne kadar rejim, YPG’ye göre bölgede daha zayıf olsa da, sahip olduğu havaalanı ve bölgedeki bazı Arap aşiretler ve milis güçlerin desteği sayesinde tutunmaya devam ediyor. ABD desteğiyle IŞİD’i bölgeden çıkaran YPG’ninse bu duruma daha ne kadar tahammül edeceği bilinmiyor. Şaşırtıcı bir biçimde neredeyse 5 yıldır Suriye iç savaşında aynı şehirde rejim ve YPG güçleri birlikte var olmaya devam ederken, şimdiye kadar taraflar arasındaki çatışmalar sınırlı kaldı. Ancak bundan sonra Cenevre sürecinde yaşanan gelişmelerin ardından bu durumun nasıl bir seyir alacağı ise merak konusu.
Esed Saflarında Savaşan Suriyeli Paramiliter Gruplar
Suriye’deki iç savaşın uzaması ve ortaya çıkan askeri anlamda personel eksikliği Esed rejimine bağlı orduda önemli zorluklar yaşanmasına neden oluyor. Bazı kaynaklara göre ordudan ayrılan subay ve askerlerin sayısının 200 bine kadar çıktığı belirtilirken (bu rakam ordunun askeri gücünün 50% sinden fazlasına tekabül ediyor), öte yandan, iç savaşın mezhebi bir boyut kazanmaya başlaması nedeniyle Esed rejimi gün geçtikçe Sünni subaylara daha az güven duymaya başladı. Bunun yerine orduda Nusayrilerin çoğunluğu teşkil ettiği (Cumhuriyet Muhafızları) birliklere daha fazla yöneldi. Fakat Nusayri subaylar ordunun ve istihbaratın kritik pozisyonlarında yer alsalar da, sayıları sınırlı kalmaktadır. Özellikle savaş öncesi ordunun büyük bölümünü Sünniler oluştururken, Esed rejimi o dönemlerde de çoğunluğunu Nusayrilerin teşkil ettiği (Şebbihalar) paramiliter gruplar teşvik etmekteydi. Bu paramiliter grupların bazıları Suriye çapında (rejimin kontrol ettiği bölgelerde) varlık gösterseler de, genelde yerel düzeyde faaliyet gösteriyor. Bir kısmı direk ordunun piyade birlikleriyle beraber çatışmalarda aktif bir biçimde rol alırken diğer bir kısım rejimin kontrol ettiği yerlerin güvenlik ve asayişinin sağlanmasında görev alıyor. Şebbiha grupları daha önce yerel bazda ‘Halk Komitesi’ adı altında teşkil edilirken, 2012 yılında ‘Ulusal Savunma Güçleri’ adı ve daha kapsamlı bir yapı altında birleştirildi. Yeni yapıya mensup kişi sayısının 2013 yılında 100 bine ulaştığı tahmin ediliyor. Yapının mensupları sadece erkeklerden oluşmadığı gibi, insan kaynağı konusunda zorluk çeken Esed rejimi Şubat 2013 yılından itibaren kadınları da Ulusal Savunma Güçleri’ne almaya başladı. Hatta kadınlardan oluşan bazı keskin nişancı birliklerin Şam çevresinde önemli rol oynadığı ifade edilirken, söz konusu birliklerin Batı Guta’da (Daraya ve Muadamiye ilçeleri gibi) bulunan ÖSO gruplarına kayıplar verdirdiği rapor edildi.   ‘Ulusal Savunma Güçleri’ Bazı askeri analistlerin öne sürdüğü iddiaya göre söz konusu paramiliter grupların oluşumunda İran’ın önemli bir rolü var. Paramiliter militanların İranlı Kudüs Tugayı’na bağlı subaylardan eğitim ve bazen de silah ve mühimmat desteği aldığı söyleniyor. Nitekim İran ve Rusya’nın Suriye üzerinde mutabık olamadığı konulardan birisi de, Suriye Ordusu’nun yapısı ve rolü. İran ordudan ziyade paramiliter gruplar üzerinde etki ve nüfuz sağlamaya çalışırken, Rus askeri doktrini ve eğitimi Suriye Ordusu için daha önemli. Ulusal Savunma Güçleri Esed saflarında savaşan en büyük ve etkili paramiliter grup olarak ön plana çıkıyor. Ama buna karşın rejim saflarında başka grupların da varlığı söz konusu: Baas Taburları: Bu paramiliter örgüt Baas Partisi’nin eski Halep başkanı Hilal Hilal öncülüğünde kuruldu. Halk gösterilerini bastırma ve muhalefete karşı savaşma noktasında özellikle 2012 yılında önemli rol aldılar. Baas Taburlarının diğer şehirlerde çok fazla bir varlığı olmadı. Kudüs Tugayı: Kudüs Tugayı Halep’te bulunan Neyrab Filistin mülteci kampında oluşturuldu. Mensuplarının çoğunluğu Filistinli mültecilerden oluşurken, Halep dışında bir varlıkları olmadı. Kudüs Tugayı’na benzer diğer Filistinli mültecilerden oluşan küçük paramiliter gruplarsa, Şam çevresinde oluşturuldu. Örneğin Ahmet Cibil’in liderliğini yürüttüğü Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlığı, Fetih-İntifada Milisleri, Yermuk Filistin Mülteci Kampın’nda ayaklanmaya ve hatta ÖSO’ya katılan Filistinli grupların bastırılması amacıyla rejim tarafından desteklendi. Hali hazırda söz konusu gruplar Yermuk Kampı’nı kuşatmasında yer almaya devam ediyor. Rejim destekli paramiliter gruplar ayaklanmanın ilk günlerinden itibaren Suriye krizinin ayrılmaz bir parçası oldu. Fakat çatışmalar genişleyerek derinleşince, bu gruplar da yetersiz kalmaya başladı. Suriye, başta Hizbullah olmak üzere birçok yabancı milis ve paramiliter grup için savaş meydanı haline geldi. Bu noktada rejim kontrol altında bulundurduğu bölgelerde asayişi sağlamak amacıyla Suriyeli paramiliter grupları kullanırken, cephelerde neredeyse bütünüyle yabancı paramiliter grup (Şii milisler) ve hatta yabancı orduların (Rusya, İran) insiyatifine terk edildi.    
Doğu Kalamun’da IŞİD Taarruzu
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Suriye iç savaşının karmaşık cephelerinden Kalamun bölgesinde geçtiğimiz haftalarda yaşanan yoğun çatışmalar dikkatleri yeniden bu bölgeye çevirdi. Rejimin yoğun kuşatması altındaki muhalif bölgelerin yer aldığı Batı Kalamun ve Doğu Kalamun’un kesişiminde yer alan Dumeyr şehri ve çevresindeki Dumeyr hava üssüne yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği taarruz, bölgede günlerce süren çatışmalara neden oldu. IŞİD, rejim ve muhaliflerin farklı hamleleriyle karmaşık bir tablo ortaya çıkarken, çatışmalarda taraflar farklı manevralarla karşı saldırıları kendi avantajına manipüle etmeye çalıştı. Esed rejiminin Rusya destekli Tedmur zaferinin ardından 3 Nisan 2016’da Karyeteyn’e tekrar girmesi üzerine bölgede ağır yenilgi alan IŞİD, hem bu saldırının psikolojik etkisini üzerinden atmak hem de dikkatleri başka bir yöne çekmek için Doğu Kalamun’da karşı taarruza geçti. Humus’un badiye(çöl) bölgesini aşarak Şam’ın doğusundaki Kalamun’a uzanan taarruzda IŞİD rejim üslerini hedef alırken, rejim manevrasıyla IŞİD muhaliflerle karşı karşıya geldi. Bölgede yaklaşık 2 hafta süren çatışmaların ardından IŞİD güçleri püskürtüldü. IŞİD’ten Tedmur Taarruzu 3 Nisan’da rejim güçlerinin Karyeteyn’de kontrolü sağlamasının ardından bölgeden çıkarılan IŞİD, 4 Nisan’da Doğu Kalamun bölgesinde geniş çaplı bir taarruza geçti. Rejim güçlerinin kuşatması altında bulunan Dumeyr şehrinin çevresini hedef alan IŞİD, Seykal Havaalanı yakınlarındaki çimento fabrikasına girdi. Fabrikada çalışan yaklaşık 300 işçinin 175’i örgüt tarafından alı konulurken, 100’den fazla işçi bölgede muhaliflerin kontrolündeki Dumeyr’e kaçmayı başardı. Örgüt daha sonra ele geçirdiği işçilerin çoğunu serbest bırakırken, yaklaşık 5 Dürzi işçinin örgüt tarafından infaz edildiği duyuruldu. 6 Nisan’da örgüt tekrar taarruzunu yenilerken, rejim kontrolündeki Dumeyr hava üssüne yönelik şiddetli bir saldırı düzenledi. Üsse yönelik taarruzda yaklaşık 5 bomba yüklü araç saldırısı düzenlenirken, 12 rejim askerinin öldürüldüğü rapor edildi. Buna karşın IŞİD hava üssüne girmeyi başaramadı ve taarruz rejim güçlerince püskürtüldü. IŞİD’in taarruzu sırasında Dumeyr şehri çevresindeki kontrol noktalarından çekilen rejime bağlı güçler, muhaliflerin kontrolündeki Dumeyr şehrini IŞİD saldırısına açık bıraktı. Rejim güçlerinin aradan çekilmesi üzerineyse IŞİD Dumeyr şehrindeki muhaliflere saldırdı. Şehrin bir kısmına hakim olan örgütle muhalifler arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. Çatışmalar sırasında rejimin şehir çevresinden çekilmesini fırsat bilen muhalifler, Cayrud’dan Dumeyr’e takviye birlikler gönderdi. IŞİD’in saldırısı muhaliflere yönelmişken, bölgede rejim güçleri tekrar toparlanmaya başladı.   IŞİD, aynı anda rejim kontrolündeki bölgelere taarruzunu sürdürürken daha güneydeki Tişrin enerji merkezine ulaştı, bölgede yaşanan çatışmalara rağmen örgüt kontrolü sağlayamadı. 9 Nisan’da ise rejim güçleri IŞİD’in Dumeyr hava üssü ve Tişrin enerji merkezine yönelik saldırısının püskürtüldüğünü duyurdu. Açıklamadan 2 gün sonra IŞİD Dumeyr hava üssünden kalkan rejime ait bir savaş uçağını vurdu. Uçağın hava üssüne düşmesi sonucu üste bulunan başka uçakların da hasar gördüğü bildirildi. 13 Nisan’da ise IŞİD son bir taarruzda daha bulunarak hava üssüne saldırdı. Yoğun çatışmalar sonucu rejime ait üs çevresindeki pek çok kontrol noktası ağır hasar görürken, saldırı rejim güçlerince bir kez daha püskürtüldü. IŞİD’e bağlı Amaq Ajansı’nın yayınladığı fotoğrafta düşürüldüğü iddia edilen uçaktan yükselen dumanlar görülüyor Bir gün sonra Esed ordusu karşı saldırıya geçerek bölgedeki bir çok tepeyi ele geçirdi. Aynı gün Han Ebu Şemat üssü ve Badiye çimento fabrikasını ele geçiren rejim güçleri, 2 gün boyunca ilerleyişini sürdürerek karşı taarruza devam etti. 16 Nisan’da 559. Tabur üssü, el-Sini Fabrikası, el-Safa İstasyonu ve Bağdad-Tedmur-Ürdün yolunun kesişimindeki kontrol noktasını örgütten geri aldı. Bu hamlenin ardından IŞİD’in 4 Nisan’da başlayan taarruzu rejim tarafından püskürtülerek sona ermiş oldu. Taarruzun Etkileri ve Kalamun Denklemi Rejim güçleri IŞİD’in taarruzunu mümkün olduğunca hafif atlatmaya çalışırken, IŞİD’in önünden çekilerek saldırıyı muhaliflere yöneltmesiyle önemli bir taktik zafer kazandı. IŞİD’in Tedmur ve Karyeteyn hezimetinin ardından Dumeyr’de şaşırtma taktiği ve sürpriz bir saldırıyla karşı hamleye geçmesi, rejimin bir o kadar şaşırtıcı çekilme hamlesiyle IŞİD’in ve muhaliflerin dezavantajına dönüştü. IŞİD’in bölgede muhaliflerin kontrolündeki Dumeyr şehrine saldırması ise, bölgede rejimin elini oldukça rahatlattı. Rejim kendi kontrolündeki bölgelerden IŞİD’i çıkarırken, Dumeyr’e giren IŞİD güçleri hala muhaliflerce tam olarak temizlenebilmiş değil. Esed rejiminin daha farklı cephelerde de farklı aktörleri askeri manevralarla manipüle ederek birbiriyle savaştırma becerisi, rejimin bu kadar uzun süre ayakta kalmasını sağlayan önemli faktörlerden birisi. IŞİD, Dumeyr taarruzuyla her ne kadar ilk aşamada mevzi başarılar elde etse de, rejimin manevraları sonucu bölgedeki kazanımlarını tekrar yitirdi. IŞİD’in başka bölgelerde de kaybettiği önemli yerlerin ardından böylesi taarruzlar gerçekleştirdiği biliniyor. Bu saldırının da 3 Nisan’da Karyeteyn’in kaybedilmesinden 1 gün sonra başlaması, örgütün söz konusu taktiğini akla getiriyor. Esed ordusu IŞİD’in bölgedeki taarruzunda önemli kayıplar vermiş olsa da, IŞİD’i muhaliflerin üzerine yönlendirmesiyle muhalifleri de bölgede zayıflatmayı başardı. IŞİD’in sonuçsuz hamlesinin rejime etkisi sınırlı olurken, bölgede kuşatma altında olan muhalifler üzerindeki baskıyı artıran bir etkisi oldu. Sonuç olarak söz konusu taarruz Kalamun dağlarındaki denklemi daha karmaşık hale getirirken, rejimin sürpriz saldırılar karşısındaki zayıflığını göstermesi bakımından da önemli bir gösterge oldu.
Suriye Ordusunun Tümenleri
Analiz-Haber / Suriye Gündemi Suriye’deki olaylardan önce 3 kolordu ve 12 tümenden oluşan Suriye ordusu 5 yıldır süren savaşın ardından, insani açıdan büyük bir kayıp vermesine rağmen (sadece 2011 yılında çoğu Sünnilerden oluşan 3 bin subayın rejimden ayrıldığı tahmin ediliyor) hâlihazırda kendi yapısını muhafaza ettiği görülüyor. Orduda tümenlerle birlikte bazı bağımsız tugaylar bulunuyor fakat ordunun 1946 yılında kurulmasından bu yana bu tümenler ordunun ana omurgasını teşkil ediyor. Tümenler 60’lı ve 70’li yılların stratejisini yansıtır şekilde Suriye’nin güney ve güney batısında (Golan tepelerine yakın) daha çok bulunuyordur. 5. ve 9. tümen güneyde Deraa iline yakın konuşlandırılırken, 15. Tümen Süveyda’ya yakın. Suriye’nin başkenti Şam’ın etrafında ise 6 tümen bulunuyor. Toplam olarak 9 tümen güneyde bulunurken kalan 3 tümeninin ikisi (11. Ve 18. Tümen) Suriye’nin ortasındaki Humus’ta bulunuyor. Doğuda (Rakka Eyaletinde) ise tek bir tümen (17. Tümen) yer alıyor. Tümenlerin Suriye coğrafyasındaki dağılımına baktığımızda Suriye’nin kuzeyinde Türkiye sınırına yakın veya Suriye’nin batısında bir tümen bulunmadığını görebiliriz, bu da muhalefetin bu bölgelerde daha etkili olmasını açıklayan bir durum olarak değerlendirilebilir. Bu bölgelerde silahlı ayaklanma olunca Esad rejimi ‘askeri toplanma kampları’ kurdu, tabi ki kamplar dayanıklılık konusunda güçlü değildi. Örneğin İdlib’te kurulan Mastuma kampı kuşatma aylardır sürünce Nisan 2015 tarihinde muhalefetin eline düştü. Barışçıl ayaklanmanın silahlı bir çatışmaya dönüşmesinden bu yana muhalefetin güçlü hamlelerine rağmen Esad rejimi sadece bir tümen kayıp verdi. Rakka’da bulunan 17. Tümen Temmuz 2014 tarihinde IŞİD tarafından ele geçirildi. Nitekim bu tümen en son oluşturulan tümendi. Amerika 2003 yılında Irak’ı işgal ettikten sonra bu tümen kuruldu. Diğer tümenlere bakıldığında ise Esed rejiminin hala bunları kontrol ettiğini görebiliriz, bazıları -5. Ve 9. Tümen gibi- uzun bir kuşatma altında bulunduğu halde muhalefet tarafından alınamadı. Suriye ordusu askeri açıdan büyük kayıp verdi, Esed rejimi buna karşın yardımcı olabilecek yerel veya Suriye çapında milis güçler kurdu. Milisler orduya entegre edilmediyse de ordunun denetiminin altında hareket ettiği görülüyor. Suriye ordusu, milisler ve muhalif grupların gelecekte Suriye’deki yeri ve rolü belki Suriye krizinin en önemli sorulardan bir olarak yerini koruyor.