Analiz
Suriye Krizini Çözüm Çabalarında İran’ın Tutumu
PerspektifKasım 2015Stratejik Araştırmalar Merkezi – Mısırكيف تتعامل إيران مع جهود تسوية الأزمة السورية؟Suriye Krizini Çözüm Çabalarında İran’ın Tutumu Bölgesel siyaset birimi tarafından hazırlanan perspektif, İran’in Suriye krizinin çözümü çabalarında izlediği siyaseti ele almakta. Perspektif, Rusya müdahalesi sonrası değişen dengelerde İran’ın önünde üç senaryonun olduğunu vurgulayarak, gelecek aşamalarda diğer bölgesel aktörlerle gerginliği azaltmaya ve Rusya ile daha koordineli olarak hareket etmeye çalışacağını tahmin etmekte. Çalışmaya ulaşmak için tıklayınız. 
Beşinci Yılında Suriye Devrimi
Beşinci Yılında Suriye Devrimi Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi – Mart 2015 Suriye halk ayaklanmasının dördüncü yıl dönümünde yayımlanan analiz, Suriye’de gelinen son durumdan bahsetmekte. İlk bölümde sahadaki askeri duruma ilişkin gelişmelerden bahsedildikten sonra ikinci ve üçüncü bölümlerde ise ayaklanmayı bölgesel ve uluslararası bağlamda ele alarak sonraki bölümde olası siyasi çözümü değerlendirmekte. Analizin son iki bölümünde Suriye’deki yerel yönetime ve çökmüş ekonominin problemlerine değinmekte. Rapora ulaşmak için tıklayınız. 
Güvenli Devlete Geçmek, Suriye’de İstikrarın Restorasyonu Mekanizmaları
في الانتقال إلى الدولة الآمنة، آليات استعادة الاستقرار في سوريا Güvenli Devlete Geçmek, Suriye’de İstikrarın Restorasyonu MekanizmalarıOmran Stratejik Araştırmalar Merkezi – Ağustos /2015 ‘’40 sayfadan oluşan analiz Suriye’de istikrarı yeniden tesis etmesi için aşağıdaki hususlardan bahsederek öneriler sunmakta: yerel yönetim oluşması ve mekanizmaları, radikalleşme ve teröre karşı mücadele yönetimleri, mültecilerin dönmesi, Suriye ekonomisinin tekrar canlandırılması ve sosyal güvenliğin planlanması ve programı’’ Rapora ulaşmak için tıklayınız.     
IŞİD profili
Rapor; Profiling the Islamic State, IŞİD’i profillemeYazar; Charles ListerBrookings Doha Center – 11 /2014 “50 sayfadan oluşan analiz, IŞİD’in tarihi oluşumu ve güncel durumundan bahsederek karar alıcılara önerilerde bulunmakta. Birinci bölümde cihadçı akımın oluşumu ve hem Afganistan hem de Irak tecrübesinden bahseden rapor, ikinci bölümde ise IŞİD’in askeri stratejisi, iç siyaseti ve kullandığı iletişim mekanizmalarını ele almakta. Üçüncü ve son bölümde IŞİD’in bölgesel ve uluslararası hedefleri analiz etmeye çalışarak karar alıcalara önerilerde de bulunmakta.’’ Rapora ulaşmak için tıklayınız. 
Sınırları Aşan Kriz: Suriye
fuk Ulutaş ,  Kılıç Buğra Kanat ,  Can Acun tarafından kaleme alınan analizde; Suriye krizinin askeri boyutu ve ittifak ağları incelenmekte. Suriye’de siyasi bir çözüme ulaşılabilmesi için hayati öneme sahip olan sahadaki askeri durum, alan hâkimiyetlerindeki kaymalar ve yeni ittifaklar ele alınıp, kompleks durumun fotoğrafı çekilmeye çalışılıyor. Krizin Suriye’yi aşan boyutlarının olması hasebiyle krize yönelik uluslararası pozisyonlar ve uluslararası aktörlerin içerisinde yer aldığı eksenler de incelenirken, uluslararası aktörlerin pozisyonları, bu aktörlerin oluşturduğu eksenler ve birbiriyle çarpışan bu eksenlerin Suriye’deki yansımaları ele alınıyor. Tam metne ulaşmak için tıklayınız. 
Kuzey Suriye’de PYD Kuşağı Can Acun  
Can ACUN’un bölgede gerçekleştirdiği saha çalışmasının arından kaleme aldığı analiz, PYD’nin askeri kanadı olan YPG’nin, ABD’nin yoğun hava desteğiyle IŞİD’den Tel Abyad ilçesini alması ve ardından Arapların ve Türkmenlerin aleyhine bölgenin demografisini değiştirebilecek bir politika izlediğine dair tespitlerde bulunuyor. Analiz, 20 binden fazla Arap ve Türkmen’in çok kısa sürede Akçakale sınır kapısından Türkiye’ye sığınırken, PYD daha önce tek taraflı olarak ilan ettiği kantonlarından Cezire ve Kobani’nin toprak bütünlüğünü de sağladığı tespitini yapıyor. Çalışmada Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde Esed rejimine karşı başlayan ayaklanmanın ardından ortaya çıkan tablo kısaca anlatılıp, PYD’nin ortaya çıkışı ve gelişimi, Esed rejimi ve ABD ile olan yeni angajmanı ve oluşturulmak istenen PYD kuşağı ele alınıyor.
Kuzeyin Hareketli Cephesi: Lazkiye
Rusya’nın 30 Eylül’de başlattığı hava saldırılarının ardından, Esed’e bağlı rejim güçleri ile İranlı komutanların yönetimindeki Şii milisler ve Hizbullah’ın oluşturduğu koalisyon üç ana cephede harekete geçerek Suriyeli muhaliflere yoğun bir saldırı dalgası başlattı. Gab Ovası ve güney Halep’teki çatışmaların ardından kuzey Lazkiye cephesinde Türkmenlerin yaşadığı Bayırbucak bölgesi rejim yanlısı güçler tarafından hedef alınmış durumda. Sınırları içinde Türkmen Dağı ve Cebel-i Ekrad’ı da barından Bayırbucak bölgesi, coğrafi konumu, yükseltisi ve demografik unsurları itibarıyla Suriye’deki savaşın geleceği adına stratejik bir öneme sahip. Yine sahip olduğu hakim tepelerle Lazkiye kırsalındaki en önemli bölgelerden biri olarak ön plana çıkıyor. Türkiye’nin hemen sınır hattında yer alan Bayırbucak, konumu itibarıyla aynı zamanda muhaliflerin kontrolündeki Cisre eş-Şuğur ve İdlib kentlerine açılan kapı konumunda. Hatay’ın Yayladağı ilçesinden başlamak üzere Lazkiye’ye kadar 60 kilometre derinlikteki ve doğu-batı yönünde 30-40 kilometre genişliğindeki Bayırbucak bölgesinde tamamen Türkmenler yaşamaktadır. Tamamına yakını Sünni olan Türkmenler, Lazkiye şehir merkezindeki Ali Cemmel Mahallesi başta olmak üzere Basit, Bayır ve Keseb nahiye ve köylerinde yaşamaktadırlar. Türkmen yerleşim yerleri demografik açıdan bitişik ve sürekli bir yapı arz etmektedir. Türkmen köyleri arasında Arap köyleri bulunmamaktadır. Türkmenler, Lazkiye’de Bayır, Bucak, Burç İslam ve Sulayıp Türkmen gibi ana yerleşim yerlerinin yanı sıra yaklaşık yetmiş kadar köy ve kasabada yaşamaktadırlar. İki dağ silsilesinden (Türkmen Dağı Ekrad Dağı) oluşan stratejik konumdaki bölge 30 Eylül’den bu yana gerek karadan gerekse havadan yoğun bir bombardıman altında kaldı. 6 Kasım’da rejim güçleri havadan Rus destekli başlattığı saldırı dalgası sonucu Gımam köyüne girmeyi başardı ve Türkmen Dağı’nın güney kısmında hakimiyet sağladı. Bu hamlenin ardından muhalifler karşı hamleyle bölgeyi geri almaya çabaladıysa da söz konusu karşı taarruz rejime bağlı güçler tarafından püskürtüldü. Rejim yanlısı güçlerin bir diğer önemli hedefiyse, Ekrad Dağı’nın güneyinde yer alan Salma şehrini ele geçirmek. Havadan yoğun Rus uçaklarının sağladığı destek ve karadan rejim yanlısı güçlerin yoğun saldırısı sonucu şehir 13 Ocak’ta düştü. Salma-Gımam-Cub Ahmar Hattı Suriye’nin kuzey batısında yer alan Lazkiye’nin önemli merkezlerinden Salma bir süredir Suriyeli muhaliflerin bölgedeki önemli merkezlerinden biri konumundaydı. Muhalifler tarafından 2012 yılında ele geçirilen Salma’da, Nusra Cephesi ve Ensar el-Şam’ın güçlü olduğu ve farklı pek çok muhalif grubun da faaliyet gösterdiği biliniyordu. Rus Ordusu tarafından 30 Eylül 2015 itibariyle aktif bir katılımla savaşa dahil olmasının ardından ülkede en yoğun cephelerden birisi Lazkiye’nin kuzeyindeki muhalif kontrolündeki Türkmen ve Ekrad Dağları oldu. İlk aşamada muhaliflerin hakim olduğu bölgelerin güneyinden ilerlemeye çalışan rejim güçleri, Gamam köyüne odaklandı. Bir süre sonra Gamam’ın düşmesinin ardından muhalifler karşı saldırılarla kaybedilen bölgeleri ele geçirmeye çalıştı. Her ne kadar muhaliflerin Kasım’ın başlarında Gımam’ı tekrar ele geçirdiği ileri sürülse de bu iddialar doğrulanmadı. Rejim güçleri Rus hava gücünün desteğiyle saldırılarını sürdürerek pozisyonlarını tahkim etti. Muhalifleri daha kuzeye püskürten rejim, Deir Hana, Zuvik ve Nube Dağı’na yöneldi. Daha doğuda Salma ve Cub Ahmar’a yönelik rejim saldırıları ise bir süre muhalifler tarafından başarıyla püskürtüldü. Uzun süre muhaliflere rejim yanlısı güçler arasında yoğun çatışmalara sahne olan Durin’de karşılıklı çok yoğun kayıplar yaşandı. Buna karşın Cub Ahmer’de mevziler sık sık el değiştirdi. Salma ise yoğun bir hava bombardımanına maruz kaldı. Cub Ahmer’de bir süre sonra rejim kontrolü sağladı. Hattı Gab Ovası’ndaki Bahsa’ya kadar uzatan rejim yanlısı güçler, geniş bir bölgede muhalifleri Lazkiye’nin kuzeyinden çıkarmak için yoğun taarruzunu sürdürdü. 3 ayı aşkın bir süredir devam eden Esed rejimine bağlı güçlerin ofansında, doğuda Sirmaniye’nin güneyindeki Favru’dan, batıda Keseb, Beyt Faris’e kadar bir hatta rejim güçleri üstünlük sağladı. Son olarak rejimin saldırı dalgasına uzun süre direnen muhaliflerin bölgedeki kalesi Salma şehri, 13 Ocak’ta, 3 ayı aşkın bir süredir devam eden saldırıların ardından düştü. Bu ilerleyişin ardından rejim muhalifleri daha da kuzeye iterek Dvayraka, Maruniyat ve Havr’a kadar ulaşmayı başardı. Hali hazırda muhalif hatlarının yaşadığı çöküş karşısında Ahrar el-Şam, Nusra Cephesi ve ÖSO’ya bağlı gruplar bölgeye sevkiyat yaparak karşı saldırılarla rejimin ilerleyişini durdurmaya çalışıyor. Kuzey Batı Hattı Daha kuzeybatıda, Türkiye sınırına paralel Buz Dağı, Azer Dağı ve Atira’ya yüklenen rejim, bu bölgeden de muhaliflere karşı bir baskı kurmaya çalıştı. Rus Ordusu tarafından sağlanan yoğun hava desteği ve bölgeye kaydırılan rejim yanlısı yabancı Şii milis güçleri ise, muhaliflerin gün geçtikçe daha zor durumda kalmasına neden oldu. Muhaliflerin uzun süre çatıştığı bu bölgede Rus jetlerinin düzenlediği hava saldırıları büyük zarar verdi. Türkiye’nin angajman kurallarına göre sınırın bu kadar yakınına giremeyen Esed’e bağlı hava kuvvetlerinin aksine, Rus jetleri Türk sınırındaki pek çok bölgeyi hedef aldı. Türkiye sınırına sıfır noktadaki Yamadiye mülteci kampının bile hedef alındığı hava saldırılarının ardından 24 Kasım’da bir Rus SU-24 hava jeti sınır ihlali gerekçe gösterilerek Türk F16’ları tarafından düşürüldü. Muhalifler Rusya ve rejim yanlısı güçler arasında yaşanan şok dalgasını değerlendirerek karşı taarruzda bulundu ve 26 Kasım’da Zaviye Dağı’nı geri aldı. Saldırıda 2 tank dahil önemli miktarda mühimmat ele geçiren muhalifler, rejim güçlerine ağır zayiatlar verdirdi. Buna karşın bölgede tekrar başlayan Rus hava saldırıları ve rejime bağlı güçlerin kara saldırısı, muhaliflerin geri çekilmesine neden oldu. Atira ve Dağdağan’da sık sık yaşanan çatışmalar ve el değiştiren mevziler tarafların ağır kayıplar vermesiyle sonuçlandı. Muhaliflerin bütün hamlelerine karşın rejim güçleri sınırlı da olsa Türkiye’ye paralel ilerleyerek Atira’ya kadar girmeyi başardı. 18 Ocak itibariyle muhalifler gerçekleştirdikleri karşı taarruzla Atira da dahil bazı bölgeleri geri aldığını duyurdu ancak henüz bu iddialar doğrulanmış değil. Muhtemel Senaryolar Esed Rejimi’nin 2015 yılı boyunca yaşadığı ağır kayıpların ardından savaşı sürdüremeyecek bir noktaya gelmesiyle Rusya ülkeye doğrudan müdahale etme kararı aldı. İranlı general Kasım Süleymani’yle Moskova’da geçtiğimiz yaz yapıldığı öne sürülen toplantıda, Esed rejiminin çöküşünün önüne geçmek için yeni bir plan üzerinde anlaşıldığı öne sürülmüştü. Plana göre Rusya ve İran Suriye’deki iç savaşta şimdiye kadar destekledikleri Esed rejimine daha aktif bir biçimde destek sağlayacak, Rusya hava gücü ağırlıklı, İran’sa karadan aktif olarak savaşa dahil olacaktı. 2015 Eylül ayı boyunca Rusya’nın Suriye’ye yönelik gerçekleştirdiği askeri yığınak uluslararası medyaya da yansıdı. Lazkiye’de Humeymim Hava Üssü etrafında gerçekleştirilen genişletme çalışmaları ve ardından Rus ordusuna ait savaş jetlerinin bölgeye konuşlandırılması ve ülkeye yapılan askeri personel sevkiyatı, Eylül ayı sonu itibariyle ülkede yaşanan iç savaşı farklı bir boyuta taşıdı. Rus Ordusu’nun 30 Eylül’den itibaren başlattığı hava saldırısı dalgasıyla muhaliflerin hakim olduğu bölgeler yoğun bir biçimde hedef alındı. Genellikle muhaliflere ait Lazkiye, İdlib ve Halep gibi bölgelerde süren Rus hava bombardımanı, karada İran destekli yabancı Şii milislerle yeni bir saldırı dalgasına dönüştü. Güney Halep hattı, kuzey Hama ve Lazkiye’de bu ikili kombinasyonun güçlü birlikteliğiyle muhaliflere yönelik ağır bir baskı oluşturuldu. Uzun süre devam eden savaşın ardından savaşa elverişli nüfusu, ordu, mühimmat ve hava gücünü büyük oranda yitiren Esed rejimi, Rusya ve İran’ın sağladığı taze kanla yeniden kaybettiği bölgeleri ele geçirme hamlesi başlattı. Bütün bu yeni saldırı dalgasında en önemli eksen, kuşkusuz kuzey batıdaki Lazkiye taarruzu oldu. Rejimin varlığı için hayati öneme sahip bu bölgeden muhaliflerin çıkarılması için oldukça agresif bir taarruz dalgası başlatılarak, bölge rejim karşıtı unsurlardan temizlenmeye çalışıldı. Buna karşın hala söz konusu hedefe ulaşılabilmiş değil. Rusya ve İran’ın destek verdiği yeni saldırı dalgasında hızlı bir zafer kazanmayı hedefleyen strateji, çatışmaların sürmesi ve muhaliflerin belli ölçüde mevzilerini korumasıyla akamete uğrayabilir. Özellikle Viyana Görüşmeleri ve benzeri siyasi çözüme yönelik hamlelerde rejimin elini güçlendirmeyi de amaçlayan söz konusu agresif taarruz dalgası, kısa sürede istediği sonucu elde edememesi halinde Esed rejiminin daha büyük sorunlarla karşılaşmasına neden olabilir. Lazkiye’de yeni taarruzla rejimin elde ettiği kazanımlar önemli olmakla birlikte hala sınırlı düzeyde. 3 aydan uzun bir sürede çok yoğun insan ve mühimmat kaybını göze alarak gerçekleştirilen saldırıyla kısıtlı bir ilerleme sağlanması, uzun vadede bu kazanımları da riske ediyor. Muhaliflerin Rus hava taarruzundan bu yana herhangi bir taarruzda bulunmamış olması, Rusya ve İran destekli Şii güçleri yıpratmaya yönelik bir strateji olarak yorumlanıyor. İlk saldırı dalgasının dinmesini bekleyecek olan muhaliflerin, yıpranıp yoğunluğu azalan saldırıların ardından tekrar karşı taarruzlara başlayacağı ön görülüyor. Bu süreçte kayıplarını minimize etmek isteyen muhalifler, rejimi destekleyen güçleri mümkün olduğunca yıpratıp geniş bir alana yaymayı hedefliyor. Buna karşın muhaliflerin özellikle hava saldırılarında yerleşim yerlerinin hedef alınması ve Ruslar tarafından izlenen insansızlaştırma stratejisi üzerlerindeki baskıyı artırıyor. Bunun yanı sıra İran destekli Şii milislerin uyguladığı “scorched earth policy” (yakıp yıkma taktiği) muhalifler ve sicil nüfus için savaşın maliyetini gün geçtikçe artırıyor. Esed rejiminin kısa sürede Cisr eş-Şuğur’u almak istediği rejim yanlısı kaynaklarca da ifade ediliyor. Lazkiye taarruzunun önümüzdeki bahar aylarına kadar belirtilen hedeflere ulaşamaması halindeyse, bu durumun rejim için oldukça ağır sonuçlar doğuracağı anlaşılıyor. Esed rejiminin nir şekilde bu hedeflere ulaşması halindeyse, muhalifler İdlib’e sıkışarak çok riskli bir durumla karşı karşıya kalacak. Hali hazırda son 3 aylık performans değerlendirildiğindeyse, rejim yanlısı güçlerin hedefledikleri amaçlardan oldukça geride olduğu gözleniyor. Muhaliflerinse hala savunma pozisyonunu korudukları anlaşılıyor. Gerek kuzey Lazkiye, gerekse Suriye’nin genelinde muhaliflerle rejim arasındaki dengenin, önümüzdeki 3 ayın ardından dramatik bir biçimde değişebileceği senaryolarla karşılaşması oldukça muhtemel.
Kuşatma Ve Açlık Stratejisi: Madaya
Haber Analiz / Suriye Gündemi Geçtiğimiz günlerde yaşanan açlık ve bundan kaynaklı ölümlerin üzerine, dünya gündemine oturan Suriye’nin başkenti Şam’ın batısında, Lübnan sınırına 10 km mesafedeki Madaya kasabası, ülkede yaşanan iç savaşın yeni bir yüzünü ortaya koyuyor. “Kuşatma ve açlık stratejisi.” Yaklaşık 1 yıldır kuşatma altında bulunan Madaya kasabasında hali hazırda 40 bin kişi açlıkla karşı karşıya. Şimdiye kadar 23 kişinin açlıktan öldüğü rapor edilen Madaya’dan kaçmaya çalışan sivillerse, Esed’e bağlı güçler ve Hizbullah’a bağlı keskin nişancılar tarafından hedef alınıyor. Yine kuşatmayı sıkılaştırmak için kasabanın etrafına döşenen mayınlar sebebiyle kasabadan kaçmaya çalışan yaklaşık 15 kişinin hayatını kaybettiği rapor ediliyor. Madaya’da çatışmaların yoğun olduğu Zabadani gibi şehirlerden gelmiş yoğun bir nüfus da bulunuyor. Kuşatma ve Açlık Stratejisi Kuşatmayla birlikte açlık stratejisi uygulayarak muhaliflerin kontrolündeki bölgeleri dize getirme stratejisi rejim tarafından neredeyse iç savaşın başından beri uygulanıyor. ‘Suriye Devrimciler Birliği’nin sağladığı istatistiklere göre yalnızca 2015 yılında Suriye genelinde 208 kişi açlık ve açlığa bağlı nedenlerden ötürü hayatını kaybetti. Söz konusu 208 kişinin 191’i ise, rejim tarafından sıkı bir kuşatmanın bulunduğu Şam ve çevresinde muhaliflerin kontrolündeki yerleşim yerlerinde açlık sebebiyle öldü. Açlıktan ölenlerin 132’si ise çocuk. Birleşmiş Milletler’in 7 Ocak tarihli sunduğu raporlara göre Suriye genelinde bütün tarafların dahil olduğu 15 bölgede 400 bin kişi kuşatma altında yaşıyor. PAX ve Syria Institute tarafından hazırlanan ve Suriye’de kuşatma altındaki bölgelerden gelen verileri takip eden siegewatch.org sitesine göre ise bu rakam 1 milyona yaklaşıyor. Ülkedeki farklı bölgelerdeki farklı kuşatma alanlarını dökümente eden grup, söz konusu kuşatma bölgelerini farklı kategorilerde ele alıyor. Buna göre Suriye’de yaşanan kuşatmaların büyük bir bölümünü Esed rejimi ve rejim yanlısı milis ve Şii yabancı militanlar sürdürüyor. Özellikle Şam ve çevresi, Kalamun, Humus ve kuzeyinde yoğunlaşan söz konusu kuşatma alanlarında sık sık açlık sebepli ölümler yaşanıyor. Buna ek olarak IŞİD’in kuşatma altında tuttuğu rejim kontrolünde Deyr ez-Zor şehir merkezinde de benzer sorunların yaşandığı rapor ediliyor. Buna karşın rejimin sahip olduğu hava desteği sebebiyle kuşatma altındaki bölgelere zaman zaman gıda ulaştırmayı başardığı biliniyor. Muhaliferin ise hali hazırda İdlib’te bulunan Keferya-Fua’dan başka kuşatma altında bulundurduğu rejim kontrolündeki bir bölge bulunmuyor. Yine rejimin sık sık hava yardımı yaptığı Keferya-Fua köylerinde 12 bin kişi bulunuyor. Geçtiğimiz günlerde ise muhalif Fetih Ordusu ve rejim arasında BM arabuluculuğunda yapılan müzakereler neticesinde bu bölgelere gıda, ilaç ve tıbbi yardım konvoyu geçişine muhalifler tarafından izin verildi. Muhaliflerin kuşatma altına almaya çalıştığı Halep’in kuzey batısındaki Nubl-Zehra kasabaları ise bölgeye bitişik, PYD kontrolündeki Afrin’den giriş çıkışların olması sebebiyle, herhangi bir kuşatma durumu yaşamıyor. Madaya’dan Önceki Kuşatmalar -Yarmuk Filistin Mülteci Kampı: Suriye’de iç savaş süresince kuşatma ve beraberinde yaşanan açlıklar sebebiyle yaşanan ilk ölümler burada meydana geldi. Muhaliflerin kontrolündeki kampta Rejim tarafından sürdürülen kuşatma 900 günü aştı. Bu süreçte ölenlerin sayısı ise 200’den fazla. Humus: Devrimin başkenti olarak bilinen Humus’ta muhalifler uzun süre kontrol altında tuttukları bölgelerde rejime karşı savaştı, rejimin 2 yılı aşkın süren kuşatması, yoğun bombardıman ve açlıkla birlikte yaşanan ölümler sebebiyle muhalifler ateşkes talep etti. 2014 Şubat ayında ise muhalifler yapılan anlaşma uyarınca şehirden çekilmek zorunda kaldı. Humus/Vaer: Geçtiğim ay Humus şehir merkezine bağlı muhaliflerin kontrol ettiği son ilçe olan Vaer’de, yaşanan çok sıkı kuşatma, buna bağlı olarak yaşanan gıda ve ilaç eksikliği gibi nedenlerden ötürü muhalifler Humus merkezdeki anlaşmaya benzer bir ateşkesi kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşmanın ilk maddesine göre ‘muhalifler silahlarını teslim edecekler ve bunun ardından Esed rejimi ilçeye gıda ve ilaç girişine izin verecek’. Doğu ve Batı Guta: Büyük bir kısmı muhalefetin elinde bulunan Şam’ın merkezi ve çevresindeki Daraya, Madamiye ve Duma gibi semtler sıkı abluka altında bulunmaktadır. Nisbeten daha geniş bölgeler olmaları sebebiyle halk kuşatma altında kendi imkanlarıyla hayatta kalmaya çalışmakta ve hakim oldukları bölgelerde oluşturdukları tarım faaliyetleriyle kendi kendilerine yetmeye çalışmaktadır. Bütün bu çabalara karşın kuşatma sebebiyle yaşanan beslenme yetersizliği ve ilaç eksikliği nedeniyle özellikle çocuklar arasında ciddi sağlık sorunları yaşanıyor. Yabrud: Kalamun bölgesinde bulunan Yabrud’da, 2014 yılında kuşatma ve açlık sebebiyle kaçan halkın büyük bir kısmı komşu Lübnan’ın Arsal kasabasına sığındı. Esed rejimi tarafından sistematik olarak uygulanan kuşatma ve açlık stratejisi önemli hak ihlalleri ve savaş suçlarını da beraberinde getirmekte. Uzun süreli iç savaş deneyimlerinde tarafların başvurduğu yöntemlerden biri olarak kuşatma ve açlık stratejisi, savaşılan tarafı teslim almaya yönelik etkili bir yöntem olarak biliniyor. Suriye gibi beşinci yılına giren bir iç savaşta ise söz konusu yöntem, özellikle hava gücü avantajına sahip Esed rejimi tarafından sıklıkla ve başarıyla uygulanıyor. Açlıkla terbiye edilen muhalif bölgeler çoğu kere ateşkesin ardından teslim olmaya zorlanıyor. Suriye genelinde yaşanan ve özellikle muhalif bölgelere yönelik açlık stratejisine karşı ise henüz uluslararası toplum ve BM yeterince müdahale edebilmiş değil. Son günlerde meydana gelen ve açlıktan ölümlerin yaşandığı Madaya krizinde de BM’nin girişimleri sonuçsuz kalmış, Esed rejimi ve Hizbullah, bölgeye gıda ve tıbbi yardım girişine izin vermeyerek kuşatmayı sürdürmüştür. Uluslararası toplumun söz konusu başarısızlığı ise Suriye muhalefeti ve siviller arasında hayal kırıklığı oluşturmaya devam ediyor.
Fetih Ordusu’nda İkinci Ayrılık
Analiz Haber / Suriye Gündemi Geçtiğimiz bahar aylarında Suriye’nin kuzeyinde muhaliflerin rejimin kontrolündeki İdlib şehrini ele geçirmek için bir koalisyon oluşturduğu ilan edildi. 22 Mart 2015 tarihinde Nusra Cephesi, Ahrar eş-Şam, Feylak eş-Şam, Liva el-Hak, Ceyş es-Sünne, Cund el-Aksa ve Ecnad eş-Şam bir araya gelerek İdlib şehrinin ele geçirilmesi için Ceyş’ul Feth (Fetih Ordusu) operasyon odasını kurduklarını duyurdular. Kısa sürede İdlib şehrini ele geçirmeyi başaran Fetih Ordusu, İdlib’in rejim kontrolündeki diğer bölgelerini de ele geçirmek için yoluna devam etme kararı aldı. 2015 yazına kadar süren taarruzlarda rejimi -Keferya-Fua hariç- bütünüyle İdlib’ten çıkaran koalisyon, muhaliflerin uzun süredir ele geçirmeye çalıştığı zorlu Eriha, Mastume ve Karmid Üsleri, Cisr eş-Şuğur gibi son derece stratejik bölgeleri ele geçirmeyi başardı. Rejim güçlerini Sahl el-Gab(Gab Ovası)’a kadar püskürten koalisyon, Suriyeli muhalifler arasında büyük bir popülariteye ulaştı. En son Fetih Ordusu tarafından gerçekleştirilen Fua-Keferya taarruzunun ardından İran ve Esed rejimiyle kuşatma altındaki Zebadani şehri için müzakere amacıyla masaya oturan koalisyon, varılan anlaşmaya göre İdlib’in belli bölgeleri için 6 ay süreliğine ateşkes imzaladı. Fetih Ordusu içerisinde bulunan gruplar arasında son dönemlerde artan gerilim sonucu ilk olarak Cund el-Aksa 23 Ekim tarihli yaptığı bir açıklamayla Fetih Ordusu koalisyonundan ayrıldığını açıkladı. Koalisyonun daha radikal kanadından olduğu bilinen Cund el-Aksa grubunun Ahrar eş-Şam ve Feylak eş-Şam gruplarıyla daha önce de bazı gerilimler yaşadığı biliniyordu. Cund el-Aksa’nın Fetih Ordusu koalisyonuna dönmesi için çeşitli girişimlerde bulunulduğu iddia edildi ve bazı kaynaklar Cund el-Aksa’nın koalisyona tekrar geri katıldığını öne sürdü. Buna karşın söz konusu iddialar doğrulanmadı. 2 Ocak 2016’ya gelindiğinde ise Feylak eş-Şam grubu yaptığı bir açıklamayla Fetih Ordusu’ndan ayrıldığını duyurdu. Açıklamaya göre grubun koalisyondan ayrılma nedenleri şöyle; – Grubun Fetih Ordusuna katılma nedeni diğer gruplarla birlikte İdlib şehrini özgürleştirmekti ve bu gerçekleşti. Bunun yanında ortak çalışmalar İdlib’in ele geçirilmesinden sonra da devam etti. – Sahadaki gelişmelere göre hali hazırda Halep güney ve kuzey cepheleri daha önemli ve acil müdahaleye ihtiyaç duymakta. – Halep cephelerine öncelik tanımak maksadıyla Fetih Ordusu’ndan ayrılarak bu bölgelere yoğunlaşılması gerekiyor. Yapılan resmi açıklamaya göre Feylak eş-Şam yukarıda sıralanan gerekçelerle Fetih Ordusu’ndan ayrıldığını duyurdu. Buna karşın kamuoyuna yansıyan tartışmalarda, söz konusu açıklamada sıralanan gerekçelerin gerçeği yansıtmadığı ve Feylak eş-Şam grubunun ayrılma nedeninin bir süredir Fetih Ordusu içerisinde yaşanan gerilimle ilgili olduğu ileri sürüldü. Feylak eş-Şam’ın Riyad Konferansı’na destek açıklaması yapması ve özellikle Suudi Arabistan’la iyi ilişkiler geliştirmek istemesi, özellikle Fetih Ordusu’ndaki Nusra Cephesi gibi güçlü grupların tepkisini çekmişti. Ahrar eş-Şam’ın da Riyad Konferansı’ndan çekilmesiyle Feylak eş-Şam, Fetih Ordusu içerisinde daha da yalnızlaştı. Söz konusu ayrılık kararında, Fetih Ordusu’ndaki diğer grupların Riyad Konferansı’na desteğini çekmesi yönünde Feylak eş-Şam’a yaptığı baskının etkisi olduğu iddia ediliyor. Suriye muhalefeti içerisinde önemli başarılara imza atan Fetih Ordusu’nun içerisinde yaşanan bu gerilimler ve ayrılıkların ardından nasıl bir seyir izleyeceği merak konusu. Son gelişmelerin ilerleyen süreçte Fetih Ordusu koalisyonunu nasıl şekillendireceğini ise, önümüzdeki günlerde koalisyonun iki büyük ortağı Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam’ın vereceği kararların belirleyeceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor.
SDG-YPG’den Tişrin Barajı Operasyonu
SDG(Syrian Democratic Forces – Suriye Demokratik Güçleri)’nin 23 Aralık tarihinde Doğu Halep’le Rakka’yı birbirine bağlayan hat üzerindeki ‘Tişrin Barajı’nı özgürleştirme operasyonu’nu başlattığını duyurdu. Fırat Üzerinde bulunan baraj, IŞİD açısından önemli bir enerji kaynağı olmasının yanında, Doğu Halep’teki kontrol altında tuttuğu bölgelerle Rakka’daki merkezleri arasındaki bağlantıyı sağlayan bir geçiş koridoruydu. Geçtiğimiz haftalarda doğudaki Haseke’den batı’daki Kobane-Ayn el-Arab’a büyük konvoylarla askeri sevkiyat yaptığı gözlemlenen SDG-YPG güçlerinin ana hedefinin Tişrin Barajı ya da Carablus olacağı ön görülmüştü. PYD-YPG güçlerinin kontrolündeki Sarrin’in hemen güneyindeki Saharic köyünün alınmasıyla başlayan operasyonun ilk gününe girildiğinde 8 köy IŞİD’den ele geçirildi, ikinci gün ise Fırat kıyısındaki önemli Bucak köyü de dahil pek çok nokta ele geçirilerek Tişrin Barajı’na 5 km mesafe kadar yaklaşıldı. Operasyonun üçüncü günü ise SDG güçleri Tişrin Barajı’na ulaştıklarını ilan ederek Sarrin’in güneyinden Tişrin Barajı’na kadar uzanan Fırat kıyısı boyunca bütün köylerin ve mezraların ele geçirildiğini duyurdu. Son gelen raporlara göre SDG güçleri Baraj üzerinden Fırat’ı geçerek Batıya doğru ilerleyişini sürdürüyor. Beklenenden hızlı gerçekleşen ilerleyiş sonucu Sarrin’in güneyindeki IŞİD savunma hatları çökmüş, koalisyon bombardımanı karşısında fazla tutunamayan IŞİD güçlerine karşı SDG güçleri hızlı bir ilerleyiş gerçekleştirerek üç günün ardından Tişrin Barajı’na ulaşmayı başarmıştır. IŞİD’in daha önce de benzer durumlar karşısında fazla direnemediği biliniyor. Koalisyon güçlerinin gerçekleştirdiği yoğun bombardıman oldukça etkili olup, daha önce Tel Abyad, doğu, batı ve güney Haseke’deki çatışmalarda da benzer tablolar ortaya çıkmış ve IŞİD güçleri ilerleyen YPG güçleri karşısında fazla tutunamayarak çekilmek zorunda kalmıştı. Son operasyonla ilgili ANHA’ya röportaj veren SDG komutanı ve aynı zamanda YPG üyesi olan Dicvar Hebat, yaptığı açıklamalarda koalisyon güçlerinin gerek mühimmat, gerekse hava saldırılarıyla operasyona destek verdiğini belirtti. Operasyona Rus ordusunun herhangi bir desteği var mı şeklindeki soruya, yalnızca koalisyondan destek aldıklarını, Rus ordusunun Rakka’yı bombalamasına rağmen operasyona aktif anlamda bir destek vermediğini ve aralarında bir koordinasyon olmadığını ifade etti. Operasyona YPG’li Kürt güçlerinin yanı sıra, SDG kapsamında yüzde 30 oranında Arapların da katıldığını açıklayan Hebat, Türkiye’nin Fırat’ın batısına geçilmesinin kırmızı çizgisi olduğu hatırlatılması üzerine, ‘gereken nereyse oraya kadar gidileceğini’ ifade etti. Tişrin Barajı’nın Önemi Halep’in doğusundaki Fırat Nehri üzerinde büyük bir baraj olan Tişrin, Halep’in doğusuyla Rakka’yı birleştiren önemli bir geçiş noktası olarak da ön plana çıkıyor. Doğu Halep’teki en önemli yerleşim yerlerinden biri olan Menbic’e oldukça yakın olan Tişrin Barajı, aynı zamanda bölge için önemli bir enerji merkezi. Daha önce IŞİD’in ele geçirdiği barajdan elde edilen enerjiyi kullandığı ve Halep civarındaki Esed rejimine ait bölgelere uzanan elektrik hatlarından da enerji sattığı rapor edilmişti. Suriye’nin kuzeyindeki dengeler açısından büyük bir öneme sahip olan stratejik Tişrin Barajı, SDG-YPG’nin Fırat’ın batısına geçme stratejisi için son derece hayati bir konuma sahip. Daha önce IŞİD hakimiyetindeki Carablus’tan Fırat’ın batısına geçmeye çalışan YPG güçleri, Türkiye’nin top atışlarıyla müdahalesi sonucu başarısız olmuştu. YPG’nin Fırat’ın batısına geçişini ‘kırmızı çizgi’ olarak açıklayan Türkiye’nin bu hamlesine karşı, SDG-YPG güçleri güneyden dolaşarak Fırat’ın batısına geçmeye çalışıyor. Uzun süredir Afrin’den Haseke’ye kadar bütün bir Türkiye sınırı boyunca Suriye’nin kuzeyinde hakimiyeti ele geçirmek isteyen PYD-YPG güçleri, bu hedefe ulaşmak için yeni bir hamleyle Tişrin Barajı’nı deniyor. Doğu Halep’te Muhtemel Senaryolar SDG-YPG’nin barajın batısına geçerek Menbic’e yürümesi halinde IŞİD’in oldukça zor durumda kalacağı ve Türkiye sınırındaki doğu Halep hakimiyet bölgesiyle, Rakka’daki merkezinin irtibatının tamamen kopacağı ve bu bölgedeki hakimiyetini kısa sürede yitirebileceği ihtimali güçleniyor. Türkiye’nin bu durum karşısında müdahale şansı oldukça az görünüyor. Türkiye sınırında bulunan Carablus’un aksine Tişrin, Menbic hattı kilometrelerce içeride kalıyor ve Türk Ordusu’nun bu noktada SDG-YPG güçlerinin ilerleyişini durdurma imkanı bulunmuyor. Topçu atışı menzilinin dışında olan bu bölgeye Türkiye’nin hava kuvvetleriyle müdahalesi de iki açıdan riskli. Birincisi söz konusu hava sahasını hali hazırda SDG-YPG’ye destek veren koalisyon güçlerinin kullanması ve ikincisi ise Rus uçağının düşürülmesinin ardından Rusya’nın Suriye hava sahasına girebilecek herhangi bir Türk jetini düşürme ihtimali. Bunun yanı sıra böylesi bir hamlenin Türkiye’nin açıkça IŞİD’e yardım ettiği yorumlarına yol açacak olması. Bütün bu tablo içerisinde asıl dikkate değer gelişme ise, IŞİD’in doğu Halep’teki hızlı çöküşü sonrası bu boşluğu kimin dolduracağı. Son günlerde Türkiye sınırı boyunca doğuya doğru Suriyeli muhaliflerin IŞİD’e karşı yavaşta olsa ilerlediği gözleniyor. IŞİD’in Tişrin Barajı ve ardından Menbic’i düşürmesi halinde çöküş senaryosu karşısında bu grupların hızlı bir hamleyle Carablus’a kadar Türkiye sınırını kontrol altına almak isteyebileceği öngörülebilir. Buna karşın son günlerde Kuveyris’i ele geçirmesinin ardından Deyr Hafir’e doğru ilerleyen Esed rejimine bağlı güçler, gelişmelerin hızlanması karşısında kuzeyde Bab şehri, güneyde ise Meskana’ya doğru uzanmaya çalışabilir. Her halükarda IŞİD’in doğu Halep’teki kontrol altında tuttuğu bölgeler, gelecekte SDG-YPG, Suriye muhalefeti ve Suriye rejimi arasında büyük bir hakimiyet mücadelesine sahne olacak gibi görünüyor. Bu bölgede IŞİD’in hakimiyetini yitirmesi Türkiye’yle olan bağlantısını tamamen keseceği gibi, IŞİD’in diğer bölgelerdeki varlığını da kaçınılmaz olarak zayıflatacaktır. Kuşkusuz bu hamlenin en büyük kazananı ise, Afrin’den Haseke’ye Türkiye sınırı boyunca kuzey Suriye’yi hakimiyeti altına almak isteyen PYD-YPG olacaktır.